BÖLÜM -1

Vaveyla Yazarı: Taçsız Prenses

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: BÖLÜM -1

İnsan, bir şeylerin ters gittiğini her zaman anlayamazdı.

Bazen gökyüzü kararır, yağmur başlar, sokak lambaları yanar ve hayat bütün sıradanlığıyla devam ederdi. İnsanlar evlerine yetişmeye çalışır, taksiler ıslak asfaltın üzerinde kayar, uzaktan gelen korna sesleri gecenin sessizliğine karışırdı. Her şey olması gerektiği gibi görünürdü.

Ta ki bir telefon titreyene kadar.

Ben o gece, hayatımın ikiye ayrılacağını bilmiyordum.

Saat 23.47'ydi.

Ve bilmediğim bir numaradan gelen tek bir mesaj, yıllardır doğru olduğuna inandığım her şeyin üzerine bir çizgi çekecekti.

Ama bunu henüz bilmiyordum.

O sırada tek düşündüğüm şey, ayakkabılarımın içine dolan yağmur suyu ve eve bir an önce ulaşmaktı.

“Yemin ederim, bir daha seninle gece dışarı çıkarsam beni durdur.”

Neris'in sesi, yağmurun ince uğultusunu bastırdı.

Başımı ona çevirdim. Siyah şemsiyesini omzuna doğru eğmiş, diğer eliyle montunun cebini karıştırıyordu. Saçlarının uçları ıslanmış, yüzüne düşen birkaç tutamı sinirli bir hareketle geriye atmıştı.

“Çıkarken hava durumuna bakabilirdin,” dedim.

“Baktım zaten.”

“Ne diyordu?”

“Yağmur göstermiyordu.”

İstemeden güldüm.

“Neris, telefonunda hava durumu uygulaması olduğuna gerçekten emin misin?”

Bana öyle bir baktı ki gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

“Çok komiksin, Lâl. Gerçekten. Bir gün şu şakaların yüzünden seni bir yerde bırakıp gideceğim.”

“Tamam.”

“Tamam mı?”

“Evet.”

“Hiç üzülmedin.”

“Şu an ayaklarımı hissetmiyorum. Üzülecek enerjim kalmadı.”

Neris başını iki yana salladı.

İstanbul'un geceleri, özellikle yağmurdan sonra, insana tuhaf bir yalnızlık hissettirirdi. Gündüzleri insan kalabalığının altında kaybolan sokaklar, gece olunca bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkardı. Binaların kararmış cepheleri, kapalı dükkânların metal kepenkleri, kaldırım kenarlarında biriken sular…

Her şey daha sessiz, daha gerçek görünürdü.

Sanki şehir, gündüzleri insanlara gösterdiği yüzünü geceleri bir kenara bırakıyordu.

O gece de öyleydi.

Sokağın iki yanına sıralanmış eski binaların pencerelerinin çoğu karanlıktı. Birkaç sokak lambası aralıklarla yanıyor, sarı ışıkları ıslak zeminde uzayıp gidiyordu. Uzakta bir araba geçti. Lastiklerinin suyu yararak çıkardığı ses birkaç saniye boyunca duyuldu, sonra yeniden sessizlik çöktü.

Telefonumu montumun cebinden çıkardım.

Ekranda saat 23.47 yazıyordu.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu Neris.

“Hayır.”

“Emin misin? Bir anda sustun.”

“Saate baktım sadece.”

Telefonu yeniden cebime koyacakken ekranın üst kısmında bir bildirim belirdi.

Bilinmeyen Numara.

Bir an duraksadım.

Numaramı değiştireli birkaç ay olmuştu. Yeni numaramı bilen insanların sayısı çok fazla değildi ama yine de bunun garip bir şey olduğunu düşünmedim. Yanlış numara olabilirdi. Bir kargo şirketi, eski bir tanıdık ya da gecenin bu saatinde mesaj atmaya karar veren herhangi biri…

Mesajı açtım.

Tek bir cümle vardı.

Eve vardığınızda sakın kapıyı açmayın.

Önce ne okuduğumu anlamadım.

Cümleyi bir kez daha okudum.

Sonra bir kez daha.

Kaşlarımı çatarak ekrana baktım. Mesajda ne bir isim vardı ne de başka bir açıklama. Sadece o cümle.

Nefesimi yavaşça verdim.

“Ne oldu?” diye sordu Neris.

“Bilmiyorum.”

“Ne demek bilmiyorum?”

Cevap vermedim.

Telefonu elimde tutarak mesajın üst kısmına dokundum. Numara kayıtlı değildi. Profil fotoğrafı yoktu. Daha önce arama geçmişimde de görünmüyordu.

“Lâl?”

Başımı kaldırdım.

Neris birkaç adım ilerlemişti. Şemsiyesinin altından bana bakıyordu.

“Niye durdun?”

Telefonu ona uzattım.

“Şuna bak.”

Neris önce yüzüme, sonra ekrana baktı. Mesajı okuduğunda dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

“Çok komik.”

“Bence değil.”

“Birisi şaka yapıyor işte.”

“Kim?”

“Bilmiyorum. Belki yanlış numara.”

“Peki neden eve vardığımızda kapıyı açmamamızı söylüyor?”

Neris yeniden mesajı okudu.

Bu kez gülümsemesi biraz azaldı.

“Belki yanlış kişiye gönderilmiştir.”

“Bizi tanıyan biri olabilir.”

“Bizi tanıyan herkes numaranı bilmiyor mu zaten?”

“Yeni numaramı herkes bilmiyor.”

Bu kez ikimiz de sustuk.

Yağmur hafiflemişti. Şemsiyenin kenarından süzülen su damlaları kaldırıma düşüyordu. Sokağın sonundaki lambanın altında biriken su, rüzgârın etkisiyle hafifçe dalgalandı.

Neris telefonu bana geri verdi.

“Cevap yazma.”

“Neden?”

“Çünkü cevap verirsen bir tepki beklediğini anlamış olur.”

“Ya gerçekten önemli bir şeyse?”

Neris derin bir nefes aldı.

“Lâl, önemli bir şeyse kendini açıklar. Kim olduğunu söyler. Böyle saçma bir mesaj atıp ortadan kaybolmaz.”

Haklı olmasını istiyordum.

Gerçekten istiyordum.

Çünkü mesajın beni neden rahatsız ettiğini kendime bile açıklayamıyordum. Sözcükler basitti. Tehdit yoktu. Açık bir tehlike belirtisi de yoktu.

Ama bir şey vardı.

Beni asıl rahatsız eden, mesajın ne söylediğinden çok, bunu yazan kişinin nerede olduğumuzu biliyor olma ihtimaliydi.

Telefonumu cebime koydum.

“Tamam,” dedim. “Gidelim.”

Yürümeye başladık.

Bu kez Neris şaka yapmadı. Ben de konuşmadım.

Bir sonraki sokağa ulaştığımızda telefonum yeniden titredi.

İkimiz de aynı anda durduk.

Kalbimin hızlandığını hissettim.

Ekrana bakmak istemiyordum.

Ama baktım.

Aynı numara.

Yeni mesaj.

Eve yalnız gitmeyin.

Bu kez Neris'in yüzündeki ifade tamamen değişti.

“Numarayı göster.”

Telefonu ona uzattım.

Mesajı okudu. Ardından ekranı aşağı kaydırıp önceki mesajla arasındaki süreye baktı.

“Bunu az önce mi gönderdi?”

“Evet.”

“Peki bizi nereden biliyor?”

Bu sorunun cevabını bilmiyordum.

Birden çevremdeki her ayrıntı gözüme batmaya başladı. Karşı kaldırımdaki kapalı dükkân. Eski apartmanın girişinde yanan ışık. Sokağın başında park etmiş koyu renkli araba.

Daha önce bunların hiçbirini önemsememiştim.

Şimdi hepsi bir şey saklıyor olabilirdi.

“Belki birisi bizi takip ediyor,” dedim.

Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum.

Neris başını bana çevirdi.

“Öyle bir şey söyleme.”

“Ya doğruysa?”

“Önce sakin olalım.”

“Sakinim.”

“Lâl, ellerin titriyor.”

Telefonu daha sıkı tuttum.

Gerçekten de parmaklarım titriyordu.

Bundan nefret ettim.

Korktuğum için değil yalnızca. Ne olduğunu bilmediğim bir şeyin beni bu kadar kolay etkileyebilmesine sinirlenmiştim.

“Yakında açık bir yer var mı?” diye sordum.

Neris çevresine baktı.

“Şu köşede bir kafe vardı galiba.”

“Oraya gidelim.”

Yürümeye devam ettik. Bu kez daha hızlıydık. Ayakkabılarımızın altında ezilen küçük su birikintilerinin sesi, gecenin sessizliğinde gereğinden fazla yüksek geliyordu.

Sokağın sonuna yaklaştığımızda istemsizce arkamıza baktım.

İlk anda hiçbir şey görmedim.

Sonra karşı kaldırımda, iki binanın arasındaki karanlık bölümde bir siluet seçtim.

Bir insan.

Olduğu yerde duruyordu.

Yüzünü göremiyordum. Sokak lambasının ışığı ona ulaşmıyordu. Yalnızca koyu renkli bir giysinin içinde, hareketsiz bir beden seçiliyordu.

Nefesim boğazımda düğümlendi.

“Neris…”

“Ne?”

“Arkanda biri var.”

Neris hemen döndü.

Siluet kıpırdamadı.

Birkaç saniye boyunca ikimiz de ona baktık.

Sonra bir araba sokağın başından geçerek görüşümüzü kapattı. Araba ilerlediğinde kaldırım yeniden görünür hâle geldi.

Siluet yoktu.

Sanki orada hiç kimse durmamıştı.

Neris kolumu tuttu.

“Yürü.”

Bu kez itiraz etmedim.

Kafenin ışıkları köşeyi döndüğümüzde göründü. İçeride birkaç kişi oturuyordu. Camların üzerinde ince yağmur damlaları birikmişti. Kapıyı açıp içeri girdik.

Sıcak hava yüzüme çarptığında ancak o zaman ne kadar üşüdüğümü fark ettim.

Neris bir masaya yöneldi. Ben ise kapıya yakın bir yerde birkaç saniye daha durdum.

Dışarı baktım.

Sokak boştu.

Yoldan bir araba geçti. Bir binanın giriş kapısı açılıp kapandı. Uzakta bir kedi çöp kutusunun yanından hızla geçti.

Hepsi buydu.

Beni izleyen kimse yoktu.

Belki de yoktu.

“Lâl, gelsene.”

Neris'in sesiyle kendime geldim. Masaya oturdum. Telefonumu önüme koydum ama ekranı açmadım.

Bir süre konuşmadan oturduk.

Sonra Neris çantasını masaya bıraktı.

“Bak,” dedi. “Bunun bir açıklaması vardır. Belki gerçekten birisi bizi korkutmaya çalışıyor. Belki de bizi başka biriyle karıştırdı.”

“İki mesajı da aynı anda açıklayamıyorsun.”

“Biliyorum.”

“Bir de o kişi…”

Sözümü tamamlayamadım.

Neris bana baktı.

“Sen de gördün, değil mi?”

Başını yavaşça salladı.

“Evet.”

Bu tek kelime, içimdeki bütün ihtimalleri daha gerçek hâle getirdi.

Artık bunun yalnızca benim korkumdan ibaret olduğunu söyleyemezdim.

“Polisi arayalım mı?” diye sordum.

Neris bir süre düşündü.

“Önce mesajları ve numarayı kaydedelim. Sonra güvenli bir şekilde eve dönelim. Eğer biri bizi gerçekten takip ediyorsa bunu ciddiye almalıyız.”

Telefonumu elime aldım. Mesajların ekran görüntüsünü çektim.

Tam o sırada ekran yeniden aydınlandı.

Üçüncü mesaj.

Bu kez gönderen numara farklıydı.

Mesajı açtım.

Onunla eve gitme.

Bir süre ekrana bakakaldım.

Sonra başımı kaldırdım.

Neris, yüzümdeki ifadeyi görür görmez öne eğildi.

“Ne yazıyor?”

Telefonu ona uzattım.

Mesajı okudu.

Yüzündeki renk yavaşça soldu.

“Bu sefer kimden gelmiş?”

Numarayı gösterdim.

Neris dudaklarını araladı ama konuşmadı.

“Ne oldu?” diye sordum.

Telefonu bana geri verdi.

“Lâl…”

“Ne?”

“Bu mesajın gönderildiği numara benim.”

Bir an anlamadım.

“Ne demek senin?”

“Bu benim eski numaram.”

Kaşlarımı çattım.

“Eski numaranı neden kullanıyorlar?”

“Bilmiyorum.”

“Bu numarayı kimler biliyor?”

Neris cevap vermedi.

Onu ilk kez böyle görüyordum. Normalde bir sorun karşısına çıktığında önce konuşur, sonra düşünürdü. Şimdi ise söyleyeceği kelimeleri seçmekte zorlanıyor gibiydi.

“Neris, bana bak.”

Başını kaldırdı.

“Bu numarayı kimler biliyor?”

Dudaklarını ıslattı.

“Çok az kişi.”

“Kimler?”

Gözlerini kaçırdı.

“Neris.”

“Lâl, şu an bunu konuşmanın zamanı değil.”

“Bence tam zamanı.”

“Lütfen.”

Sesindeki kırılganlık beni durdurdu.

Neris'le yıllardır arkadaştık. Onu üzgün, öfkeli, hatta çaresiz görmüştüm. Ama ilk defa benden bir şey sakladığını bu kadar açık hissediyordum.

Tam yeniden konuşacakken telefonum titredi.

Bu kez mesaj yoktu.

Arama vardı.

Bilinmeyen Numara.

Ekrandaki isim alanı boştu.

Neris'le göz göze geldik.

“Cevap verme,” dedi.

Telefon çalmaya devam etti.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Sonra sustu.

Ekran karardı.

İçimden derin bir nefes aldım.

Belki de aramayı açmalıydım. Belki karşımda kim olduğunu öğrenmenin tek yolu buydu.

Ama ya karşımdaki kişi, sesimi duymak istiyorsa?

Bu düşünceyle ürperdim.

Telefonu masanın üzerine bıraktım.

“Eve gitmek istemiyorum,” dedim.

Neris elimi tuttu.

“Bu gece yalnız kalmayacaksın.”

Başımı salladım.

Dışarıda yağmur yeniden hızlanmıştı. Camın ardından sokağı izledim. Sarı ışıklar ıslak zeminde titriyordu.

Bir süre sonra telefonumu çantama koymaya karar verdim.

Tam çantanın fermuarını kapatırken ekran yeniden aydınlandı.

Bir mesaj.

Bu kez numara yoktu.

Sadece bir isim görünüyordu.

Murat.

Babamın adı.

Parmaklarım hareketsiz kaldı.

Yıllardır o ismi telefon ekranımda görmemiştim. Zaten onu arayabileceğim bir numara da yoktu. Babam, çocukluğumun ortasında hayatımdan çıkmıştı. Annemin anlattığına göre bir sabah gitmiş ve bir daha dönmemişti.

O günden sonra evimizde onun adı, açılmaması gereken bir kapı gibi kalmıştı.

Şimdi o isim, yıllardır duymadığım bir ses gibi karşıma çıkmıştı.

Neris ekrana baktı.

“Lâl…”

Mesajı açtım.

Tek bir cümle vardı.

"Babanın seni terk ettiğine gerçekten inanıyor musun?"

Dünyanın sesi kesildi.

Kafenin içindeki konuşmalar, fincanların birbirine değen sesleri, dışarıdaki yağmur…

Hepsi uzaklaştı.

Sanki birisi beni bulunduğum yerden çekip almış, yıllardır kaçtığım bir anının içine bırakmıştı.

Babamı düşünmemeye çalıştım. Onunla ilgili sorular sormayı çok önce bırakmıştım. Çünkü her defasında aynı cevapla karşılaşıyordum.

Gitmişti.

Bizi bırakmıştı.

Geri dönmek istememişti.

Peki ya bunların hiçbiri doğru değilse?

Telefonu elimden düşürecek gibi oldum.

Neris kolumu tuttu.

“İyi misin?”

Cevap veremedim.

Mesajı tekrar okudum.

Sonra gönderen numaraya baktım.

Kayıtlı değildi.

Bir şey daha fark ettim.

Mesajın altında, ilk kez görünmeyen bir ayrıntı vardı: gönderim saati.

23.47.

Başımı yavaşça kaldırdım.

“Neris…”

“Buradayım.”

“Eve gitmemiz gerekiyor.”

Neris şaşkınlıkla yüzüme baktı.

“Az önce eve gitmek istemediğini söyledin.”

“Biliyorum.”

“Peki ne değişti?”

Telefonu ona çevirdim.

“Bu mesaj.”

Neris ekrana baktı. Birkaç saniye sonra gözlerini bana kaldırdı.

“Lâl, bu bir tuzak olabilir.”

“Olabilir.”

“Ya bizi oraya çekmeye çalışıyorsa?”

“Bunu da bilmiyorum.”

“Öyleyse neden gitmek istiyorsun?”

Boğazımdaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştım.

“Çünkü anneme sormam gereken bir şey var.”

Neris bir süre sustu. Sonra başını salladı.

“Tamam. Ama birlikte gideceğiz. Ve bir şey ters giderse yardım isteyeceğiz.”

Ayağa kalktık.

Kafenin kapısını açtığımda soğuk hava yüzüme çarptı. Yağmur hafiflemişti. Sokak lambalarının ışığı kaldırıma vuruyor, su birikintileri solgun sarı renkte parlıyordu.

Dışarı adım attım.

O anda telefonum yeniden titredi.

Ekrana baktım.

Yeni bir mesaj.

Aynı numara.

Aynı saat.

Hayır.

Bu mümkün değildi.

Saat artık 23.47 değildi.

Ekranda 23.58 yazıyordu.

Ama mesajın gönderim saati yine 23.47'ydi.

Mesajı açtım.

Lâl, bu kez kapıyı açma.

Başımı kaldırdım.

Sokağın karşısındaki apartmanın girişinde birisi duruyordu.

Yüzünü seçemiyordum.

Ama bu kez kaçmadı.

Yalnızca bana baktı.

Sonra elini kaldırıp apartmanın kapısını işaret etti.

Telefonumda son bir bildirim belirdi.

Bu kez mesajın altında bir isim vardı.

K͟a͟r͟a͟n͟ ͟S͟a͟y͟g͟u͟n͟

Ve mesajda yalnızca şunlar yazıyordu:

"Geç kaldın."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 15beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18