1. bölüm / 3
Anı arşiviBölüm 1 Sıradan bir gün.
Bölümler 3Şu an: Bölüm 1 Sıradan bir gün.
- 1 Bölüm 1 Sıradan bir gün.680 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2 Fotoğraflar896 kelime
- 3 Bölüm 3439 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı insanlar güne alarm sesiyle uyanır.
Ben ise Mia’yla.
Yüzümde dolaşan yumuşak patilerle gözlerimi araladığımda kedim çoktan görevini tamamlamış gibi yatağın ucuna kurulmuştu.
“Sabahın köründe yine mi?”
Mia cevap vermedi.
Elbette vermedi.
Sadece kuyruğunu sallayıp bana baktı.
Telefonumu komodinin üzerinden aldım.
07.12.
Cumartesi.
Normalde hafta sonları biraz daha uyurdum ama Mia’nın bu konuda farklı planları vardı.
Yatağın içinden homurdanarak çıktım ve perdeyi araladım.
Gökyüzü griydi.
İstanbul’un sevdiğim taraflarından biri buydu.
Bazı günler şehir milyonlarca insanın yaşadığı bir yer gibi değil de dev bir anının içinde sıkışıp kalmış gibi görünürdü.
Mutfaktan kahve makinesinin çalıştığını duyunca irkildim.
Sonra hatırladım.
Dün gece zamanlayıcıyı kurmuştum.
“Kendi kendime küçük sürprizler yapmaya başlamam normal mi acaba?”
Mia mutfağa doğru koştu.
Onu takip ettim.
Kahve kokusu çoktan evi doldurmuştu.
Küçük dairem büyük değildi ama bana yetiyordu.
Bir salon.
Bir yatak odası.
Bir mutfak.
Ve her köşesinde Mia’nın tüyleri.
Kahvemi hazırlayıp pencerenin önündeki sandalyeye oturdum.
Şehrin yavaş yavaş uyanışını izlemek hoşuma gidiyordu.
İnsanlar işe yetişmeye çalışıyor.
Arabalar korna çalıyor.
Birileri kahvaltı yapıyor.
Birileri muhtemelen hayatının en kötü gününü yaşıyor.
Dünya dönmeye devam ediyordu.
Telefonum titredi.
Ece.
Bir fotoğraf göndermişti.
Köpeği yine kameraya saldırıyordu.
Gülerek mesajı açtım.
“Bu salak yine telefonumu düşürdü.”
Parmaklarım hızla ekranda dolaştı.
“Hak etmişsin.”
Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.
“Seni seviyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Yakalandım.”
İstemsizce gülümsedim.
Ece çocukluğumdan beri hayatımdaydı.
Bazı insanlar aile olur.
Bazıları aileden daha fazlası.
Telefon tekrar titredi.
Bu kez gülümsemem kayboldu.
Anne.
Arıyordu.
Ekrana birkaç saniye baktım.
Sonra telefonu sessize aldım.
İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluştu.
Annemle konuşmaktan nefret etmiyordum.
Ama konuşmayı da istemiyordum.
Aramızdaki ilişki tuhaf bir ip gibiydi.
Ne tamamen kopuyordu ne de düğümleri çözülüyordu.
Arama sona erdi.
Birkaç saniye sonra mesaj geldi.
“Beni ara.”
Telefonu masaya bıraktım.
Kahvemden bir yudum aldım.
Aramadım.
Çünkü konuşacak bir şeyimiz olduğunu düşünmüyordum.
Ya da belki konuşmak istemediğim şeyler vardı.
Hangisi olduğunu bilmiyordum.
Ama o sabah bunun üzerinde durmadım.
Henüz.
Öğleden sonra evden çıkmaya karar verdim.
Bütün sabahı bilgisayar başında geçirmiştim ve başım ağrımaya başlamıştı.
Mia çoktan koltuğun üzerine yayılmış, dünyanın bütün sorumluluklarından kurtulmuş gibi uyuyordu.
“Bazılarımızın faturaları var, haberin olsun.”
Bir kulağını oynattı.
Sanırım bu onun umursamama şekliydi.
Anahtarlarımı alıp evden çıktım.
Sokağa adım attığımda hafif bir rüzgâr vardı.
Yaşadığım mahalleyi seviyordum.
Aileme yeterince yakın, nefes alabileceğim kadar uzak.
Bu dengeyi kurmak yıllarımı almıştı.
Sahile doğru yürürken kulaklıklarımı taktım.
Müzik açmadım.
Sadece etraftaki sesleri dinledim.
Martıların bağırışları.
Dalgaların kıyıya vurması.
İnsanların birbirine karışan konuşmaları.
Bazen dünyanın en güzel sesi sessizlikti.
Sahildeki boş banklardan birine oturdum.
Çantamdan günlüğümü çıkardım.
Kapağı eskimişti.
Kenarları yıpranmıştı.
Ama yıllardır benimleydi.
İlk sayfayı açtım.
Kalemi elime aldım.
Birkaç saniye düşündüm.
Sonra yazmaya başladım.
“Bazı günler her şey yolunda görünür.”
“İnsanlar güler.”
“Kahveler içilir.”
“Gün batımı izlenir.”
“Ama yine de insanın içinde açıklayamadığı bir boşluk kalır.”
Kalemin ucunu sayfadan kaldırdım.
Bu boşluğun ne olduğunu bilmiyordum.
Belki de hiçbir zaman öğrenemeyecektim.
Defteri kapattım.
Güneş yavaş yavaş ufkun arkasına çekiliyordu.
Gökyüzü turuncudan mora dönüyordu.
Bir süre sadece denizi izledim.
Sonra eve döndüm.
Kapıyı açar açmaz Mia’nın miyavlamasıyla karşılandım.
“Tamam, tamam.”
Mama kabını doldururken telefonum mutfak tezgâhının üzerinde titredi.
Başta önemsemedim.
Ece’den gelen yeni bir köpek fotoğrafı sanmıştım.
Ama ekran ikinci kez yandığında gözüm istemsizce bildirime kaydı.
Kaşlarım çatıldı.
Tanımadığım bir gönderici vardı.
Numara görünmüyordu.
Ne isim vardı ne de profil fotoğrafı.
Sadece tek satırlık bir bildirim.
Ekrana biraz daha yaklaştım.
Kalbim sebepsiz yere hızlandı.
Mesajda sadece şu yazıyordu:
Anılarınız başarıyla geri yüklendi.
Donup kaldım.
Birkaç saniye boyunca ekrana baktım.
Mesajı açmaya çalıştım.
Bildirim kayboldu.
Kaşlarım daha da çatıldı.
Mesaj kutuma girdim.
Hiçbir şey yoktu.
Ne mesaj.
Ne bildirim.
Ne gönderici.
Sanki birkaç saniye önce gördüğüm şey hiç yaşanmamıştı.
Boğazım kurudu.
Telefonu kapatıp açtım.
Tekrar kontrol ettim.
Yine hiçbir şey bulamadım.
Mutfakta yalnızdım.
Saatin tik takları duyuluyordu.
Mia ayaklarıma sürtündü.
Derin bir nefes aldım.
“Harika.”
Başımı iki yana salladım.
“Şimdi de hayal görmeye başladım.”
Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi.
O gece yatağa girdiğimde telefonumu komodinin üzerine bıraktım.
Uyumadan önce son kez ekrana baktım.
Hiçbir şey yoktu.
Yine de garip bir his içimi kemiriyordu.
Sanki unuttuğum bir şey vardı.
Önemli bir şey.
Ve ne kadar uğraşırsam uğraşayım ona ulaşamıyordum.
Gözlerimi kapattım.
Uyku yavaş yavaş üzerime çökerken zihnimde tek bir düşünce dolaşıyordu:
Ya gerçekten unutmuşsam?
Bölüm etkileşimi
