Bölümler 9Şu an: 8.Bölüm: Furtuna Konağı’nda Büyük Aile Savaşları: Akşam Yemeği Baskını
- 1 1.Bölüm: FURTUNA KONAĞI OLAY BAŞLANGICI283 kelime
- 2 2.Bölüm :Her şeyin başlangıcı bir felaket458 kelime
- 3 3.Bölüm: KOÇARİ416 kelime
- 4 4.Bölüm:İso ve fadimenin İlk gecesi668 kelime
- 5 5.BÖLÜM:Aile Olarak İlk Kahvaltı ve Oda Hesaplaşması444 kelime
- 6 6.Bölüm: Furtuna Konağı’nda Beklenmeyen Misafir ve Kıyamet773 kelime
- 7 7.Bölüm:Oda İçindeki Fırtına ve Sabır Taşının Çatlaması732 kelime
- 8 8.Bölüm: Furtuna Konağı’nda Büyük Aile Savaşları: Akşam Yemeği Baskını1.099 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.BÖLÜM: Yayla Evinin Ayazı ve İnat Ateşi883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
8.Bölüm: Furtuna Konağı’nda Büyük Aile Savaşları: Akşam Yemeği Baskını
Furtuna Konağı’nın o ağır, ahşap kapıları gün boyunca hiç olmadığı kadar çok gıcırdamıştı.
Sabah kahvaltısında yaşanan o kahve krizi, Ebru’nun sinsi sırıtışları ve Fadime’nin ortalığı ayağa kalduran öfkesi daha soğumadan, konakta yeni bir fırtınanın kopacağı çok önceden belliydi.
Çünkü Koçari cephesi, Fadime’yi o konakta yalnız bırakmaya niyetli olmadığını göstermek için aceleyle harekete geçmişti.
Güneş batıp Karadeniz’in o keskin akşam ayazı konağın pencerelerini dövmeye başladığında, Furtuna Konağı’nın avlusuna peş peşe gelen arabaların sesleri doldu.
Gelenler sadece misafir değil, adeta Furtuna karargahına kurulmaya gelen Koçari ordusuydu!
En önde Adil, hemen yanında ise ortadan kaybolduktan sonra ortalığı yeniden karıştırmak için geri dönen Esme vardı.
Arkalarından diğer aile üyeleri de dik ve meydan okuyan adımlarla avluya giriş yaptılar.
Furtuna Konağı’nın reisi Zarife, bu kalabalık baskını kapıda karşıladığında yüzündeki o sahte misafirperverlik maskesi anında düşmüştü.
Ellerini bastonuna dayamış, gözlerini kısarak içeri girenlere baktı:
Zarife: "Hayırdur uşaklar? Furtuna Konağı’nı basmaya mı geldiniz, yoksa evladınızı özleyip dadanacak yer mi arıyorsunuz?"
Adil: (O her zamanki dik ve inatçı tavrıyla, kollarını göğsünde bağlayarak) "Ne basması Zarife Hanım... Biz sadece buraya evlenen kardeşimizin, Fadimemizin halini hatırını sormaya, hem de senin o pek övdüğün Furtuna sofrasında bir akşam yemeği yemeğe geldik.
Esme de aramıza katıldı, kadro tamamlandı baksana!"
Esme: (Hafif bir tebessümle Zarife’ye bakarak) "Öyle ya Zarife... Duyduk ki konakta eski hatıralar canlanmış, eski sevgililer masalara kurulmuş.
Biz de dışarıda kalmayalım dedik."
Zarife’nin sinirden gözlerinden ateş fışkıracak gibi oldu ama kapısına kadar ("baskına") gelen bu kalabalık karşısında geri adım atacak hali yoktu. Dişlerinin arasından tıslayarak yolu açtı:
Zarife: "Buyurun o zaman... Furtunaların sofrası cömerttir, çapulculara da yer verir!"
Kısa süre içinde Furtuna Konağı’nın o devasa, işlemeli yemek masası kuruldu.
Bu sefer sofra sıradan bir aile yemeği değil, iki konağın kılıçları çektiği bir cephe hattına dönmüştü.
Masanın başköşesinde Zarife otururken, hemen yanına yine o sinsi tavrıyla Ebru yerleşmişti.
Karşı tarafta ise Adil, Esme ve Koçari ailesinin diğer fertleri sıralanmıştı.
Masanın tam ortasında ise bu büyük ateş çemberinin ortasında kalmış gibi oturan İso ile Fadime yer alıyordu.
Fadime, ailesinin arkasında olduğunu bilmenin o güveniyle başını dik tutuyor, yanındaki İso’ya dönüp kısık sesle fısıldıyordu:
Fadime: "Bakıyorum da ailen burayı gene panayıra çevirdi Furtunacık. Senin o eski sevgilin Ebru da baş köşeden inmedi bir türlü.
Bak, Esme de geldi; sabrını deniyorlar senin anlaşılan!"
İsmail: (Gözlerini devirerek, önüne bakmaya çalışırken) "Ula Fadime, ben mi çağırdım adamları buraya?
Annemle Ebru'nun ortak yapımı bu yemek, benimle ne alakası var!
Hem Esme’nin burada ne işi var şimdi, ortalık zaten kilit!"
Fadime: "Ne demek ne işi var? Konak basmaya geldiler tabii ki!
Sen o eski sevgilinin o yalandan parıldayan gözlerini izlemeye devam et, sonra masanın altından yiyeceğin tekmenin şiddetini artırırım ha!"
Tam o sırada, masanın diğer ucundan Ebru, elindeki sürahiyi alıp sanki ev sahibiymiş gibi kalktı ve İso’nun bardağına eğildi.
Cilveli ve yapmacık bir ses tonuyla lafa atıldı:
Ebru: "İsom... Sen su içmeyi unutursun böyle gergin ortamlarda. Taze doldurayım madem, eski günlerin hatırına..."
Fadime bu sözü duyduğu an elindeki çatalı masaya öyle bir bıçak gibi sapladı ki, metalin çıkardığı ses bütün masada yankılandı. Öfkeyle ayağa fırladı:
Fadime: "Ula Ebru! Senin o dilini kökünden söküp eline vermezsem bana da Fadime demesinler!
Kocamın suyunu da kahvesini de sen dolduramazsın, kendine gel!
Zarife: "Otur yerine ula Koçari kızı! Misafirin yanında bu ne rezilliktir, adabı kaideyi bilmez misin sen?"
Adil: (Araya girip buz gibi bir sesle) "Zarife Hanım, bizim kardeşimizi konakta ezdirmenize izin vereceğimizi sanıyorsanız çok yanılırsınız!
Fadime ne diyorsa haklıdır, o yüzden ev sahibisiniz diye sesimizi çıkarmıyoruz sanmayın."
Esme: (Hafifçe ve sinsice gülümseyerek) "Aynen öyle... Evin huzuru kaçmasın diye susuyoruz ama bu yılanların masada cirit atmasına da seyirci kalmayız."
Masanın üzerindeki bu sert sözlü atışmalar devam ederken, masanın altında başka bir kıyamet kopuyordu.
Fadime, Ebru’nun o yılışık hallerine daha fazla dayanamayarak bütün hırsını İso’nun bacağından çıkardı.
Ayakkabısının sivri burnuyla İso’nun kaval kemiğine öyle bir indirdi ki, İso az kalsın sandalyeden düşüyordu.
Yüzü acıdan kıpkırmızı olan İso, Furtunalara ve Koçarilere karşı rezil olmamak için kendini zor tuttu.
Dişlerini sıka sıka, yüzünde tuhaf bir sırıtışla Fadime’ye doğru eğildi:
İsmail: (Dişlerinin arasından fısıldayarak) "Ula kadın... Bırak bu bacak savaşırtma işini!
Kemiğim kırıldı, sakat kalacağım senin yüzünden! Suçu Ebru işliyor, dayağı ben yiyorum, bu nasıl adalet?"
Fadime: (Tatlı ve sahte bir gülümsemeyle karşılık vererek) "Adalet bizzat benim Furtunacık!
O kadına göz yumduğun sürece bacaklarının sağ kalması mucize olur! Şimdi sesini kes ve tabağına bak!"
Ebru: (İso’nun bu tuhaf hallerini görünce şüpheyle) "İsom... İyi misin? Rengin yine sarardı, bir şey mi oldu masanın altında?"
Fadime: (Hemen atılarak, gözlerini pür dikkat dikti) "Sana ne oluyor kadın? Kocam ister sararır ister morarır, sanane! Kendi tabağına bak, tıkınmana devam et!"
Zarife artık bu kaosa daha fazla sessiz kalamadı. Elindeki kaşığı masaya öyle bir vurdu ki çorbalar taştı:
Zarife: "Yeter! Bu ne gürültü, bu ne saygısızlık! Biz sizi insan gibi yemeğe çağırık, siz konağı birbirine kattınız!
Derhal bu masada sesleri kesip yemeğinizi yiyeceksiniz, yoksa bu kapıdan dışarı adım atamazsınız!"
Adil: "Korkma Zarife Hanım, kimsenin senin konağında kalmaya niyeti yok. Ama kardeşimize bu muameleyi reva görürseniz, biz o konağı başınıza yıkmadan buradan gitmeyiz."
Ortamdaki bu bıçak sırtı gerilim daha fazla uzarsa masada kan dökülecekti.
İso, durumun tamamen çığırından çıktığını, Ebru’nun sinsi sırıtmalarının ve annesinin kışkırtmalarının bu geceyi felakete götüreceğini gördü.
Aniden sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı:
İsmail: "Bize bu kadar rezillik ve yemek yeter da! Kalkıyoruz biz. Fadime, yürü odamıza!"
Fadime, Adil ve Esme’nin "durma, git hesap sor" der gibi bakan gözleri eşliğinde İso’nun uzandığı kolundan kalktı.
Masadakilere ters bir bakış attıktan sonra İso’yla birlikte hızla koridora geçip odaya kapandılar.
Kapı aralarından kapanır kapanmaz, odanın içindeki o boğucu hava bir anda patladı.
Fadime hırsla kolunu İso’nun elinden çekti, odanın ortasında ellerini beline koyup kükredi:
Fadime: "Bırak ula kolumu! Sen neden o masada Esme’nin ve Adil’in söyledikleri karşısında öyle dilsiz gibi oturdun?
Annenin o yılan sevgilisini masaya oturtmasına nasıl göz yumarsın ha?"
İsmail: "Ula Fadime! Ben ne yapayım, kadın kendi konağında kimi çağırırsa çağırır!
Hem asıl sen, masanın altında kovaladın beni, kemiklerim sağ kalmadı senin yüzünden! Ne istiyorsun benden?"
Fadime: "Seni ve o konağın Furtuna kibrini istiyorum!
Eğer o Ebru yarın o kahvaltı masasında bir kez daha 'İsom' diye zırlarsa, yemin ederim bu konağı ateşe verir, ikinizi de buraya gömerim!"
Fadime: (Gözlerinden ateş saçarak üstüne yürüdü) "Ayrıca bana masada ses çıkarma diyemezsin! Ben Koçari kızıyım, kimseye boyun eğmem!"
İsmail: "Hadi oradan inatçı keçi! Sen ancak başıma bela olursun, başka bir şey değil!"
İkisi odanın içinde bağıra çağıra kavga etmeye devam ederken, dışarıda Adil'lerin ve Zarife'nin kapı arkasındaki uğultuları birbirine karışıyordu.
Aralarında hala ne bir sevgi ne de bir tatlı kelime vardı; tam aksine, birbirlerini yemek için sabırsızlanan iki inatçı ruh, bu Furtuna Konağı’nı alt üst etmeye devam edecekti!
Etkileşime göre yeni bölüm gelicekk
Bölüm etkileşimi
