Andoalen Diyarı kitap kapağı

11. bölüm / 28

Andoalen Diyarı

11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Hayal Zago

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: 11. Bölüm

Yapmaktan korktuğunuz şey, yapmanız gereken bir sonraki şeyin açık bir göstergesidir.
-Ralph Waldo Emerson.

Ertesi sabah, Kraliçe’nin çağrısı tüm grup arasında yankılandı. Elimizdeki davetiye, üzerine “Yarın Krallığı’ma gelin, sizi davet ediyorum” yazılıydı.

Herkes birbirine bakarak, bu davetin ne anlama gelebileceğini düşündü. Kraliçe’nin Krallığı’na gitmek için hazırlıklarımızı yapmak zorundaydık. İçimizde bir tedirginlik ve heyecan vardı; yarın ne olacağını bilmiyorduk ama kesinlikle hazır olmamız gerekiyordu.

Valoria Akademisi’nden ayrıldık ve Feywood Ormanı’na doğru yola çıktık. Orman, derin gölgeleri ve huzur veren sessizliğiyle bizi karşıladı. Ama aynı zamanda, her adımda doğanın tehlikeleriyle karşı karşıya kalacağımızı da biliyorduk.

“Şimdi çadırları kurmalıyız,” dedim Sam ve Acamas’a. “Hava kararmadan hazırlığımızı yapmamız gerek.”

Sam ve Acamas, çadırları kurmak için hemen işe koyuldular. Ancak çadır direklerini yanlış yerleştirdiler ve sonuç olarak, çadır her rüzarda sallanıyordu. Çadırı kurmaya çalışırken birbiriyle sürekli dalga geçtiler ve işleri daha da karmaşık hale getirdiler.

“Sanırım çadırın içi daha çok bir çadır gibi değil,” dedi Acamas, gülerek çadırın içine baktığında. “Yukarıda sarkıyor ve yan tarafları tamamen açık.”

Sam, çadırı kurmak için birkaç kez tekrar denedi, ama her seferinde bir sorun ortaya çıktı. Sonunda, çadırı kurmayı başardılar ama içeri girmek neredeyse imkansızdı. İçeri girdiğimizde, çadırın köşeleri hala eğilmiş durumda kalıyordu.

Bu arada, Admet ve ben yemek hazırlığı yapıyorduk. Ormanda bulduğumuz malzemelerle yemek yaparken birçok yanlışlık yaptık. Admet, çömlekte kaynayan suya tuz yerine bir torba şeker döktü ve yemek tatlı bir çorba haline geldi.

“Bu yemeği kesinlikle yemeyeceğiz,” dedim, Admet’in karıştığı yemeğe bakarak. “Şekerli çorba, sanırım bu geceki özel menümüz olacak!”

Admet, durumu kabullenerek gülümsedi. “Ekmek de yapıyorum ama hamuru yakmamamız şart,” dedi. Ancak ekmeği fırına koyarken hamurunu fazlasıyla yakmıştı ve sonuç olarak kömür gibi bir şey ortaya çıkmıştı.

Gün batarken, ormanda karanlık daha da derinleşti. Ağaçların gölgeleri ve geceye özgü sesler bizi tedirgin etti. Çadırımızın etrafındaki sesler, dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatıyordu. Yerdeki yaprakların hışırdaması ve ağaçların arasında hareket eden gölgeler dikkat çekiciydi.

“Dışarıda bir şeyler var,” dedi Anastasia, etrafa dikkatlice bakarken. “Hemen dikkatli olmalıyız.”

Bir süre sonra, çadırın içinde uyumak oldukça zor bir hale geldi. Havanın soğumasıyla birlikte, çadırın içinde ısınmak neredeyse imkansızdı. Sonunda dışarıda bir ateş yakarak etrafımızda biraz ısındık, ama çadır hala rahatsız edici bir yer halindeydi.

Yemek hazırlığı sırasında yaşadığımız aksilikler bizleri oldukça eğlendirdi. “Bu geceyi unutulmaz kıldık,” dedim, tatlı çorbanın her kaşığını yudumlarken. “En azından bu çorba ilginç bir deneyim olacak.”

Gece boyunca ormandan gelen sesler, bize hem doğanın zorluklarını hem de aramızdaki arkadaşlığın değerini hatırlattı. Bu gece, hem komik hem de zorlu geçti; ormanın derinliklerinde yaşadığımız bu anılar, Feywood Ormanı’nda geçirdiğimiz ilk gecenin özel bir parçası oldu. Yarın, ormanın derinliklerinden çıkıp yolumuza devam edecektik.

İlahi Bakış Açısı

Feywood Ormanı, gece çökmüşken, karanlığın derinliklerinde eski zamanların ve doğanın bilinmeyen güçleri uyanmıştı. Ağaçların arasındaki gölgeler, sessiz bir biçimde hareket ediyor, yıldızların ışığını bile paylaşmayan bu karanlık orman, adeta bir sır gibi bekliyordu. Ormanın içindeki bu gece, doğanın eski ritimlerini ve varlıklarını ortaya çıkarmak için tasarlanmış gibiydi.

İrene, Sam, Acamas, Admet ve Anastasia ile birlikte ormanın derinliklerinde kamp yapıyordu. Gecenin sessizliğini bozan tek şey, rüzgarın yaprakları hışırdatarak oluşturduğu hafif uğultuydu. Çadırlarının etrafında bir güvenlik çemberi oluşturmaya çalışıyorlardı.

Gülüşmeler ve tartışmalar arasında, gece geç saatlere yaklaşırken, ormanın derinliklerinden gelen garip sesler dikkatlerini çekti. İlk başta sadece rüzgarın sesi gibi gelen bu sesler, giderek daha belirgin hale gelmişti. Ormanın karanlık köşelerinden gelen düşük uğultular, yavaşça bir hışırtıya dönüşmüş ve etrafa yayılan bir gerilim yaratmıştı.

Sam ve Acamas, geceyi geçirdikleri çadırın etrafındaki seslere kulak kabartarak, telaş içinde hareket ediyorlardı. Acamas, çadırın dışında bir şeylerin hareket ettiğini fark ettiğinde, “Beni dikkatle izle, bir şeyler hareket ediyor gibi görünüyor,” dedi.

Sam, “Bunu görmeliyiz. Yatmadan önce etrafa bakmak iyi bir fikir olabilir,” dedi. İkili, ormanın karanlığına doğru ilerlerken, gözlerinin önünde hareket eden şekiller, aniden belirginleşti.

Tam o sırada, ormanın derinliklerinden gelen bir çığlık, geceyi delen bir sesle yankılandı. Acamas ve Sam, ormanın derinliklerinden gelen sesleri takip etmeye başladılar. Gözleri, karanlığın içindeki parlayan gözlerle karşılaştı. Bu gözler, ormanın saklı köşelerinde beliren eski yaratıklardan başkası değildi.

“Ne bu? Hayvan mı?” dedi Sam, korku dolu bir sesle.

“Sanırım bu sadece bir hayvan değil,” dedi Acamas, titrek bir sesle. “Burada başka bir şeyler var.”

Sam ve Acamas, gözlerinin önünde hızla hareket eden karanlık şekillerle karşılaştıklarında, korku içindeki çığlıklar havada yankılandı.

“İrene! Admet! Anastasia!” diye bağırdı Sam. “Çabuk uyanın, burada bir şeyler oluyor!”

Diğerleri uyandı ve çadırdan dışarı çıktığında, ormanın derinliklerinden gelen yaratıklar, yavaşça ve sessizce yaklaşıyordu. Gölgeler içinde parlayan gözler, tüyler ürpertici bir şekilde belirmişti.

Admet, “Bunlar ne böyle? Sanki bizi izleyen gölgeler gibi,” dedi. Anastasia, korku dolu bir şekilde, Admet’in yanında durarak, “Bu, geceyi bizim için daha da korkutucu hale getiriyor,” dedi.

Gece boyunca, Sam ve Acamas, yaratıkları daha yakından görmek için çabalarını sürdürdü, ancak bu varlıkların gerçek doğasını kavrayamadılar. Yaratıklar, gözlerini üzerlerine dikmiş gibi, sessizce ama tehditkar bir şekilde hareket ediyorlardı.

Ormanda geçirdikleri bu gecede, doğanın varlıkları, eski zamanlardan gelen bir mesaj gibi, onlara hem güçlerini hem de korkularını hissettirdi. Gözlerindeki parıltı, doğanın derinliklerinden gelen çağrıyı yansıtıyordu. Her an, onları izleyen bu varlıklar, adeta geçmişin yankılarını taşıyor ve ormanın derinliklerinden gelen bir çağrının işareti oluyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, ormandan çıkmak için hazırlandılar. Gece yaşadıkları bu olaylar, onların hafızalarına kazınmış ve ormanın karanlık köşelerindeki sırları bir kez daha ortaya çıkarmıştı. Doğanın kendine özgü bir şekilde onlara gece boyunca tanıttığı bu gizemli deneyim, hafızalarında bir öykü olarak kalmıştı

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.