10. bölüm / 28
Andoalen Diyarı10. Bölüm
Bölümler 28Şu an: 10. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.063 kelime
- 2 2. Bölüm2.562 kelime
- 3 3. Bölüm1.098 kelime
- 4 4. Bölüm1.623 kelime
- 5 5. Bölüm2.395 kelime
- 6 6. Bölüm2.365 kelime
- 7 7. Bölüm544 kelime
- 8 8. Bölüm1.834 kelime
- 9 9. Bölüm1.188 kelime
- 10 10. Bölüm1.248 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm865 kelime
- 12 12. Bölüm1.284 kelime
- 13 13. Bölüm1.332 kelime
- 14 14. Bölüm2.243 kelime
- 15 15. Bölüm2.202 kelime
- 16 16. Bölüm1.675 kelime
- 17 17. Bölüm2.306 kelime
- 18 18. Bölüm1.656 kelime
- 19 19. Bölüm839 kelime
- 20 20. Bölüm860 kelime
- 21 21. Bölüm1.175 kelime
- 22 22. Bölüm2.328 kelime
- 23 23. Bölüm1.253 kelime
- 24 24. Bölüm1.338 kelime
- 25 Final2.131 kelime
- 26 Andoalen Diyarı Müzik Listesi105 kelime
- 27 Özel Bölüm 11.281 kelime
- 28 Özel Bölüm 2751 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Balo salonunun kapıları zarifçe açıldığında, odanın içi nefes kesici bir güzellikteydi. Bütün konuklar, geceyi beklemekten gözleri parlıyordu. Herkesin gözleri, gecenin yıldızı olacağına dair umutla doluydu. İçerideki lamba ışıkları, duvarlardaki ince kristal avizelerden yansıyarak parlıyordu.
Adımlarımı ağır ağır attım, her hareketimde elbisemin tülleri dalgalandı. Buz mavisi rengiyle parlayan elbisem, salonun ortasında bir yıldız gibi parlıyordu. Dikkatler üzerimdeydi. Gözlerimdeki derinlik, her adımda bir denizi andırıyordu. Elbisemin üst kısmındaki kristaller, ışıkta parlıyor ve zarafetime adeta sihir katıyordu.
Balo, büyük bir coşku ve hareketlilik içinde geçti. Herkesin dikkatle izlediği bu gece, hem güçlerin birleşimi hem de kişisel sorumlulukların gelecekte nasıl şekilleneceği konusunda önemli bir işaret oldu.
Müzik değiştiğinde herkes yavaşça dans pistine yöneldi. Salonun ağır kristal avizelerinden yansıyan ışık, etrafı büyülü bir hale bürüyordu. Tam o sırada, gözüm kapının önünde duran Odeon’a takıldı. Siyah saçları omzuna dökülmüş, gözleri derin bir karanlık gibi beni izliyordu. Göz göze geldiğimiz an, kalbim hızla atmaya başladı. Adımlarını ağır ağır bana doğru atarken, insanların bakışları ona kayıyordu ama onun tek hedefi bendim.
Odeon, yanımıza yaklaştığında hafifçe eğilip elini uzattı. “Bu dansı bana lütfeder misin, Irene?” dedi alaycı ama yumuşak bir ses tonuyla.
Bir an duraksadım. Gözlerimi kaçırmadan onun elini tuttum. “Memnuniyetle,” diye fısıldadım.
Beni dans pistine doğru yönlendirdi. Ellerimiz birbirine değdiği anda içimde bir titreme hissettim. Parmaklarının sıcaklığı bile bana nasıl bir etkisi olduğunu gösteriyordu. Dans başladığında, tüm dikkatimin onun üzerinde olduğunu fark ettim. Adımlarını bana göre ayarlarken gözlerini benden hiç ayırmadı.
Odeon, hafif bir gülümsemeyle fısıldadı. “Bu gece çok güzelsin Irene. Tüm salon sana hayran kaldı, farkında mısın?”
Biraz gergin ama aynı zamanda keyifli bir şekilde karşılık verdim. “Beni fazla abartıyorsun, Odeon. Ama... teşekkür ederim."
Biraz daha yakınlaştı, kolunu belime daha sıkı sardı. Kalbim hızlanmaya başladı. “Abartmıyorum,” diye mırıldandı kulağıma. “Gözlerin, saçların, üzerindeki elbise... Seninle dans etmek büyük bir onur.”
Ona daha dikkatle baktım, gözlerinin derinliklerindeki tuhaf bakışı fark ettim. İltifatları sadece yüzeyde değildi; sanki her sözüyle beni daha da içine çekiyordu. Bir an durup dansa ara verdik ve Odeon, başını hafifçe eğerek bana yaklaştı.
Odeon, kısık bir sesle devam etti. “Sana her yaklaştığımda, bu kadar güçlü bir bağ hissetmem normal mi Irene? Beni böylesine çekmen…”
Sözleri beni bir an için savunmasız bıraktı. Gözlerimi kaçırmak istesem de yapamadım. “Ne demek istiyorsun Odeon?” diye sordum, ama cevabını bilmediğimden değil. Sadece onu daha fazla konuşturmak istiyordum.
Odeon, bakışlarını gözlerime sabitleyip hafifçe gülümsedi. “Bence ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsun. Bu sadece bir dans değil Irene, bu bir oyun da değil. Bizim aramızda farklı bir şey var.”
O an tüm vücudumun ısındığını hissettim. Etrafımızdaki müzik, insanlar, salon... hepsi kaybolmuş gibiydi. Sadece o vardı, sadece biz vardık. “Belki de,” diye mırıldandım, bakışlarımı kaçırmadan. “Ama bir sır varsa, bunu hemen açığa çıkarmaya niyetim yok.”
Odeon, gülümseyerek bir adım geri çekildi ama elimi bırakmadı. “Sırlarını saklamakta özgürsün Irene. Ama bir gün, hepsini öğreneceğimi biliyorsun, değil mi?”
Bu sözler beni hem korkutuyor hem de tuhaf bir şekilde heyecanlandırıyordu. Gözlerim onun gözlerinde sabit kalırken, içimde yükselen karmaşık duyguları bastırmaya çalışıyordum. “Belki,” dedim, alaycı bir gülümseme takınarak. “Ama o güne kadar biraz daha sabretmen gerekecek.”
Odeon, kısık bir kahkaha attı ve yeniden dansa başladık. “Sabretmek benim en iyi yaptığım şey Irene,” diye fısıldadı. “Ama seninle her anımda bu sabrın sınandığını hissediyorum.”
Kalbim bu sözlerle daha da hızlandı. İçimde büyüyen o duygu, ne olduğunu tam olarak adlandıramadığım bir çekim, beni daha da içine alıyordu. Bu dans, bu gece, her şey değişiyordu.
Dansın sonlarına yaklaştıkça, etrafımızdaki kalabalığın farkına daha fazla varmaya başladım. Odeon’un beni sürekli içine çekmeye çalışan bakışlarından kaçınmak için başımı çevirip salonu gözden geçirdim. Diğer öğrenciler hâlâ dans ediyor, arada bir gülüşmeler yükseliyor, şarap bardakları kaldırılıyordu. Ama tüm bu gürültü, içimdeki karmaşayı dindirmeye yetmiyordu.
Odeon bir adım geri çekildi, ama elimi hâlâ bırakmadı. Yüzünde beliren o tuhaf gülümsemeyle bana baktı. “Etrafımızdaki herkesi unutmak isterdim,” dedi yumuşak bir sesle. “Sadece sen ve ben, burada olsaydık... daha farklı olurdu, değil mi?”
Gözlerimi kaçırarak içimden derin bir nefes aldım. Bu kadar yoğun bir çekime kapılmak, bana yabancıydı. “Bunu yapmamız mümkün değil, Odeon. Burada başka insanlar da var,” dedim, biraz da olsa ciddiyetimi korumaya çalışarak.
“Ama sen de farkındasın Irene, aramızdaki bu bağ sıradan değil. Ve bunu inkar etmek giderek daha zorlaşıyor,” diye karşılık verdi.
O an kalabalıktan biri yanımıza yaklaştı. Bu Sam’di, Odeon’un ciddi bakışlarından biraz uzaklaşmamı sağlayan bir nefes aralığı gibiydi. “Sohbete engel olmuyorum, değil mi?” dedi Sam, hafif bir gülümsemeyle.
“Hayır, elbette,” diye yanıtladım. Odeon ise sadece hafifçe başını salladı, ama yüzündeki ifade hâlâ aynıydı.
“Birazdan krallık seçimi başlıyor,” diye ekledi Sam. “Hazırlıklı olun. Çok heyecanlı geçecek gibi görünüyor.”
Odeon, Sam’e kısa bir bakış attıktan sonra yeniden bana döndü. “Seni daha sonra tekrar bulacağım Irene. Bu daha bitmedi,” dedi, sesi alçak ama kararlıydı. Sonra elimi yavaşça bıraktı ve kalabalığa karışarak uzaklaştı.
Sam ise gülümsemeye devam ederek, “Odeon pek de çekingen biri değil anlaşılan,” dedi, hafif bir alayla.
“Çok fazla sır var,” dedim Sam’e, Odeon’un arkasından bakarak. “O da onlardan biri.”
Krallık seçimlerinin vakti gelmişti. Herkes büyük bir dikkatle etrafı izliyordu. Salonun ortasında duran büyük iğne, seçim sürecini başlatacaktı. Herkes teker teker sıraya girerek kanlarını bu iğneye verecekti. Bu basit bir kan örneği değildi; her krallığa ait gücü taşıyanlar, kanlarında o krallığın işaretini taşıyacaklardı.
Admet, ilk sıradaydı. İğneye kanını verdiğinde, iğne anında tepki verdi. Kısa bir an sonra, toprak rengi bir ışık parladı. “Toprak Krallığı,” diye duyuruldu. Admet gururla başını salladı ve kenara çekildi.
Sırada Acamas vardı. İğneye kanını verdiğinde, etrafını parlak sarı bir ışık sardı. “Elektrik Krallığı,” diye duyurdu bir ses. Acamas, hafifçe gülümsedi ve salonun diğer tarafına doğru yürüdü.
Anastasia, ateş krallığının sembolü olan parlak turuncu ışıkla etrafı sarılınca, kendinden emin bir şekilde bakışlarını salona dikti. “Ateş Krallığı,” diye duyurulduğunda, salondaki herkes başını onaylar şekilde salladı. Anastasia’nın bu krallığa ait olması şaşırtıcı değildi.
Sıra bana geldiğinde ise, içimde bir huzursuzluk vardı. Yavaşça adım atarak iğneye yaklaştım. Kanım alındığı anda, etrafımı birdenbire renkli ışıklar sardı. Mavi, yeşil, kırmızı, sarı... her renk, her krallığın sembolü etrafımda belirmeye başlamıştı. Herkesin gözleri büyümüş, salonda fısıltılar yükselmişti.
“Ne bu böyle?” diye mırıldandı birisi kalabalıktan.
Kralların yüzlerinde beliren gerginliği fark ettim. “Bu imkânsız,” diye fısıldadı Ateş Kralı, Anastasia’nın yanında duran. “Tüm krallıkların gücünü taşıyor.”
O an ne olduğunu tam anlamış değildim. Herkes bana bakıyordu, kralların yüzlerindeki rahatsızlık apaçık ortadaydı. Bu durumun sonuçlarını kestiremiyordum ama bildiğim bir şey vardı: Bu gece, her şey değişecekti.
O sırada krallar, seçim sonuçlarından duydukları rahatsızlığı gizleyemiyordu. İğne ile yaptığım test sonucu tüm krallıkların sembollerini taşımam, onları yerlerinden sarsmıştı. Ateş Kralı’nın sert bakışları Anastasia’ya döndüğünde, bir homurdanma duydum.
“Bu kabul edilemez! Hiçbir birey bu kadar güce sahip olamaz,” dedi Ateş Kralı, sesi öfkeden titriyordu. Diğer krallar da başlarını sallayarak ona katıldılar.
Elektrik Kralı da durumu kabullenmeyenlerden biriydi. “Tüm krallıkları temsil eden bir varlık mümkün değil. Gücün dengesini bozacaktır,” diye ekledi, endişeli gözlerle bana bakarak.
Krallar itirazlarını yükseltirken, Kraliçem yanlarına usulca yaklaştı. Her zamanki soğukkanlılığı ve asaletiyle yüzüne sakin bir ifade yerleştirmişti. Kralların arasına girip, hepsine birer birer baktı.
“Bu endişeleriniz anlaşılabilir,” dedi Kraliçem, sakin ama bir o kadar da kararlı bir ses tonuyla. “Ancak, Irene’nin bu güçlere sahip olması bir tesadüf değil. Onun yetenekleri tüm krallıklar için bir denge unsuru olacak. Ve dengenin bozulmasını istemediğiniz sürece, Irene’nin varlığına karşı çıkmanın sonuçlarını iyi düşünmelisiniz.”
Bu sözler, ince bir tehditten fazlasıydı. Kraliçe, her şeyin farkındaydı ve Irene’in bu gücü taşımasının önemini vurgularken, kralların karşı durmaya cesaret edemeyeceğini biliyordu. Krallar kısa bir süre birbirlerine baktılar, ancak hiçbirisi konuşmaya cesaret edemedi. Sözde itirazları yerini derin bir sessizliğe bırakırken, Kraliçe’nin bakışlarındaki sertlik her şeyi anlatıyordu.
“Irene, krallıkların bir parçasıdır ve öyle de kalacaktır,” diye ekledi, gözlerini kralların üstünde gezdirirken. “Bu, değiştiremeyeceğiniz bir gerçek.”
Bu tehditten sonra, kralların hiçbirinin itiraz edecek cesareti kalmamıştı.
Bölüm etkileşimi
