AĞA'NIN TUTKUSU kitap kapağı

4. bölüm / 6

AĞA'NIN TUTKUSU

EZMAN AĞA

Vaveyla Yazarı: Hiranur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: EZMAN AĞA

4. Bölüm
.
Ezman'ın anlatımıyla
.
.
.
Şu hayatta hem siyah renk oldum, asla farklı renk olmayı tercih etmedim.
Mardin'de her şey bir düzene göre ilerler. Bizim kültürümüz ve geleneklerimizde herkes bir aşiretten birisi ile evlenmek zorunda bırakılır. Bunun en büyük sebebi ise bizde olan geleneklerin başka kültürlerde olmaması. Bize normal gelen kararlar başkalarına anormal gelebilmesi.
Ben hep kararsız kaldım ama ağa isen, hele hele tüm Mardin'in korktuğu o kişi isen bunları istemesen bile senin de normal karşılaman ve daha çok sahip çıkman gerekir.
Babam ben 8 yaşında iken kan davası yüzünden öldürülmüş, barış için berdel yapılmıştı.
Berdel yapılsa ne olur, ben ve ikiz olan bir kız bir erkek kardeşim yetim kalmıştık.
Töre gereği annemi, yani dul olan bir gelini kapı önüne koymamak için amcamla annemi evlendirmişler. Amcam, “Ben kardeşimin emanetine elimi sürmem.” deyip anneme elini dahi sürmemiş. Amcamın sevdiği bir kadın varmış, annemle evlendikten sonra o kadına olan sevgisini kalbine gömmüş, bize babalık yapmış.
Amcam benim için çok önemli birisi. O gerçekten bize bir baba olmak için elinden gelenin en iyisini yaptı. Yere düşsem ilk o koşar, yaramı o iyileştirmeye çalışırdı.
Ben yıllar geçti, büyüdüm. 20 yaşında bir delikanlı oldum. Hayatıma Leyla adında, o zaman benim için dünya güzeli, şu an için görsem tiksinti ile bakacağım birisi girmişti.
Leyla bana hayatımın travmasını yaşatmıştı.
Bundan iki yıl önce, yani ben 26 yaşında iken köyden bir kadın kapımı çaldı.
Kadının yüzü gözü dağılmış bir haldeydi. O kadın, amcamın yıllar önce sevdiği kadının kız kardeşi idi.
Derdini sorduğumda bana ordudan bir adam sevdiğini, töre gereği ailesinin onu ona vermeyeceğini söylemişti. Yani benden yardım istemişti.
Ben de karşı çıkıp töreleri iyice ona anlattım fakat asla dinlemediğine dair yemin edebilirim.
Anlattıktan sonra biraz daha yalvarıp o adamı ne kadar sevdiğinden bahsetti.
Benim iyice sabrımı sömürdükten sonra sinirlenip onu kovdum.
Anlamıyorsa benlik bir şey yoktu!
10 gün sonra duydum, kaçmışlar. Bunun fermanı ya ölüm ya da berdeldir.
Onları kaçtıkları yerden buraya getirttim. Adam, ne kadar sevdiğini, ölse bile onun için savaşabileceğinden bahsetti.
İlk defa bir aşkın karşısında içim titredi. Ben de bağırarak buradan gidip asla geri dönmemelerini, dönerlerse neler yapacaklarını hayal dahi edemeyeceklerini söyleyip tehdit ederek Mardin'den kovdum.
Bu olaylar yaşandıktan bir yıl sonra Mardin'e geri döndüler.
Kapım tıklandı.
“Ezman Bey, Davut Ağa'nın kızı Rojgül kocasıyla beraber buraya geldi, sizinle görüşmek istiyor.”
Bunu duymamla beraber bıkkın bir nefes verdim ve tamam anlamında başımı salladım.
Ben asla aşka karşı değilim. Güven problemlerim var ve aşk sadece doğru kişi ile yaşandığında güzel olabilecek bir şey. Aksi halde yanlış kişi, zaman kaybı ve kişinin kendine yaptığı kötülükten daha fazlası değil.
Yalvardılar, özürlerini kabul etmem için.
Babaannem Hükümran Hanım, amcamın özrünü kabul etmem için bana elinden gelen tüm baskıyı yaptı.
Ben asla kabul etmem, özellikle babaannemin yaptığı böyle bir zorunluluğu. Ama o zaman işimin yoğunluğu, benim bıkkınlığım ve yorgunluğum o özrü kabul etmeme yol açtı. Belki de kabul etmem gerekiyordur.
Bizim adetlerimizde yeni evlenen çiftin evine hayırlı olsuna ağa ve köy toplanıp gider. Tepkimi ortaya koyup gitmedim. Aylarca babaannemin baskıları, amcamın belli etmese bile üzüntüsü beni hayırlı olsuna gitmeye ikna etti ve zaten bıkmıştım. Gideceğim ve aynı gece Mardin'e geri dönüp babaannemi susturacağım, bu kadar!
Hazırlanıp büyük bir kalabalıkla Ordu'ya geldik.
Kuzenim Fırat yani başımda oturuyordu. Aşırı çapkın bir tiptir Fırat. Odaya gelen tüm kızları göz hapsine aldı ve her gelenle beni dürtüp güzel olup olmadığını hareketleriyle sormaya başladı. Sabrım iyice bitip tekrar sorduğunda kulağına eğilip:
“Bana bak Fırat, seni sikmeden sus, yoksa az kaldı yaparım.” diye korkuttum, sustu.
Bir süre sonra boşları almak için içeriye uzun dalgalı saçlı, beyaz tenli, küçük ve gerçekten aşırı çekici ve güzel bir kız girdi. İlk gördüğümde sadece baktım. Fırat'ın boşlarını alırken elleri titriyordu, utandığı belliydi.
En sonunda bardağı alırken bardağı devirdi ve zaten al al olan yanakları daha da allaştı.
Peçete ile silerken “Dikkat et küçük hanım.” diyebildim.
O, utançtan koyulaşmış mavi gözleri ile kekeleyerek özür diledi. Sadece başımı sallamakla yetindim. Leyla'nın bıraktığı travma ile hiçbir kadına alıcı gözü ile bakmadım ama o kadın sanki bakmasan bile kendini baktırıyor gibiydi.
Elinde boşları alarak giderken arkasından bakmadan edemedim. Fırat'a döndüğümde bana sırıtarak bakıyordu. Sikik herif, her şeyi yanlış anlıyor. Belki gerçekten gerçek budur.
Çaylar içildi, sigara içmek için dışarı çıkıyorduk. Kapıyı açtığımda o kız da oradaydı. Bacak bacak üstüne atmış, salıncakta arkasına yaslanıyordu. Bizi görmeyle yüzündeki gülüşü söndürüp ayağa kalkarak bizim çıkmamızı bekleyip içeri geçti. Yanımdan geçerken boyunun göğüs hizamda olduğunu görmemle tebessüm etmeden duramadım. Çiçeksi kokusu ile yanımdan geçip içeriye gitti.
Sigaramı içip bir süre işlerle ilgili Kerem'le konuştum. Kapı açıldı, pek umursamadım. Yanımdan geçip giderken o çiçeksi kokusuyla kendime engel olamayarak, Kerem'e konudan bağımsız onun dikkatini çekebilmek için:
“Evden çıkabilmişsin demek.” dedim.
O şaşkınlıkla arkasını dönüp o kırmızı yanakları, mavi gözleri ile bana baktı. Ama ona söylemediğimi anlayınca arkasını dönüp giderken ona engel olarak:
“Bekle!” diyebildim.
Olduğu yerde kaldı. Kerem'e “Seni sonra ararım.” deyip cevabını dahi beklemeden yüzüne kapattım.
Arkasından önüne geçtim, tamamen içgüdülerimle konuşacak konu arayarak aklıma gelen ilk soru ile ona dönüp:
“Seni bu evin kızı sanıyordum.” diyebildim.
O bu soruyu beklemiyordu ki, düşünüp ne dediğimi idrak etmeye çalıştığı barizdi. Anlamayarak:
“Pardon, ne dediğinizi anlayamadım.” dedi.
Yüzündeki ifade çok güzeldi. Bir an dudaklarına gözüm kaydı, öpsem ne yapabilirdi diye düşündüm, sonra içimden bu düşünceme küfür ettim.
“Seni Cevat'ın torunu sanıyordum.” diye kendimi açıkladım.
“Yok, ben kızların arkadaşıyım, yardıma geldim.” dedi.
“Anladım, benim adım Ezman Karacabey. İllaki duymuşsundur.”
“Evet, duydum.” diyebildi ama yanakları hâlâ al aldı.
“Peki ya sen kimsin, küçük?” dediğimde sanırım küçük lafına bozulmuş benziyordu.
“Ben Zehra.” dedi. Zehra, Zehra... Aklımdan kaç defa geçirdim bilmiyorum.
Daha fazlasını soracakken telefonu çalmaya başladı.
Telefonu çantasından çıkardığında elleri titremeye ve yüzünde anladığım kadarıyla korku vardı.
Sesi titreyerek:
“Tanıştığıma çok memnun oldum, gitmem gerek. Size iyi geceler.” dedi ve cevabımı dahi beklemeden arkasını dönüp yürümeye başladı.
“Evin uzaksa seni bırakabilirim.” diye söyledim. Onunla istemsizce birlikte zaman geçirmek istiyordum.
“Yok, teşekkür ederim. Evim hemen şurada, görüşürüz.” diye bir anda konuştu.
Kendime hâkim olmadan, ilerisini gerisini düşünmeden:
“Görüşeceğiz, Zehra.” dedim. Yanakları sanki daha fazla ihtimal varmış gibi kızarıp hareleri iyice koyulaştı.
Ama cevap daha vermeden arkasını dönüp gitti.
Olduğum yerde gözden kaybolana kadar onu izledim. Sonra onun oturduğu sandalyeye oturup düşünmeye başladım.
O kimdi?
Hiçbir kadınla konuşma gereği dahi duymayan ben, neden onunla konuşmak için çabaladım?
Bunları düşünürken bir sigara yaktım.
O masmavi hareleri, kıpkırmızı dudak ve yanakları sanki sadece benimmiş gibi düşünmeye başladım.
Sonra kafama dank etti.
Ya sevgilisi varsa?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.