8. bölüm · ZİL ÇALINCA DÜŞEN MASKELER

6. Bölüm

Kalpsiz Birisi

AVM’nin ışıltılı dünyasından çıkan o beyaz kıyafetli beş genç, otoyolda hızla ilerlerken üzerlerindeki o neşeli havayı rüzgara bırakmıştı. Mahalle sınırına yaklaştıklarında sokak lambalarının çoğu sönmüştü; bu, Sinyal’in savunma protokolünü başlattığının işaretiydi.
Ziftlik mahallesinin girişindeki dar köprüde, simsiyah camlı, plakası çamurla gizlenmiş heybetli bir SUV yolu kapatmıştı. Baron, deri ceketinin fermuarını sonuna kadar çekti, direksiyonu kırarak aracı yan durdurdu.

Araçtan inen yabancılar, mahalle jargonuna uymayan, profesyonel ama karanlık adamlardı. İçlerinden biri öne çıktı, elindeki çantayı göstererek; "Mühür’ün onayıyla çıkan son paket bizim. Ya paketi verirsiniz ya da bu mahalleyi haritadan sileriz," dedi.
Baron, belindeki silahın emniyetini açarken Mühür’e baktı. Mühür, beyaz badisinin üzerine omuzlarına attığı kazağı sıkıca bağladı, siyah şalını düzeltti ve sessiz bir komut verdi:
— "Burada kural olmaz. Burası Ziftlik. Baron, bitirin işi."

İlk kurşun SUV’un camına isabet ettiğinde mahalle bir anda cehenneme döndü. Baron, Balta ve Civa, yabancıların ateşine anında karşılık vererek onları binaların arasına çekmeye başladı. Mahallenin diğer erkekleri de pencerelerden ve çatı altlarından kendi silahlarıyla kavgaya dahil oldu; Ziftlik, kendi toprağını korumak için tek vücut olmuştu.

Bu kaosun içinde Mühür, eline silah almayı reddediyordu. Onun görevi yok etmek değil, yaşatmaktı. Beyaz kıyafeti karanlık sokaklarda bir fener gibi parlıyordu ama o, mermilerin arasından bir hayalet gibi süzülüyordu.
Mühür, çatışmanın tam ortasında kalan "Teyze"nin evine daldı. Korkuyla köşeye sinmiş kadınları ve çocukları toplayarak; "Benim arkamdan gelin, başınızı eğin!" diyerek onları binaların altındaki gizli tünellere ve güvenli depolara yönlendirdi.

Sokakta kalan bir çocuğu fark ettiğinde, üzerine yağan ateşe aldırış etmeden ileri fırladı. Beyaz kazağını çocuğun üzerine siper ederek onu kucağına aldı ve kurşunların ulaşamayacağı beton bir duvarın arkasına savurdu.
Telsizden sürekli Sinyal’e talimat veriyordu: "Sinyal, 4. sokağın ışıklarını aç, yabancıları kör et! Balta, çocuklar güvenli bölgeye geçene kadar sağ kanadı tut!"

Sokaklar barut dumanıyla dolarken, Mühür’ün beyaz badisi yer yer is ve toz içinde kalmıştı. Ancak o, silahsız haliyle bile sahadaki en büyük otoriteydi. Kadınlar, Mühür’ün sakinleştirici sesiyle sığınaklara yerleşirken, mahallenin gençleri Mühür’ün geçtiği yolları canları pahasına koruyordu.

Baron, yabancı ekibin liderini köşeye sıkıştırdığında, Mühür telsizden son emrini verdi:
— "Baron, işi bitir. Mahallemde yabancı nefesi istemiyorum."

Çatışmanın en hararetli anında, sokağın köşesindeki gölgeden patlayan tek bir el ateş, Mühür’ün beyaz badisini bir anda kırmızıya boyadı. Mermi, bir çocuğu güvenli bölgeye ittiği sırada kolunu sıyırıp geçmişti. Mühür acıyla sendeledi ama çığlık atmadı; sadece dişlerini sıktı.

Barut dumanı dağılıp yabancı araçlar mahalleden püskürtüldüğünde, Baron hızla Mühür’ün yanına koştu. Beyaz kazağı artık kan içindeydi.
— "Hastaneye gidiyoruz, hemen!" dedi Baron, sesi ilk kez bu kadar titriyordu.
Mühür, sağlam eliyle Baron’un kolunu tuttu. Siyah şalı hafifçe kaymış, yüzü bembeyaz kesilmişti ama gözleri hâlâ aynı sertlikle bakıyordu.
— "Hayır... Hastane demek kayıt demek, polis demek. Mahalleyi bu halde bırakıp gidemem. Eve gidelim. Kendi işimizi kendimiz hallederiz."

Ziftlik mahallesinin derinliklerindeki güvenli eve geçtiklerinde, Sinyal kapıda nöbet tutmaya başladı. Balta ve Civa ise dışarıdaki hasarı topluyordu. İçeride sadece Baron ve Mühür vardı.

Mühür, masaya oturdu. Beyaz badisinin kolunu omuzuna kadar sıyırdı. Yara derindi ama neyse ki mermi içeride kalmamıştı. Baron, mahalledeki "mutfaktan" getirdiği steril malzemeleri masaya dizdi. Ellerini dezenfekte ederken Mühür’ün yüzündeki terleri sildi.

Baron: "Çok kan kaybettin. Dayanabilecek misin?"
Mühür: "Ben ne acılar gördüm Baron, bu sadece bir sıyrık. Devam et."

Baron, yarayı temizlemek için alkolü döktüğünde Mühür’ün parmakları masanın kenarını sımsıkı kavradı, eklemleri beyazladı ama tek bir kelime etmedi. Baron, büyük bir titizlikle yarayı temizledi ve dikiş atmaya başladı.

O an odada sadece dikiş iğnesinin sesi ve ikisinin ağır nefesleri duyuluyordu. Beyaz badi üzerindeki kan lekeleri, o gün AVM’de geçirdikleri "normal" günün ne kadar uzak kaldığının kanıtı gibiydi.
Baron son dikişi atıp yarayı sardığında, Mühür derin bir nefes vererek arkasına yaslandı.
Baron: "Neden yaptın? Neden kendini merminin önüne attın?"
Mühür: "Çünkü ben Mühür’üm Baron. Eğer ben düşersem, bu mahallenin çocukları sahipsiz kalır. İsmim gizli kalabilir ama koruduğum canlar gerçek."

Baron, Mühür’ün omuzuna attığı kazağı alıp üzerine örttü. O gece Ziftlik’te kimse uyumadı. Mühür, kolundaki sızıya rağmen mahallenin telsizini tekrar açtı.

12-B sınıfındaki hava, dışarıdaki fırtınanın habercisi gibi ağırlaşmıştı. Coğrafya dersinde yer şekilleri anlatılıyordu ama sınıfın içindeki oturma düzeni, bir derslikten çok bir karargahı andırıyordu:
Balta Kapı ağzındaki ilk sırada, koridordan gelecek her sesi bir radar gibi tarıyordu.
Sinyal En arka sırada, önündeki defterin altına gizlediği cihazıyla dijital dünyayı izliyordu.
Baron ve Mühür Orta sırada, sınıfın merkez üssünde yan yana oturuyorlardı.

Mühür, dersin başından beri felsefe kitabının sayfalarını çevirmemişti. Gri şalı, her zamanki kusursuz bağının aksine hafifçe yana kaymıştı. Beyaz teni, üzerindeki siyah deri ceketle tezat oluşturacak kadar solgundu. Baron, onun kalem tutan elinin titrediğini fark ettiğinde bakışlarını öğretmenden çekip ona döndü.
"İyi değilsin," dedi Baron, sesi sadece ikisinin duyabileceği bir frekanstaydı.

Mühür cevap vermek istedi ama dudakları sadece kurak bir toprak gibi aralandı. Bir anda kulaklarında tiz bir çınlama yükseldi. Sınıfın uğultusu, öğretmenin sesi ve tahtadaki şekiller birbirine karışıp uzaklaştı. Göğsüne bir ton ağırlık binmiş gibi nefesi kesildi.
"Baron..." diyebildi sadece, sesi bir fısıltıdan ibaretti.

Mühür'ün başı yavaşça sıraya düşerken, Baron büyük bir refleksle onu yere çakılmadan yakaladı. Sınıfta bir anda büyük bir kargaşa koptu. Balta yerinden fırlayıp koridoru boşaltmak için kapıya yönelirken, Sinyal cihazını kapatıp hemen orta sıraya koştu.

Baron, Mühür'ü kucağına aldığında gözlerindeki o sarsılmaz ifade yerini ilk kez kontrolsüz bir endişeye bırakmıştı. "Açılın! Nefes alamıyor!" diye kükredi sınıfa.

Gürültüyü duyan Beton Çıkmazı ekibi kapıya yığılmıştı. Mete ezeli rakibini o halde, savunmasız ve bir hayalet kadar solgun görünce bir an duraksadı. Aralarındaki savaşın yerini ani bir sessizlik aldı.

On dakika sonra okulun bahçesine giren ambulansın sirenleri, beton duvarlarda yankılandı. Sağlık görevlileri sedyeyle sınıfa girdiğinde, Baron bir an bile Mühür'ün elini bırakmadı. Görevliler müdahale ederken, Mühür'ün deri ceketinin iç cebinden o şifreli defterin ucu göründü. Baron, kimsenin görmesine fırsat vermeden defteri çekip kendi cebine attı.

Ambulansın kapıları kapandığında, Baron da içerideydi. Sirenler uzaklaşırken okul bahçesinde kalan Mete, yanındaki Eceye döndü:
"Eğer o mühür bugün gerçekten kırılırsa, Ziftlik'te kimseyi tutamayız. Ve o kaosun altında hepimiz kalırız."

Eveet 6.Bölüm ile karşınızdayım inşallah beğenirsiniz. Açıkçası beğeneceğinizi düşünüyorum çünkü gerçekten çok emek harcıyorum diğer kitaplardan farklı olsun diye.

Şöyle bir şey demek istiyorum eğer kitabı beğendiyseniz beğenip yanına ise hangi sahneyi beğendiğiniz yazmanızı istiyorum.
Ama beğenmediyseniz ise nereyi beğenmediğiniz öğrenmek isterim açıkçası ona göre ilerleyen bölümlerde değişim yapabilirim.
Biliyorum çok şey istiyorum ama eğer beğendiyseniz kitabımı da yakın çevrenize tavsiye eder misiniz? Şimdiden teşekkür ederim.

İlerleyen bölümlerde istek üzerine spoi verebilirim.

Kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın.