DUYGULARINIZI KONTROL ETMELİSİNİZ

Vaveyla Yazarı: Necoo .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: DUYGULARINIZI KONTROL ETMELİSİNİZ

Yine baş ağrısı…
Her aşama geçişinde bu ağrıyı yaşamak zorunda mıydım? Neden bu kadar karanlıktı? Gözlerimi açmamış olabilir miydim henüz? Ellerimle gözlerimi yokladım. Açıktılar. Buna rağmen hiçbir şey göremiyordum. Anlaşılan, gözlerim bu karanlığa henüz uyum sağlayamamıştı. Biraz beklersem göz bebeklerim büyüyecek, görüşüm yavaş yavaş netleşecekti. Telaş etmemeliydim.
Ellerimi yere doğru uzattım. Sertleşmiş bir toprağa dokundum. Açık alanda olmadığım belliydi. Yüzüme çarpan bir rüzgâr yoktu; soluduğum hava sınırsız değildi. Bekledim. Zaman geçtikçe çevremi daha net seçmeye başladım. Küçük, bomboş bir odadaydım. Kerpiçten yapılmış, eski bir yapıydı. Ne bir pencere vardı ne de içeri ışık sızıyordu.
Ayağa kalktım. Duvarları ellerimle takip ederek kapıyı aramaya başladım. Soğuk yüzeyler beni sonunda tahtadan yapılmış bir kapıya götürdü. Yavaşça açtım. Tahtanın çıkardığı tiz gıcırtı, duyduğum ilk sesti.
Kapı daha aydınlık, daha geniş ve daha soğuk bir odaya açılıyordu. Ama burası da diğeri gibi bomboştu. Belli ki burayı tasarlayanlar, bu alanlarda fazla oyalanmamızı istemiyordu. Hayatta kalmamıza yarayacak tek bir envanter bile yoktu.
Bu düşünceyle refleks hâlinde kemerime uzandım. Telsizlerden biri hâlâ yanımdaydı, diğeri yoktu.
Julia.
Ne demek istediğimi anlamış ve telsizlerden birini almış olmalıydı. Hızla cihazı açıp konuşma düğmesine bastım.
— Julia, beni duyuyor musun? Julia?
Cevap yoktu.
Tekrar denedim. Yine sessizlik.
Belki telsizi almamıştı. Belki düşürmüştüm. Belki de kapsama alanı dışındaydık. Basit bir cihazdı; açma kapama düğmesi ve basılı tutarak konuşabileceğin tek bir tuşu vardı. Eğer Julia’da olsaydı, kullanabilirdi. Karamsarlığa kapılmamalıydım. Birbirimize yaklaştığımızda mutlaka bağlantı kuracaktık.
Bu yüzden buradan çıkmalı ve onu aramalıydım.
Dışarı açılan kapıdan geçtiğimde küçük bir yerleşim alanıyla karşılaştım. Köyü andıran bir yerdi. Evler kapalı kutular gibiydi; hepsi neredeyse aynı boyutta ve aynı biçimdeydi. Bazı kapılar açıktı. Demek ki bu aşamaya başka insanlar da burada başlamıştı.
Kimseye güvenemezdim.
Bu platformda başkalarını kurtarmaya çalışmak, ölümcül bir hataya dönüşebilirdi. Kendimden ve Julia’dan başkasını düşünmek ikimizi de tehlikeye atardı.
Buradan ayrılmalıydım.
Gece sona ermek üzereydi. Karanlık yavaş yavaş dağılırken, ışık dağların ardından çıkmak için bekliyordu. Köy bir tepenin üzerine kurulmuştu. Aşağı baktığımda, yarım saatlik yürüme mesafesinde küçük bir dere ve çevresinde ağaçlar gördüm. Dere, bir dağın eteğinden kıvrılarak akıyordu.
Yönümü oraya çevirdim.
Adımlarımı hızlandırmıştım. Arkama bakmadan ilerliyordum. İçimde tuhaf bir his vardı; sanki biri beni izliyordu da her an omzuma dokunacak gibiydi. Bu his, zihnimde eski bir anıyı tetikledi.
Çocukken gece tuvalete kalktığımda ablamı uyandırırdım. O da söylenerek benimle gelir, kapının önünde beklerdi. İşim bitince ışığı hızla kapatır, “arkanda biri var” diye bağırarak odaya koşardı. Ben de arkama bile bakmadan yatağıma kaçardım.
Bir ablam mı vardı?
Bu düşünce zihnimde bir kıvılcım gibi çaktı. Onun yüzünü, adını, hatta yaşayıp yaşamadığını bile hatırlamıyordum. Geçmişimi düşünmek bedenimi zayıflatıyor, baş ağrımı artırıyordu. Şimdilik bu düşünceleri bastırmalıydım. Tek odak noktam Julia olmalıydı.
Dereye yaklaştığımda telsizi tekrar denedim. Yine cevap yoktu.
Suya eğilip ellerimi ve yüzümü yıkadım. Biraz su içtim. Suyun kayalara çarparken çıkardığı ses rahatlatıcıydı. Güneş yükseliyor, platformu ısıtmaya başlıyordu. Hayatta kalmak için isteyebileceğim en ideal havaydı. Burada biraz dinlenebilir hatta derede yıkanabilirdim. Vücudumun buna ihtiyacı vardı.
Bir anda az ötede sesler yükseldi.
Ağaçların arasında iki kişi vardı.
— Lütfen dur, yapma! Sana hiçbir şey yapmadım!
Bir adam sırtüstü yere düşmüş, elini havaya kaldırarak yalvarıyordu.
— Ne istiyorsan yaparım! İş birliği yapalım! Yeter ki öldürme beni!
Kime yalvardığını göremiyordum. Bir ağacın gövdesi görüşümü engelliyordu. Bir adım daha atarsam beni fark edebilirlerdi. Olduğum yerde kaldım.
Diğerinin sesi sakindi.
— Hiçbir şey istemiyorum. Sadece canını.
— Yalvarmak seni kurtarmayacak. İnsan öldürmek istiyorum. Nasıl ve kim olduğu önemli değil. Bu oyunu bu yüzden seviyorum. Kimse beni sorumlu tutmuyor. Herkes OMEGA’yı suçluyor.
Cümlesi biter bitmez elindeki palayı adamın boynuna indirdi.
Bağırmasına bile izin vermedi. Her şey bir anda olmuştu.
Derenin kenarında öylece donup kalmıştım. Az önce gördüklerim, saf bir vahşetten ibaretti. Nasıl olur da bir insan, hiçbir gerekçe olmadan başka bir insanı öldürebilirdi?
Söyledikleri hem korkunçtu hem de kafamı karıştırıyordu. İnsanlar onun yaptıklarından OMEGA’yı suçlayacaktı. Bu ne demekti? OMEGA da kimdi?
Burada neler olup bittiğini biliyor gibiydi. Eğer cevaplar istiyorsam, bu adamı konuşturmanın bir yolunu bulmalıydım. Birkaç dakika önce tanık olduğum şeyler ondan uzak durmam gerektiğini söylüyordu ama gerçek şuydu: Sebepsiz yere insan öldüren biriyle, er ya da geç karşı karşıya gelecektim.
Ya Julia’yı benden önce bulursa…
Bu düşünce bile midemi sıkıştırmaya yetmişti. Kararımı vermiştim. Bu katili takip edecektim. Uygun anı yakaladığımda da onu öldürecektim.
Sanki az önce bir insanın canını almamış gibi, dere kenarında sakince yürüyordu. Ağaçları aramıza perde yaparak ilerliyor, onu ne görüş alanımdan çıkarıyor ne de fazla yaklaşıyordum. Bir an karşısına çıkıp yüzleşme fikri geçti aklımdan. Ama elindeki pala, bende bulunan bıçağa karşı açık bir üstünlüktü. Açık alanda böyle bir çatışmaya girmek aptallık olurdu.
Üstelik bu adamın kurallara göre savaşacak biri olmadığı da açıktı.
Genel etik kuralları bir kenara bırakmalıydım. Burası bir hayatta kalma oyunuydu. Yapılacak en küçük hata, ölümle sonuçlanabilirdi.
Takip etmeye devam ettim.
Katil, dere boyunca hiç durmadan ilerliyordu. Aklından neler geçtiğini anlayamıyordum. Bir planı yok gibiydi. Karşısına biri çıkarsa öldürecekti, bundan emindim. Ama özellikle birilerini aradığı da söylenemezdi. Bazen duruyor, elindeki palayla ağaçlara ya da toprağa izler bırakıyordu.
Bunu neden yaptığını çözemedim. Buradan geçtiğini birilerine göstermek için mi? Yoksa kaybolursa geri dönebilmek için mi? Her yer birbirinin aynısıydı. Yolunu işaretliyor olması mantıklıydı.
Onu saatlerdir takip ediyordum. Hiç mola vermemişti. Bu kadar uzun süredir yürümesi, er ya da geç duracağı anlamına geliyordu. Benimse sabrım tükenmeye başlamıştı. Daha fazla zaman kaybedemezdim.
Sonunda büyük bir kayanın yanında durdu.
Etrafa dikkatlice baktı. Beni fark etmemişti. Çevrede kimse olmadığına ikna olunca kayanın dibine oturdu. Sırtını kayaya yasladı, yüzünü dereye döndü. Palayı elinden bırakmamıştı. Hâlâ temkinliydi.
Ama bundan daha iyi bir fırsat yakalayamazdım.
Sessizce kayanın arkasına dolanmalı, ona yan taraftan yaklaşmalıydım. Böylece beni fark etmesi mümkün olmayacaktı. Planımı hemen uygulamaya koyuldum.
Aramızda yaklaşık yüz adım vardı. Önce dağa doğru yöneldim. Çalılıkları siper alarak kayanın bulunduğu yerin yirmi adım kadar yukarısına ulaştım. Adamı göremiyordum ama orada olduğunu biliyordum.
Parmak uçlarımda ilerleyerek aşağı indim.
Kayanın kenarından kolu görünüyordu. Palayı kolunun altına sıkıştırmıştı. Ani bir hamle yaptığımda, palayı kavrayacak zamanı bile olmayacaktı.
Bıçağımı sımsıkı tuttum.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Ama ne yaptığımı biliyordum. Kararlıydım. Hızlı ve ani bir ölüm olacaktı. Nasıl öldüğünü bile anlamayacaktı.
— Alex, orada mısın? Alex? Lütfen cevap ver!
Hay aksi!
Sırası mıydı şimdi, Julia?

0423
. . .
-Ayfer Hanım görmek isteyeceğiniz bazı raporlar geldi.
-Ne hakkında Mine?
-Efendim yeni kişiler getirildi. İçlerinde müdavimler de var. Bir tanesinin baya dişli olduğunu söyleyebilirim ve HKSB durum raporu istiyor ne yapmamızı emredersiniz?
-Müdavimleri Doktor İpek gördü mü?
-Gördü efendim.
-Tamam sağlam olanları bir sonraki aşamaya koyabilirsin. Şu söylediğin kişi bakalım ne kadar dişliymiş. Durum raporunu süreç tamamlanınca paylaşmalıyız. Bu yüzden aşamaları zorlaştır. Daha hızlı ölümler istiyorum.
-Peki efendim. Neler yapmamı istersiniz? Özel bir isteğiniz var mı?
-Hayır. Her şeyi sana bırakıyorum. Şaşırt beni.
-Peki efendim.
. . .
0423

-Julia.
-Alex. İyi misin? Sana ulaşmaya çalıştım ancak cevap vermedin.
-İyiyim. Kapsama alanı dışındaydık sanırım. Sen nasılsın?
-Sesin iyi gelmiyor. Bir şey mi oldu? Yaralandın mı yoksa?
-Hayır yaralanmadım. İyiyim merak etme. Sadece...
-Söyle ne oldu.
-Birisini öldürdüm. Evet yaptım bunu ve insan ile kurt öldürmek arasında çok fark var Julia.
-Nasıl? Ne zaman?
-Az önce. Kötü birisi olduğuna yemin edebilirim Julia. Bir adamı sebepsiz yere öldürdü ve burayla alakalı bir şeyler biliyor gibiydi. Onu etkisiz hale getirip bildiği şeyleri öğrenmek istemiştim. Arkasından yaklaşıyordum. Sen seslenince silahına sarıldı. Silahını almasına izin veremezdim. Her şey bir anda oldu. Üzgünüm.
-Kendini suçlama Alex. Sen iyi birisin. Bunu biliyorum. Yapman gereken neyse onu yapmışsındır.
İyi birisi olduğuna inanıyorum dememişti, iyi birisi olduğumu bildiğini söylemişti. Cümlelerini kalbime dokunacak şekilde seçiyordu.
-Hemen birbirimizi bulmalıyız. Seni çok özledim Julia.
-Ben de senin yanında olmak istiyorum hemen. Birbirimizi nasıl bulacağız? Neredesin?
-Bir köyde uyandım. Tepede bir köy, aşağısında dere var. Şu an köyün yaklaşık üç saat doğusunda derenin kenarındayım. Sen neredesin?
-Bilmiyorum. Buğday tarlaları ve uzun bir yoldan başka bir şey yok burada. Saatlerdir yürüyorum. Bir köy veya bir dere görmedim henüz?
-Hangi yöne doğru yürüyorsun?
-Batıya doğru yürüyorum.
-Herhangi bir dağ veya tepe görmüyorsun değil mi?
-Hayır. Dümdüz her yer. Saklanabileceğim bir yer de yok. Lütfen bul beni.
-Tamam merak etme seni bulacağım. Telsiz çekim alanına girdiğine göre doğru yönde ilerliyorsun. Aynı yönde ilerlemeye devam et. Ben de önümdeki dağın tepesine çıkacağım. Yanılmıyorsam bu dağın ardında olmalısın.
-Tamam dikkatli ol

Ardımda köyü, dereyi ve iki ölü adamı bırakarak dağa doğru yürümeye başladım. Az önce bir insan öldürmüştüm. Bunu yapmış olmaktan çok, bunu yapabilmiş olmak beni tarif etmesi güç bir ruh hâline sürüklüyordu. Gerektiğinde, gözümü bile kırpmadan bir can alabiliyordum. Evet, kötü biriydi… ama hâlâ bir insandı. Üstelik ilk hamleyi yapan bendim.

Kimdim ben?

Ruhsuz bir katil mi?

Kötüleri cezalandıran bir cellat mı?

Kendimi bile hatırlayamadığım bir oyunun içinde hayatta kalmaya çalışıyor, tüm bunlar olurken Julia’yı sevmekten de geri durmuyordum. Bir yanım çiçek bahçesi, diğer yanım eli kanlı bir katildi.

Bu düşünceler zihnimi kemirirken bedenim de zayıflıyordu. Bir an durup dinlenmek istedim. Yakınımda, gölgesinde soluklanabileceğim bir kaya vardı. Ama az önce, tam da böyle bir kayanın dibinde dinlenen bir adama saldırmıştım. Aynı sonu yaşamaktan çekindim. Bu düşünce beni kendime getirdi.

Dağın zirvesine kadar durmak yoktu.

Dinlenmek lükstü.

Yürümeye devam ettim.

Zihnimi ayakta tutmak için etrafı izliyordum; dağları, ağaçları, otları, kayaları… geçtiğim yerlere bilinçli olarak izler bırakıyordum. Az önce öldürdüğüm adamın bunu neden yaptığını şimdi daha iyi anlıyordum. Burada insanın verdiği en büyük mücadele, başkalarıyla değil, kendi zihniyleydi.

Güneş tepemden inmeye başlayalı çok olmuştu. Gölgem doğuya doğru uzuyor, attığım her adımla biraz daha büyüyordu. Akşam olmadan Julia’yla buluşmalıydık.

— Alex daha iyi misin?

— Evet. İyiyim. Sende durumlar nasıl?

— Aynı yönde yürüyorum. İleride bir tepe görünüyor, oraya doğru gidiyorum.

— Tamam. Ben de dağın zirvesine ulaşıyorum neredeyse. Bir bakayım ne var.

Zirveye çıktığımda duraksadım.

Dağ, iki coğrafyayı ayıran bir set gibiydi. Arkamdaki manzara ile önümdeki manzara birbirinin aynısıydı. Önümde, dağın eteğine serilmiş bir dere uzanıyordu. Derenin üst tarafında bir tepe daha vardı. Julia’nın bahsettiği tepe bu olmalıydı. Acaba onun da üstünde bir köy var mıydı?

— Julia beni duyuyor musun?

— Evet. Neler görüyorsun?

— Arkamda bıraktığım manzarayla aynı şeyi görüyorum. Yönümü kaybetmişim de geldiğim yöne bakıyormuşum gibi hissediyorum.

— Anlaşılan mimarımız pek uğraşmıyor. Kopyalayıp yapıştırıyor.

Bunu söylerken sesi ortamın gerginliğini dağıtmak ister gibi alaycı çıkmıştı.

— Evet işte bu yüzden tepenin üstünde bir köy olabilir. Orada insanlar da olabilir.

— Her şekilde oradan geçmek zorundayım.

Bu kez şaka yoktu, sesi netti.

— Dikkatli ol. Ben de sana doğru geliyorum.

— Tamam. Bu telsizi iyi ki almışsın. Sesini duymak iyi hissettiriyor.

Bunu söylerken gerçekten bunu kastettiğini anladım.

— Alışkanlıklar bazen işe yarıyor. Bir an telsizi almadığını düşünmüştüm.

— Yaranı temizlerken fark edip almıştım.

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:

— Ayrıca son saniye telsiz söylenir mi Alex? Yan yana gelince sana bunun için kızacağım.

Kızmaktan çok şakalaşıyordu.

— Eyvah… Ben geri döneyim en iyisi.

— Tamam tamam, oyalanmayalım hadi.

Kalbime bir serinlik gelmişti. Julia ile konuşmak gerginliğimi azaltmış, zihnimi daha canlı hale getirmişti.

Önümde, buraya geldiğim mesafe kadar bir yol daha vardı. Dağdan aşağı inmeye başladım. Dere kenarına ulaşmam uzun sürmedi. Dere yatağının genişlediği, suyun biriktiği bir noktada durup etrafı dikkatlice süzdüm. Her şeyi kontrol ettikten sonra, çevremde kimse olmadığından emin olunca üzerimde ne varsa çıkarıp kendimi derenin serin sularına bıraktım.

Vücudum gevşedi. Kızgın bir demirin suya atıldığında aniden soğuması gibi, bedenim de bir anda rahatlamıştı. Bu iyi hisse rağmen burada oyalanamazdım. Rehavet, bu oyunun en sessiz katiliydi.

Suyun içindeyken bir kez daha etrafı kolaçan edip hızlıca çıktım. Kıyafetlerimi giyip yola koyuldum. Artık daha dinç, daha toparlanmış hissediyordum. Dere boyunca, ağaçları kendime siper alarak ilerledim.

— Julia, nasılsın?

— İyiyim. Şimdilik bir sorun yok. Tepeye yaklaştım ama henüz evleri göremedim. Belki sadece bir yükseltidir. Sen neredesin?

— Dere kenarındayım. Birazdan yukarı çıkacağım. Birbirimize çok yaklaştığımızı hissediyorum.

— Umarım öyledir. Daha fazla yürüyecek hâlim kalmadı.

— Az kaldı. İnan bana.

Önümüzde sadece bir tepe vardı. Bunu hissediyordum. Yanılıyor olsam bile yürümeye devam edecektim. Bu aşama bitmeden Julia’yı bulmalıydım. Bir sonraki aşamada bizi neyin beklediğini bilmiyordum.

Dereyi geride bırakıp tepeye doğru yöneldim. Seyrek ağaçların arasından geçerken manzara netleşti.

— Tam tahmin ettiğim gibi. Önümde bir yerleşke var, Julia.

— Tepeye çıkmak üzereyim ama henüz ev göremedim. Geldiğin yöne doğru yürümedin değil mi?

Bunu söylerken sesi ciddiydi. Aynı ciddiyetle karşılık verdim.

— Hayır ne yaptığımı biliyorum

— Alex… Bunu öyle söylemedim. Eğer burası kontrol edilebilen bir yerse, algılarımızı yanıltacak şeyler yapmış olabilirler.

Haklıydı. Bu yerde ne doğaya ne yön duygusuna ne de mantığa tam anlamıyla güvenemezdik.

— Doğru. Ama dağa çıkarken bıraktığım izler yoktu. Bu yüzden aynı yerde olmadığımı söyleyebilirim.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Julia, orada mısın?

— Buradayım. Ve itiraf ediyorum düşündüğümden daha zekisin.

— Bunu itiraf değil, iltifat olarak alıyorum.

— Tepenin üstündeyim. Söylediğin gibi, yamacın düzlüğünde evler var. Ne yapmalıyım sence? Bir eve girip bekleyeyim mi?

— Eğer boş olduğundan eminsen girebilirsin. Ama içeride pek bir şey bulamazsın. Kendini güvende hissediyorsan, tepede beni bekle.

— Hava kararıyor. Burada bir hayvanla karşılaşmak istemiyorum. Evleri izleyeceğim, boş olduğunu düşündüğüm birine gireceğim.

— Tamam. Ben yakınım zaten. Çok sürmez yanına gelirim.

— Tamam.

Evet hava gerçekten kararıyordu. Köyün çok yakınındaydım. Julia ile aramda çok az bir mesafe kalmıştı. Onu görme heyecanıyla ayaklarım benden bağımsız hareket ediyordu. Adımlarım hızlandı. Köyün girişine gelmiştim.

-Julia köye giriş yaptım.

-Tamam. Ben de en üstteki evlerden birisine girdim. Burası tamamen boş.

-Geliyorum.

Julia ile buluşacak olmanın ruhuma kattığı esenlikle huzurlu hissediyordum fakat bu huzurun altında yatmakta olan tedirginlik de mevcuttu. Her an evlerin birinden üstüme birisi atlayacak gibi bir gerginlik hakimdi havaya. Derin bir nefes alıp ilerlemeye devam ettim. İstediğim tek şey bir an önce Julia’yı görmekti.

-Alex dışarıdaki sen misin?

Bunları fısıltıyla söylemişti.

-Hayır henüz gelmedim. Birisi mi var?

-Evet dışarıda birisi var.

Kalbim kasılmıştı. Metanetli olmalıydım.

-Tamam sakin ol. Arkadaki odaya geçip kapıyı kapat. Ses çıkarmadan bekle beni. Geliyorum hemen.

-Tamam lütfen çabuk gel.

Sesine korku hakimdi. Daha da hızlı yürüyerek tepenin yamacındaki evlere doğru ilerledim. Julia korku dolu sesiyle birlikte bir erkeğin sesi de telsizden duyulmuştu

-Alex! Buraya geliyor.

-Burada olduğunu biliyorum güzel kız. Daha önce benden kaçmayı başarmış olabilirsin ancak bu kez köşeye sıkıştın.

-Bu adam... Evet o! Kolundan yaraladığım kişi. Korkuyorum Alex.

-Korkma. Geldim sayılır. Sana zarar veremeyecek.

Julia cevap vermeden kapı açılmıştı.

-Hu huu. Arka odaya girerek kaçabilecek misin? Böyle bir yere gelirken takip edilmediğinden emin olmalısın güzel kız.

Sesi telsizden duyuluyordu. Ses tonu rahatsız ediciydi.

-Seninle çok eğleneceğim.

Telsizden tıkırtılar geldi ardından adamın iğrenç sesi daha gür ve net çıktı.

-Kiminle konuşuyorsun bakayım.

-Ona dokunursan her parmağını teker teker kesip vücudundaki her deliği parmaklarınla kapatırım.

-Ah sevgililerin konuşmasını böldüm demek. Endişelenme sevgilin gelene kadar işimiz bitmiş olacak.

-Öldüreceğim seni. Beni duyuyor musun? Öldün hatta sen!

-Alo cevap ver. Juliaa!

Ses kesilmişti.

Bu sessizlikle beraber kafamın içindeki sesler artmaya başlamıştı. Kaygılarım, korkularım, pişmanlığım hepsi aynı anda kafamın içinde bağırıyordu.

Ya Julia’ya bir şey olursa? Ya oraya ulaştığında onun cansız bedeniyle karşılaşırsan? Daha hızlı gelebilirdin! Oyalanmanın sırası mıydı? Sen burada olan bitenleri oyun mu sanıyorsun! Burada insanlar öldürülüyor. Hem de sebepsiz yere!

Hayır. Şimdi değil! Şu an bu düşüncelerle bile vakit kaybedemezdim. Düşünmem değil hareket etmem gerekiyordu. Zihnimin üretmeye çalıştığı tüm senaryoları bastırıp koşmaya başladım. Etrafıma bile bakmıyor sadece koşuyordum. Çevreyi kolaçan etmeyi bırakmış, korkularımı zihnimin karanlığına gömmüştüm. Birilerinin beni görmesi, üzerime birisi atlayacak gibi hissetmek hatta arkamda birisinin olması düşüncesi bile Julia’yı kaybetmekten daha korkutucu gelmiyordu. Sadece koşuyordum. Julia’yı kurtarmak için değil hayatta kalmak için koşuyordum. Onu kurtaramamak ölümle eşdeğerdi.

Tepedeki evlere ulaşır ulaşmaz evlerden rastgele birisine kapıları tekmeleyerek girdim.

-Julia!

Burada değildi. Koşarak dışarı çıkıp bir yandaki eve girdim. Dış kapı aralanmıştı. Bıçağımı kavrayıp geniş odadan hızla geçerek arka odanın kapısına tekmeyi vurup içeri girdim.

-Julia!

Ay ışığı da benimle beraber kapıdan girmiş ve duvarın kenarına kelimenin tam manasıyla çöken Julia’yı net olarak görmemi sağlamıştı. Saçları dağılmış. Üstündeki kazağın boyun kısmı yırtılmıştı. Kapının girişinde donakalmıştım. Az önce bastırmaya çalıştığım senaryo karşımda öylece çökmüş oturuyordu.

-Julia iyi misin?

Cevap vermedi. Sessiz bir feryat halindeydi. Birkaç adım atıp yanına çöktüm. Kanlı ellerinin arasında tuttuğu kırık telsizi aldım. Gözlerinin içine baktım

-Daha önce gelmeliydim.

-Alex...Ben-

Cümlesini tamamlamasını beklemeden omuzlarından tutarak başını göğsüme bastırıp sarıldım.

-Özür dilerim diyebildim sadece.

Kollarımın arasında, yaşayan ama ölü bir beden var gibiydi. Sessiz ama net bir sesle;

-Ben katil oldum. Dedi

Bu kısacık cümleyi söylerken hissettiği bütün duyguları aktarabilmişti. Kafamı çevirip yerde kanlar içinde yatan adama baktım. Kendini savunamayacağını düşündüğü bir kadına saldırmış ancak beklemediği bir şeyle karşılaşmıştı. Kendisini öldüren bıçak halen göğsünde duruyordu. Şüphesiz layık olduğu son buydu.
-Hayır. Sen sadece kendini korudun.

0423

-Durum nedir Efe?

-Halen hayatta kalan çok insan var efendim. Tabi onlardan insan olarak bahsedebilirsek.

-Alex ne durumda?

-İyi ilerliyor. Aşama bitmek üzere. Sonraki aşamada müdahale edelim isterseniz.

-Mine halletmiş olmalıydı. Birbirinizden haberiniz yok mu sizin?

-Şey... Efendim ben-

-Tamam sus. Bahanelerine ayıracak vaktim yok. Müdavimleri gördün mü?

-Evet efendim. Kullanılabilir olanları ekleyeceğim.

-Tamam Mine’ye söyle beni bulsun. Sen de Emre ile görüş! Aklın bir karış havada.

-Efendim... İyiyim ben aslında.

-Ne diyorsam onu yap Efe!

-Emredersiniz efendim.

. . .

-Ayfer Hanım beni istemişsiniz.

-Hazır mı Mine?

-Hazır efendim. Bir sonraki aşama için arazi araçları planladım. Böylelikle hızlı ölümler göreceğiz. Ayrıca İpek Hanım da gruplaşmaları azaltmak için bir yöntem uygulayacak.

-Nasıl bir yöntem İpek?

-Oksipital ve temporal görsel ağları hedef alan deneysel nöromodülasyon uyguladım. Elektrokonvülsif uyarımı, görsel tanıma devrelerini geçici olarak bozacak şekilde yeniden düzenledim. Böylece birbirlerini tanıyamayacaklar. Alex’e bunu yapamıyoruz tabi ki.

-Bu hoşuma gitti. Getirilen kişilerden bazılarını bu amaçlar doğrultusunda kullanabilirsin İpek. Yeni yöntemler görmek isterim.

-Peki efendim. Elimden geleni yapacağım.

0423

Karanlık çökmüştü. Yandaki başka bir eve geçmiştik. Üzerimize çöken kasveti dağıtmak ister gibiydik ama bunun mümkün olmadığını ikimiz de biliyorduk. Bu aşamada geri dönüşü olmayan şeyler yaşanmıştı. Haklı sebeplerimiz olsa da bir hayatın son bulması kolay değildi. Julia hâlâ toparlanmaya çalışıyordu.

Yaşadığı yoğun duygular vücudunu tüketmiş olmalıydı. Başını omzuma yaslamış, sessizce öylece duruyordu. Nefesi düzensizdi ama artık titremiyordu. Bir süre konuşmadık. Sessizlik, söylenmeyen her şeyden daha ağırdı.

— Daha iyi misin?

Soruyu sorduğumda gözlerini bana çevirmedi.

— Bir insan öldürdüm, dedi.

Sesi sakindi. Fazlasıyla sakindi.

— Evet, bunu yaptım. Ama asıl tuhaf olan şey bunu yapacak cesareti kendimde bulmuş olmamdı. Hatta düşündüğümden daha kolay olmuştu.

Bu cümleden sonra sustu. Sanki kendini tartıyordu. Korktuğu şey yaptıkları değil, bunu yapabilmiş olmasıydı.

Ellerimi ellerinin üzerine koydum. Soğuk değildi artık. Nabzı düzenliydi. Yaşadığı şoktan sıyrılıp zihninin içinde bir muhasebeye girdiği belliydi. Onu bu düşüncelerden uzaklaştırmak istercesine konuşmaya başladım.

— Bir ablam olduğunu hatırladım. Ona dair net bir şey yok ama çocukluğumuzdan bazı görüntüler… Sanki kısa bir anlığına açıldı.

Başını hafifçe kaldırdı.

— Düşündüğün kadar yalnız biri değilsin yani, dedi.

Sesindeki hafif alaycı ton beni rahatlattı. Julia geri geliyordu.

— Evet. Ama ne zaman daha fazlasını düşünsem başım ağrıyor. Yoruluyorum. Zihnim buna izin vermiyor gibi.

— Zamanla daha fazlasını hatırlayacağız. Ben de bazı şeyler hatırlıyorum ama… önemsiz.

“Önemsiz” kelimesini özellikle vurgulamıştı. Israr etmememi ister gibiydi.

— OMEGA sana bir şey hatırlatıyor mu? diye sordum.

— Hayır. Ne demek o?

Duvara sırtımızı yaslamış oturuyorduk. Ayaklarımı uzattım.

— O adam bir şeyler biliyor gibiydi. Herkesin suçu OMEGA’ya atacağını söyledi. Yaptıklarından kendisinin sorumlu tutulmayacağını… Ne demek istediğini anlayamadım.

— Bir örgüt olabilir. Daha önce de burada bulunmuş olabilirler.

— Evet. Bazılarımız buraya ilk kez gelmiyor gibi. Garip bir şey daha fark ettim.

Başını bana doğru çevirdi.

— Gökyüzünde küçük bir bulut var. Hep aynı yerde duruyor. Her aşamada. Hareket etmiyor. Dikkatli bakınca sen de göreceksin. Ya arkasında bir şey saklıyorlar ya da burayı tasarlayan kişinin küçük bir imzası.

Konuşurken pozisyonunu değiştirdi. Omzuma yaslanmak yerine ayaklarını uzatıp başını dizlerimin üzerine koydu. O kadar doğal bir hareketti ki aramızda adlandırılmamış ama inkâr edilemez bir yakınlık vardı.

— Neden imza atmak istesin ki?

— Alışkanlıklar, Julia. İnsanlar bazen farkında olmadan iz bırakır. Ben de telsizi bilinçli olarak almadım. Sadece alışkanlıktı.

Bu sözle birlikte yüzündeki ifade değişti.

— Çok işimize yaradı, dedi. Ama benimki artık çalışmıyor. Üzerine bastı, kırdı o şerefsiz.

Parmaklarımı saçlarının arasından geçirdim.

— O bulut iyi bir referans olabilir. Bir sonraki aşamada yine ayrı düşersek o buluta doğru gelerek birbirimizi bulabiliriz.

Bu cümleyi kurarken içime istemediğim bir his çöktü. Yeniden ayrılacaktık. Üstelik bu kez sesini bile duyamayacaktım.

— Neden sürekli ayrılmak zorunda kalıyoruz? dedi.

Sesini alçaltmıştı.

— Buradan ayrılmak istemiyorum Alex. Gözümü her açtığımda bambaşka bir yerde, senden uzakta oluyorum. Bunun olmasını istemiyorum. Yan yana kalamaz mıyız?

Sustuğunda başını hafifçe kaldırıp yüzüme baktı.

— Yan yana olmamızı istemiyorlar, dedim. Duygularımızı kontrol etmemiz gerektiğini söylediler. Nedenini bilmiyorum ama bunu istemiyorlar.

Gözlerini gözlerimden uzaklaştırıp karanlığın içinde sabit bir noktaya baktı.

-Çok yoruldum Alex. Artık bu lanet yerden çıkmak istiyorum.

Yüzüne düşen saçları iki parmağımın arasına alıp geriye doğru hafifçe taradım

-Beraber çıkacağız buradan. Sana söz veriyorum.

“AŞAMA TAMAMLANMIŞTIR. BİRAZDAN SONRAKİ AŞAMAYA GEÇİLECEKTİR. HERKES ARTIK YABANCI!”

Julia sıkıca elimi tutmuş gözlerimin içine bakıyordu. Onun yeşil gözlerinin içine hapsolmak geliyordu içimden. Yanağını baş parmağımla okşadım.

-Merak etme yine buluşacağız. Güçlü kal.

Bu dudaklarımdan dökülen son cümle olmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

148okunma 25beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18