2. bölüm · Ay Güneşten Daha Güzel

1.

Emine Kılınç

Yazgı , adım bu evet . Anlamı ise kimsenin değiştiremeyeceği önceden belirlenmiş doğa üstü bir güç demek. Bu doğa üstü gücün şimdiye kadar bana bir faydası oldu mu derseniz , ben pek doğa insanı değilim derdim.Bir evin tek çocuğu olmak benim için mükemmeldi. Annem ve babama ne yaşattıysam benden sonra bir çocuk daha yapma gerekliliği duymamışlar. Şaka, annem beni doğururken kalbinin durduğunu söyledi ardından da rahmi alınmış. Yani bilerek çocuk yapmamazlık yok aslında. Canım annem , çok şey yaşamış evet. Ve bu durumdan dolayı bana biraz düşkün , babam ise anneme bu konu da çok destek ve yardımcı olmuş. Hiç bir zaman annem kendini duygusal yönden eksik hissetmemiş. Her neyse bana dönelim. Ben Yazgı,Yazgı Ardıç.

Yatağımda döne döne değilde tepine tepine yatarken her zaman ki uyandığım saat diliminde kalktım ve elim direk telefona gitti. Bir yerde görmüştüm aptal insanlar uyanır uyanmaz telefona bakıyorlarmış. Hadi ordan , gayet zeki bir kızım yani çoğu zaman. Ciddileşebilriz artık , çünkü yan tarafımıza yeni birileri taşınıyor , anneme göre evlerine yerleşir yerleşmez içeriye girip merhaba demem gerektiği. Yanılmışım tabi , yerleşmeden de girilebiliyormuş.

“ Yazgı! ”

Annemin adımı söylemesi ile odamdan koşturarak indim.

“ Geldim ”
Dedim.

Gayet sessiz bir şekilde yan taraftaki komşumuzun kapısından içeriye girdik . Bahçemiz ortaktı, bu ne kadar dezavantaj benim için anlatamam. Çünkü bahçeyi kendime ait bir alan olarak kullanmayı seven birsi olarak zoruma gitmedi değil. İçeride kimse yok gibiydi ardından yukarından inen bir kaç ayak gördük. Bu yeni komşumuz Meryem abla ve arkasında ki gözleri bir ay gibi parlayan , tek dikkatimi çeken o an oydu, adı Bora , Bora Altınkaya. Babasının bir sene kadar önce evde baygın bir şekilde bulunduğunu ve ardından aşırı dozdan öldüğünü söyleyen annesine duygusuzca bakan Bora Altınkaya.

Sanki bir şeyler vardı. Pekte üzülmüyordu artık. Fakat daha bir sene bile olmamıştı, belki de babası ile arası çokta iyi değildi. Annem annesi ile konuşurken camdan dışarıya doğru bakan Boranın yanına gittim. Kendisi 20 yaşındaydı.Yani gayet yetişkin olmuş bir birey sayılırdı artık.

“ Evin tüm yükü sende olmalı. ”

Dedim bu çıkarımlarımı göz önünde bulundurarak. Gayet sessiz ve duymamış gibi yaparak dışarıyı izlemeye devam etti. Duymadığını düşündüm ve omzuna iki kere dokundum. Gayet sakin ama beni öldürmek isteyen bakışları ile

“ Bana son dokunuşun olsun,benimle konuşma.”

Dedi ve evden çıktı.

Akşam eve geldiğimizde çokta umrumda değildi açıkçası, fakat her türlü aklımı karıştıran bazı şeyler vardı . Bakışları,hem hayat dolu hemde o hayatı sona erdirmek isteyen bir karadelik gibiydi. Bakışları beni içine çekiyor ve farkında olmadan öldürüyordu. Belliydi ki kimsenin bilmediği bir şeyler saklıyordu. Bense gereğinden fazla meraklı ve konuşmayı seven bir kızdım.

Günler geçti annem yan taraftaki komşumuz ile daha çok yakınlaştı. Zaten pek bir arkadaşı olmayan annem artık kendine yeni bir arkadaş edinmişti. Çokta yakındılar , Meryem abla sürekli bizdeydi . Nedense annem onlara bir tek taşındıkları gün gitmişti yani iki hafta önce. Ve ben iki haftadır Borayı tek odasının balkonunda gizlice yaptığını sandığı sigara içme eyleminde görüyordum. Yada beni pek siklediğini sanmıyorum. Umrunda değildim açıkçası , o da aynı şekilde benim umrumda değildi. Ama bir şeyler olduğu konusunda hala hem fikirdim.
Annesi Meryem abla bir şeyler anlattı. Kocasının aslında o kadar da çok bağımlı olmadığını talihsiz bir olay yaşandığını da söylemişti. İşte bi gram hayatına mâl olabilirdi. Bora ile odalarımızın balkonları aynı yöne doğruydu ve balkona sadece tüttürmek için çıkıyordu. Ben ise odamı çok verimli kullandığım için her akşam düzenli olarak balkonuma çıkardım ve koltuğuma yayılarak ayın güzelliğine kendimi kaptırırdım. Bu akşam ki görüntüsü ise bana bir karadeliği anımsattı. Çok derin ve sonu olmayan bir şey.

Sabah uyandığımda balkonda uyuyakaldığımı hatırladım. Nasıl olmuştuda kapatma tuşuna basılmışcasına bir an da uyuyakalmıştım. Bu gün en sevdiğim şeylerden birisini yani pateni sürmeye çıkacaktım. Normal yol tırtıklı geldiği için ve paten sürmeyeli yıllar olduğu için bunu bir basket sahasında yapma kararı aldım. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp çıktım ve sitenin basket sahasına girdim. Yavaş yavaş alıştırma yaparken aradan bi yarım saat geçmişti. Biraz oturup dinlenirken içeriye elinde basket topu ile giren Borayı gördüm. Suyumdan bir yudum daha alıp ayağa kalktım ve tekrardan sahanın etrafında dönmeye başladım. Sonuçta Bora için ben yoktum benim içinse o .

Topunu sektirip attıktan sonra top ayağımın dibine düştü. Umursamadan gezinmeye devam ederken topun tekrardan sekip kafama değdini hissettim ve kendimi yerde buldum . O an dengem kaybolmuştu ve yere düşmüştüm. Top avuçlarımın içerisindeydi

“ Bırak bi ”

Dedi Bora, özür dileyecekti belli ki topu bırakıp ayağa kalktığımda

“ Kirlettin işte ”

Diyerekten sözünü devam ettirdi ve elimden topu alıp getirdiği havlusu ile topu sildi.

Sinirden gözlerim dolmuştu , istemsizce düşen bir iki damladan sonra basket sahasından çıktım ve eve döndüm. Annemden gizlice odama kapandım, düştüğümü anlarsa beni rahat bırakmazdı çünkü.Gene umursamamaya çalıştım. İnsan oğlu nankör ve aşağılıktır. Ne yardım sever ne de iyilik bilir. Sen ağlarsın o güler. Ama bu insanlık dışı bir şeydi . Duygusuzcaydı, hislerimi yok sayan türden. Düşmanlık bile duygu ile olurdu bu ise çok ayrı bir şeydi .