8. bölüm · Zoraki aşk

6. Bölümm

NURIX ☠️💀

İki genç, birbirlerine çaresiz bakışlar atarken odanın içindeki hava gitgide daha da ağırlaşıyordu. Dışarıdan gelen hafif rüzgar bile camın arkasında kalıyor, sanki bu evin içinde hiçbir şeyin doğal akışı yokmuş gibi hissediliyordu.

Jimin’in yanağı hâlâ Yoongi’nin tokadının etkisiyle hafifçe sızlıyordu, başını eğip parmak uçlarıyla oraya hafifçe dokundu. Gözlerinden birkaç damla yaş daha süzülüp yanaklarından aşağı yuvarlandı ama bu sefer sesli ağlamaya cesaret edemedi; biliyordu ki o ses bile karşısındakilerin öfkesini körükleyecekti.

Seongmin de onun yanına yaklaştı, omzunu hafifçe onunkiyle birleştirerek sessizce destek olmaya çalıştı. Kendi yüzündeki ağrı, canının yandığından çok daha önemsizdi şu an; asıl canı yanan, ikisinin de elinin kolunun bağlı olmasıydı.

— Bakın, bu işin bir yolu var mutlaka… diye mırıldandı Seongmin, son bir umutla konuşmaya çalışırken.

Yoongi keskin bir bakışını ona çevirip hemen sözünü kesti:
— Yolu falan yok. Her şey hazırlandı, imzalar hazır, şahitler bekliyor. Bugün bu evlilik olacak, ister istemez.

Chan da ellerini ceplerine sokup kapıya doğru bir adım attı, arkasına dönüp soğuk bir gülümsemeyle ekledi:
— Hem zaten kaçma şansınız da yok. Kapılar kilitli, pencerelerden inmek imkansız, çevrede de gözcüler var. Nereye gideceksiniz ki? En iyisi sessizce kabul edin, canınız daha az yansın.

Bu sözler ikisinin de son umut kırıntısını ayaklarının altına serip ezdi. Jimin dudaklarını ısırarak gözyaşlarını tutmaya çalıştı, karnında bir sıkışma hissetti sanki kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Ne yapabilirdi ki? Tek başına, koruyucusu olmadan bu iki güçlü adama karşı durması imkansızdı.

Yoongi elini uzatıp Jimin’in kolunu sıkıca kavradı, parmakları bileğine baskı yaparak onu kendine doğru çekti. Jimin irkilip geriye kaçmaya çalışsa da gücü yetmedi, küçük bedeni o güçlü elin arasında çaresizce kıpırdandı.

— Hadi artık, zaman kaybetmeyelim dedi Yoongi, sesi emredici ve katıydı. Giyinmen için odana çıkıyoruz. Süslen, hazırlan. Bugün benim eşim olacaksın, unutma bunu.

Seongmin hemen ileriye atılmak istedi ama Chan bir kol hareketiyle onu engelledi, göğsüne hafifçe iterek durdurdu.
— Sen de benimle geliyorsun. Senin de hazırlanman gerekiyor. Bugün hem onların hem de bizim günümüz olacak.

Seongmin’in dişleri gıcırdadı, öfkeden kanı beynine sıçradı ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Kolları bağlanmış gibiydi, hareket etme özgürlüğü elinden alınmıştı. Gözleri Jimin’in korku dolu bakışlarıyla birleştiğinde, sadece dudaklarını hafifçe kıpırdatabildi: “Korkma, yanındayım.”

Jimin de bu sessiz mesajı anladı, derin ve titrek bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı. İstemediği halde, hiç hayal etmediği bir evliliğin eşiğine sürükleniyordu. Ama içinde bir yerde, henüz çok zayıf da olsa bir umut ışığı saklıyordu: Belki zamanla, belki bir gün bu zincirler kırılır, gerçek özgürlüklerine kavuşurlardı.

Yoongi onu odanın kapısına kadar sürükledi, içeri itip kapıyı dışarıdan kilitlemeden önce son bir kez seslendi:
— On dakika içinde hazır ol. Kapıyı açtığımda seni layıkıyla görmek istiyorum, anlaşıldı mı?

Kapının gürültüyle kapanması ve anahtarın çevrilme sesi Jimin’in kulaklarında yankılandı. Şimdi tek başınaydı, aynanın karşısına geçip kendine baktığında gördüğü şey, korkuyla dolu, kaderine boyun eğmek zorunda kalmış bir gençti. Elleriyle yüzünü kapattı, sessizce fısıldadı:

— Ne olacak böyle? Ne yapacağız biz?

Yan odada da aynı sessiz çaresizlik hüküm sürüyordu. Seongmin, Chan’ın gözetimi altında kıyafetleri önüne serilirken sadece duvara bakıyordu. Aklında tek bir düşünce vardı: Ne pahasına olursa olsun Jimin’i korumak, ona zarar gelmesine engel olmak.

Ve dışarıda, her şeyin planlandığı gibi ilerlediğini düşünen iki adam ise, bu zorla kurulan bağın ileride nasıl sonuçlar doğuracağından tamamen habersizdilebh
*
*
*
*
Afferim bana yazımï geliştirmişim
İyi gubler