4. bölüm / 4
Zorunlu intikamKaderin İlk Adımı
Bölümler 4Şu an: Kaderin İlk Adımı
- 1 Hastane1.134 kelime
- 2 Acı ama gerçek2.040 kelime
- 3 Nikah2.692 kelime
- 4 Kaderin İlk Adımı2.979 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammmmm
Yine ben yine ben
Konuşmicam çok
Hikayemi beğenip yorum yaparmısınız🌷💗💞
ELZEM
Nikâh memuru gülümseyerek Azad’a döndüğünde içimdeki bütün huzur bir anda kayboldu.
— Gelini öpebilirsiniz.
Bir an ne yapacağımı bilemedim. Kalbim göğsümün içinde hızla çarpmaya başlamıştı. Gözlerimi istemsizce Azad’a çevirdim. Herkesin önünde, hayatımda ilk defa gördüğüm bir adamla evlenmiştim ve şimdi bir de onu öpmem bekleniyordu. Daha birkaç dakika önce “evet” demiştim ama o kelimenin gerçekten ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlıyordum. Artık resmen onun karısıydım ve bu düşünce içimde ağır bir boşluk oluşturuyordu.
Azad bana doğru yaklaştığında ne yapacağımı şaşırdım. Bir an geri çekilecek gibi oldum fakat o yalnızca alnıma kısa bir öpücük kondurdu. Sonra hiç oyalanmadan geri çekildi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Açıkçası daha farklı bir şey yapacağını düşünmüştüm. En azından beni zorlayacağından korkmuştum. Fakat hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Ben de birkaç saniye sonra kendimi toparlayıp onun peşinden salondan çıktım.
Dışarı adım attığım anda derin bir nefes aldım. Temiz hava yüzüme çarptığında sanki birkaç dakikadır tuttuğum nefesi sonunda bırakabilmişim gibi hissettim. Gökyüzü kapalıydı ve hafif bir serinlik vardı. Birkaç saniye olduğum yerde durup etrafıma baktım. Her şey normal görünüyordu. İnsanlar kendi hayatlarına devam ediyordu. Oysa benim hayatım birkaç dakika önce tamamen değişmişti. Artık evliydim. Hem de sevmediğim, güvenmediğim ve hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğim bir adamla...
Tam biraz olsun rahatladığımı düşünürken Azad yanıma geldi. Yüzündeki ciddi ifadeyi görünce içimde yeniden bir huzursuzluk oluştu.
— Bundan sonra benimle yaşayacaksın.
Söylediği cümleyi duyduğumda birkaç saniye ona sadece baktım. Sanki başka bir şey söylemesini bekliyordum. Zaten istemediğim bir evliliğe zorlanmıştım, şimdi bir de onun evinde yaşayacaktım. Tanımadığım bir adamın evine gidip onunla aynı çatı altında kalmak düşüncesi bile beni fazlasıyla rahatsız ediyordu.
— Olmaz. Ben tanımadığım birinin evinde kalmak istemiyorum. Seninle de kalmak istemiyorum.
Azad bana doğru birkaç adım attı. Aramızdaki mesafe iyice azaldığında geri çekilmek istedim fakat arkamdaki duvar buna izin vermedi. Bana baktığında gözlerindeki kararlılığı gördüm. Sesi kısık ama kesinlikle itiraz kabul etmeyecek kadar netti.
— Başka seçeneğin yok artık. Benim karımsın.
Başımı kaldırıp ona baktım. Boyu benden o kadar uzundu ki yüzüne bakabilmek için başımı iyice kaldırmam gerekiyordu. O an içimde öfke, korku ve çaresizlik birbirine karıştı. Beni bu duruma düşüren oydu. Hayatımı bir gecede değiştiren, babamı bana karşı bir koz olarak kullanan ve istemediğim hâlde beni evliliğe sürükleyen adam karşımda duruyordu. İçimde söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki hangisini söyleyeceğimi bile bilmiyordum. Sonunda ona biraz daha yaklaşıp aramızda yalnızca küçük bir mesafe bıraktım ve gözlerinin içine bakarak fısıltıyla konuştum.
— Ben de senden nefret ediyorum.
Azad birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı. Ben ise daha fazla yanında kalmak istemiyordum. Arkamı dönüp arabaya doğru yürüdüm ve ön koltuğun kapısını açarak oturdum. Birkaç saniye sonra Azad da yanıma geçti. Yiğit direksiyonun başına oturdu, Berfin ve Rojhat ise arka koltukta yerlerini aldı. Araba hareket ettiğinde içeride ağır bir sessizlik oluştu. Kimse konuşmuyordu. Ben başımı cama yaslayıp dışarıyı izlerken zihnimde yüzlerce düşünce dolaşıyordu. Bir gün önce kendi hayatımın içindeydim; hastaneye gidecek, işimi yapacak, eve dönecek ve normal hayatıma devam edecektim. Şimdi ise tanımadığım bir adamın yanında, onun eşi olarak oturuyordum. Daha dün hayatımda olmayan biriyle evlenmiş ve şimdi onun evine gidiyordum. Onunla aynı çatı altında nasıl yaşayacağımı, aynı sofraya nasıl oturacağımı, her sabah onu gördüğümde ne hissedeceğimi bilmiyordum. İçimdeki korkuyu kimseye belli etmek istemiyordum ama gerçek şu ki çok korkuyordum.
Üstelik bütün bunların ortasında aklıma babam geliyordu. Ona kızgındım. Duyduklarım yüzünden kırgındım. Hatta bazı anlarda ona inanmakta bile zorlanıyordum. Fakat bütün bunlara rağmen o benim babamdı. Başına bir şey gelmesine izin veremezdim. Belki de bu yüzden kendi hayatımı bir kenara bırakıp bu evliliği kabul etmiştim. Kendimi düşündüğümde içim acıyor, babamı düşündüğümde ise verdiğim kararın doğru olup olmadığını sorgulamaktan vazgeçemiyordum. Hayatımda ilk kez kendimi iki farklı yöne çekiliyormuş gibi hissediyordum. Bir yanım kaçıp gitmek, her şeyi geride bırakmak istiyordu; diğer yanım ise babamın başına bir şey gelmemesi için ne gerekiyorsa yapmam gerektiğini söylüyordu.
Bir süre sonra arabanın içindeki sessizliği Azad bozdu.
— Eşyalarını hiç dert etme. Hepsini Yiğit eve götürdü.
Başımı ona çevirip birkaç saniye baktım. Eşyalarımın bile benden önce onun evine götürülmüş olması içimde tuhaf bir his oluşturdu. Sanki artık kendi hayatımla ilgili hiçbir karar bana ait değildi. Çantamı bile nerede açacağımı, kıyafetlerimi nereye koyacağımı düşünmek zorunda kalacaktım. Bir zamanlar bana ait olan odam, evim ve düzenim geride kalmıştı. Şimdi ise başka bir adamın evine gidiyordum. Ona hiçbir şey söylemeden tekrar başımı cama çevirdim.
Dışarıda yağmur başlamıştı. Camın üzerine düşen damlalar birbirine karışarak aşağı doğru süzülüyor, şehrin ışıkları yağmurun ardından bulanıklaşıyordu. O görüntüyü izlemek hoşuma gidiyordu. En azından birkaç dakikalığına düşüncelerimi susturabiliyordum. Fakat hava oldukça soğuktu. Elbisem çok açık değildi ama yine de üşüyordum. Kollarımı biraz sıvayıp ellerimi birbirine sürttüm. Belki biraz ısınırım diye düşündüm ama nafileydi. Üşümem gittikçe artıyordu.
Bir süre sonra Azad elini arka tarafa doğru uzattı. Koltuğun arkasında bir şeyler aradıktan sonra elinde bir battaniyeyle bana döndü.
— Al. Yolumuz biraz daha var. Sen bununla idare et.
Battaniyeyi birkaç saniye izledikten sonra elinden aldım.
— Sağ ol.
Üzerime örttüğüm battaniyenin sıcaklığı yavaş yavaş içime işlerken başımı koltuğa yasladım ve gözlerimi kapattım. Uyumuyordum. Sadece birkaç dakikalığına her şeyden uzaklaşmak istiyordum. Kafamın içinde o kadar fazla düşünce vardı ki hangisini düşüneceğimi bile bilmiyordum. Bir günde hayatım değişmişti. Bir günde evlenmiş, bir yabancının hayatına girmiş ve şimdi onun evine gidiyordum. Kimse benim içimde neler olduğunu bilmiyordu. Kimse bu evliliği istemediğimi, korktuğumu, babam için kendimden vazgeçtiğimi ve bütün bunların bana ne kadar ağır geldiğini bilmiyordu. Dışarıdan bakıldığında yeni evlenmiş bir kadın gibi görünüyordum ama içimde kocaman bir boşluk vardı. Gözlerim kapalıyken yanağımdan sessizce bir damla yaş süzüldü. Hemen elimle sildim ve kimsenin fark etmemesi için yüzümü cama çevirdim. Ağlamak istemiyordum. Özellikle de Azad'ın beni güçsüz görmesini istemiyordum. Ne kadar korkmuş olursam olayım, onun karşısında ayakta durmak zorundaydım.
Yağmurun cama vuran sesi arasında gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim. Birkaç saat önce kendi hayatım vardı, şimdi ise hayatımın geri kalanının nasıl olacağını bile bilmiyordum. Önümde tanımadığım bir adam, arkamda yeni tanıştığım insanlar ve gittiğim yerde beni bekleyen yepyeni bir hayat vardı. İçimde ise cevaplayamadığım tek bir soru dolaşıyordu.
Azad'ın evine vardığımda beni nasıl bir hayat bekliyordu?
Araba bir süre sonra yavaşlayıp durduğunda arka koltuktan Rojhat’ın sesi geldi.
— İşte geldik.
Sesinde gerçekten heyecan vardı. Sanki birazdan göreceğim yer beni de onun kadar mutlu edecekmiş gibi konuşmuştu. Ben ise aynı heyecanı hissedemiyordum. Başımı kısa bir süre Azad’a çevirdim, ardından hiçbir şey söylemeden tekrar önüme döndüm. Üzerimdeki battaniyeyi biraz daha sıkı tuttum. Hava hâlâ soğuktu ve açıkçası battaniyeyi üzerimden çıkarmak hiç istemiyordum. Fakat artık inmem gerekiyordu. Kapıyı açıp arabadan indiğimde yağmur durmuştu ama yerler hâlâ ıslaktı. Serin hava yüzüme çarptığında omuzlarımı hafifçe içime çektim ve battaniyeyi üzerimde daha düzgün bir şekilde tuttum.
Sonra başımı kaldırıp karşımdaki eve baktım ve istemsizce olduğum yerde birkaç saniye durakladım. Ev gerçekten çok büyüktü. Önünde geniş bir bahçe vardı ve uzaktan bile ne kadar büyük olduğu belli oluyordu. Bir an için gözlerimi evden ayıramadım. Daha önce böyle bir evde bulunmamıştım. Fakat ne kadar büyük ya da güzel olursa olsun, benim için hâlâ yabancı bir yerdi. Burada yaşayacağımı düşünmek, evin güzelliğinden çok içimdeki huzursuzluğu büyütüyordu. Daha fazla bakmadan Azad’ın yanına gittim.
— Ailenle mi yaşıyorsun?
Azad bana dönüp çatık kaşlarıyla baktı.
— Hayır. Ailem Mardin’de. Kardeşim Berfin’le yaşıyorum.
Bunu söyledikten sonra yürümeye başladı. Ben de battaniyemi üzerimde tutarak onun peşinden ilerledim. Berfin ve Rojhat da arkamızdan geliyordu. Bahçeye adım attığımda gördüklerim karşısında yeniden şaşırdım. Evin çevresinde birkaç koruma vardı. Bahçenin kenarları yemyeşil ağaçlarla çevriliydi ve aralarında birbirinden güzel çiçekler vardı. Her şey özenle düzenlenmişti. Birkaç adım daha attığımızda garaj gibi görünen geniş bir bölüme geldik. İçeride birbirinden farklı birçok araba duruyordu. Bütün bunlara baktıkça buranın ne kadar büyük ve düzenli bir yer olduğunu daha iyi anlıyordum. Azad’ın hayatıyla benim hayatım arasındaki farkı ilk kez bu kadar açık bir şekilde görüyordum.
Azad kapının önünde durup kapıyı çaldı. Çok geçmeden kapı açıldı. Karşımda siyah saçlı, güzel yüzlü genç bir kadın vardı. Bizi görünce önce Azad’a döndü.
— Hoş geldiniz, Azad Bey.
Ardından gözlerini bana çevirdi. Yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu ve başını hafifçe eğdi.
— Siz de hoş geldiniz, hanımefendi.
Ben de ona kibarca karşılık verdim.
— Hoş bulduk.
Azad da kadına kısa bir şekilde cevap verdikten sonra içeri geçti. Ben birkaç saniye kapının önünde durduktan sonra onun arkasından eve girdim.
Evin içi de dışı kadar büyüktü. Her şey özenle dekore edilmişti. Mobilyalar, duvarlardaki süslemeler, aydınlatmalar... Belli ki evin sahibi zevkli biriydi. Bir yandan etrafı incelerken bir yandan da kendime, Ben gerçekten burada mı yaşayacağım? diye soruyordum. Burası artık benim de kalacağım yerdi ama henüz bana aitmiş gibi hissettirmiyordu. Belki de bir evin insana ait olması için yalnızca içinde eşyalarının bulunması yetmiyordu. Benim için ev, kendimi güvende hissettiğim yerdi. Buradaysa kendimi hâlâ bir misafir gibi hissediyordum.
Azad bana dönüp baktı.
— Aç mısın?
Aslında sabahtan beri doğru düzgün hiçbir şey yememiştim. Karnımın aç olduğunu biliyordum ama buna rağmen canım hiçbir şey istemiyordu. İştahım yoktu. Yaşadıklarım yüzünden mideme bir şey girecekmiş gibi bile hissetmiyordum. Başımı hafifçe iki yana salladım.
— Hayır.
Azad birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından sesini biraz yumuşatarak konuştu.
— Sen şimdi yorgunsundur. Gel, sana odanı göstereyim. Dinlen. Yarın konuşuruz.
Aslında haklıydı. Fazlasıyla yorulmuştum. Hem bedenim hem de zihnim artık hiçbir şeyi kaldıracak durumda değildi. Fakat yarın yapmam gereken önemli bir şey vardı. Babamı görmem gerekiyordu. Onunla konuşmalıydım. Ona olanları anlatmalı, duyduklarımın gerçek olup olmadığını kendi ağzından öğrenmeliydim. Üstelik bugün evlendiğim için yarın hastaneye de gidemeyecektim. Bu düşünce bile içimi sıkıyordu. Yine de başımı sallayıp Azad’ın peşinden yürümeye başladım.
Merdivenlerden yukarı çıktık. Bir süre sonra koridorun sonlarına doğru ilerledik. Azad ilk kapının önünde durmadı, ikinci kapının önünde durup kapıyı açtı. Önce kendisi içeri girdi, ardından ben girdim. Odaya adımımı attığım anda etrafıma baktım. Duvarların büyük kısmı beyazdı ve odanın genelinde sade ama zarif bir hava vardı. Odayı incelerken Azad bana döndü.
— Burası artık senin odan. Benim odam da yan tarafta. Bir şey olursa gelirsin. İyi geceler.
Tam kapıyı kapatmak üzereyken aklıma babam geldi. Ona doğru dönüp hemen konuştum.
— Yarın babamı görmek istiyorum.
Azad bir şey söylemedi. Yalnızca başını salladı ve kapıyı kapatıp odadan çıktı.
Kapının kapanmasının ardından odada oluşan sessizlik, gün boyunca yaşadığım her şeyden daha ağır geldi. Birkaç saniye kapıya bakıp öylece kaldım. Sonra yavaşça odanın içine doğru ilerledim. Kapıyı açar açmaz karşıma büyük bir yatak çıkıyordu. Yatağın yanında küçük bir komodin, biraz ilerisinde makyaj masası, onun yanında ise büyük ve zarif beyaz bir gardırop vardı. Her şey düzenli ve temizdi. Birkaç dakika boyunca odanın her köşesine baktım. Güzel bir odaydı, hatta fazlasıyla güzeldi. Fakat ne kadar güzel olursa olsun, benim için henüz bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü ben buraya kendi isteğimle gelmemiştim.
Gardıroba doğru ilerleyip kapağını açtığımda daha da şaşırdım. Evimde bulunan kıyafetlerimin büyük bir kısmı buraya getirilmişti. Elbiselerimi tek tek gördükçe içimde tuhaf bir his oluştu. Sanki hayatımın bir parçası benden habersiz buraya taşınmıştı. Bunun yanında daha önce hiç görmediğim, etiketleri hâlâ üzerinde duran bir sürü kıyafet vardı. Bunların bana ait olmadığını biliyordum. Neden burada olduklarını da bilmiyordum. Bir süre kıyafetlere baktıktan sonra gardırobun kapağını kapattım. Şu an bunların hiçbirini düşünecek hâlim yoktu.
Banyoya geçtim. Kendimi biraz olsun toparlamak için duş aldım. Suyun altında dururken bütün gün yaşadıklarım yeniden aklıma geldi. Nikâh, babam, Azad, bu ev, bundan sonra yaşayacağım hayat... Her şey üst üste geliyordu. İçim öylesine doluydu ki ağlamak istiyor ama artık gözyaşlarımın bile beni rahatlatmayacağını düşünüyordum. Canım gerçekten yanıyordu. Bunu kimseye anlatamıyordum ama içimde taşıdığım ağırlığı her an hissediyordum.
Duştan çıktıktan sonra saçlarımı kurutmaya bile hâlim yoktu. Islak saçlarla odama dönüp yatağın içine girdim. Battaniyeyi üzerime çektim ve başımı yastığa koydum. Odanın sessizliğinde gözlerimi kapattım. İlk kez bütün gün boyunca kimsenin olmadığı bir yerdeydim. Fakat yalnız kalmak da düşündüğüm kadar kolay değildi. Çünkü insan bazen etrafındaki herkes sustuğunda kendi düşüncelerinin sesinden daha fazla yoruluyordu.
Ben de o gece, hayatımın bir günde nasıl değişebildiğini düşünerek yatağın içinde sessizce kaldım.
AZAD
Odama geçtiğimde kapıyı arkamdan kapattım ve birkaç saniye olduğum yerde öylece kaldım. İçimde birbirine zıt o kadar fazla duygu vardı ki hangisinin daha ağır bastığını ben bile anlayamıyordum. Bir yanım fazlasıyla mutluydu. Elzem artık benim hayatımdaydı. Bugün resmen karım olmuştu ve ne kadar istemeden gerçekleşmiş olursa olsun, onu hayatımın dışında bırakmaya hiç niyetim yoktu. Diğer yanım ise onun bana bakışlarını düşündükçe ağırlaşıyordu. Gözlerindeki kırgınlığı, öfkeyi ve bana karşı duyduğu o mesafeyi görmemek mümkün değildi. Benden nefret ediyor olabilirdi. Hatta belki de şu an beni hayatındaki en kötü insan olarak görüyordu. Bunu biliyordum. Fakat onun benden nefret etmesi, benim ondan vazgeçeceğim anlamına gelmiyordu. Tam tersine, onu tanıdıkça ve hayatıma biraz daha girdikçe kendimi ona daha fazla yakın hissediyordum. Bunun ne zaman başladığını ben bile bilmiyordum. Bildiğim tek şey, Elzem'i düşündüğüm her an içimde başka hiçbir şeye benzemeyen bir his oluştuğuydu.
Balkona çıktım. Gece sessizdi. Şehrin ışıkları uzaktan belli belirsiz görünürken ellerimi cebime attım ve bir süre hiçbir şey düşünmeden karşıya baktım. Sonra cebimdeki sigaradan bir tane çıkarıp yaktım. Dumanın havaya karışmasını izlerken zihnimdeki düşüncelerin de biraz olsun susacağını sanıyordum. Ama bazı anılar vardır; ne kadar kaçmaya çalışırsan çalış, peşinden gelir. O gece de öyle oldu. Elzem'in yüzü gözlerimin önünden çekildi ve yıllardır içimde taşıdığım başka bir yüzün görüntüsü belirdi. Annemin yüzü...
Annem öldüğünde henüz on iki yaşındaydım. Mardin'deydik. O günü düşündüğümde hâlâ bazı şeyler zihnimde birbirine karışıyor. Ne olduğunu tam olarak anlayamayacak kadar küçüktüm. Sadece annemin artık geri dönmeyeceğini biliyordum. Ölüm haberini aldığımız o anı, evin içindeki sessizliği ve insanların yüzlerindeki ifadeyi hâlâ hatırlıyorum. O gün hayatımın bir parçası sanki elimden çekilip alınmıştı. Annem benim için yalnızca annem değildi; sahip olduğum en değerli insandı. Çocukken bir insanın dünyasının tek bir kişiden ibaret olabileceğini bilmiyordum. Benim dünyam annemdi. Onu kaybettiğimde, aslında kendimden de büyük bir parçayı kaybetmiş gibiydim.
Çocuk aklımla o gün kendime bir söz vermiştim. Büyüdüğümde annemin ölümünden sorumlu olan kişiyi bulacak ve bunun hesabını soracaktım. O zamanlar neyin mümkün olup olmadığını, hayatın insanın karşısına ne kadar büyük sınavlar çıkarabileceğini bilmiyordum. Sadece annemi kaybetmenin acısıyla hareket ediyordum. Belki o yaşta böyle şeyleri düşünmem saçmaydı ama benim için o söz, çocukluğumdan geriye kalan en ciddi şeylerden biriydi.
Babamı ise yıllar önce hayatımdan çıkarmıştım. Ben daha on yaşındayken annemle boşanmışlardı. O günden sonra babamın nerede olduğunu, ne yaptığını ya da hayatına nasıl devam ettiğini uzun süre merak etmedim. Çünkü benim için önemli olan tek kişi annemdi. Babamın anneme yaşattıklarını unutamamıştım. Evimizde huzurdan çok korku vardı. Anneme karşı uyguladığı şiddeti, bana karşı öfkesini ve evin içinde yaşanan o gerginliği çocukluğum boyunca gördüm. Bazen anneme sarılır, onu koruyabileceğimi sanırdım. Ama küçücük bir çocuğun elinden ne gelebilirdi ki? O zamanlar bunu anlamıyordum. Sadece annemin üzülmesini istemiyordum.
Annem güçlü bir kadındı. Yaşadıklarına rağmen ayakta kalmayı bildi. Sonunda babamdan ayrıldı ve hayatına devam etmeye çalıştı. Ben ise bütün bunları büyüdükçe anlamaya başladım. Annemin hayatında başka bir adam olduğunu o zamanlar bilmiyordum. Bana anlatmamıştı ya da ben fark edecek yaşta değildim. Yıllar sonra öğrendiğim gerçek ise geçmişimdeki birçok şeyi yeniden sorgulamama neden oldu. Annemin sevdiği bir adam vardı ve o adam, annemin ölümünün ardındaki kişiydi.
On iki yaşımda annemi kaybettikten birkaç yıl sonra, on beş yaşımda İstanbul'a geldim. Hayatımın geri kalanının şekilleneceği şehir burası oldu. Annemin en yakın arkadaşlarından biri olan Miraç Amca bana sahip çıktı. Bana hayatın bilmediğim taraflarını öğretti. Kendimi korumayı, mücadele etmeyi, zor zamanlarda ayakta kalmayı öğretti. Fakat onun bana öğrettikleri sıradan şeyler değildi. Zamanla kendimi, normal bir insanın hayatından çok uzak bir dünyanın içinde buldum. Dövüşmeyi, kendimi savunmayı ve silah kullanmayı öğrendim. Başta bunların hayatımda nereye varacağını bilmiyordum. Sonra o dünyanın içine tamamen girdim.
Bugün kimsenin bilmediği bir hayatım var. Dışarıdan bakıldığında yalnızca ailesiyle yaşayan, işlerini kendi yöntemleriyle halleden sıradan bir adam gibi görünüyorum. Oysa arka planda bambaşka bir dünya var. Polislerin uzun zamandır peşinde olduğu, hakkında sayısız soruşturma yürütülen ve kim olduğunu bir türlü ortaya çıkaramadıkları biri var: Ateşkes. İnsanlar bu ismi duyduğunda farklı şeyler düşünüyor olabilir ama Ateşkes'in kim olduğunu bilen çok az kişi var. Çünkü Ateşkes'in gerçek yüzünü gören neredeyse kimse yok. Benim gerçek kimliğimi bilenler ise yalnızca birkaç kişiyle sınırlı. Miraç Amca, en yakın arkadaşım Kaan ve kuzenim Rojhat... Onların dışında kimse bilmiyor.
Polisler Ateşkes'i arıyor, yıllardır onun izini sürüyorlar. İsmini biliyorlar ama yüzünü bilmiyorlar. Nerede olduğunu, ne zaman ortaya çıkacağını ya da gerçek kimliğinin kim olduğunu çözmeye çalışıyorlar. Bazen haberlerde Ateşkes'in adını gördüğümde garip bir hisse kapılıyorum. İnsanların peşinde olduğu kişinin aslında yanı başlarında olduğunu bilmeleri mümkün değil. Ben ise o ismi duyduğumda yalnızca sessizce izliyorum. Çünkü kimse Ateşkes ile Azad'ın aynı kişi olduğunu bilmiyor.
Elzemin bunu bilmesini istemiyorum.
Şimdilik ise Ateşkes olarak aranan adamla, Elzem'in yanında duran Azad'ın aynı kişi olduğunu yalnızca ben biliyorum.
Şimdi ise Elzem de o hayatın tam ortasında duruyor.
Ama ona henüz hiçbir şey anlatmayacağım.
Çünkü bana yaşadığı onca şey yetmiyormuş gibi bir de gerçek kimliğimi öğrenirse ne hissedeceğini tahmin edebiliyorum. Zaten benden korkuyor, bana güvenmiyor ve beni hayatını mahveden adam olarak görüyor. Bir de kim olduğumu öğrenirse gözlerindeki o korkunun ne kadar büyüyeceğini düşünmek bile istemiyorum. Elzem'in benden daha fazla nefret etmesini istemiyorum. Ona her şeyi bir anda anlatmak yerine, zamanı geldiğinde tek tek anlatmayı düşünüyorum. Belki o zaman beni anlaması daha kolay olur. Belki de olmaz. Bunu bilmiyorum.
Tek bildiğim, onun benim hayatımda kalmasını istediğim.
Balkonda biraz daha durduktan sonra içeri girdim. Üzerimdeki kıyafetleri değiştirdim ve yatağın kenarına oturdum. Günün bütün yorgunluğu üzerime çökmüştü ama zihnim hâlâ susmuyordu. Gözlerimi kapattığımda annemin yüzünü, geçmişimi ve yıllardır peşinden gittiğim cevapları görüyordum. Sonra bütün o düşüncelerin arasından başka bir görüntü sıyrılıyordu.
Elzem.
O açık yeşil gözleri...
İnsan bazen bir çift gözün zihnine bu kadar kolay yerleşmesine anlam veremiyor. Ben de veremiyordum. Gözlerini kapattığımda karşıma çıkan şey ne annemin yüzüydü ne de geçmişte bıraktığım başka bir anı. Sadece Elzem'in gözleriydi. Yakından bakıldığında belli olan o hafif çilleri, kumral saçları ve bana öfkeyle bakan yüzü zihnimden gitmiyordu.
Başımı yastığa bıraktım.
Bugün onun hayatını değiştirmiştim.
Belki yarın her şey daha da zor olacaktı.
Ama içimde, bütün bunların bir gün değişeceğine dair garip bir inanç vardı. Elzem bugün benden nefret edebilirdi. Bana güvenmeyebilirdi. Hatta benimle aynı odada bulunmak bile istemeyebilirdi. Fakat ben onun zamanla beni tanıyacağına inanıyordum.
Ve o gece uykuya dalmadan önce aklımda geçmişimden kalan onlarca şey değil, yalnızca tek bir görüntü vardı.
Elzem'in o güzel, açık yeşil gözleri.
_______________________________________
Bittiiiiiiiiiii
Yani şimdilikkkkkk
Umarïm beğenmişsinizdirrr
Sizi seviyorum hoşçakalın 🤍🌺🌸💗
Bölüm etkileşimi
