6. bölüm · 𝑷𝒍𝒆𝒂𝒔𝒆 𝒅𝒐𝒏’𝒕 𝒕𝒆𝒍𝒍 𝒕𝒉𝒆𝒎
❕6❕
Seungmin o cümleden sonra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Elindeki sıcak çikolata bardağına bakıyordu sadece ama kalbi o kadar hızlı atıyordu ki bunu Bang Chan’ın duymamasına şaşırıyordu.
“Senin sevmen yeter.”
Chan bunu söylerken gayet normal davranmıştı sanki. Ama Seungmin için o cümle hiç normal hissettirmemişti.
Bang Chan birkaç adım önden yürümeye başlayınca Seungmin sonunda kendine geldi ve hemen peşinden yürüdü.
“Bunu herkese söylüyor musun?”
Chan kafasını ona çevirdi. “Neyi?”
“Öyle şeyleri.”
“Nasıl şeyleri?”
Seungmin direkt gözlerini kaçırdı. “Boşver.”
Chan hafifçe güldü. “Hayır söyle şimdi.”
“Yok.”
“Seungmin.”
“Yok dedim.”
Chan birkaç saniye onu izledi sonra sırıttı.
“Utanıyorsun.”
“Utanmıyorum.”
“Şu an kulakların kıpkırmızı.”
Seungmin refleksle ellerini kulaklarına götürdü. Chan direkt kahkahaya boğuldu.
“Gerçekten yaptın ya.”
Seungmin o an kendini uçurumdan atmak istedi resmen. “Sen çok sinsisin.”
“Sen çok kolay tepki veriyorsun.”
Seungmin söylene söylene sıcak çikolatasından bir yudum daha aldı ama Chan hâlâ sırıtıyordu.
Bir süre sonra yürüyüşleri daha yavaş bir hâl aldı. Şehrin ışıkları etraflarında parlıyor, hava gittikçe serinliyordu. Seungmin normalde böyle anlarda huzursuz hissederdi ama şu an garip şekilde rahattı.
Bang Chan’ın yanında sessizlik bile güzel hissettiriyordu.
Tam bunu düşündüğü sırada Chan yeniden konuştu.
“Bu arada.”
“Hm?”
“Bugün daha çok güldün.”
Seungmin kısa bir an durdu. Sonra omuz silkti.
“Belki ortam yüzündendir.”
“Belki.”
Chan birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini ondan ayırmadan devam etti.
“Belki biraz da benim yüzümdendir.”
Seungmin’in adımları resmen tökezledi.
Chan bunu görünce direkt gülmeye başladı.
“Şaka yapıyorum sakin ol.”
“Kalp krizi geçiriyordum az daha.”
“Bu kadar mı etkileniyorsun?”
“Etkilenmedim ya!”
Chan’ın sırıtışı daha da büyüdü. “Tamam.”
Ama o “tamam” hiç inandırıcı değildi.
Bir süre sonra küçük bir parkın önünden geçerlerken Chan yavaşladı.
“Biraz oturalım mı?”
Seungmin başını salladı. Birlikte boş bir banka oturdular. Etrafta kimse yoktu neredeyse. Sadece uzaktan geçen arabaların sesi duyuluyordu.
Seungmin sıcak çikolata bardağını iki eliyle tutmuştu. Chan ise başını bankın arkasına yaslamış gökyüzüne bakıyordu.
Sessizlik bu kez daha farklıydı.
Daha yakın.
Seungmin fark etmeden gözlerini Chan’a çevirdi. Sokak lambasının ışığı yüzünün bir kısmını aydınlatıyordu. İlk günkü sert görüntüsünden eser yok gibiydi şu an.
Sanki sadece… yorgun biriydi.
Ama yine de insanı güvende hissettiren biri.
Seungmin ona baktığını fark edince hemen gözlerini kaçıracaktı ki Chan konuştu.
“Yakalandın.”
Seungmin direkt dondu. “Ne?”
“Bana bakıyordun.”
“Hayır bakmıyordum.”
“Bakıyordun.”
Seungmin cevap veremedi çünkü gerçekten bakıyordu.
Chan birkaç saniye onu izledi. Sonra sesi bu kez daha sakin çıktı.
“Benden hâlâ korkuyor musun?”
Bu soru Seungmin’i hazırlıksız yakalamıştı.
İlk başta direkt “hayır” demek istedi ama sonra düşündü.
İlk gün gerçekten korkmuştu.
Şimdi ise…
Yavaşça başını iki yana salladı.
“Eskisi kadar değil.”
Chan hafifçe gülümsedi. “İlerleme var yani.”
Seungmin istemsizce güldü.
Chan da ona baktı ama bu kez bakışlarını kaçırmadı.
Bir süre daha bankta oturdular. Hava gittikçe serinliyordu ama ne Seungmin kalkmak istiyordu ne de Chan ortamın bozulmasını. Uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat hissediyorlardı sanki.
Chan başını arkaya yaslayıp gökyüzüne baktı.
“Bu arada çocuklar ilk başta sana garip geldiler mi?”
Seungmin direkt güldü. “Biraz.”
“En çok kim?”
“Jisung.”
Chan kahkahayı bastı. “Beklediğim cevap.”
“İlk tanıştığımız anda bana Minho’nun onu travmatize ettiğini söyledi.”
“Çünkü doğru.”
“HYUNG.”
Jisung’un dramatik sesi Seungmin’in aklına geldiği için tekrar güldü. Chan birkaç saniye boyunca onu izledi.
“Gülerken baya farklı görünüyorsun.”
Seungmin bu kez gözlerini devirdi. “Yine mi başladın?”
“Gerçek ama.”
Seungmin utanmamak için hızlıca konuyu değiştirdi.
“Peki sen? En çok kim yoruyor seni?”
Chan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Han Jisung.”
“Gerçekten mi?”
“Bir keresinde gece üçte ramen yapmaya çalışırken yangın alarmını çalıştırdı.”
Seungmin’in ağzı açık kaldı. “Şaka yapıyorsun.”
“Keşke.”
“HYUNG O KAZAYDI.”
“Sen burada değilsin şu an,” dedi Chan boş havaya bakarak.
Seungmin kahkahasını tutamadı.
Chan devam etti. “Felix fazla duygusal. Biri ona biraz sert konuşsun direkt üzülüyor.”
“Hyunjin?”
Chan direkt sırıttı. “Felix söz konusu olunca tamamen deliriyor.”
“Fark ettim.”
“Bir gün Felix başka bir erkek idolü yakışıklı dedi diye üç saat trip attı.”
Seungmin gözlerini büyüttü. “Ciddi olamazsın.”
“Gayet ciddiyim.”
“Bu çok komik.”
“Hyunjin’e söylersen ölürüm ama ağlamaklı olmuştu.”
Seungmin yine gülmeye başladı. Chan da ona bakıp istemsizce güldü çünkü uzun zamandır biriyle böyle rahat konuşmamıştı.
“Minho ile Jisung zaten boşanmış evli çift gibi,” diye devam etti Chan. “Sürekli kavga ediyorlar ama biri ortada olmayınca ilk birbirlerini arıyorlar.”
“Changbin ile Jeongin?”
“Changbin Jeongin’e aşırı düşkün ama belli etmemeye çalışıyor.”
“Başarabiliyor mu?”
“Hayır.”
Seungmin küçükçe sırıtıp sıcak çikolatasından son yudumu aldı.
Sonra birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra yavaşça sordu:
“Peki… sen?”
Chan kaşını kaldırdı. “Ben ne?”
“Sen nasıl birisin?”
Bu soru Chan’ı birkaç saniye düşündürdü. Sonra hafifçe omuz silkti.
“Bilmiyorum. Sanırım biraz kontrol manyağıyım.”
“Biraz mı?”
Chan direkt güldü. “Tamam baya.”
Seungmin ilk kez Chan’ın kendisiyle ilgili bu kadar rahat konuştuğunu görüyordu.
Chan birkaç saniye sonra daha sakin bir sesle devam etti.
“Çocuklar benim için aile gibi. O yüzden bazen fazla korumacı olabiliyorum.”
Seungmin gözlerini yavaşça ona çevirdi.
Chan bunu fark etmeden devam etti.
“Birinin kötü olduğunu fark edersem rahat duramıyorum.”
Bu cümle Seungmin’in kalbini garip şekilde sıkıştırdı. Çünkü Chan bunu genel söylemişti belki ama Seungmin onun kimi kastettiğini anlayabiliyordu.
Bir süre sonra Chan ayağa kalktı.
“Hadi dönelim.”
“Film gecesi yüzünden mi?”
“Evet. Eğer geç kalırsak Felix ölüyormuş gibi davranacak.”
Gerçekten de yurda girdikleri anda Felix dramatik şekilde koltuğun üstünden bağırdı:
“NEREDE KALDINIZ?”
Hyunjin direkt arkasından konuştu.
“Bir ara evlendiklerini sanmaya başlamıştım.”
Seungmin’in yüzü anında kızardı. Chan ise ayakkabılarını çıkarırken derin bir nefes verdi.
“Sadece yürüyüş yaptık.”
Felix gözlerini kıstı. “Hmm.”
Minho kanepeye yayılmış haldeydi. “Film seçene kadar yaşlanacağız bu arada.”
“Çünkü Jisung korku filmi açmak istiyor,” dedi Jeongin.
“ÇÜNKÜ EĞLENCELİ.”
“Geçen sefer kendi açtığın filmde ağladın,” dedi Minho.
“Atmosfer çok korkunçtu.”
Bir süre daha kaos devam ettikten sonra herkes pijamalarını giymek için odalarına dağıldı.
Seungmin odasına geçtiğinde Chan çoktan üstünü değiştirmişti. Siyah eşofman ve bol bir tişört giymişti. Saçları hafif dağılmıştı ve normalden çok daha yumuşak görünüyordu.
Seungmin istemsizce birkaç saniye fazla baktı.
Chan bunu fark edip sırıttı.
“Yine yakalandın.”
“Sen çok rahatsız edicisin.”
“Sen çok belli ediyorsun.”
Seungmin söylene söylene dolabından pijamalarını aldı ve hızlıca değiştirdi. Birkaç dakika sonra birlikte salona geçtiler.
Ve tam bekledikleri gibi herkes bilinçli şekilde yerleşmişti.
Hyunjin ile Felix çoktan yan yana çökmüştü. Minho’nun yanında direkt Jisung vardı. Changbin ile Jeongin battaniyeyi paylaşmıştı bile.
Kanepenin bir tarafında ise sadece iki kişilik boş yer kalmıştı.
Yan yana.
Felix masum numarası yaparak başını kaldırdı.
“Aa başka yer kalmamış.”
Hyunjin direkt kafasını salladı. “Ne yazık ki.”
Bang Chan gözlerini kıstı. “Siz bilerek yaptınız.”
“İFTİRA.”
Seungmin ne yapacağını bilemeyince birkaç saniye olduğu yerde kaldı ama sonunda sessizce gidip boş yere oturdu.
Chan da hemen yanına geçti.
Aralarındaki mesafe ilk başta normaldi ama Jisung ortaya devasa bir battaniye atınca işler değişti.
“Üşürsünüz şimdi.”
Battaniyenin yarısı direkt Chan ile Seungmin’in üstüne düştü.
Felix’in sırıtışı giderek büyüyordu artık.
Film başladığında salondaki ortam tam bir karmaşaydı. Daha ilk dakikadan kimse filmi düzgün izlemiyordu zaten.
Jisung elindeki cips paketini herkese uzatıyor ama en çok kendi yiyordu. Minho her beş dakikada bir “sessiz ol” diyordu ama Jisung onu hiç dinlemiyordu. Felix filmin daha giriş müziğinde korkmaya başlamıştı bile, Hyunjin ise bunu fırsat bilip sürekli onu korkutuyordu.
“HYUNJIN KES ŞUNU.”
“Daha hiçbir şey olmadı.”
“OLACAK AMA.”
Changbin arkadan gülerek Jeongin’in omzuna yaslandı. “Bence Felix film başlamadan travma yaşadı.”
“Kesinlikle.”
Bang Chan ise bütün bu kaosu izlerken başını kanepeye yaslamıştı. Ama dikkati tamamen filmde değildi.
Çünkü Seungmin’in omzu birkaç dakikadır istemeden ona değip duruyordu.
Battaniye yüzünden zaten yakın oturmak zorunda kalmışlardı ama her hareketlerinde dizleri ya da omuzları birbirine çarpıyordu.
Seungmin de bunu fark etmişti belli ki çünkü gereğinden fazla hareketsiz oturmaya çalışıyordu.
Chan bunu görünce hafifçe güldü.
“Bu kadar kasılmana gerek yok.”
Seungmin hemen ona baktı. “Kasılmıyorum.”
“Şu an nefes almıyorsun resmen.”
“Abartıyorsun.”
Chan bir şey demeden battaniyeyi biraz daha düzeltti. O sırada eli istemeden Seungmin’in eline değdi.
İkisi de aynı anda durdu.
Sadece bir saniyelik bir temastı ama Seungmin’in kalbi direkt hızlandı. Hemen elini çekmeye çalıştı ama Chan refleksle battaniyeyi tutarken parmakları tekrar birbirine değdi.
Felix tam o sırada arkadan onları izliyordu.
Ve gördüğü şey yüzünden direkt Hyunjin’in kolunu sıktı.
“EL TUTUŞTULAR.”
“Bağırma salak.”
“AMA GÖRDÜM.”
Hyunjin kafasını hafifçe çevirip baktığında Chan ile Seungmin’in aynı anda birbirlerinden uzaklaşmaya çalıştığını gördü.
Ve direkt sırıtıp arkasına yaslandı.
“İlerleme var.”
Seungmin şu an yer yarılsa içine girecek gibiydi. Gözlerini direkt televizyona çevirdi ama ne olduğunu bile anlamıyordu artık.
Chan ise normal davranmaya çalışıyordu ama kulağının hafif kızardığı belli oluyordu.
Film ilerledikçe salon biraz sakinleşti. Jisung sonunda yorulup Minho’nun omzuna yaslanmıştı. Felix korktuğu için Hyunjin’in koluna sarılmış haldeydi. Jeongin çoktan uykulu görünmeye başlamıştı.
Seungmin ise fark etmeden rahatlamıştı.
Bir noktada başını hafifçe yana çevirdiğinde Chan’ın da filmi izlemek yerine ona baktığını fark etti.
İkisi bir anda göz göze geldi.
Chan bu kez bakışlarını hemen kaçırmadı.
Sadece hafifçe sordu:
“Yorgun musun?”
Seungmin küçükçe başını salladı. “Biraz.”
Chan birkaç saniye onu izledi sonra battaniyeyi biraz daha onun tarafına çekti.
“Uyu o zaman.”
“Film?”
“Zaten kimse izlemiyor.”
Gerçekten de arkada Jisung ile Felix filmin konusundan tamamen bağımsız bir şey tartışıyordu.
Seungmin istemsizce güldü. Sonra birkaç saniye tereddüt etti ama sonunda başını yavaşça kanepeye yasladı.
Ve fark etmeden… Chan’ın omzuna biraz fazla yakın durmuş oldu.
Bang Chan o an resmen nefesini tuttu.
Ama geri çekilmedi.
Tam tersine, birkaç saniye sonra başını hafifçe onun tarafına eğdi.
Film çoktan bitmişti ama salondaki kimse bunu düzgün fark etmemişti bile. Televizyon ekranında yazılar akarken ortam tamamen dağılmıştı.
Jisung Minho’nun omzunda uyuyakalmıştı. Minho söyleniyor gibi görünse de hareket etmiyordu. Felix çoktan Hyunjin’in üstüne yarı yatmış haldeydi. Changbin ile Jeongin battaniyenin altında sessizce telefon izliyordu.
Bang Chan ise kıpırdamadan oturuyordu.
Çünkü Seungmin uyuyakalmıştı.
Başının ağırlığı tamamen Chan’ın omzuna yaslanmıştı artık. Nefesi düzenliydi. Yüzündeki o sürekli gergin duran ifade gitmişti. İlk kez gerçekten rahat görünüyordu.
Chan birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Sonra istemsizce gülümsedi.
Felix bunu fark ettiği anda gözlerini büyüttü. Sessizce Hyunjin’in kolunu dürttü.
“Bak bak bak.”
Hyunjin kafasını kaldırınca Chan’ın Seungmin’e bakışını gördü.
Ve direkt sırıtıp battaniyenin altına gömüldü.
“Adam düşmüş.”
Chan bunu duyduğu halde cevap vermedi. Çünkü dikkati tamamen omzundaki çocuktaydı.
Bir süre sonra Minho yavaşça doğruldu.
“Ben bunu yatağa götürüyorum,” dedi Jisung’u göstererek.
“Kolay gelsin,” diye mırıldandı Changbin.
Salon yavaş yavaş boşalmaya başladı. Felix giderken Chan’ın yanına eğildi.
“Uyandırmayacak mısın?”
Chan otomatik olarak Seungmin’e baktı.
Uyandırabilir miydi? Evet.
Ama istemiyordu.
Çünkü uzun zamandır ilk kez Seungmin bu kadar huzurlu görünüyordu.
Chan sessizce başını iki yana salladı.
“Ben götürürüm.”
Felix’in yüzündeki sırıtış anında büyüdü ama Hyunjin direkt onu çekiştirdi.
“Şu an ses çıkarırsan öldürür bizi.”
Sonunda salonda sadece Chan ile Seungmin kaldı.
Televizyonun ışığı loş şekilde odaya vuruyordu. Chan birkaç saniye daha kıpırdamadan oturdu. Sonra çok dikkatli şekilde Seungmin’e döndü.
“Seungmin.”
Hiç tepki gelmedi.
Chan hafifçe gülümsedi. Gerçekten derin uyumuştu.
Yavaşça battaniyeyi kenara çekti. Sonra bir kolunu Seungmin’in sırtına, diğerini dizlerinin altına koydu.
Ve onu dikkatlice kucağına aldı.
Seungmin uykusunda hafifçe kıpırdandı. Refleksle eli Chan’ın tişörtünü tuttuğu anda Chan’ın kalbi resmen tekledi.
“...Chan…”
Bu kelime uykulu ve küçücük çıkmıştı.
Chan birkaç saniye nefes almayı unuttu.
“Buradayım,” diye mırıldandı istemsizce.
Seungmin tekrar sakinleşip başını Chan’ın omzuna gömdü.
Chan o an resmen bittiğini hissetti
Koridordan geçerken Hyunjin kapıyı aralayıp onları gördü. Arkasındaki Felix direkt ağzını kapattı çığlık atmamak için.
“BUNLAR KESİN EVLENECEK.”
“SESSİZ OL SALAK.”
Chan ikisini duyduğu halde görmezden geldi. Çünkü şu an tek düşündüğü şey kollarındaki çocuğu düşürmemekti.
Odaya girdikten sonra Seungmin’i yavaşça yatağa bıraktı. Ama Seungmin tişörtünü bırakmadığı için Chan istemeden ona biraz fazla yakın kaldı.
İkisi arasındaki mesafe neredeyse yok olmuştu.
Chan birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Dağılmış saçlarına… Uykulu yüzüne… Hâlâ bırakmadığı eline…
Sonra çok yavaş bir şekilde Seungmin’in elini tişörtünden ayırdı ve battaniyeyi üzerine çekti.
Tam geri çekilecekti ki Seungmin uykusunda hafifçe kaşlarını çattı.
Chan refleksle saçlarını kulağının arkasına itti.
“İyi geceler, Seungmin.”
⋆⋆⋆ ─── ❀ ─── ⋆⋆⋆
Felix çok fena ya..
Korkulur bu çocuktan ^-^
-Mirae
