Andoalen Diyarı kitap kapağı

27. bölüm / 28

Andoalen Diyarı

Özel Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: Hayal Zago

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Özel Bölüm 1

Andoalen Diyarı, Irene’nin ölümünden sonra sessizliğe gömüldü. Her köşede onun yokluğunun ağırlığı hissediliyordu. Saray soğuktu ve boştu; ne şölenler düzenleniyordu ne de halk kendilerini onun gibi koruyup kollayacak birini bulabiliyordu. En çok da Odeon için her şey kökten değişmişti.

Günler boyunca odasına kapanmış, kimseyle konuşmamıştı. Irene'nin ardında bıraktığı boşluk, Odeon’un ruhunda derin yaralar açmıştı. Yıkımın etkisi sarayda giderek daha hissedilir oldu ve bir karar alındı: Odeon, diyardan ayrılacak, kendini toparlayıp gücünü yeniden bulana kadar uzak diyarlarda kalacaktı. Belki de artık Andoalen’in ihtiyaç duyduğu kişi olamayacağının farkına varmıştı.

Sessiz bir veda töreni düzenlendi. Odeon, Irene’nin gölgesinde var olan her şeyi geride bırakarak ayrıldı. Halk, bu vedayı hüzünle izledi. Diyarın koruyucusu, kralı onları terk ediyordu, ama kimse onu yargılamıyordu; herkes, onun acısının hiçbir şeye benzemediğini biliyordu. Irene'nin hatırası, onunla birlikte sürgüne gidiyormuş gibiydi.

Anastasia da bu yıkımın ortasında güçlü durmaya çalışsa da Irene’nin ardından gelen boşluk ona ağır geliyordu. Irene'nin en yakın dostuydu, onunla omuz omuza savaşmış, birlikte büyümüşlerdi. Ancak Irene olmadan saraydaki yerini kaybetmiş gibiydi. O da, kendi isteğiyle sürgüne gitmeyi kabul etti.

Anastasia diyarı terk ederken ardında ağır bir geçmiş bıraktı. Sarayda kalan herkes, Irene’nin ölümünün sadece bir kişinin kaybı olmadığını, tüm Andoalen’i saran bir karanlığın başlangıcı olduğunu hissediyordu. Her şey, Irene'nin geri dönmeyeceği bilinciyle daha da hüzünle örtülüyordu.

Zamanla diyar, iki büyük gücünü yitirmiş olarak zayıflıyor, halk yeni bir umut arıyordu. Bu umut, beklenmedik bir yerden, Irene'nin geride bıraktığı iki varisten biri olan Alisa veya erkek kardeşinden doğabilirdi.

Odeon, Irene’nin ardından kendi içine kapanmış, günlerdir kimseye görünmemişti. Saray halkı onun yasının ağırlığını duyuyor, bu sessizliğin diyarı daha da karanlığa sürüklediğini hissediyordu. Fakat sonunda, Irene’nin anısına düzenlenecek olan bir toplantıya katılmak için odasından çıkmaya karar verdi. Saray koridorlarında, yalnız ve kederli bir gölge gibi ilerlerken, gözleri yalnızca Irene ile paylaştıkları anılara dalmıştı.

Toplantı salonuna girdiğinde herkes başını eğdi; kimse göz göze gelmeye cesaret edemiyordu. O, bu acı dolu bakışları görmezden gelerek doğrudan Anastasia’nın karşısına geçti. Bir süre sessizce birbirlerine baktılar. Anastasia’nın gözlerinde hem acı hem de suçluluk vardı; Odeon’un bakışları ise soğuk ve öfkeliydi.

Anastasia, derin bir nefes alarak sessizliği bozdu. "Odeon," dedi fısıldar gibi, "Irene... O, gerçekten gitti."

Bu sözler Odeon'un öfkesini tetikledi. Gözlerindeki acı, sert ve dolaysız bir öfkeye dönüştü. "Evet, gitti," dedi dişlerini sıkarak. "Ve bu senin suçun, Anastasia!"

Anastasia şaşkınlıkla geri çekildi, fakat Odeon hızla üzerine yürüdü. "Senin yüzünden oldu bunlar!" diye haykırdı. "Ona destek olmak yerine ona sırt döndün. Bu yolu ona gösteren sendin!"

Anastasia, Odeon’un suçlamaları karşısında güçlü durmaya çalışarak cevap verdi. "Odeon, bu adil değil!" dedi sesi titreyerek. "Irene kendi yolunu seçti. Onu kimse durduramazdı. Sen bile..."

Bu sözler Odeon’u derin bir sessizliğe itti. Bir an için Anastasia’nın haklı olabileceğini düşündü, ancak acısı bu düşünceyi kabullenmesine izin vermedi. "Ben... onu koruyamadım," diye fısıldadı kendine. "Irene’yi kaybettim, ve şimdi… her şey daha da anlamsız."

Anastasia, onun bu kırılgan halini görünce bir adım yaklaştı. "Odeon," dedi yumuşak bir sesle. "Bizler hala buradayız. Irene’nin anısını yaşatmak için... onun uğruna mücadele etmek için buradayız."

Ancak Odeon, yüzünü çevirdi. "Sen," dedi acı dolu bir sesle, "dostunun yanında olmak yerine ona daha fazla yük yükledin."

Anastasia gözlerindeki yaşları gizlemek için başını eğdi. "Elimden geleni yaptım," dedi sessizce. "Ama... belki de yükünü taşıyamadım."

Odeon, başını iki yana sallayıp acıyla gülümsedi. "İşte bu yüzden Andoalen bir kraliçesiz kaldı. Onun yokluğu, tüm diyarı içine çeken bir boşluk."

Bu konuşmanın ardından saray halkı sessizliğe büründü. Odeon, Andoalen’in yükünü artık taşıyamayacağını anladı. Sonunda bir karar verdi. "Gideceğim," dedi kararlılıkla. "Bu diyarın yükünü artık taşımak istemiyorum. Belki uzaklarda, kendi acımı ve Irene’nin anılarını bulabileceğim bir yer vardır."

Odeon’un bu kararı, tüm Andoalen’de bir yas havası yarattı. Onun da gitmesiyle birlikte diyar, derin bir sessizlik ve Irene’nin anısının gölgesinde daha da karanlık bir kaderin hükmüne girdi. Anastasia ise iç dünyasına çekilip Odeon’un suçlamalarının doğruluğunu sorgulamaya başladı.

Bu karanlık çağ yalnızca geçmişin yaralarını değil, geleceğin umutlarını da şekillendiriyordu. Belki de bir gün Irene’nin ardında bıraktığı iki varisten biri, Andoalen’in kaderini değiştirecek olan o ışık olacaktı.

Anastasia, Irene’nin odasında dolaşırken, tozlu bir günlüğün köşeye itilmiş olduğunu fark etti. Yıllardır kimsenin el sürmediği belliydi. Üzerindeki eski deri kapak, Irene'nin ellerinde yıpranmış, ona ait izleri taşıyordu. Tereddütle eline aldı ve kapağını açtı.

Irene'nin Günlüğünden Bir Sayfa:

“Bugün kendimi bir yol ayrımında hissediyorum. Her şey birbirine karıştı ve geleceğe dair hissettiğim kaygılar, geceyi daha da karanlık hale getiriyor. Kalbim, yoldaşım olan Anastasia ile olan dostluğumuzun gölgesinde gizlenen korkuları anlamaya çalışıyor. Ona sonsuz güvenim var… ya da öyle olduğuna inanmak istiyorum.

Ama bazen gözlerinde gölgeye dönüşen bir hırs görüyorum. Sanki birlikte başlattığımız bu yolculuğun sonu, ikimizden birini kurban verecek. Bu düşünce beni korkutuyor, ama ona söyleyemem. Söyleyebilseydim belki değişirdi; ama bu yükü onun omuzlarına yüklemek istemiyorum.”

“Odeon ise başka bir hikaye… Ona olan hislerim, içinde bulunduğum karanlıkla birleşerek beni içine çekiyor. Onu ne kadar derinden sevdiğimi biliyorum; onun yanında olmak için her şeyi göze alabilirim. Fakat ya o, kendisini bu dünyanın sınırlarında bulursa ve bana geri dönemezse? Bu düşünce, her an aklımı meşgul ediyor.

Bugün saray bahçesinde bir kelebek gördüm; narin ve rengarenkti. Onu izlerken kendimi o kelebeğe benzettim. Belki de benim de uçuşum kısa olacak ve ardımda yalnızca renklerim kalacak. Bir gün burada olmayacağım; ama umarım Odeon ve Anastasia beni anımsadıklarında sadece renklerimi değil, ışığımı da görebilirler.

Beni unutmamaları için bir yol bırakmak istiyorum. Belki de bu günlük, geride kalanlara bir işaret olacak. Gerçek dostlarımın ve yoldaşlarımın, bu satırları okurken içlerindeki dostluğu, sadakati ve kaybettikleri sevgiyi yeniden hatırlamalarını dilerim. Anastasia, eğer bu satırları okuyorsan… bil ki dostluğumuz, en karanlık günlerimde bana umut ışığı oldu. Sana kırgın değilim; yalnızca yükünü daha fazla taşımamanı dilerim.”

Anastasia, Irene’nin yazdığı bu kelimeleri okurken gözlerinden yaşlar süzüldü. Irene’nin kendisine dair hissettiği kaygıları anlamamış, dostluğun yükünü birlikte taşıyamamıştı. Onun ruhuna yüklediği bu ağırlığın farkına ancak şimdi varıyordu.

Sayfayı kapatıp defteri göğsüne bastırdı. Irene’nin son satırlarında kendisine sunduğu bu affedişi, kalbinin derinliklerinde bir hatıra gibi saklamaya karar verdi.

Anastasia, Irene’nin günlüğündeki satırları okuduktan sonra içini derin bir suçluluk ve pişmanlık dalgası kapladı. Irene'nin ona dair duyduğu endişeleri, yalnızca dostluklarından duyduğu sevgiyi değil, aynı zamanda ona yüklenen sorumluluğu da açıkça görebiliyordu. Irene, aralarındaki bu bağı güçlü tutmak için yıllarca çabalamış, en zor anlarında bile onu yarı yolda bırakmamıştı. Oysa Anastasia, Irene'nin gitgide artan yükünü görememiş, onun yanında durmak yerine kendi hırslarına yenilmişti.

Daha fazla dayanamayıp günlüğü kapattı ve ağır adımlarla Irene'nin odasından çıktı. Her adımı, içinde bir yaranın daha açılmasına neden oluyordu. Sarayın geniş koridorlarında yankılanan sessizliği artık kaldıramaz hale gelmişti; her duvar, her köşe ona Irene'nin yokluğunu ve kendi hatalarını hatırlatıyordu.

Sonunda sarayın balkonuna çıktı. Rüzgar, soğuk ve keskin bir şekilde yüzüne çarpıyordu, ama bu bile hissettiği pişmanlık ve acıyı hafifletemiyordu. Irene'nin bıraktığı boşluğun ağırlığını şimdi daha da derinden hissediyordu. Bir zamanlar yanında olan o sıcak varlık, şimdi soğuk bir gölgeye dönüşmüştü ve bu, her şeyin geri dönülemez bir şekilde sona erdiğini gösteriyordu.

Anastasia, bu yoğun acının ve pişmanlığın içinde, başka bir seçeneği olmadığını fark etti. Irene’nin yokluğunda sarayda kalmak, hem Irene'nin anısına hem de kendisine ihanet gibi hissettiriyordu. Diyarın sakinleri ona hala saygı gösteriyor olabilirlerdi, ama kendi içinde Irene’ye layık bir dost olmadığını biliyordu. Odeon’un gözlerindeki suçlamayı ve Irene’nin günlüğündeki o kırık umutları hatırladıkça, burada kalmanın Irene'nin anısına zarar vereceğini düşündü.

Kendi kendine mırıldandı, sesi neredeyse duyulmaz bir fısıltı gibiydi. "Burada kalamam… Irene’nin gölgesinde yaşamak, onu daha da incitir. Bu diyar artık benim yerim değil."

Son bir kez saraya ve uzaklara baktı. Bu toprakları kendi iradesiyle terk etmek, geçmişteki hatalarının kefaretini ödemek için belki de tek yoldu. Kendini affetmenin bir yolu yoktu; ama belki Irene’nin ruhu, onun gidişiyle huzur bulabilirdi.

Bir gece vakti, kimseye veda etmeden Andoalen’i terk etti. Saray halkı sabah onu bulamadığında, ardında yalnızca ağır bir sessizlik ve Irene'nin yokluğuyla birleşmiş bir boşluk bıraktığını fark ettiler. Anastasia, kendi içine kapanmış, sürgün hayatına doğru yola koyulmuştu; artık hatalarıyla baş başa kalıp Irene'nin anısını uzaktan onurlandırmanın yollarını arayacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.