3. bölüm · ZÜMRÜDÜ ANKA

2.Bölüm

bibliobibuli8 ~

~ Otobüsün sol camından etrafı izlerken,
sağ camından kaçırdıklarımızdan ibarettir bazen hayat.~

Özdemir Asaf

Bir insanın hayatı ne kadar boş ve değersiz olabilir? Ne kadar sıkıcı ve sade?

Bartın az önce revirden dönmüş eve gitmek yerine askeriyede kalmaya karar vermişti. Koğuşun bir odasında SİS kalıyordu. Bartın elindeki çayını yudumlarken sırtına yediği tokatla boğulmaktan son anda döndü. Sert bir ifadeyle sırtına vurana baktı. Berke mal mal sırıtarak komutanına bakıyordu. Bartın kim olduğunu anlayınca geri koltuğuna yaslandı.

"Ne var, neden salak salak sırıtıyorsun?"

"Komutanım revirdeki hemşire yeni mi gelmiş?"

Bartın Berke'nın amacını anlayınca sıkıntılı bir nefes verdi. Bu çocuk ne zaman kız ayarlama işinden vazgeçecekti?

"Evet yeni gelmiş, sana ayarlayayım mı?"

"Yok komutanım almayayım, ben sizin için söylemiştim."

Bartın elindeki çayını yanındaki sehpaya bırakıp Berke'nin ensesine şamarı indirdi. Berke hala mal mal sırıtırken gülüşü soldu. Çünkü başına gelecekleri az çok tahmin edebiliyordu.

"Canımın içi, şimdi sen bu soğukta bütün askeriyeye çay ısmarlamak ve üstüne o çayları dağıtmak istiyorsan konuşmaya devam et."

Berke yutkundu.

"Yok istemem komutanım."

"O zaman sus!"

"Ama komutanım bence bu akşam saatlerinde mesainin bitmesine rağmen revirde o hemşirenin dikişerinizi alması tesadüf değil."

Bartın'ın mermi bakışlarını gördüğünde susup yutkundu.

"Tamam sustum komutanım."

Bartın çayı bitince ayağa kalkıp yenisini doldurmak için mutfağa gitti. Tam çayını doldururken beklenmedik bir şey oldu. Bir kurşun sesi. Arttıkça artan kurşun sesleri. Ne olduğunu anlamasıyla çayını bırakması bir oldu. Hemen mutfaktan çıkıp odaya girdi.

"Tim toplan!"

Bütün tim silahları belinde hazır bir şekilde bekliyorlardı. Berke hemen Bartın'a silah uzattı. Kurşun sesleri artıyordu.

Bir dakika içinde koğuştan çıktılar. Bartın telsizden yardım çağırmaya çalışıyordu. Ancak telsiz çekmiyordu. Sinirle dişlerinin arasından "Sikeyim!" Diye mırıldandı. Askeriyenin yarısı yoktu. Eren Komutan da törendeydi.

Dışarı çıktılar. Diğer askerlerle karşılaştılar. Bartın birkaç tanesini kadın koğuşuna gönderdi. Kurşunların arasından geçerek siper aldılar. Bartın siper aldığı yerden çıkıp kaç kişi baskına geldiklerine baktı. Çok kalabalıklardı. Tekrar telsizi açıp yardın çağırmaya çalıştı. Yine olmayınca telsizi kapatıp cebinden telefonunu çıkardı. Selin iki kere aramıştı. Vakit kaybetmeden Eren'i aradı. Telefon çalmaya başladı. Dördüncü çalışta açıldı. Bartın konuşmaya başladı.

"Komutanım, askeriyeye baskın yapıldı, yeterli değiliz acil destek lazım!"

Kurşunların ve silah seslerinin arasından çok zor konuşuyordu. "Ne! Tamam iyi misiniz? Kaç kişiler?"

Bartın olduğu yerden önce timine baktı, sonra siper olduğu yerden kalkıp silahını devraldı. Nişan alıp ateş etti. Tekrar yerine geçtiğinde telefonu kulağına yaklaştırdı. "Çok kalabalıklar yarım saate biteriz." Eren konuşmaya başladı;

"Biraz dayanın destek isteyeceğim, bende şimdi çıkıyorum."

"Emredersiniz..."

15 Dakika Sonra

Bartın askerlere baktı. Kimi kan kusarken kimisi çoktan şehadete ermişti. Kendisinden 20 metre uzağındaki bir askeri gördü. O askeri Bartın eğitimişti. Şimdi ise kalbinden vurulmuş şehadete ermek üzereydi...

Bartın olduğu yerden kalkıp Yunus'a "Koru beni."dedi. Yusuf kontrolü ele alırken Bartın çoktan kendi yetiştirdiği askeri Mercan'ın yanına çökmüştü. Mercan kesik kesik nefes alırken bütün üstü sırılsıklam kandı. Zar zor gözlerini araladı."Ko- komutanım?" Bartın yaraya tampon yapmaya çalışıyordu.

"Az dayan Mercan, az dayan."

Mercan'ın gözleri kayıyordu. Bartın hala bir yandan yaraya tampon yapıyor bir yandan kendilerini savunmaya çalışıyordu. Mercan ağzına geleni kanı yutup konuşmaya başladı.

"Komutanım,"tekrar yutkundu."annem çok ağlamasın." Bartın bunları duymak istemiyordu.

"Oğlum bak seni Ece bekliyor, yolunu gözlüyor. Dayanmak zorundasın."

Ece Mercan'ın nişanlısıydı. Bir ay sonra düğünleri vardı. Mercan tekrar zorda olsa konuşmaya çalıştı.

"Komutanım... Ece size emanet..." Mercan kafasını zorlukla kararmaya olan göğe kaldırdı. Bartın hala tampona devam ediyordu ancak çok kan kaybetmişti Mercan. Ayrıca köşeye sıkışmışlardı. Mercan, gözleri gitgide kayarken mırıldanmaya başladı.

"Eşhedü enla..." Bartın kafasını sallayarak "Hayır, hayır."dedi. Mercan'ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Mercan yutkunduktan sonra devam etti. "ilahe illallah... ve eşhedü en..." gerisini söyleyememişti. Mercan'ın başı Bartın'ın ellerinin arasına düştü. Olanlara inanmak istemiyordu. Bir evin daha üstüne Türk Bayrağı serilsin istemiyordu. Bir evin daha kapısı çalınıp 'başınız sağ olsun' denmesini istemiyordu.

Biri kollarından tuttu. Kendine gelmesiyle başını kaldırdı ve onu tutan kişiye baktı. Berke komutanını kurşunların arasından çekiyordu.

"Komutanım! Kendinize gelin!"

Berke kollarını Bartın'ın omuzlarına koydu. Sert bir şekilde sarstı. Bartın resmen donmuştu.

"Valla komutanım isterseniz beni öldürün, bunu yapmak zorundayım." Bartın'a sert bir tokat attı.

Bartın gözlerini kaldırıp Berke'nin arkasındaki teröristi öldürdü.

"Oh çok şükür..."

Avluya baktı. Destek ekip gelmişti. Yavaş yavaş bütün şerefsizleri temizliyorlardı. Berke komutanının tek bir kelime söylemesini bekliyordu.

Bartın konuşmayı düşünmüyordu. Kendini suçlu hissettiği için uzun bir süre konuşmayacaktı da.

Yaklaşık yarım saat sonra bütün askeriye o alçaklardan temizlenmişti. Bartın bir yere çökmüş öylece önüne bakıyordu. Duygularına yer yoktu. Bunu çok daha önce öğretmişlerdi. Ancak kendi yetiştirdiği askerin şehit olması çok ağırdı. Alışkındı böyle şeylere ama Mercan'ın nişanlısını ve annesini düşününce içi gidiyordu.

Cebinden telefonunu çıkardı. Selinden 5 cevapsız çağrıyı görünce önce Selin'i aradı. 1. çalışta açıldı telefon.

"Abi nerdesin! Neden açmıyorsun telefonunu?(!)"

Bartın hiç konuşmak istememesine rağmen bitik bir sesle dudaklarını araladı.

"Askeriyeye baskın yapıldı... onunla uğraşıyordum."

Bir kaç saniye kimseden ses çıkmadı.

"Abi iyi misin?(!) Bir şey oldumu sana?" Artık ağlıyordu Selin.

"Ben iyiyim ama Mercan..." gerisini söyleyememişti. Söylemeye yüzüde yoktu zaten. Mercan'ı Selin de tanıyordu. İyi anlaşıyorlardı. Bartın bu yakınlığın başka boyutlara ulaşmasına korkardı ama işler beklendiği gibi olmamıştı. Selin'in arkadaşı Ece askeriyeye girdiğinde Mercan kıza kör kütük aşık olmuştu. Selin de aralarını yapmıştı.

"Mercan yaralandı mı? Abi bir şey söyle!"

"Vatan sağ olsun..." Gerisi uzun bir sessizlik... Kimseden çıt çıkmıyordu. Sonra Bartın'ın kulağı derin bir iç çekme sesiyle doldu. Ve tekrar etti Selin.

"Vatan sağ olsun."

Bir kaç dakika telefonda beklediler. Bartın Selin'in ağlamasını dinledi. Sessizliği Selin böldü.

"İki şey isteyeceğim. Birincisi bana hemen bilet al geri dönüyorum. İkincisi arkadaşıma ulaşamıyorum hani şu yeni gelen hemşire Eflal."

Bartın olduğu yerden hızla kalktı. Nasıl aklına gelmezdi? Kız gece mesai sonrası bile oradaydı.

"Abi orda mısın?" Hala ağlıyordu.

"Tamam ben bakarım, şimdi kapatmam lazım."

Selin ağlamaktan kesik nefeslerle derin bir iç çekti.

"Tamam, dikkat et..."

Bartın hızlı adımlarla kadın koğuşuna yürüdü. Kadın teğmenlerden birini görünce ona doğru bir adın attı.

"Yeni gelen hemşireyi gördünmü?"

"Görmedim komutanım!"

Kadın koğuşuna girip hemşirenin odasını aradı. Bulunca kapıyı tıklattı. Ses gelmeyince kapıyı açtı. İçeriye girince kalbinin sıkıştığını hissetti. Cam tuzla buz olmuş, duvarda kurşun delikleri vardı. Masanın üstündeki yarım bırakılmış sandviçi gördü, sonra başını girişe çevirdi. Kapının yanında kalan duvarda tırnak izleri vardı. Yerde ise çok az miktarda kan...

Asıl korktuğunu yaşıyordu.

Muhtemelen kızı kaçırmışlardı çünkü gözlerinin gördüklerinin başka bir açıklaması olamazdı.

Hızla koğuştan çıkıp bahçeye indi. Göz gezdirerek timini aradı. Köşede bir yere çökmüş boş gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Onlara doğru ilerledi.

"Tim toplan."

Hepsi hazırola geçti. Bartın ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

"Şimdi burada oturup ağlayacak mısınız? Bu kadar mısınız?"

Hepsi önlerine ifadesizce bakarken sessizliği bölen Gizem oldu.

"Ağlamayacağız komutanım!"

Tim ondan destek alıp "Ağlamayacağız komutanım!"dediler.

Bartın "Aferin asker."dedi ve tekrar konuşmaya başladı.

"Şimdi gidin ve bunu yapan alçakların yerini öğrenin. Berke sen benimle gel."

"Emredersiz komutanım!" Berke ifadesiz bir şekilde Bartın'ı takip etmeya başladı. Sessizliği Bartın böldü.

"Yeni gelen hemşire nerede, gördünmü?"

"Görmedim komutanım."

"Nerde bu hemşire..." Bartın koridordan hızlı bir şekilde döndükten sonra Eren'i gördü. Komutanına doğru ilerledi.

"Komuatnım rahatsız ediyorum ama önemli bir durum var."

Eren başını kaldırıp Bartın'a baktı. Bir sorun daha duymak istemiyordu.

"Sorun ne asker."

"Komutanım yeni gelen hemşireyi rehin almış olabilirler."

Eren hızla oturduğu yerden kalktı.

"Rapor ver Bartın! "

"Komutanım kız kardeşim hemşireye ulaşamamış benden odasına bakmamı istedi. Odanın duvarlarında kurşun izleri vardı. Duvarda tırnak izleri ve yerde az miktarda kan... Belkide kaçırılmamıştır ama odayı öyle görünce-"

"Kızı aradın mı?"

"Komutanım, numarası bende yok."

Eren önündeki ekrana baktıktan sonra küçük bir kağıda bir şeyler yazdı. Kağıdı Bartın'a uzattı.

"Bu numarayı ara, açılmazsa kameralara bak."

"Emredersiniz komutanım."

Bartın kağıdı alıp arkasını döndü. Berkeye başıyla çıkalım işareti yaptı.

Odadan çıkınca Bartın telefona numarayı girdi. Telefon çalmaya başladı. Ama açan yoktu. Aramayı sonlandırıldırılınca bir daha aradı. 'Aradığınız kişiye şuan ulaşıla...' gerisini dinlemeden telefonu kapattı. "Siktir." Berke komutanının küfrünü duyunca sorgular gözlerle baktı.

"Komutanım ne oldu?"

"Telefon önce çaldı. Kapanınca bir daha aradım, ulaşılamıyor."
***
Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Biraz hızlı gidiyor ama bu kısımlar çok önemli değil o yüzden sıkmak istemiyorum. Bölüm yine kısaydı ama asıl olaylara giriş yapınca daha uzun olacağını düşünüyorum. Şimdilik görüşürüzzz.(oy vermeyi unutmayın.🤗)