7. bölüm · ZİNCİR
7
"Kim gelmiş, sevgilim?"
Kulağımda yankılanıyordu.
"Sevgilim."
Önümdeki seksi kadına bakarken kendime gelmeye çalışıyordum.
"Sen kimsin?" Dedi, gözleri bedenimde gezinirken. Üzerimdeki normal günlük kıyafetlere iğrenerek bakıyordu. Tamam fiziği güzeldi ama benimki onunkine bin basardı.
Aklıma gelen sinsi oyun ile hemen ciddileştim. Gözlerimi kocaman açıp, muhteşem oyunculuğunu konuşturmaya başladım.
"Asıl sen kimsin?" Dedim ona güya öfkeli bir şekilde bakarken.
O çok fena sinirlenmişti. "Ben Aslan'ın sevgilisiyim." Gözlerimi daha da büyüttüm. O sırada kadının yanında Aslan belirdi.
Gözlerimi ona çevirdim ve kaşlarımı çattım. "Beni bu kadınla mi aldatıyorsun? Bebeğimizi hiç mi düşünmüyorsun?"
Aslan bana garip garip bakmaya başladı. Ensesini kaşıdı. Eli ensesindeyken gözleri bir anda büyüdü. "Ne diyorsun lan sen?"
Gözlerimi kadına çevirdim. Bayılacak gibi duruyordu. Bir erkek için fazla tepkiydi bu da yani. "Kalk gidelim. İkimizde aldatıldık. Bırakalım bu şerefsizi. Çok güzelsin. Daha iyilerine layıksın."
Kendine gelmiş olacak ki kaşlarını çattı.
"Aslan'ım yapmaz." Aklıma gelen şey ile kahka atacaktım ki kendimi durdurdum.
"Kemal'im yapmaz." Tamam ekran süremi biraz azaltabilirim.
Tekrar en ciddi halime büründüm. "Gördün işte. Ses çıkarmıyor. Aptalın tekiydi zaten. Gel benim tanıdığım biri var. Çok seversin. Sana onu ayarlayalım. İstersen görücüye gelebiliriz."
Kadın artık beni duymuyordu. Hemen içeri girdi. Aslan'ın bariz bir şekilde üzüldüğünü görünce onu iterek içeri girdim. Hemen kadının yanına vardım.
"Şaka yaptım. Eskim işte. Ama yine de çok aptal. Ben hala fikrimin arkasındayım. He, bu arada çocuk falanda yok. Bundan çocuğum olacağına öleyim daha iyi." Kadın bir süre duraksadı. Tam bana vurmak için elini kaldırmıştı ki elini hızlı refleksler ile tuttum.
"Kim olduğumu bilmiyorsun. Uğraşma, bulaşma. Bela olurum sana." Bir anda Aslan kolumdan tuttu ve beni kendisine çevirdi.
"Ne yapıyorsun, sen? Neden buradasın?"
Gelme nedenimi hatırlayınca sinirlerim tepeme çıktı. "Nerede o kardeşin?"
Bana dik dik baktı. "Sanane?" Omuzuna sert bir yumruk geçirdim. Geriye sendeledi.
"O piçi geberteceğim." Kaşları öyle hızlı bir şekilde çatıldı ki... Ürkmedim değil.
"Ne yaptı?" Güldüm. "Seninle değil, onunla konuşacağım." Dedikten sonra kolumu ondan kurtardım ve geriye adım aldım.
"Kuzey nerede?" Bana garip garip baktı. "Olayı ilk bana anlat. Kardeşimi vahşetin ta kendisi ile yan yana bırakacak bir piç değilim."
Kafamı iki yana salladım ve güldüm. "Yanlış tespit. Sen tam bir piçsin."
Sinirlerini kontrol etmek istermişcesine derin bir nefes aldı. "Kuzey." Diye kükredi. İrkildim ama belli etmedim.
Kuzey, "Yine ne var abi?" Diyerek iniyordu ki, beni gördü.
"Yenge diğerlerinden daha güzelmiş. İyiki bırakmışsın şu aşık rollerindeki bebeği." Bana yenge diyince kaşlarımı çattım.
"Siz o bebekten devam canım. Arzu Anıt ben." Gözlerindeki ifade değişti. Biliyor muydu? İmkansız.
"Bir kız bana en fazla ne yapabilirki. Git makyaj yapıp kıyafet seç kenide. Senin bıçağın beni kesmez."
Tamam sinirlendiğimde göre... Sözlü, ardından bir anda üzerine atlamaca saldırısı. Garip oldu ama yöntem bu.
"Korkma. Kesse bile yanımda değil. Beni kol gücünden yanayım." Bir anda üzerine atıldım. Fakat Aslan böyle olacağını biliyor olmalı ki, belimden tutup, sırtımı göğsüne yasladı.
Beni hapsettiği kollarından çıkmak için kollarımla kollarına vurdum ama çıkamadım. Beni daha sıkı tutunca kafamı öne doğru eğdim. Ne yapacağımı ilk başta anlamadı. Ama kafam, burnuna sertçe çarpınca homurtusunu duydum. Beni bıraktığı gibi Kuzey'in üzerine atladım ve çenesine yumruk yaptığım elimi geçirdim.
"Yakup Öymen ile ne alakan var?" Diye gürledim, yüzüne doğru. Kaşları havalandı. "Sanane?"
"Banane, mi? Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Öldürürüm lan ben seni. Huzurlu Uykunu kaçırır, cinlerini çağırtırım. Ama bir zaman var ki... O zaman öğreneceksin kimliğimi. Ve o zaman ölüm günün olarak tarihe geçecek. Şimdi cevap ver!"
"Tanımıyorum. Yardım et, dedi, ettim." Öfke ile soludum. "Bir kız çocuğunu kaçırması için yardım ettin!"
Alayla güldü. "Sen kaçırmışsın ya."
Gözlerimdeki mavi deniz, hırçın dalgalar ile şehrini sular altında bırakmaya başlamıştı.
"Kız geldi lan yanıma! İstemediğim şeyleri yapıyorlar dedi. Ne yapsaydım? İşkence görmesine göz mü yumsaydım?"
Bir tane daha yumruk attım. Bu sefer burnuna atmıştım. Burnu kanamaya başlamıştı. Elini burnuna götürdü ve işaret parmağının kenarı ile kanı sildi.
"Bana yeğenimi kaçırdı. Ona işkence yapıyor, dedi." Gözlerim kocaman açılırken Aslan'a döndüm. Ellerini alakam yok, bilmiyorum dercesine salladı ve dudağını büzdü.
"Ben mi işkence yapıyor muşum? Daha kurbanlarıma yapmadığım şeyi neden korumak istediğim bir kız çocuğuna yapayım?"
Atlas bir adım geriledi? "Kurban?"
Ona ürkütücü bir şekilde gülümsedim. "Zamanı gelince, çocuk."
Göz devirdi. "İyi de ben senden büyüğüm." Ona sinir bozucu bir bakış attım. "Yalan söyleme aynı yaştayız."
Kaşlarını çattı. "Sen Şubat'ın 28'inde doğdun bense 11'nde." Söylediklerine göz devirdim. Ona son bir yumruk çaktım ve Aslan'ın önüne geldim.
"Kardeşini öldürmediğime dua et." Üzülmüş gibi alt dudağını kıvırdı. "Benim açımdan pek sorun yoktu aslında. Hala bir şansın var."
Ona alaylı bir bakış attım. "Kılıç ailesinde bir sıraya göre gidiyorum. Ve bil bakalım ikinci sırada kim var, babasının oğlu?"
"Bekliyorum, Zincirli Fırtına."
Zincirli Fırtına...
Hemen oradan çıktım ve malikaneye geldim. Üstümü değiştirmeden yatağa uzandım ve telefonumu elime aldım.
Sosyal medyada aktif olmamama rağmen 1 milyon takipçim vardı.
Ayrıca Aslan'la da takipleşiyorduk. Sadece onu stalklıyordum ama beni takip etmeye başlayınca bende takip ettim.
Sadece dört kişiyi takip ediyordum.
Kerem, Lidya, Aslan ve Barlas.
Barlas'ın hesabı gizliydi. Profil fotoğrafı Mercedes'ti.
Benim profil fotoğrafım kendimdim. Üzerimde sarı ve çiçekli bir elbise ile ayçiçekleri arasında saçlarımı savuruyordum. Hiç gönderim yoktu.
Aslan ise kendi fotoğrafını kullanmıştı fakat arkası dönüktü. 4 milyon takipçi ne demekti? Üç paylaşımı vardı. Biri mekik çekerken çekilmişti ve karın kaslarını sunuyordu. Çok ayıptı.
Diğer ikisinde de üzerinde takım elbiseyle farklı yerlerde farklı iş adamları ile fotoğrafları vardı.
Ne yakışıklı ama...
Aptal! Ne diyorsun lan sen? Gerizekalı. Sakin düşmanına yükseleyim deme!
Telefonu kapattım ve yatağa attım. Ardında Altay'ın yanına indim.
Beni görür görmez ellerini havaya kaldırdı ve olmayan dişlerini sunarak çırpındı. Onu kucağıma aldım.
Şu an 1 aylık olmasına çok az kalmıştı.
Kokusunu içime çektim. Burnumu boynuna sürttüğümde gıdıklandığı için kıkırdadı.
Onu doya doya öptükten sonra uyuttum ve Warm'ın yanına çıktım.
Gözlerimi ekrana çevirdim. Mavi bir ışık gözlerimin üzerinde iki kez dolandı. İrisimi tanıdığımda kapı açıldı. İçeri girdiğimde ise kapı kapandı.
"Uzun zamandır KAT olarak sesini çıkarmıyorsun Arzu." Dedi Warm, ben içeri girer girmez.
"Yanına bu yüzden geldim, Warm." Derin bir nefes aldım. "Cinayetlerden uzaktım çünkü sanki benim bir ailem oluyor, Warm. Bir ailem varmış gibi hissediyorum. Anladın mı? Yapamazdım. Ailem var derken elimi kana daha fazla bulayamazdım."
Gözlerimi kısa bir an kapattım. Tekrardan açtım ve Warm'ın ekranına odaklandım.
"Ama bugün yapmam gereken şeyi yapacağım. Ben bir yol seçtim. Zaman, yer, şahıslar... Her şey değişti ama fikrim değişmedi. Kararım belli. Mesajların hepsini gönder bilgisayarıma. Odamda olacağım."
Odama indim. Kapımı açınca içeride gördüğüm güvenilir korumalardan biri olan Furkan ile duraksadım. O da beni görünce dönüp kaldı. Yatağımın yanındaki çekmeceyi kurcalıyordu.
Şaşkınlıkla gözlerim büyüdü. Sonra olanları idrak ettim ve Furkan'ı ensesinde yakaladığım gibi merdivenlere, daha sonra aşağıya sürükledim. Aşağı indiğimde karşıma Barlas çıktı.
Bana garip garip bakıyordu. Furkan'ı ona doğru ittirdiğimde sonunda konuşmayı bildiğini hatırladı.
"Ne oluyor? Furkan'a ne yapıyorsun?"
Sinirimi ondan çıkarmamak için derin bir nefes aldım. "Git konuştur şunu. Kimin köpeği öğren. Sonra gelip bana söyle." Barlas aynı benin gibi tepki verdi. Gözleri büyüdü. Sonra bakışlarını Furkan'a çevirdi.
Ağzının içinde bir kaç küfür yuvarlandı ve Furkan'ı aynı benim gibi ensesinden tutup, kulübeye sürüklemeye başladı.
Onları aklımdan çıkarıp odama geçtim ve bilgisayarın karşısına oturdum.
12 tane görev vardı.
Aralarından şimdilik iki tane seçtim. Yarına kadar bunlar için plan oluşturmam ve yarın akşamda her şeyi halletmem gerekiyordu.
Yusuf Gümüşsoy ve Toprak Yeşilova şu anki kurbanlarımdı. Uzun zamandır işkencesiz cinayet işlemediğim için kendimi kana aç hissediyordum. Korkmayın kan içecek kadar psikopat değilim.
Bu sefer Barlas'ı çağırmadım çünkü o çok meşguldü.
İlk Toprak Yeşilova vardı. Onun planını hazırlayacaktım.
Bilgisayarımdan Warm'a bağlandım. Onunla buradan iletişim kuracaktık.
"Plan şöyle..."
⛓️
Üstümde tamamen deri ve bende ikinci bir deri gibi olan tulum vardı. Karnıma kadar açık bıraktığım ve derin bir dekolte bıraktığım fermuarı çektim.
Kemerimdeki çeşitli bıçakları ve silahların üzerinde sırıtarak elimi gezdirdim.
"Sonunda elime düşeceksin ha, Toprak Yeşilova?" Diye mırıldandım, onun 20'lik çıtır eşiyle olan tutku dolu hallerini izlerken.
Birazdan birbirlerini yemeye başlarlar ise psikolojimi altüst edebilirler.
Her pazartesi, insanlardan uzaklaşmak için 10 tane it ile ıssız bir alandaki bir binada kalıyorlardı.
Kafamdaki maskeyi yüzüme indirdim ve ayağımı birinci katın demirliklerine attım. Bina 3 katlıydı ve onlar 3 katın balkonunda kimseyi duyamayacak bir haldeydiler.
Birinci katın balkonunun demirlerine ayaklarımı bastım ve ellerimi ikinci katın balkonunun demirlerine koydum. Vücudumu kol gücüm ile yukarı çektim. Aynısını üçüncü katada yaptım ve şu anda onlar ile aynı alanda bulunuyorduk. Beni hala fark etmemişlerdi.
Bence karanlıkta ve ilişkiye girmek doğru bir şey değildi. Kız 22 ya vardı ya yoktu. Toprak ise 43 yaşındaydı. Her şeye rağmen yapılı bir vücuda ve karizmatik bir yüze sahipti. Onun kafası kadının göğüslerinin arasındayken, kız, gözlerini kapatmış, kısık kısık inliyordu.
Kemerimden çıkardığım ince ve uzun bıçağı bacağına sapladım. Bir anda çığlık atacak gibi olunca kız beni fark etmişti ve Toprak'ın ağzını eli ile kapatmıştı.
Evet, bana Toprak'ın ölümü için mesaj gönderen karısıydı.
Kız hemen üzerini giyindi ve onu bana bırakıp dışarı çıktı. Ben ise Toprak Yeşilova'yı yatak odasına sürükledim. Biliyordum ki yatak odasında ses yalıtımı vardı.
İğrenç! Hep bakire olarak hayatıma devam etmeye kararlıyım ben.
Kapıyı kapattım ve kilitledim. Yatağın kenarında gördüğüm kemer ile sırıttım. Kemeri aldım ve ellerini bağladım.
"Sen kimsin? Pislik! Orospu! Ne yapıyorsun, lan sen?" Tükürürcesine söylediği küfürleri umursamadan ıslık çalmaya başladım. Ritimli bir şekilde ıslık çalarken ona yaklaştım ve bacağına geçirdiğim ince bıçağı ona doğru fırlattım. Sert bir şekilde erkeklik organına saplanınca gözlerimi büyüttüm.
"Ah! Olmaz. Pardon, yanlışlıkla oldu. Beni affedebilirsin değil mi?" Dudak büzerek ona söylediklerimden sonra benim deli olup olmadığımdan şüphelendiğine emindim.
O bana bağırarak küfür ederken ben ritimli ıslık çalmaya geri döndüm.
Elime aldığım minik çakı, onun son nefesini vermesine neden olacaktı. Bacaklarına çarşafı sardığım için kan kaybından ölmezdi. Tabi ben birazdan tüm kanını buraya akıtana kadar.
Sol bileğinin iç kısmına derin bir kesik attım. Acıyla inlediğinde ağlıyordu.
"S-sen de kimsin?"
"KAT." Dedim hiç çekinmeden.
"Ne istiyorsun?" Sırıttım. "Canını."
"Para veririm. İstediğin her şeyi veririm ama lütfen bağışla beni."
Bu sefer kahka attım. "Aferin böyle devam et. Sen yalvardıkça daha fazla zevk alıyorum.
Teni bembeyaz olmuştu. Kan kaybında ölüyordu. Çok sert olmayacak bir şekilde karnının üstüne "KAT" harflerini kazıdım.
Son nefesini verdiğinde hiçbir şey olmamış gibi yangın merdivenlerinden çıktım ve motoruma binip ormana doğru sürdüm. Ormana girince üstümdeki her şeyi çıkardım. Sadece siyah bir iç çamaşırı ve siyah bir sutyen ile kaldığımda giyindigim kıyafetleri ateşe verdim. Hepsi yanarken ben üstüme yeni kıyafetleri giyinmek için motoruma gittim. Motorumdaki çantamdan altıma bir tayt çıkardım ve taytı giyindim. Üstümü daha giyinmeye başlarken bir çatırtı duydum. Çalıların arkasına bakmaya çalışırken arkamda hissettiğim hareketlilik ile silahımı çıkardım ve direkt arkama doğrulttum. Her şeyi beklerdim ama Aslan'ı asla.
"Sen beni mi takip ediyorsun?"
Hiç düşünmeden cevap verdi. "Evet." Gözlerim sinirle büyüdü. "Utanmadan söylüyor musun? Sen kim oluyorsunda-"
"Aslan."
Kısa cevaplarına neredeyse gülecektim ama kendimi durdurdum.
Bir anda belimden tuttu ve beni alevlerin hemen yanındaki ağaca yasladı. Gözleri yoğun bir şekilde gözlerime odaklanmışken çok yakışıklı gözüküyordu. Kahve hararelerine yansıyan alevler, onu ürkütücü bir hale getiriyordu. Yüzüne yandan vuran ışıktan dolayı bir simasının yarısını net bir şekilde görürken diğer tarafinı karanlıkta gölge gibi görüyordum.
Bana o kadar fazla yaklaşmıştı ki göğüs kafesim onun göğüs kafesine sürtünüyordu. Gözleri kısa bir an sutyenden taşan göğüslerine kaydı ama ensenindeki saçları tutarak çalıştırdım ve kafasının kalkmasını sağladım.
Gözleri dudaklarım ve gözlerim arasında mekik dokuyordu.
Onu kışkırtacağımı bilerek dudağımı ısırdım ve ince belimi saran kollarını ittim. Ona sürtünerek ağaç ile arasından çıkınca gözleri kocaman açılmıştı. Yerden kazağımı aldım ve üstüme geçirdim. Ona döndüğümde bana bile bakmadan yürüdüğünü gördüm. Evi o tarafta bile değildi ama o nedense o tarafa gidiyordu. Nedenini az çok anladığım için gülerek yangını söndürdüm ve motoruma atlayıp malikaneye sürdüm.
Evet, Aslan gerçekten birini etkileyebilecek bir adamdı.
O çok seksi bir katildi.
Bunu ben söylemedim. Kendi halime sırıtarak malikanenin kapısının önünde durdum. Kapı benim için açılırken ben hemen açılan minik kısımdan içeri sızdım. Korumalar bana bakarak başını eğince bende onlara hafif bir baş selamı verdim.
Garaja girdikten sonra kaskımı çıkardım ve başımı havaya kaldırıp kafamı iki yanıma sallayarak saçımı dağıttım. Evet, bence de böyle çok çekici duruyordum. Motordan indim ve hemen garaj katındaki merdivenlerden çıktım. Merdivenler beni boş bir koridora götürmüştü. Hemen karşımdaki kapıya parmağımı bastırarak malikanenin iç kısmına girdim. Saat gece 4 olduğu için tüm çalışanlar uyuyordu. Fakat beni Barlas karşıladı. Kaşları çatıktı.
"Normalde geleceğini ayarladığımız saatten tam 28 dakika sonra geldin. Bir sorun mu oldu?"
Dudağımın kenarı vahşice kıvrıldı.
"Zincir beni takip ediyormuş. Onunla uğraştım ama çok az yani bi 10 dakika bile sürmemiştir."
Gözleri büyüdü. "Nasil kurtuldun ondan?" Gülerek ona baktım. "Bu da bana kalsın." Dedim göz kırparak.
Sadece başını salladı ve gitti.
⛓️
Uzun süredir spor yapmıyordum. Bir saat uzanıp yorgunluğumu üstümden attıktan sonra sabah 5'te spora başlamıştım.
Şınav çekiyordum.
"48, 49, 50." Kendimi yüz üstü yere bıraktığımda kollarım çok ağıyordu. Rekorum 48'di ama 50 olmuştu. Mutlu muydum? Kesinlikle hayır. Biraz yerde uzandıktan sonra hemen kalktım ve aletlere yöneldim.
Kürek ile devam edecektim. Tam 15 dakika yani 1500 gibi bir şey kürek yaptıktan sonra havlu ile vücudumdaki terleri sildim ve havluyu omuzuma atarak spor salonundan çıktım.
Odama varıp, banyoya girdim. Uzunca bir duşun ardından çıktım ve kıyafet odasına girerek kıyafetlerime bakındım.
Ne giyinebilirdim ki? Bugün Aslan'ın yanına uğrayıp, beni dün takip etmesinin hesabını soracaktım. Son zamanlarda bu adamın yanına çok uğrar olmuştum. Neyse düşmanımın evini tanıyayım ki, daha güzel saldırayım.
Altıma siyah bir mini etek giyindim. İnce ve uzun bacaklarımı ortaya çıkarmıştı. Üstüme ise lacivert bir hırka aldım. En üstteki düğmesi hariç hepsini iliklediğimde düşündüğümden daha derin bir dekolte olmuştu.
Evet, gayet çekici gözüküyordum. Kendime bakınca yaz dizilerindeki patrona aşık o kızlar gibi gördüm. Bu gülmeme neden oldu. Kendime bakarken hala sırıtıyordum.
Saat 8 alarmı çalmaya başlayınca gözlerimi aynadan çekebildim.
Hemen odamdan çıktım ve Lidya'nın odasına girdim. Onu ihmal ettiğimi düşünüyordum.
Kendine kıyafet seçiyordu. Gülümseyerek yanına ulaştım.
"Arzu abla, bende kendime kıyafet seçiyorum. Yardım eder misin?"
Ona gülümsedim ve dolabını açtım. Aynı zamanda onunla konuşuyordum.
"Bugün akşam bir balo olacak ve sende geleceksin. Alışverişe çıkarız. O yüzden ona göre hazırlan. 1 saate çıkarız."
Bir kıyafet seçtim. Beyaz bir kazak ve krem rengi eteği ona verdim. Dolaptan beyaz ve uzun bir çorap çıkarıp, onu da verdim. Sonra giyinmesini için odadan dışarı çıktım.
Aşağı indiğimde kahvaltı masası hazırdı. En baş köşedeki yerime geçtim. O sırada aşağıya kucağında Altay ile Kudret abla girdi. Altay yerinde durmuyor ve kolları ile bacaklarını sallayarak gülüyordu.
Kuzum 3 aylık olmuştu. Zaman çok hızlı geçiyordu. Kocaman yeşil gözleri beni görünce mümkün olduğu kadar büyüdü. Ellerini bana uzattığında daha yeni oturmuşken hemen kalktım ve onu kucağıma aldım. Kafasını arkadan destekliyordum. Tam yemelik bir görüntüsü vardı. Saçları hafif koyu bir renkti. Yani daha tam rengi çok belli değildi.
Yanakları kocamandı ve bayağı kilo almıştı. Boyuna göre kilosu çok iyiydi. Boyu 65 cm olmuştu.
Büyüyordu benim minik bebeğim. Kudret abla onu mamasını yedirmek için benden aldı. Gözü bende kalmıştı minnağımın.
Kahvaltımı hızlıca yaptım ve etrafa göz gezdirdim. Fakat Barlas'ı bir türlü göremedim. Daha sonra bahçeye çıktım ve korumaların yanına yürüdüm. Hepsi resmen hazır ola geçmişti.
"Sakin olun, karşınızda ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk yok. Rahat olun." Hepsi bu sefer rahat pozisyonuna geçti. Kıkırdadım bu sefer. Çok gerginsiniz o yüzden rahat olun biraz demek istemiştim." Aralarından bir kaç tanesi güldü.
Komik değildi ama komik gelmişti işte. Asıl konuta hızlıca döndüm. "Barlas'ı gören oldu mu?"
Korumaların içinden sarışın olan yani Alican konuşmaya başladı. "En son kulübeye giderken gördüm, Arzu Hanım."
"Ok." Dedim yüzlerine bakarak. Biri ne demej istediğimi idrak edene kadar gözleri büyük bana baktı. Gözlerimi devirerek güldüm. "Hepiniz haftaya cumaya kadar İngilizce öğreniyorsunuz."
Onlara bir daha bakmadan kulübeye ilerledim. Ahşap kulübeye girdiğimde Barlas'ı gördüm. Telefon ile konuşuyordu. Beni fark etmemişti.
"Saldırıyı hangi taraf düzenleyecek bilmiyorum ama bence ilk hamleyi karşı taraf yapacak. Sizde hazırlıklı olun. Biz burada hallettikten sonra zayıflar zaten. Daha buradaki hamle biter bitmez biz hamleyi yaparız."
Biraz karşı tarafı dinledi.
"O zaman-" arkasını dönmüş ve beni görmüştü. Sahte bir şekilde gülümsedi ama yüzünde şaşkın ifadesi vardı.
"O zaman halı saha cumartesi saat 22-23 olsun. Onların maçından sonra. Hadi eyvallah. Kaleci eksik unutma ha!"
Telefonu kapattı ve bana döndü.
Gözlerimi kısa bir an kapatıp açtım. "Halı saha mı? Saldırı mı? Emin misin hali saha olduğuna?"
Tereddüt bile etmeden başını ardı ardına salladı. "Evet, evet! Halı saha."
Öfkelenmiştim ama belli etmiyordum. Sakince konuşmaya devam ettim.
"Topun peşinden koşarken 'Allah, Allah, Allah!' Diye de bağırıyor musunuz?"
Yine kafasını salladı. "Tabi tabii. Allah sonuçta yani."
Bir anda "Barlas!" Diye bağırınca asla hiçbir şeyden korkmayan Barlas sıçradı.
"Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm." Dedi fısıldayarak.
Benim sayemde imana geliyordu çocuk.
"Ne işler karışıyorsun sen?"
Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Sana söylemeye geldiyordum bende."
Kaşlarımı kaldırarak ona baktım. Hemen anladı ve konuşmaya başladı. "Şimdi biz hani Zincir'e saldırı düzenleyeceğiz ya, benimde bir arkadaşım var. Vekil lider. Babasının yerine geçecek. Eğer biz Zincir'i alt edemezsek o bitirecek."
Hırçın dalgalara sahiplik yapan gözlerimi gözlerinden ayırmıyordum. "Bakıyorumda Zincir'i bitirmek konusunda bana çok güvenmiyorsun."
Mahcup bir şekilde bana baktı. "Planlarından bahsetmiyorsun ki. Güvenemiyorum o yüzden."
Ona gözlerimi devirdim. "Plan yaptığımı söyleyen kim?"
Gözleri irileşti. "Ne? Bu kadar zamandır sen ne yapıyorsun?"
Ona ciddi bir şekilde baktım. "Aile kelimesinin gerçek anlamda tadını çıkarmaya çalışıyorum."
Bana olan bakışları yoğunlaştı. Tam bir şey söyleyecekti ki telefonum çaldı.
Kerem arıyordu. Telefonu açtım ve kulağıma yasladım. "Efendim?"
"Arzu, hemen gelmen gerekiyor!" Ne olduğunu bile sormadan telefonu kapattım ve Barlas'a bir şey söylemeden çıktım.
Arkamdan Barlas'ın seslendiğini duysam da, yürümeye devam ettim. Arabaların yanına vardığımda kırmızı jeep en önde olduğu için onu seçtim.
Anahtarı köşedeki dolaptan alıdım ve arabaya atladım.
Neden acele ettiğimi bilmiyordum ama hemen dediğine göre acil bir şey olmalıydı.
Malikaneden çıkarken korumalara buradan ayrılmamalarını tembih ettim ve yola çıktım.
Yaklaşık 10 dakika sonra şehir merkezine uzak olan Kerem'in malikanesine vardığımda, iki kanatlı kapı benim için açıldı. Jeep'in anahtarını korumalara fırlattım ve arabayı orada bıraktım.
İçeri girdiğimde çalışma odasında olduğunu söyleyen çalışanlara teşekkür ettim ve çalışma odasına geçtim.
Onu gördüğüm için memnun değildim. Karşısındaki sandalyeye oturduğumda gözleri sıkıntı ile bana bakıyordu.
"Bunu sana nasıl söylerim bilmiyorum." Diye konuşmaya başladı. Kaşlarımı çatarak ona olan düz bakışlarımı sürdürdüm.
Sonra Kerem'in dudaklarından bir isim döküldü.
"Dilek... Dilek Karasu."
Annem...
20 Yıl Önce
"Anne," diye şakıdı küçük kız. Kendisini annesinin kollarına bırakırken en güvendiği kişinin yanında olduğunu bilmesi, onu rahatlatıyor ve mutlu ediyordu.
"Kızım benim!" Dedi, kadın mutlulukla. Kızının kömür karası saçlarını okşadı yüzündeki tebessüm ile.
Deniz mavisi bakışları buluştu. İşte ikisi beraber o okyanusları oluşturdu.
"Mavişim, nasılsın bakalım? Okul nasıldı?" Kadın, kızının güzel yüzüne bakarken hep fazla düşünceliydi. Arzu'sunun gülümseyen gül yüzünü soldururlarsa ne olacaktı? Ama biliyordu. Yaşadığı sürece buna izin vermeyecekti.
"Anne, 'yyy' hayfini söyemek çok zoy!"
Kızının bu hallerine güldü, kadın. "R" harfini söyleyemediği için çok tatlıydı.
"Öğretirim ben sana, Arzu'm."
Küçük kız aklına takılan saçma soru ile annesine döndü.
"Benim adım neden Ayzu?"
Kadının gözleri en derinlere daldı. "Vardır bir nedeni, kuzum..."
"Anne bugün payka gideeelim miii?" Kadının şefkatle bakan gözleri parladı. Kızını çok seviyordu. "Tabii kızım. Yemeğini yersen kaydıraktan da kayarsın..."
⛓️
Bir Yıl Daha Geriye Gidinceki Küçük Bir Kesit
"Arzu! Arzu!" Minik çocukların içerisinden sıyrılarak gelen minik Rüzgar ile Arzu, arkasına döndü.
Fakat arkadaşını dizlerinin üstünde elinde bir kutuyla görmeyi beklemiyordu.
Rüzgar elindeki kutuyu açtı ve içerisinde parıldayan bir tek taş göründü.
"Benimle evlenir misin, Arzu?"
Arzu ne diyeceğini bilemeyerek Rüzgar'a baktı. İlk defa ona böyle bir teklif geliyordu. İçinden bir kaç defa geçirdi.
Acaba Rüzgar yakışıklı mı?
Çocuğun joleyle dikleştirdiği sapsarı saçlarına, kocaman yeşil gözlerine ve üzerindeki mavi, çizgili gömleği ile siyah pantolonuna baktı.
Gözüne bir yakışıklı gelmişti sanki çocuk.
Daha fazla düşünmedi.
"Evet." Dedi. Rüzgar sevinçle yüzüğü Arzu'nun küçük parmağına taktı. Yüzük düşüyordu. Bu yüzden Arzu elini havaya kaldırdı ve dik şekilde tuttu. Sanki tüm arkadaşları görsün istiyordu.
Fakat beklemediği bir şey oldu. Dudaklarına konan tüy gibi bir öpücükle gözleri büyüdü.
Rüzgar'a şok içerisinde bakıyordu. Sonra etrafına baktı. Biri gördü mü diye. Neyse ki kimse görmemişti.
Rüzgar'a yaklaştı ve minik bir tokat attı. Rüzgar, yanağını tutarak ona bakarken Arzu, parmağındaki yüzüğü çıkardı ve Rüzgar'ın yüzüne attı.
Şimdiki Zaman
"Biz, annen ile Tunç Karasu ile yeni evlenmişken beraber olduk."
Kulağımda çınlayan ses...
Annenle beraber olduk.
Bir kaç saniye ne söylediğini algılamaya çalıştım. Herşeyin farkına vardığımda ne diyeceğimi bilemedim.
"Ben odandan örnekler alıp DNA testi yaptırdım."
Gözlerime ilk defa nedensiz bir korku ve merak çökmüştü.
"Sen benim kızımsın, Arzu!"
Sen benim kızımsın...
Ben Kerem'in öz kızı mıyım?
Kerem benim babam mı?
Umarım 7. Bölümü beğenmişsinizdir.
