1. bölüm · 𝑷𝒍𝒆𝒂𝒔𝒆 𝒅𝒐𝒏’𝒕 𝒕𝒆𝒍𝒍 𝒕𝒉𝒆𝒎
❕1❕
Şirket binasının koridorları her zamanki gibi kalabalıktı. Çalışanlar ellerindeki dosyalarla koşturuyor, stajyerler bir yerlere yetişmeye çalışıyor, odaların içinden müzik sesleri geliyordu. Seungmin elindeki küçük çantanın askısını biraz daha sıkı tuttu.
Kalbi çok hızlı atıyordu.
Bugün ilk günüydü.
Stajını birkaç hafta önce bitirmişti ve şirket onu direkt gruplardan birine yerleştirmeye karar vermişti. Bunun iyi bir şey olması gerekiyordu ama şu an midesine oturan gerginlik yüzünden pek öyle hissedemiyordu.
Yanındaki çalışan durup büyük prova odasının kapısını gösterdi.
“Hadi. İçerideler.”
Seungmin küçükçe başını salladı.
Kapı açıldığı anda içeriden yüksek müzik sesi yayıldı. Stray Kids prova yapıyordu. Ortam tam bir kaostu.
Jisung yerde oturmuş nefes nefese su içiyordu.
“Bir daha o hareketi yaparsam ölebilirim.”
Minho gözlerini devirdi. “Zaten yarım saattir yerde yatıyorsun.”
“Bu dinlenme stratejisi.”
Diğer tarafta Hyunjin aynadan saçlarını kontrol ederken Felix gelip omzuna vurdu.
“Yine kendine bakıyorsun.”
“Sanatımı izliyorum.”
Felix kahkaha attı.
Changbin ile Jeongin ise bir şey yüzünden tartışıyordu.
“Sen benim protein barımı mı yedin?”
“Kanıtla.”
“Jeongin!”
Kapının açılmasıyla herkesin dikkati dağıldı.
Şirket çalışanı hafifçe öksürdü.
“Çocuklar.”
Odadaki sesler yavaş yavaş kesildi.
“Bugünden itibaren sizinle çalışacak yeni üyeyi tanıtacağız.”
Bang Chan aynanın önünde duruyordu. Kollarını göğsünde birleştirmiş halde kapıya baktı. Yüzündeki ifade diğerleri kadar meraklı değildi.
Daha çok… sorguluyordu.
Seungmin bunu ilk saniyede fark etti.
“Bu Kim Seungmin.”
Seungmin hafifçe eğildi.
“Merhaba. Ben Kim Seungmin.”
İlk konuşan Felix oldu.
“Vay canına aşırı tatlı görünüyorsun.”
“Felix,” dedi Hyunjin sırıtarak. “İnsanları ilk dakikada korkutma.”
“Bu korkutmak değil.”
Jisung ayağa kalkıp direkt Seungmin’in yanına geldi.
“Ben Han Jisung! Eğer burada delirirsen suçlusu Minho.”
“Ne?”
“Bana çok bağırıyorsun.”
“Çünkü aptalsın.”
“Gördün mü?!”
Seungmin istemsizce küçük bir kahkaha attı. Ortam beklediğinden daha rahattı.
Ta ki gözleri Bang Chan’a kayana kadar.
Bang Chan hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Bakışları sakindi ama mesafeliydi.
Sonunda yavaşça konuştu.
“Daha önce grup çalışması deneyimin var mı?”
Ses tonu sert değildi ama sıcak da değildi.
Seungmin hafifçe doğruldu.
“Staj dönemimde birkaç projede bulundum.”
Bang Chan kısa bir baş hareketiyle yetindi.
“Anladım.”
Ve başka hiçbir şey söylemedi.
Sessizlik birkaç saniye sürünce Felix hemen araya girdi.
“Tamam bu ortam çok ciddi oldu. Açım ben.”
“Sen her zaman açsın,” dedi Minho.
“Çünkü yaşamak için enerji lazım.”
“Senin ihtiyacın olan şey terapi.”
“Yeni gelen çocuk ilk gün travma yaşayacak sayenizde.”
Ortam tekrar hareketlenirken Seungmin biraz rahatladı. Ama Bang Chan’ın bakışlarını hâlâ üzerinde hissedebiliyordu.
Sanki onu çözmeye çalışıyordu.
---
Akşam olduğunda prova bitmişti. Herkes yorgun şekilde yere yayılmıştı.
“Yemek?”
“YEMEK.”
Bir anda bütün grup ayağa kalktı.
Yakındaki restorana gittiklerinde herkes masaya doluştu. Siparişler birbiri ardına veriliyordu.
“Ben ramen istiyorum.”
“İki porsiyon tavuk.”
“Tatlı da söyleyelim.”
“Hyung sen zaten üç kişilik yiyorsun.”
Seungmin menüye kısa bir süre baktıktan sonra garsona döndü.
“Ben sadece kahve alacağım.”
Masa birkaç saniyeliğine sessizleşti.
Felix kaşlarını kaldırdı. “Sadece kahve mi?”
“Çok aç değilim.”
Bang Chan ilk kez direkt ona baktı.
“Bu öğün mü şimdi?”
Seungmin omuz silkti.
“İdare ederim.”
Bang Chan bir şey söylemedi ama yüzündeki ifade hoşnut görünmüyordu.
Yemek geldiğinde herkes konuşup gülerken Seungmin gerçekten hiçbir şey yemedi. Sadece kahvesinden küçük yudumlar aldı.
Bang Chan bunu fark etti.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Ve kaşları yavaş yavaş çatılmaya başladı.
---
Gece yurda döndüklerinde herkes yorgunluktan ölü gibiydi.
Odalar ikişer kişilikti.
Hyunjin ile Felix daha kapıyı açar açmaz tartışmaya başlamıştı.
“Battaniyemi çekme bu gece.”
“Geçen sen çektin.”
“İftira.”
Diğer tarafta Minho Jisung’u resmen odasına sürüklüyordu çünkü Jisung koridorda uyuyakalacak gibiydi.
Changbin ise Jeongin’in gerçekten kendi protein barını çalıp çalmadığını sorguluyordu.
Seungmin valizini odasına taşırken arkasından bir ses duydu.
“Bu oda sizin.”
Döndüğünde Bang Chan’ı gördü.
Bir anlığına ikisi de sessiz kaldı.
Bang Chan kapıyı hafifçe gösterdi.
“Bir süre aynı odada kalacağız.”
Seungmin’in kalbi nedense biraz hızlandı.
“Anladım.”
Odanın içinde iki yatak vardı. Ortada küçük bir lavabo alanı bulunuyordu. Sessiz ve düzenliydi.
Bang Chan yatağının kenarına oturdu.
“Kurallar basit,” dedi sakin bir sesle. “Provalara geç kalma. Kendini çok zorlama. Ve haber vermeden kaybolma.”
Seungmin hafifçe başını salladı.
“Tamam.”
Bang Chan birkaç saniye ona baktıktan sonra gözlerini kaçırdı.
“Neyse… hoş geldin.”
Bu cümle kısa ve sade olmasına rağmen Seungmin’in içindeki gerginliği biraz azaltmıştı.
İçeride sadece koridordan gelen uzak sesler ve odanın içindeki hafif klima uğultusu vardı. Seungmin valizini yatağın yanına bırakırken Chan’ın bakışlarını tekrar üzerinde hissetti. Bu bakış artık sadece merak eden bir bakış değildi, daha dikkatli, daha ölçen bir hali vardı. Chan çantasını açıp içinden su şişesini çıkardı ve “Yarın sabah prova erken, saat sekizde aşağıda ol” dedi. Sesinde sertlik yoktu ama kesin bir ton vardı. Seungmin de kısa bir “Tamam” ile karşılık verdi.
Sonra kendi yatağına geçti, çantasını açtı ama dağıtmadı bile. Sanki fazla yer kaplamak istemiyormuş gibi dikkatli hareket ediyordu. Chan bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi. Bir süre sonra odada sadece iki ayrı sessizlik kaldı. Seungmin telefona bakıyormuş gibi yaptı ama aslında ekrana odaklanmıyordu, Chan ise aynaya dönüp saçlarını kurutuyordu. Arada bir bakışları istemsizce Seungmin’e kayıyordu. O gün restoranda söylediği “sadece kahve” cümlesi aklından çıkmıyordu.
Ertesi sabah prova odasında herkes yine yerindeydi, ortam her zamanki gibi hareketliydi ama Seungmin biraz geride kalıyordu. Hatalı değildi, hatta hareketleri düzgündü ama sanki ritmin içinde tam yer almıyordu. Chan bunu daha ilk koreografide fark etti ve müzik durunca direkt ona seslendi. Seungmin irkildiğinde Chan aynaya bakıyordu ama sesi ona dönüktü; “Adımı takip etmiyorsun, ritim değil sen gecikiyorsun” dedi. Seungmin kısa bir “Daha dikkat edeceğim” cevabı verdi ama Chan bir saniye bile beklemeden “Tekrar” dedi ve müzik yeniden başladı. Bu sefer daha iyi yapmıştı ama Chan’ın yüzü değişmedi, hâlâ tatmin olmuş gibi değildi.
Öğle molasında herkes yine yemek için masaya doluştuğunda ortam çoktan kaosa dönmüştü. Herkes bir şey söylüyor, gülüyor, tartışıyordu ama Seungmin sessizce menüye baktıktan sonra garsona hiçbir şey almayacağını söyledi. Bu cümle duyulur duyulmaz birkaç kişi ona baktı ama kimse direkt bir şey demedi. Sadece Chan bakışlarını ondan ayırmadı. Bir süre sonra sakin ama düşük bir sesle “Dün de pek bir şey yemedin” dedi. Seungmin hemen “Acıkmıyorum” diye cevap verdiğinde Chan’ın ifadesi hafifçe değişti. “İki gündür aynı şeyi söylüyorsun” dedi bu kez daha net bir şekilde. Seungmin gözlerini kaçırıp “Önemli değil” deyince masadaki hava bir anda ağırlaştı.
Chan sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı ama bakışı hâlâ Seungmin’daydı. “Önemli değil dediğin şey genelde önemlidir” dedi. Kimse araya girmedi, herkes o garip sessizliği hissetmişti. Seungmin kısa bir nefes aldı ve “Ben böyle idare ediyorum” dediğinde Chan’ın sesi bu kez daha yumuşaktı ama daha kesindi; “İdare etmek kendine bakmamak değildir” dedi. Seungmin cevap vermedi çünkü ne söylese eksik kalacağını hissediyordu.
Akşam yurda döndüklerinde oda yine sessizdi. Chan duş almıştı, Seungmin yatağında oturuyordu. Telefonu elindeydi ama aslında kullanmıyordu. Chan dolabını kapatırken Seungmin’in çantasına baktı; içindeki neredeyse dokunulmamış paket dikkatini çekti. Bir süre orada kaldı, sonra bakışlarını Seungmin’e çevirdi ve “Bugün de yemek yemedin” dedi. Bu bir soru değildi. Seungmin başını kaldırıp “Çok şey düşünmemeye çalışıyorum” deyince Chan bir adım yaklaştı ama bu tehdit gibi değildi, sadece anlamaya çalışır gibiydi. “Düşünmemek için yememek çözüm değil” dedi. Seungmin gözlerini kaçırdı ve odada sessizlik büyüdü.
Chan yatağına oturmadı, kapıya yakın kaldı ve bir süre sonra daha alçak bir sesle “Yarın benimle gel” dedi. Seungmin “Nereye?” diye sorduğunda Chan kısa bir duraksadı.
“Yemek yemeye”
⋆⋆⋆ ─── ❀ ─── ⋆⋆⋆
Yeni ficimle hepinize merhabalar!
Beni ilk defa görenler için kısaca tanıtayım
Ben Mirae
Namı diğer Bayan Kim
Kendi kafasında takılan, öylesine fic yazan delinin tekiyim😭😋
Beni takip edip ficlerime destek olursanız otomatikmen civciv sürüme katılmış bulunmaktasınız
İyi okumalar diliyorum( ◜‿◝ )♡
Mirae kaçar!!!
-Mirae
