2. bölüm / 18
ANLAŞMA1. Bölüm
Bölümler 18Şu an: 1. Bölüm
- 1 🎉Karakter tanıtımı 🎉201 kelime
- 2 1. Bölüm1.929 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm953 kelime
- 4 3. Bölüm996 kelime
- 5 4. Bölüm2.142 kelime
- 6 5. Bölüm1.926 kelime
- 7 6. Bölüm1.307 kelime
- 8 7. Bölüm3.454 kelime
- 9 8. Bölüm2.117 kelime
- 10 9. Bölüm1.720 kelime
- 11 10. Bölüm3.236 kelime
- 12 !DUYURU!30 kelime
- 13 11. Bölüm1.733 kelime
- 14 12. Bölüm1.646 kelime
- 15 13. Bölüm1.579 kelime
- 16 14. Bölüm1.185 kelime
- 17 15. Bölüm2.405 kelime
- 18 16. Bölüm4.307 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni dosya gelmişti önüme dosyayı ilk açtığımda gördüğüm isim Koray Akçay ben bu dosyayı yıllardır istiyordum sonunda bana vermiştiler dosyayı. Kapım çalındı;
Ben"Gel"
Emir" Naber savcım"
Ben" Emir sonunda dosyayı bana verdiler"
Emir" Hangi dosya?"
Ben" Koray Akçay"
Emir" Ben de tam bu konu için geldim aslında "
Ben" Ne oldu?"
Emir" Biliyorsun abim yeni çıktı hapisten sizi tanıştırmak kısmet olmadı tabi abim yokken ben şirkete bakıyordum şimdi yine avukatlığa döndüm. Koray da abimden şirketi almak istiyor."
Ben" Emir bunun altında başka birşey var"
Emir" Bende öyle düşünüyorum "
Dosyayı kapatmadım. Parmaklarım hâlâ kapağın üzerindeydi.
İsmi zihnimde yankılanıyordu: Koray Akçay.
Ben:
“Emir… Koray’ı sadece iş dünyasından mı tanıyorsun?”
Emir duraksadı. Gözleri bir an kaçtı.
“Hayır.”
Başımı kaldırdım.
“Demek üniversite.”
Emir hafif bir tebessüm etti ama içinde pişmanlık vardı.
“Üçümüz de aynı fakültedeydik. İlk yıl… çok yakındık.”
O an geçmiş, dosyanın arasından çıkıp odanın ortasına oturdu sanki.
Emir devam etti:
“Sen en disiplinli olanımızdın Defne. Hep adalet, hep doğru olan. Ben daha çok arabulucuydum. Koray ise… hırslıydı. Çok hırslı.”
Sandalyeme yaslandım.
“Hatırlıyorum. Hep ‘bir gün çok büyük olacağım’ derdi.”
Emir başını salladı.
“Evet ama ne pahasına olursa olsun.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra Emir’in sesi sertleşti.
“Kopuş o staj meselesiyle oldu.”
Kaşlarımı çattım.
“Sahte belgeler…”
Emir:
“Evet. Sen fark etmiştin. Bildirmek istedin. Ben kararsız kaldım. Koray ise bunu ihanet saydı.”
Gözlerimi kapatıp kısa bir nefes aldım.
“Sonra bir gecede ortadan kayboldu.”
Emir:
“Ve yıllar sonra… bu adam olarak geri döndü.”
Dosyayı tekrar açtım.
“Demek üniversitede yarım kalan bir hesap var.”
Emir bana baktı.
“Defne, Koray bu işi sadece para için yapmıyor. Abimin şirketi onun için bir koz.”
Ben:
“Beni tanıyor. Nasıl çalıştığımı biliyor.”
Emir:
“Ve seni durdurmak isteyecek.”
Tam o anda kapı tekrar çalındı. Miray gelmişti.
Miray" Yemeğe çıkalım"
Ben"" Tamam çıkalım"
Ben dosyayı kapatıp çantama koydum ve o sırada kapı çaldı
"Savcım kardeşiniz Yusuf karakola alınmış " ben " Tamam"
Emir" Bizimki yine iş başında "
Miray" Canı sıkılmış çocuğun "
Ben" Bende onun canını sıkacak"
Miray" Karışma Yusuf'uma "
Emir" Yusuf'un"
Miray" Evet Yusuf'um"
Emir" Ben bir goruseyim bu Yusuf'unla "
Ben kahkaha atarken Miray " Uzatma Emir"
Ben" Tamam siz yemeğe çıkın bende benimkinin yanına gideyim"
Miray" İstersen bizde gelelim"
Ben" Gerek yok siz de baş başa vakit geçirin "
Emir" Bak dost dediğin böyle olur"
Hep birlikte adliyeden çıktık ben karakola geçtim
Karakolun önünde durduğumda akşam çökmeye başlamıştı. Neon ışıklar asfaltın üstünde titreşiyordu. İçeri girerken rozetimi gösterdim, nöbetçi polis hemen ayağa kalktı.
“Savcım.”
“Kardeşim Yusuf.” dedim kısa ve net.
“Nezarette.”
Başımı salladım.
“Yalnız mı?”
Polis tereddüt etti.
“Değil savcım… içeride bir kişi daha var.”
“Sebep?”
“Alakasız bir dosya. Alkollü mekânda çıkan bir tartışma. İsmi… Onur.”
İsme takılmadım. O an tek düşündüğüm Yusuf’tu.
Nezarethanenin kapısı açıldığında içeriden boğuk bir sessizlik geldi. Yusuf köşedeki bankta oturuyordu, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzü asıktı. Karşı köşede ise tanımadığım biri vardı. Sırtını duvara vermiş, sakin ama tetikte bakıyordu.
Yusuf beni görür görmez doğruldu.
“Abla…”
“Sus.” dedim.
“Henüz konuşma hakkın yok.”
Yanına yaklaştım.
“Ne yaptın?”
“Bir şey yapmadım.” dedi hızlıca.
“Kendi kendine büyüdü.”
Kaşımı kaldırdım.
“Senin olayların hep kendi kendine büyür zaten.”
Arkamdan sakin bir ses geldi.
“Bazı şeyler gerçekten kendi kendine büyür savcım.”
Başımı çevirdim. İlk defa diğer adama baktım.
Uzun boylu, yüzünde hafif bir morluk vardı ama ifadesi sakindi. Gözleri direkt gözlerime bakıyordu.
“Sen?” dedim.
“Onur.”
Kısa bir duraksama.
“Yanlış yerde, yanlış zamanda.”
Yusuf homurdandı.
“Bir de filozof çıktı başımıza.”
Ona sert bir bakış attım.
“Yusuf.”
Sonra tekrar Onur’a döndüm.
“Dosyan?”
“Bir bar kavgası.”
Omuz silkti.
“Ben ayırmaya çalışırken iş üzerime kaldı.”
Polis memuru araya girdi.
“Savcım, Onur Bey’in ifadesi alındı. Karşı taraf şikâyetçi ama olay büyümedi.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Yusuf’a döndüm.
“Senin durumun farklı. İki tanık var, biri de polis.”
Yusuf başını öne eğdi.
“Biliyorum.”
Nezarethanede kısa bir sessizlik oldu. Onur bu sessizliği bozmadı, sadece olan biteni izledi. Sanki bu tip yerlere yabancı değildi ama alışmış da değildi.
Polise döndüm.
“İkisi de burada kalsın. Sabah devam edeceğiz.”
Yusuf başını kaldırdı.
“Abla ama—”
Ben" Kavgaya karışmadan önce düşünecektir Yusuf "
Sesim yumuşamadı.
“Nezaret.”
Kapı kapanırken Yusuf’un bakışlarını hissettim.
Onur ise tek kelime etmedi.
Koridora çıktığımda derin bir nefes aldım.
Bu gece uzun olacaktı.
Gece yarısına doğru karakol iyice sakinleşmişti. Sadece floresan lambaların cızırtısı ve arada bir geçen polislerin ayak sesleri…
Nezarethanede ise durum pek de sakin sayılmazdı.
Yusuf bankta yayılmış, ellerini ensesinde birleştirmişti.
Onur karşı köşede oturuyor, olan biteni sessizce izliyordu.
Yusuf iç çekti.
“Var ya… benim başıma gelenler film olur.”
Onur gözünü bile kaldırmadan konuştu.
“Film olsa sen yan karakter olurdun.”
Yusuf hemen doğruldu.
“Ne demek yan karakter?”
“Çünkü sürekli olay çıkaran ama ders almayan tipler hep yan roldedir.”
Yusuf bir an durdu, sonra kaşlarını çattı.
“Bak sen… filozof.”
Onur gülümsedi.
“Yok. Sadece hayat tecrübeli.”
Yusuf kahkaha attı.
“Abi sen de benim gibi misin? Ailede herkes ‘akıllı’, bir tek biz ‘problem’?”
Onur omuz silkti.
“Benimkiler bana ‘fazla sakin’ der. Belli ki burada denge bozulmuş.”
Tam o sırada Yusuf kapıya seslendi.
“Memur bey! Çay yok mu burada?”
Nöbetçi polis kafasını uzattı.
“Burası nezarethane, kafe değil.”
Yusuf ciddiyetle başını salladı.
“Belli oluyor zaten.”
Polis gözlerini devirip gitti.
Onur kısık sesle güldü.
“Cesursun.”
“Yok.” dedi Yusuf.
“Ablam savcı.”
Onur başını çevirdi.
“Az önce gelen?”
Yusuf gururla sırıtıp" Evet birazdan çıkarır beni.”
Onur saate baktı.
“Bahse girerim sabaha kadar buradasın.”
Yusuf elini uzattı.
“İddia mı?”
Onur elini sıkmadı.
“Savcıyı kızdırmış gibisin.”
Yusuf iç çekti.
“Evet… o kötü."
O sırada kapı açıldı. Defne elinde evraklarla içeri girdi. Yorgun ama kontrollüydü.
Yusuf umutla ayağa fırladı.
“Abla!”
Defne tek bakış attı.
“Otur.”
Yusuf tekrar çöktü. Onur kaşlarını kaldırdı.
Defne polise döndü.
“Sabah ilk iş ifadeler yenilenecek.”
Sonra Yusuf’a baktı.
“Sen burada kalıyorsun.”
Yusuf dramatik bir sesle: " Adalet nerede?”
Defne sakince cevapladı." Benim.”
Onur kendini tutamayıp güldü.
Defne’nin bakışları anında ona döndü.
“Komik bir şey mi var?”
Onur hemen ciddileşti.
“Hayır savcım. Refleks.”
Defne kısa bir an durdu.
“Sen sakin ol. Bu iyi bir özellik. Burada nadir.”
Onur hafifçe gülümsedi.
“İltifat sayarım.”
Defne cevap vermeden arkasını döndü.
Kapı kapanırken Yusuf Onur’a fısıldadı:
“Gördün mü… cezaevi gibi ama aile ortamı.”
Onur başını salladı.
“Ben yanlış dizinin setine düşmüşüm.”
Nezarethane kapısı kapandıktan sonra içeride birkaç saniyelik bir sessizlik oldu.
Yusuf bu sessizliği bozmakta gecikmedi.
“Abi…”
Onur’a döndü.
“Benim ablam az önce sana iltifat etti farkında mısın?”
Onur kaşını kaldırdı.
“Azar yerken mi?”
“Evet.” Yusuf ciddiyetle başını salladı.
“Bu bizde sevgi göstergesi.”
Onur hafifçe güldü.
“Zor bir aile.”
Yusuf esnedi, bankta yan döndü.
“Sen niye bu kadar sakinsin ya? İnsan en azından bağırır, çağırır.”
“Bağırınca kapı açılmıyor.” dedi Onur.
“Denendi.”
Yusuf merakla döndü.
“Denendi derken?”
Onur omuz silkti.
“Tecrübeyle sabit.”
Yusuf bir an düşündü.
“Abi sen kesin masum bir şeyden girdin buraya.”
Yusuf kaşlarını çattı.
“Dur… sen de mi ‘yanlış anlaşıldım’cılardansın?”
Onur gülümsedi.
“Hayır. ‘Yanlış yerdeydim’cilerdenim.”
Yusuf başını salladı.
“Tehlikeli grup.”
Bir süre sessizlik oldu. Yusuf tavana bakıyordu.
“Acıktım.”
Onur cevap vermedi.
“Çok acıktım.”
Yine cevap yok.
Yusuf"Bak konuşmazsan memura yine çay diye bağırırım.”
Onur gözlerini kapattı. " Yapma.”
Yusuf sırıttı.
“Demek korkuların var.”
Tam o sırada kapının küçük penceresi açıldı. Nöbetçi polis içeri baktı.
“Bir sorun mu var?”
Yusuf masum bir sesle:
“Yok memur bey. Sohbet ediyoruz. Sosyal rehabilitasyon.”
Polis gözlerini kıstı.
“Uyuyun.”
Pencere kapandı.
Onur hafifçe başını salladı.
“İnanılmazsın.”
“Teşekkür ederim.” dedi Yusuf.
“Bu bir yetenek.”
Bir süre sonra Yusuf ciddileşti.
“Abi… sabah çıkar mıyız sence?”
Onur saate baktı.
“Ben çıkarım.”
Yusuf umutlandı.
“Ben de mi?”
Onur ona baktı.
“Sen… ders alırsan belki.”
Yusuf güldü.
“Ben ders alacak olsam burada olmazdım.”
O sırada koridordan ayak sesleri geldi. Defne’nin sesi uzaktan duyuldu.
“Yusuf, uyuyor musun?”
Yusuf hemen sırtüstü yattı, gözlerini kapadı.
“Uyuyorum!”
Defne kapının önünde durdu.
“Uyuyan insan konuşmaz.”
Yusuf gözünü açmadan mırıldandı.
“Ben özel yetenekliyim.”
Defne içeri baktı, Onur’la göz göze geldi.
Bir an duraksadı.
“Gürültü istemiyorum.”
Onur başını salladı.
“Merak etmeyin savcım. Kontrol altında.”
Defne Yusuf’a son bir bakış attı.
“Sabah görüşürüz.”
Kapı kapandı.
Yusuf gözlerini açtı.
“Gördün mü?”
Onur anlamadı.
“Neyi?”
Yusuf" Ablam beni seviyor.”
Onur güldü.
“Evet… belli.”
Sabah olduğunda karakolun havası değişmişti.
Neonlar sönmüş, floresanlar bile daha az yargılayıcı bakıyordu.
Yusuf gözlerini açtı, esnedi. “Abi… hayattayız dimi?”
Onur gözünü araladı. “Maalesef.”
Emir" Abi niye bana haber vermiyorsun burada olduğunu "
Yusuf" EMİRR"
EMİR" Sen hâlâ çıkmadın mı"
Yusuf" Ablam ceza verdi "
Emir" İyi olmuş sana"
Onur" Emir ne zaman çıkıyorum "
Yusuf" Bir dakika siz kardeşmisiniz"
Emir" Evet abim siz nerden tanışmıyorsunuz"
Yusuf" Biz burda tanıştık filozof abiyle"
Emir kahkaha atıp " Filozof"
Onur" Başıma bela oldu"
Yusuf" Kırılıyorum abi"
Ben içeri girdiğimde " Ne oluyor burada?"
Yusuf " Sayın savcı ablam Biliyormusun Emir ve filozof abi kardeş"
Ben" Ne ?"
Emir" Ben Türkçeye çevireyim Onur benim abim "
Ben" Senin şu meşhur abin"
Emir" Evet "
Onur" Ben ne ara meşur oldum."
Emir" Abi benim aynı savcı bir arkadaşım vardı seninle bir türlü tanıştıramadım ya işte Defne"
Onur" Demek ki tanışmak şimdiye kısmetmiş"
Emir" Pek iyi bir yer değil ama olsun"
Ben" Tamam Onur senin dosyan kapandı çıkabilirsin"
Yusuf" Yaaa ben"
Ben" Sende"
Yusuf " Çok şükür"
Emir Yusuf’un omzuna vurdu.
“Hadi çıkıyoruz. Miray bizi bekler, ortalığı daha fazla karıştırmayalım.”
Yusuf çıkarken Defne’ye döndü.
“Abla… bak söz, usluyum.”
Defne tek kelime etti:
“Git.”
Yusuf gülümsedi, Emir ve Miray’la birlikte kapıdan çıktılar. Koridordaki gürültü onların ardından yavaş yavaş çekildi. Karakolda tuhaf bir sessizlik kaldı.
Defne dosyaları koltuğunun altına aldı, çıkışa yöneldi.
Onur birkaç adım geriden yürüyordu.
“Beni serbest bıraktığınız için teşekkür ederim.” dedi sakin ama mesafeli bir sesle.
Defne durmadan cevap verdi.
“Teşekkürlük bir şey yok. Dosya kapandı.”
Onur hafifçe gülümsedi.
“Her dosya gerçekten kapanmaz.”
Defne aniden durdu.
“Bak Onur… kardeşinle arkadaş olabilirim ama seninle mesafemi korurum.”
Onur da durdu.
“Beni tehdit mi ediyorsun?”
Ben" Uyarıyorum.”
Arada garip bir gerilim vardı; ne tamamen düşmanca ne de rahat. Sanki ikisi de diğerinin sınırlarını test ediyordu.
Defne anahtarı çantasından çıkardı.
O sırada bir şey fark etti.
Durdu.
Bir adım geri attı.
Bakışları arabasının altına kaydı.
Kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
Onur onun donduğunu fark etti.
“Ne oldu?”
Defne sesi kısık ama net konuştu.
“Herkes dursun.”
Onur refleksle etrafına baktı.
“Savcım”
Defne yavaşça elini kaldırdı.
“Kimse yaklaşmasın.”
Onur’un yüzü ciddileşti.
“Ne görüyorsun?”
Defne gözünü arabadan ayırmadan konuştu.
“Yanlış bir şey.”
Bir polis yaklaşmak üzereydi.
Defne sert bir sesle bağırdı:
“DUR! Geri çekilin!”
Karakolda bir anda hareketlilik başladı.
Onur hiç soru sormadan Defne’nin yanına geçti.
“Bu bir ihtimal mi…” diye sordu alçak sesle.
Defne başını salladı.
“Evet.”
Onur hiç düşünmeden kolundan tuttu.
“Herkesi uzaklaştıralım.”
Defne kısa bir bakış attı.
“Emir ve Yusuf nerede?”
“Çıktılar.”
Defne derin bir nefes aldı.
“İyi.”
İkisi birlikte bağırmaya başladılar.
“HERKES GERİ!”
“ALANI BOŞALTIN!”
İnsanlar panikle uzaklaşırken Defne ve Onur da geri çekildi. O an zaman yavaşladı sanki.
Bir saniye sonra…
ŞİDDETLİ BİR PATLAMA SESİ.
Yere savruldular.
Kulaklar çınladı. Camlar paramparça oldu. Ortalık toz duman.
Birkaç kişi yaralanmıştı gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Hemen ayağı kalktım yandaki perdeyi çektim Onur'u gördüm
Ben" İyi misin?"
Onur" Sayılır sen"
Ben" İyiyim"
Hemşire geldi " Nasılsınız?"
Ben" İyiyim digerlerin durumu nasıl "
Hemşire" Ufak tefek sıyırıklar var sadece "
Hemşire ilk beni sonra Onur'u kontrol ettikten sonra çıkabileceğini söyledi. Benim elimde ufak zedelenmeler vardı kaşım da ufak kanıyordu yarabandi takmışlardı patlamadan dolayı bayılmışım. Onur'un da yüzünde hafif çizikler ve kolunda kesik vardı dikiş atılmıştı.
Ben" Emir'i ara gelip alsın bizi"
Onur" Haber verdim gelir şimdi. "
10 dk sonra Emir ve Miray gelmişti.
Miray" İyimisini?"
Ben" İyiyiz"
Emir" Kim bunu yapan"
Onur" Koray' dan başkası olamaz"
Emir" Yine başladı desene"
Ben" Bu sefer sağ bırakmam onu ilk bana verseydiler dosyayı böyle olmazdı"
Onur" Sizin Koray ile alıp veremediğiniz ne?"
Ben" Bizim üniversiteden arkadaşımızdı onun işine mani olunca başka bir arkadaşımızı işinden etti sonra da defolup gitti şimdi de intikam almak istiyor ama ben onun yanına bırakmam oda biliyor şimdi de karşılık bekliyor."
Emir" Tamam çıkalım artık. "
Bölüm etkileşimi
