1. bölüm / 4
ATEŞİN GELİNİ•Altın Kafesinin Kilit Sesleri
Bölümler 4Şu an: •Altın Kafesinin Kilit Sesleri
Valendor Krallığı’nın heybetli surları, dışarıdan bakan bir yabancı için gücün, ihtişamın ve sarsılmaz bir zenginliğin simgesiydi.
Yüksek kulelerin tepesinde dalgalanan mavi-altın renkli sancaklar, mermer koridorlarda yankılanan topuk sesleri ve kristal avizelerin altında süzülen soylular.
Dışarıdaki dünya için Valendor Krallığı’nın tek prensesi olmak, bir insanın doğabileceği en şanslı kaderdi.
Ama benim için Valendor Sarayı, etrafı keskin sarmaşıklar ve altın tellerle örülmüş, ne kadar çırpınırsam çırpınayım duvarlarını aşamadığım devasa bir hapishaneden farksızdı.
O sabah saraya çöken hava, mevsim bahar olmasına rağmen kış ortasındaki bir fırtınayı andırıyordu.
Odasındaki yüksek kemerli pencerelerden içeri süzülen güneş ışığı bile Kral Alden’ın çalışma masasına çöken o karanlık havayı dağıtmaya yetmiyordu.
Babam, ağır meşe masasının arkasında dimdik oturmuş, elindeki mühürlü parşömeni sert parmaklarının arasında sıkıyordu.
"Bunu anlamak zorundasın Alianna," dedi babam.
Sesinde bir kralın emreden, hiçbir itiraza yer bırakmayan o soğuk ve tartışmasız tonu vardı.
"Kaelen Krallığı ile yüz yıldır süren bu kanlı savaşı, sınırlarımızda can veren binlerce askeri ve yakılan köyleri düşün. Bu yıkımı bitirmenin tek bir yolu var."
"Ve o yol beni kurban etmek mi?" diye sordum.
Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak bir adım öne çıktım.
"Kaelen Krallığı’nın acımasızlığıyla tanınan o kanlı tahtına beni yem olarak mı atıyorsun?"
"Bu bir kurban değil, bir görev!" diye gürledi babam.
Masaya indirdiği yumruğunun sesi yüksek tavanlı salonda yankılandı.
"Prens Lysander ile evleneceksin. Kaelen Kralı Vane, barışın tek teminatı olarak oğlunun seninle evlenmesini şart koştu. Oğulları Prens Lysander önümüzdeki hafta barış antlaşmasını imzalamak ve seni görmek için sarayımıza gelecek."
Prens Lysander düşman toprakların kılıcından kan damlayan genç varisi. Hakkında anlatılan hikâyeler bile saraydaki hizmetlilerin gece fısıltılarıyla ürpermesine yetiyordu.
Savaş meydanlarında merhamet göstermeyen, kalbi taşlaşmış bir adamla ömrümün sonuna kadar aynı çatıyı paylaşma fikri zihnime bir bıçak gibi saplandı.
"Hayır baba!" dedim, gözlerimin dolmasına izin vermeden sesimi olabildiğince dik tutmaya çalışarak.
"Beni sırf siyasi bir harita üzerindeki sınırları değiştirmek için düşmanlarımıza satamazsın! Ben senin piyonun değilim, ben senin tek kızınım! Annem yaşasaydı buna asla izin vermezdi!"
Babamın yüzü 'anne' kelimesini duyduğu an bir anlığına kasıldı ama hemen ardından o taşlaşmış kral maskesini yeniden takındı.
"Annen de bir prensesti Alianna ve o da krallığının geleceği için sorumluluklarını bildi."dedi buz gibi bir sesle.
"Bu evlilik gerçekleşecek. Mühür basıldı, elçiler yola çıktı. Kararım kesindir. Şimdi odana dön ve Prens Lysander'ı karşılamaya hazırlan."
"Asla!" diye bağırdım.
"O nikah masasına oturmaktansa ölmeyi tercih ederim!"
Arkamı dönüp yüksek ahşap kapıları sertçe iterek çalışma odasından dışarı fırladım. Muhafızların şaşkın bakışlarını, koridordan geçen soyluların fısıltılarını ve peşimden koşmaya çalışan mürebbiymis Berta’nın bağırışlarını duymamazlıktan gelerek koşmaya başladım.
Mermer zeminlerin soğukluğu ve elbisemin ağır kumaşları bacaklarıma dolanıyordu ama durmadım.
Sarayın labirent gibi koridorlarını, uzun merdivenlerini birer birer geçtim. Gözlerimden süzülen sıcak yaşlar yanaklarımı yakıyordu.
Valendor’un prensesi olmak bana hiçbir zaman özgürlük getirmemişti ama şimdi geleceğimi de elimden alıyorlardı. Bu evlilikten kaçmak için her şeyi yapacaktım gerekirse tacımı, unvanımı, hatta bu sarayı tamamen arkamda bırakacaktım.
Sarayın arka kapısına giden gizli hizmetçi merdivenlerine yöneldim.
Ağır demir kapıyı aralayıp kendimi sarayın bahçesine, oradan da krallık sınırlarını koruyan o sık ve karanlık ormana doğru attım.
Nefesim kesilene, ayaklarım altımdaki taşlardan uyuşana kadar kaçtım. Ağlamam artık feryatlara dönüşmüştü ama tek bir şeyden emindim. Ne olursa olsun, o adamın karısı olmayacaktım.
Bölüm etkileşimi
