10. bölüm · ZİL ÇALINCA DÜŞEN MASKELER

8. BÖLÜM

Kalpsiz Birisi

Evet yine ben yine ben yeni bölümü yayınlıyorum. Bu bölüme 10 beğeni geldiğinde ise direkt 9.bölümü yayınlayacağım. Beğenmeniz dileğiyle.

Hastaneden taburcu olduğu gün, Mühür’ün üzerinde ne o meşhur deri ceketi ne de yüzünde o eski, meydan okuyan ifadesi vardı. Gri şalı omuzlarına her zamankinden daha ağır binmiş gibiydi. Hastanenin o soğuk ve beyaz koridorlarından adımını dışarı attığında, kendisini bekleyen siyah arabaya ve Baron’un endişeli bakışlarına sadece boşlukla baktı.

Ziftlik mahallesindeki o sessiz eve vardıklarında, Baron mutfağa geçip her zamanki gibi ocağın altını açtı. Ancak bu sefer sessizliği bozan, Mühür’ün buz gibi sesi oldu.

Mühür: — "Ocağı kapat Baron. Artık bu masada strateji kurulmayacak."

Baron elindeki kepçeyi yavaşça bıraktı ve arkasına döndü. Gözlerinde büyük bir anlam verememe vardı.
— "Ne demek istiyorsun? Hastane seni yordu biliyorum ama sevkiyat..."

Mühür: — "Sevkiyat da yok, mühür de yok! Ben öldüm Baron! O masada, o cihazın içinde can çekişirken anladım. Biz sadece birbirimizi ve mahalledeki çocukları bir mezara hazırlıyoruz. Bu davadan vazgeçiyorum. Ben artık sadece Hafsa olmak istiyorum. O defteri yak, kodları sil."

Baron, duydukları karşısında öfkeden deliye döndü. Masaya sert bir yumruk indirdi, tabaklar titredi.
Baron: — "Hafsa mı? Sen kendine gelene kadar kaç kişi senin adın için kan döktü haberin var mı? Balta hastane kapısında etten duvar oldu, Sinyal uykusuz geceler geçirdi! Şimdi 'vazgeçiyorum' diyerek hepimizi Kaptan’ın ve o üstlerin önüne yem olarak mı atıyorsun?"

Mühür: — "Ben kimseyi yem atmıyorum! Ben sadece yaşamayı seçiyorum! Sen liderlik fantezilerinle mahallede krallık kurmaya devam edebilirsin ama ben bu oyunun piyonu olmayacağım artık. Eğer devam edeceksen, bensiz devam edersin."

Baron: — "Bensiz bir adım bile atmazdın hani? Hani mühür asla kırılmazdı? Sen sadece kendini değil, bizi de kırdın."

Mühür, gözlerinden bir damla yaş süzülmesine izin vermeden çantasını aldı. Kapıya yönelirken son kez arkasına baktı: — "Mühür kırıldı Baron. Ve parçaları hepimizin canını yakacak."

Ertesi gün okulda herkes şok içindeydi. Mühür, sınıfa girdiğinde deri ceketi yoktu; üzerinde sade bir hırka vardı. Sırasına geçti ama Baron’un yanına değil, en arka köşeye oturdu.
Baron sınıfa girdiğinde gözleri doğrudan eski yerini aradı ama Mühür kafasını bile kaldırmadı. Balta ve Sinyal, iki liderin arasındaki bu uçurumu görünce ne yapacaklarını şaşırdılar. 12-B sınıfı ilk kez ikiye bölünmüştü.

Mete ve Ece, kantinden bu manzarayı izlerken aralarındaki gerginliği fark ettiler. Mete alaycı bir gülümsemeyle fısıldadı: — "Bak şuna... Kale içeriden çökmüş. Mühür sökülmüş, Baron ise yalnız kalmış. Şimdi Ziftlik’i bitirmenin tam zamanı."

Okulun koridorları, daha önce hiç tanık olmadığı bir gerginliğe sahne oluyordu. 12-B sınıfının kapısı, içeriden gelen gürültüyle sarsıldı. Baron ve Mühür arasındaki o sessiz savaş, en sonunda büyük bir patlamaya dönüşmüştü.
Baron, sırasını sertçe iterek ayağa kalktı. Gözleri öfkeden kararmıştı. — "Bunu yapamazsın! Bu kadar insanın emeğini bir kenara atıp gidemezsin!"

Mühür, ilk defa taktığı ince çerçeveli gözlüklerinin arkasından Baron’a baktı. Üzerinde her zamankinden çok farklı bir tarz vardı: Beyaz, boğazlı yumuşak bir kazak, buz mavisi bir jean pantolon ve üzerine attığı salaş hırkasıyla uyumlu sütlü kahve bir şal... Bu haliyle bir savaşçıdan çok, huzur arayan bir öğrenciye benziyordu ama sesi hala aynı keskindi.
— "Gidiyorum Baron! Beni kimse tutamaz, sen bile!"

Baron, Mühür’ün üzerine yürüyünce Balta ve Sinyal hemen araya girdi. Balta, Baron’u kollarından yakalayıp geriye çekerken, sınıfın diğer öğrencileri de Mühür’ün önünde bir barikat kurdu. Sınıf bir anda kaos alanına döndü; defterler havada uçuşuyor, bağırışlar koridora taşıyordu.

Mühür, masanın üzerindeki çantasını kaptı. "Bitti!" diye bağırdı ve sınıfın kızlarını da peşine takarak kapıdan fırtına gibi çıktı.

Mühür, sınıfın kızlarıyla birlikte üst kattaki tuvalete girdi. Aynanın karşısına geçip gözlüklerini düzeltti, ellerini soğuk suyla yıkarken sakinleşmeye çalışıyordu. Tam o sırada tuvaletin ana kapısı sertçe açıldı. İçeriye Ece ve yanındaki kızlar girdi.

Ece, aynadan Mühür’ün yeni imajını süzerek alaycı bir şekilde güldü.
— "Bak şuna... Ziftlik'in 'Mühür'ü gitmiş, yerine kuzu gibi bir kız gelmiş. O beyaz kazak seni masum yapmıyor. Sadece daha savunmasız gösteriyor."

Mühür arkasını dönmedi, aynadaki yansımasına bakmaya devam etti.
— "Yolumdan çekil Ece. Bugün seninle uğraşacak havada değilim."

Ece, Mühür’ün omzuna sert bir el koyup onu kendine çevirdi.
— "O mühür kırıldı diye duyduk. Baron seni terk mi etti yoksa sen mi korkup kaçtın? Şimdi bu gözlüklerle ders çalışıp iyi bir kız mı olacaksın?"

Ece'nin yanındaki kızlardan biri Mühür'ün şalına el uzatınca, Mühür'ün içindeki o bastırılmış öfke bir anda açığa çıktı. Mühür, kızın bileğini havada yakalayıp ters çevirdi. Ece ise tam o sırada Mühür'e hamle yaptı.
Tuvaletin dar alanında büyük bir arbede başladı. Mühür, yumuşak hırkasına ve gözlüklerine rağmen eski reflekslerini kaybetmemişti. Ece'nin saldırısını bir kenara itip onu duvarla lavabo arasına sıkıştırdı. Sınıftaki diğer kızlar da birbirine girmişti; saç çekmeler, itişmeler ve sert sözler yankılanıyordu.

Mühür, Ece'nin yakasına yapıştı, gözlükleri hafifçe burnunun ucuna düşmüştü ama bakışları hala bir bıçak gibi keskindi.
— "Beyaz kazak giymem, içimdeki karanlığın bittiği anlamına gelmez Ece. Sakın bir daha yoluma çıkma, yoksa bu sefer mühürü senin üzerine basarım!"

Mühür, Ece'yi itip tuvaletten çıktı. Kapının önünde bekleyen Balta ve Baron, kızın dağılmış şalını ve öfkeli yüzünü görünce ne olduğunu anladılar. Ancak Mühür, Baron'un gözlerinin içine bile bakmadan, omuz atarak yanından geçip gitti.

Kavga ve ayrılığın üzerinden geçen iki hafta, Ziftlik mahallesinin üzerine kurşun gibi ağır bir sessizlik çöktürdü. Mühür, herkesin tanıdığı o otoriter liderliği bir kenara bırakmış, kendi ördüğü duvarların arkasına saklanmıştı. Artık okulun tozlu koridorları da Baron’un bitmek bilmeyen öfkesi de onun umurunda değildi.

İki hafta boyunca Hafsa, evinden dışarı adımını bile atmadı. Telefonunu bir çekmeceye kilitlemiş, Sinyal’in gönderdiği dijital mesajları, Balta’nın kapısına bıraktığı "iyiyim" notlarını görmezden gelmişti. Evin içinde sadece felsefe kitaplarının sayfaları ve kendi derin düşünceleri vardı. Baron, birkaç kez kapısına kadar gelse de Hafsa kapıyı açmamış, hatta ışıkları bile yakmamıştı.
Onun için Ziftlik dosyası kapanmıştı; en azından o öyle sanıyordu.

Evde kaldığı süre boyunca zihnini susturmanın tek bir yolunu bulmuştu: Fiziksel acı. Mahallenin en ücra köşesinde, sadece profesyonellerin bildiği, yer altı dünyasının kirli işlerinden uzak bir dövüş salonuna gitmeye başladı.

Beyaz kazağını ve gözlüklerini evde bırakıyor, ellerine siyah bandajlarını tekrar sarıyordu. Orada ne "Mühür"dü ne de bir öğrenci; sadece kum torbasını yumruklayan isimsiz bir dövüşçüydü. Saatlerce antrenman yapıyor, ter içinde kalana kadar durmuyordu. Baron ile yaptığı o son kavganın hırsını, torbaya attığı her sert tekmede çıkarmaya çalışıyordu.

Üçüncü haftanın başında Hafsa, hayatını idame ettirebilmek ve bu karanlık geçmişten tamamen kopabilmek için iş aramaya karar verdi. Artık "üstlerin" parasını ya da sevkiyat komisyonlarını istemiyordu.
Mahalledeki kütüphaneye ve birkaç temizlik firmasına başvuru yaptı.

Sade bir gömlek, jean pantolon ve üzerine giydiği uzun siyah bir paltoyla, kimsenin şüphelenmeyeceği sıradan bir genç kız profili çizdi.
Ancak o iş başvurularından dönerken, mahallenin köşelerindeki gözcülerin hala onu izlediğini, Baron’un çocuklarının uzaktan onu korumaya çalıştığını fark ediyordu.

Okul müdürünün odasına gidip nakil dilekçesini masaya bıraktığında, takvimler tam 14. günü gösteriyordu. Sınır Lisesi onun için artık bir hapishaneydi.
Müdür Selim Bey: — " başarılı bir öğrencisin. Bu ani karar neden?"

Hafsa (Mühür): — "Bazı kapıları kapatmadan yenilerini açamıyorsunuz hocam. Bu okulda benim için artık sadece 'gölgeler' var."

Dilekçeyi verip koridora çıktığında, Baron ile karşı karşıya geldi. Baron, iki haftadır ilk kez bu kadar yakındı ona. Gözleri yorgun ve uykusuzdu.
Baron: — "Gerçekten gidiyor musun? Her şeyi böylece bırakıp..."

Hafsa: — "Ben her şeyi hastaneden çıktığım gün bıraktım Baron. Şimdi sadece kendimi kurtarıyorum."

Hafsa, Baron'un yanından geçip giderken, cebindeki son iş başvurusu formunu sıkıca tuttu. Arkasında bir mahalle dolusu düşman ve bir kalp dolusu kırgınlık bırakıyordu. Ama bilmiyordu ki; Ziftlik'te mühür bir kez basıldıysa, o izi silmek için şehri yakmak gerekirdi.

Müdürün odasından çıkıp nakil dilekçesini verdikten sonra Hafsa, omuzlarındaki ağır yükün bir kısmını okulun koridorlarında bırakmış gibi hissediyordu. Artık ne Ziftlik’in lideriydi ne de Baron’un sağ kolu. Cebinde sadece bir kafeye yaptığı iş başvurusunun adresi, zihninde ise sonsuz bir sessizlik isteği vardı.

Mahallenin hemen çıkışında, eskiden Beton Çıkmazı ile Ziftlik arasındaki o görünmez sınırın tam üzerinde bulunan eski parka doğru yürüdü. Burası bir zamanlar gerilimin merkeziydi; ama şimdi Hafsa için sadece sıradan bir dinlenme alanıydı.

Hafsa, parkın içindeki en kuytu banka doğru ilerledi. Üzerindeki uzun siyah paltosu, buz mavisi jean pantolonu ve kahverengi şalıyla artık çevresindeki insanlardan hiçbir farkı yoktu. İnce çerçeveli gözlükleri, bakışlarındaki o eski, keskin "Mühür" ifadesini yumuşatmıştı.

Bankın üzerine oturduğunda elindeki kahvesinden bir yudum aldı ve etrafı izlemeye başladı:
Eskiden olsa her çalılığın arkasında bir gözcü arardı, şimdi ise sadece rüzgarda savrulan yaprakları görüyordu.

Çantasından çıkardığı yerel gazeteyi açtı, kalemle "garsonluk" ve "kütüphane asistanlığı" ilanlarının üzerini çizdi. Artık tertemiz bir sayfa açmak, ellerine bandaj değil, kitap ve kalem almak istiyordu.

Ancak parkta dolaşırken bile Ziftlik’in izlerini tamamen silmek imkansızdı. Hafsa, parkın çıkışına doğru yürürken birkaç mahalleli gencin ona uzaktan, saygıyla karışık bir hüzünle baktığını fark etti. Bir zamanlar onların "Mühür ablası"ydı; şimdi ise yabancı bir gölge gibi yanlarından geçip gidiyordu.

Tam parkın demir kapısından çıkacakken, yerde bir kağıt parçası gördü. Üzerinde sadece bir "M" harfi ve yanında kırılmış bir mühür resmi vardı. Bu, Baron’un ya da Balta’nın ona bir mesajı mıydı yoksa zihninin bir oyunu mu, emin olamadı. Kağıdı cebine attı ve arkasına bakmadan, yeni iş görüşmesine yetişmek üzere kalabalığa karıştı.

Evet bir beğeninizi alırım artık. 10 beğeni ile yeni bölümü atacağım. Sağlıcakla kalın.