2. bölüm · ZÜMRÜDÜ ANKA

1. Bölüm

bibliobibuli8 ~

~ Büyük Pişmanlıklar Bazen Güzel Anılara Dönüşebilir.~

Daha önce bir hata yapıp hatanızdan geri dönebildiniz mi? Yada geri dönmek için çabaladınız mı? Ben sanırım şu hayattaki en büyük hatamı Hakkari'deki bir askeriyeye hemşire olarak atanarak yaptım. İşimi çok isteyerek edindim ancak burda işimi yaptığımı hissetmiyorum. Gün boyu bir odada durup hiçbiriyle yapmadan oturmaktan sıkıldım. Koskoca gün boyu topu topu 5-6 hasta geliyor. Ya dikiş aldırıyorlar yada pansuman yapıyorlar. Çok nadiren serum için gelenler oluyor oda, buraya geldiğimden beri 1 hafta geçmesine rağmen 2 kişi geldi. Bütün gün şu odada ya telefonla takılıyorum yada uyuyorum. Ha birde buradaki diğer hemşire arkadaşım Selin var. Çok tatlı bir kız. Birde bu askeriyede bir abisi mi ne varmış.

Günler günleri kovalarken ben yine revir odasında uyuyordum. Daha doğrusu çalışıyordum ki birden sert bir şekilde kapı çaldı. Ben daha yattığım koltuktan doğrulamadan kapı bir anda açıldı. Bir asker;

"Selin bir baksana,"diyerek içeri girdi.

Hemen yattığım yerden kalktım kapıya doğru uykulu gözlerle iki adım attım.

"Selin çıktı evde işi varmış. Bir sorun mu var ben yardımcı olayım."

Biraz düşündü ama omzundaki rütbeler önemli biri olduğu anlaşılıyordu. Sanırım üsteğmenin bir üstüydü. Yeni yeni öğreniyordum. Bakışlarım diğer omzuna kaydı. Kandan görünmüyordu resmen! İleri doğru bir adım atıp "Omzunuz yaralı ciddi bir şey olabilir, bakabilirim isterseniz."dedim.

Bir kaç saniye bakışları ela gözlerimde gezindi.

"Selin ne zaman gelir?"

Sorusunu duydum ama o kadar uzun ve yapılıydı ki dikkatim dağıldı. Hala uyku sersemiydim. Bir şey daha fark ettim Selin'e çok benziyordu. Sonra göğsündeki soyadına baktım. Özçelik yazıyordu. Sanırım abisi olmalıydı.

"1-2 saat yokum dedi çıkarken."

Nefes alıp verdi. İçeriye girip kapıyı biraz kapadı.

"Omzumu kurşun sıyırdı dikiş gerekmiyor sanırım, pansuman için geldim." Sözleri çok soğuktu. Sanki duvarla konuşuyordum. Selinle kardeş olduğu konusunda emin değilim. Ayrıca omzu oldukça kötü görünüyordu. Dikiş gerekmediğine emin miydi?

"Tamam siz yarayı açın ben hemen geliyorum." Sedyeyi gösterdim.

Hemen odada çıkıp elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştım. Hızlıca odaya girdiğimde bir şok daha yaşadım. Asker kamuflajını çıkarmış sedyede arkasını dönmüş oturuyordu. Sırtı kan içindeydi. Kurumuş kan lekelerinin arasında bir kurşun izi ve bir çok kesik izi seçilebiliyordu.

Hemen girişin ilerisindeki malzemelere ilerledim. Kimyasal ilaçları ve bolca pamuk aldım. Dönen taburemi sedyenin yanına çektim. Elimdeki pamukları tepsinin üzerine bırakıp birazını aldım. Yaranın üzerini ilaçlı pamuk ile temizlemeye başladım. Bu sırada sorguladığım bir şey vardı. Kalbim neden bu kadar hızlı atıyordu?

Buraya atanalı daha bir hafta oldu. Ve hiç kimseyi yüzüne bu kadar yakınken tedavi etmemiştim. Yüzlerimiz çok yakındı. Pamuğu sürdükçe yaranın derin olduğunu anladım.

"Yara çok derin dikiş atılması gerekiyor."

"Sen atamaz mısın?" Bu kadar ruhsuz konuşmasına gerek yoktu. Sanki ben düşmandım.

"O yüzden demedim, genelde askerler gurur yapıp dikiş istemiyorlar. Belki sende istemezsin diye dedim."

"Bana kalsa zaten gerek yok. Komutanımın emri var."

"Anlıyorum."dedim gülmemek için kendimi sıkarken.

Oturduğum yerden kalkıp uyuşturmak için gerekenleri aldım. Tekrar tabureme oturdum. İlacı hazırladıktan sonra oturduğum yerden yetişemediğim için ayağa kalktım. Yavaş yavaş uyuşturma başladım. Daha fazla dayanama yarak, "Selinle kardeş misiniz? "Dedim. Kendime inanamıyorum! Neden sordum şuan bunu, zaten ortam yeterince gerginim değilmiş gibi... Of sanane Eflal!

"Evet, dedikodumu mu yaptınız?"

"Saçmalama, burada abisinin olduğundan söz etmişti."Aslında dedikodusunu yapmıştık. Yani Selin abisinin ne kadar umursamaz ve ruhsuz olduğundan bahsetmişti. Tekrar konuşmaya başladı."Hiç inandırıcı gelmiyor Selin kesin yapmıştır, adım gibi eminim."

Sessiz kalıp yarayı dikmeye başladım. Daha önce çalıştığım hastanede böyle yaralarla çok karşılaşmıyordum. Genelde düz kesikler olurdu ama şuan önümdeki omuz resmen parçalanmıştı.

"Adın ne?" Önce bu soruyu sorduğuma inanamadım, sonra toparlamak için "Yani kayıt açacağım, kimlikte gerekiyor." Dedim. Önündeki kanlı kamuflajının cebinden bir cüzdan çıkarıp içinden kimliğini aldı.

"Bartın Özçelik."

Kimliği bana uzattı, elinden kimliği aldım. Kenara bıraktım. İşim bitince ilerleyip bilgisayara kayıt açmaya gittim. O an göz ucuyla medeni durumuna baktım. Bekardı. Belkide sevgilisi vardı. Neden şuan bunu yapmıştım?

Bilgisayarın başından kalktığımda arkamı döndüm ama bir bedene çarptım. Hayır şuan değil, şuan değil... Bartın üstüne bir tshirt giymiş ve elinde kanlı kamuflajıyla bana çarpmıştı. Bütün önlüğüm kan içindeydi. Aynı filmlerdeki o klişe sahne gibi birkaç saniye bakıştık. Sessizliği o böldü.

"Özür dilerim, önlüğün kirlendi."

"Ülkemin askerinin kanı önlüğümü kirletmez, önemli değil."

İlk defa o soğukluğunu göremedim. Kibar bir tebessümle karşılık verdi. Kapının önüne geldiğinde "Sen yenimi geldin?" Dedi.

"Evet daha bir hafta oldu."

"Dikkat et buralar şehir gibi değildir."

Hafif bir tebessümle başımı salladım."Teşekkür ederim."

Kapıyı açıp hızla çıktı. Bazı cevapları o kadar soğuktu ki beynime buz atıyordu. Hem sohbet edip hemde ruhsuz olmak zor olmalıydı.

~ * * * ~

Bartın revire uğrayalı 5 gün geçmişti. Bu geçen sürede Eflal yeni iş ortamına alışıyordu. Bartın ise beyinden özürlü timi ile beraber birkaç gün önce ötmemek için kendi kafasına sıkan adamın ne bildiğini öğrenmeye çalışıyordu.

~ * * * ~

Her zaman olduğu gibi 3 aat boyunca hasta gelmeyince sedyeye kavrılmış, uyuyor uyumuyor arasındaydım. Bir ara odaya Selin'in girdiğini hatırlıyorum. Revirden eşyalarını toplayıp bana yaklaştı. Üstüme bir pike battaniye gibi bir şey örttü. Sonra sessizce omzuma dokundu. "Benim mesaim bitti. Çıkıyorum, senin mesainin bitmesine 2 saat var." Bende uyku sersemi bir şekilde başımı sallayarak onayladım.

Sonra rüya gördüm. Tarifi olmayan bir boşluktaydım. Karşımda bir ormanda vardı. Ama ormana sanki hiç girilmemiş, hiçbir insan ayak basmamış gibiydi. Asıl dikkatimi çeken ormanın ortasında kıpkırmızı bir lale vardı. O kırmızı lalenin etrafını ormandaki diğer bitkiler sararak koruyordu.

Sonra uyanır gibi oldum. Kapı açılıyordu tam hasta geldi diye gözlerimi açacakken içeri Ömer girdi. Ömer revirin doktoruydu. Bende uyanmaktan vazgeçtim. Ömer içeri girip bana garip bir ifadeyle baktı. Sonra hafifçe tebessüm etti. Masanın üzerinden birkaç eşya alıp çıktı.

Çok üşüyerek uyandım. Sedyeden kalkıp ışığı açtım. Hava kararmıştı. Telefonumu aradım. Masanın üzerinden alıp saate baktım. 18.37 idi. Mesaim çoktan bitmişti. Birden önüme bildirimler düşmeye başladı. 3 babam 1 abim ve 2 kez Selin aramış. Ben kaç saattir uyuyordum? "Oha.." diyerek mırıldandım. Sadece telefonumu alıp odadan çıktım.

Lavaboda elimi yüzümü yıkadım. Odaya eşyalarımı almak için tekrar döndüm. Kapıyı açmaya çalıştığımda kilitliydi. Kapının arasında kilit vardı ama çıkarken kapıyı kapatmamıştım bile. Biraz zorladım ama açılmadı. Sonra içerden adım sesleri geldi. Birde üstüne sanki hesap sorar gibi kapı bir anda açılmasın mı!
Karşımda üstünde bir gri bir sweat ve altında siyah bir eşofman giyen bir dağ vardı. Bir adım geri çekilip sert bir ifadeyle yüzüne baktım. Bu uykulu halimle ne kadar sert görünürüm bilemiyorum.

"Sen kimsin?" Dedim sorgular bir şekilde.

"Ben askerimde asıl sen kimsin?"

Muhtemelen önlüğüm olmadığı için hemşire olduğumu anlamadı. Sonra üstün bir sesle kapının yanındaki ismimi gösterdim.

"Hemşire Eflal Deniz. Bu saatte ne işin var?"

Sıkıntıyla nefes verdi.

"Görevden daha yeni geldim. Dikiş almam gerekiyordu."

O konuşurken yüzüne bakıyordum. Aaa bu şey değil mi, Selin'in abisi? Ee burada ne işi vardı? Gitsin Selin'e aldırsın dikişi.

"Sen Selin'in abisi değil misin? Ona aldırsaydın."

Bu cümlemden sonra kaşlarını havaya kaldırdı. Sonra konuşmaya başladı.

"Selin Ordu'da. Ben kendim hallederim. Ayrıca senin mesain bitmedi mi?"

"Bitti. Ama kendin halledemessin çünkü o yarayı ben diktim. Geç hemen alayım."

"Kendim hallederim, sizin aldığınız eğitimleri bizde alıyoruz."

"Daha ne kadar naz yapacaksın? Dikişi alırken tek elinle başarmanın mümkün olduğunu düşünüyor musun?"

Bir kaç saniye bakıştık ardından kapının önünden çıkması için elimle kapıyı gösterdim. Kapıyı kendisi ile beraber açtı. İçeriye girdim. Oda arkamdan girdi ve kapıyı kapattı. Sedyeye ilerlerken sweatını çıkardı. Dikiş açmak için gerekli malzemeleri alıp arkasına geçtim Yaranın dikişleri biraz yıpranmıştı. Hızlıca dikişi aldım. Dikişleri çıkardığımda yara iyi görünüyordu.

Arkamı döndüm, malzemeleri bıraktım ve eldivenlerini attım. Eşyalarımı toplayıp kapıya yaklaştım. Arkamı döndüğümde daha yeni üstünü giyiyordu. Sweatını giydiğinde bana doğru yürüdü. Tam önümde durdu.

"Kapıyı açmayı düşünüyor musun?"

"Açıyorum." Arkamı döndüm ve kapıyı açtım.

İkimizde çıkınca elimi ona uzattım. "Anahtar?"

Başını aşağı yukarı sallayarak elini cebine götürdü. Anahtarı çıkarıp verdiğinde kapıyı kilitledim.

"Teşekkür ederim."

"Önemli değil."

İki normal insan gibi konuşmamıza rağmen gerildiğimi hissediyordum. Oda aynı durumda olacakken bir kaç saniye bakıştık. Gözleri neredeyse siyahtı. Hafif kumral saçları ile bir bütün oluyordu. Muhtemelen yeni görevden geldiği için Hafif hafif sakalları çıkmıştı.

Bu gergin ortamı terk etmek için arkamı döndüğümde istemsizce "Görüşürüz."dedim. Ne! Bunu dememiş olayım olayım. Lütfen, lütfen duymamış olsun...

Daha fazla vakit kaybetmeden arkamı döndüm ve hızlı adımlarla kadın konuşunca doğru ilerledim. Aslında kendime ev tutacaktım ama hala bir ev bulamadığım için bana ait bir odada kalıyordum. Odamın önüne geldiğimde anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. İçeri girip kapıyı kapattığım gibi lavaboya attım kendimi. Elimi yüzümü yıkayıp yüzümdeki hafif makyajı çıkardım. Lavabodan çıkınca dolabımdan siyah tayt ve üstüme bol bir tshirt giydim. Telefonumdan saate baktım. 18.57 idi. Yemek yiyip yememek konusunda kararsızdım. Açıkçası bir makarna bile yapmaya üşeniyordum. Kendimi çok aç hissetmediğim için basit bir sandviç hazırladım. Bir yandan sandviç yerken bir yandan ev bakıyordum. Tam bir ilana girdiğimde bir şey oldu.

Odamın duvarına sertçe bir şey çarptı. O şey pencerenin camınada çarptı. Cam tuzla buz olurken karşısındaki duvarda bir delik görmem bir oldu. Olanın farkına varmamla birlikte hemen telefonumu cebime attım. Hızlıca Üstüme bir ceket geçirdim. Kapıya koştum. Tabii bunlar yaşanırken kalbim öyle bir atıyorduk kriz geçirecektim.

Kadın koğuşuna gitmem gerektiğini biliyordum. Ama artan kurşun sesleri hiç yardımcı olmuyordu. Kapıyı açtığımda kalbim yerinden çıkmak üzereydi ve gözlerim dolmuştu. Çünkü karşımda bana doğru koşan terörist olarak nitelendirebileceğim iki adam vardı. Kaskatı kesilmiştim. Gözümden bir damla yaş düştüğünde olanların farkına vardım. Askeriyeye baskın yapılıyordu ve ben birazdan belkide ölecektim. Asıl korktuğum bugün askeriyenin yarısının törende olmasıydı.

Hareket etmek istiyordum. Kaçmak, bağırmak, yardım çağırmak istiyordum. Ama konuşamıyordum bile. Biri kolumdan sıkıca tuttu. Hatta o kadar sıkı tuttu ki muhtemelen morarmış olmalıydı. Sıkmanın etkisiyle kendime geldim. Kurtulmaya çalışmama fırsat vermeden ensemde sert bir darbe ve düştüğümü hatırlıyorum. Gözlerim kararırken son gördüğüm şey komodindeki annemin fotoğrafıydı. Güzel bir fotoğraftı. Kırmızı lale koklarken çekildiği fotoğraftı. Annem laleleri çok severdi. Beni de hep lalelere benzetirdi.

Daha fazla direnemedim ve karanlığın mahkumu oldum.

~ * * * ~

Sınav haftası dolayısıyla çok kısa bir bölüm oldu , özür diliyorum. Umarım bir sonraki bölüm daha uzun olur. Şimdilik hoşçakalın...(oy vermeyi unutmayın.🤗)

Hemşire Eflal DENİZ