2. bölüm / 4
AŞKI KILIÇ YÖNETİYORAŞKI KILIÇ YÖNETİYOR
Bölümler 4Şu an: AŞKI KILIÇ YÖNETİYOR
- 1 AŞKI KILIÇ YÖNETİYOR885 kelime
- 2 AŞKI KILIÇ YÖNETİYOR1.178 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 AŞKI KILIÇ YÖNETİYOR1.249 kelime
- 4 AŞKI KILIÇ YÖNETİYOR30 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𝟐.𝑩Ö𝑳Ü𝑴 Ç𝑨𝑹Ş𝑰𝑫𝑨𝑲İ 𝑨𝑫𝑨𝑴
Sabaha bu sefer bağırışıma ile değil sessizlik ile başladım. Diz kapagima gelen geceliğimi başka bir degis ile pijama mı soydum ve güzel bir dus aldım. En sevdiğim koku olan lavanta ile tatlı bir duş en sevdiğim şeyler arasındaydı. Üzerime gümüş işlemeli, buz mavisi tonlarında korseli elbisemi geçirmiş, başıma da asaletimi simgeleyen tacımı takmıştım. Normalde kendimi bu kadar süslemem ama dünkü kavgada olan olaylardan sonra kendime daha fazla özenmeye dikkat etmeye and içmiştim. Aşağıya indiğimde babam lavantaları ile ilgileniyordu. İşte benim lavanta sevmem burdan geliyordu.
Babamdan...
Annem ise herzaman ki gibi elinde kağıt kalem hesap yapıyordu. Derin mavi kumaş üzerine göz alıcı altın sarısı barok desenlerle işlenmiş, saray ihtişamını yansıtan devasa bir elbise. Omuzları açıkta bırakan yakası ve dirseklerden kat kat sarkan geniş kolları, krem rengi antika dantellerle süslenmiş. Belden itibaren iki yana doğru kabaran gösterişli eteğinin ön kısmı aristokratik bir perde gibi açılıyor ve altında krem saten astar vardı. Annemin kıyafetlerine her zaman hayran olmusumdur ama hiç böyle giyinme hevesinde olmamıştır. Ne kadar generalin kızıda olsam kednimi diğer insanlarda üstün tutmayı hiç sevmem ama 3 kişi hariç
BORAN
MARGARET ve
Karn...
Güzel bir aile kahvaltısının ardından canım sıkılmıştı. Yanıma sadık şövalyemi alarak şehrin en hareketli, kalabalık çarşı meydanına indim. Amacım biraz olsun kafamı dağıtmaktı ama kaderin benim için bambaşka planları vardı.T
Tezgahlara dalmışım ki bir çocuk topluluğu yanima gelip aniden alay edercesine süs bebeği alay ettiler. Şövalyem çocuklara uzaklaşmalarını söyledi. Kıyafetinden dolayıdır diyerek pek takmadım.
Çarşıdaki tezgahların arasında yürürken, birden önüme küçük bir çocuk fırladı. Ürkek gözlerle bana bakıp elindeki buruşuk bir not kağıdını ve tek bir adet kırmızı gülü bana doğru uzattı.
"Bu size efendim," dedi çocuk kısık bir sesle.
Ne kadar anlam veremesemde belki önemli bişey dir diye gülü ve notu aldım. Kağıdı hızla açıp içindeki el yazısını okuduğumda damarlarımdaki kanın donduğunu hissettim. Notta tek bir cümle yazıyordu:
"VAZGEÇ ŞU İSYANINDAN, SÜS BEBEĞİ."
"Süs bebeği..." Bu lafı bu koca ülkede bana edecek tek bir hadsiz vardı. Öfkeyle çocuğa döndüm, omuzlarından tutup sarsmamak için kendimi zor tutarak, "Bunu sana kim verdi?" diye tısladım.
Çocuk ürkekçe parmağını kaldırıp kalabalığın biraz uzağında, bir tezgahın gölgesinde dikilen adamı işaret etti. Gözlerim o yöne kaydığı an onunla yeniden göz göze geldim.
Karn.
Bugün o her zamanki simsiyah zırhlarının içinde değildi. Üzerine tam da benim elbisemin tonlarıyla uyumlu, gri-mavi renklerde, gümüş işlemeli hafif askeri bir zırh yelek giymişti. Beyaz dökümlü gömleği ve belindeki kahverengi deri kemeriyle hem çok şık hem de her an birini öldürecekmiş gibi tehlikeli duruyordu.
Notu avucumun içinde sıkıştırıp gülü yere fırlattım ve öfkeden gözüm dönmüş bir şekilde doğrudan onun olduğu tarafa doğru yürümeye başladım. Aramızdaki mesafeyi kapatıp tam karşısında durduğumda, o sinir bozucu alaycı gülüşüyle bana tepeden bakıyordu.
"Sen ne hakla bana not gönderirsin?" diye bağırdım, parmağımı göğsüne doğru sallayarak. "Senin o ucuz oyunlarına ayıracak vaktim yok Karn! Süs bebeği dediğin o kadın, senin o kibrini bu meydana gömer!"
Karn hiç istifini bozmadı. Ellerini kemerine yerleştirip hafifçe öne doğru eğildi. "Görüyorum ki notum hedefine ulaşmış." dedi, sesi pürüzsüz ve sinir bozucu derecede sakindi. "Ama bakıyorum da, buraya gelirken bile bana uyum sağlamayı unutmamışsın. Renklerimiz bile aynı. Emm birde ben lavantadan nefret ederim ve senin saçların lavanta kokuyor. Aklında bulunsun Gül kokusu en sevdiğim kokudur."
Onun bu alaycı tavrıyla çileden çıkmıştım ki, arkamda bekleyen şövalyem durumu fark edip araya girdi. Elini kılıcının kabzasına atarak Karn’ın önünde durdu. "Haddini bil, Leydi Valeria ile bu şekilde konuşamazsın. Geri çekil!" diye gürledi.
Karn’ın yüzündeki o alaycı ifade saliseler içinde silindi. Gözleri kapkara, ölümcül bir kuyuya dönüştü. Bir şövalyenin, yani kendi gözünde bir hiç olan adamın ona emir vermesi içindeki canavarı uyandırmıştı.
"Sen..." dedi Karn, sesi buz gibiydi. "Benimle bir daha bu tonda konuşursan, o kılıcı tutacak bir elin kalmaz."
Şövalyem beni koruma içgüdüsüyle öne doğru bir adım daha atıp Karn'ı göğsünden itmeye çalışınca, her şey bir saniyede çığırından çıktı.
Karn, şövalyenin hamlesini havada yakaladı. O kadar hızlı ve güçlüydü ki, şövalyemin bileğini tek bir hamleyle çevirip acıyla inletti. Ardından durmadı; nefret dolu sert bir yumruğu şövalyenin tam suratına geçirdi. Çarşı meydanında kemik kırılma sesi yankılandı. Şövalyem aldığı darbeyle geriye doğru savrulurken, Karn adamın yakasından tuttuğu gibi onu yere fırlattı ve acımasızca ağzını burnunu dağıtana kadar yumruklamaya devam etti.
"Karn, dur! Yeter!" diye çığlık attım, onu durdurmak için üzerine atılacak gibi oldum ama o, kanlı elleriyle doğrulup bana öyle bir baktı ki adımlarım kilitlendi.
"Sana ait olan köpekleri üzerime salmadan önce onlara tasma takmayı öğren, Valeria," dedi, nefne nefese. Elinin tersiyle üzerindeki tozu silkeledi, kılıcını düzeltip bana doğruldu. "Payımızı almayı sen değil biz halledicez. Halledilmesi gereken bişey varsa ben halledicem sen ise sesini çıkartmadan bu işe karışmayacaksın." Bana bu sözleri söyleyen ya alkollü biridir ya ölmek istiyordur yada Karn'dır.
"Haddini fazla aştın, bölgemizin havası iyi gelmedi herhalde. Bir daha da benim şövalyeme köpek diyecek olursan kan olan ellerini temizleyecek su bulamazsın." Dedim. Etraftafımızda bir kalabalık vardı. Meydana geçip "Bu ülkenin sahibi Gideon VANCE , Karısı Alesta VANCE ve kızı Valeria VANCE. Böyle konuşmalar yapmaktan nefret ederim" karn a bir iki adım yaklaştım. "Ama bazıları sanki hatırlamak için can atıyor. Unutan, hafızasını yetiren, hatırlamak isteyen gelsin. Ben hatırlatmasını bilirim. Askerler sizde bir daha bu Süs erkeğini bölgeye almıyorsunuz." Dedim. Bence haddini bildirmiştim. Süs erkeği demem onu kırmış olacak sanmıştım ama ona dönüp baktığımda o yaslanmış beni bir nevi hayranlıkla izliyordu. Diğer şövalyem benim elimden nazikçe tutup yol aldım. Bugün sinirlerim tepemdeydi. Eve geldiğimde bir kalabalık gördüm. Lüks, altın kaplama at arabaları ile donatılmıştı kapımız. Eve girdiğimde babamın en yakın arkadaşı Eros, karısı Nova ve oğlu Adrian. Eros her zamanki gibi altın işlemeli bir çeker. Püsküllü yaka ve dökümlü kırmızı bir gömlek. Kravatı ise gösterişli bir yapıya sahipti. Nova hanım ise mor saf kadifeden oluşan bir elbise. Kalçasından itibaren genişleyen ve dökümü olan fırfırlı bir kumaş parçası çok güzel duruyordu , yarım kol kısmı süslü ve üzerinde duran nadir taşlar insanı büyülüyordu. Adrian ise mor ve altın işlemeli kravatı, yarım uzun olan ceketinin içindeki altın işletmeler ona ayrı bir hava katmıştı. İçeri girdim öne eğilip bir selam verdim. Ve sonra babamın yanına oturdum. "Hoşgeldin valeria, umarım iyisindir" dedi Erson beyefendi . Sonra bir an dona kaldı resmen. "Biz bugün baban ve annen ile uzun zamandır düşündüğümüz bir konuda karar kıldık. Ve sen olduğun için konu, sana da danışmak istedik" bir an duraksadım. Benim ile ilgili ne olabilir di ki. Duruşumu düzeltip dinlemeye devam ettim. Ve babam "Ah benim prensesim , gün gelipte senle bu konuşmayı yapacağım mı tahmin etmezdim ama bu son olanlardan sonra seni korumamız lazım. Kızım karşı düşman bölgemiz bizden toprak istiyor, toprak çocuk işi değildir. Savaş çıkarta bilirler. Ve hefleri her zaman sen okucaksın çünkü bugün bana onların adamlarından sürekli tehdit geldi. Seni korumamız lazım o yüzden seni Adrian ile nikahlamya karar verdim." Babama inanmadım ben ve evlenmek.
ASLA!
Bir süre donup kaldım. Çünkü babamın benim böyle birşey yapmayacağımı bile bile sorması beni üzdü ve şaşırttı. "Efendim kusura bakmayın ama ben böyle bişey yapmam , özellikle babam Gideon'un da dediği gibi savaş olasılığı varken ben evlenme gibi bir durum da bulunamam kusura bakmayın ve iyi akşamlar diliyorum " diyip merdivenlerden çıkmaya gittim . Herkes şok olmuştu çünkü benim itaat edip evleneceğimi düşünmüşlerdi. Ama asla ben itaat etmezdim,ettiridim.
DEVAM EDECEK....
Bölüm etkileşimi
