3. bölüm · ZEHİRLİ GÜL
Zehirli Gül Bölüm 3 – Küçük Yasaklar
Çarşamba günü Gül okula biraz daha erken gitti. Mert’le konuşmayı kafasına koymuştu. Bu gerginlik bitsin istiyordu. Çünkü insan belirsizliği, kavgadan daha zor taşır.
Mert bahçede iki arkadaşıyla ayaktaydı. Gül’ü görünce bakmadı bile.
Gül yanına gitti.
“Konuşabilir miyiz?”
Mert ağır ağır döndü.
“Dinliyorum.”
Bu kelime bile mesafeliydi.
“Niye böyle yapıyorsun?”
Mert kaşlarını çattı.
“Nasıl yapıyorum?”
“Uzak davranıyorsun.”
Mert bir an sustu. Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Çünkü seni önemsiyorum.”
Gül anlamadı.
“Ne alakası var?”
“Benimle ciddiysen bazı şeylere dikkat etmen lazım.”
İşte ilk kural böyle gelir. Açık açık değil. Mantıklıymış gibi.
Ders çıkışı yürürlerken Mert aniden sordu:
“O çocuk kim?”
“Hangisi?”
“Dün kantinde konuştuğun.”
“Berke mi? Aynı sınıftayız.”
Mert’in çenesi gerildi.
“Onunla mesafeni koru.”
Gül durdu.
“Niye?”
“Sevmiyorum tipini.”
“Sen sevmiyorsun diye ben konuşmayayım mı?”
Mert bakışlarını sertleştirdi.
“Benimle olacaksan evet.”
Bu ilk net cümleydi.
Hava bir an ağırlaştı.
Gül cevap vermedi. Yürümeye devam etti. Ama içi karıştı. Bu cümle kulağa yanlış gelmişti. Yine de net bir kavga çıkaracak kadar büyük durmamıştı.
İşte tehlike burada.
Yanlış şeyler küçük görünür.
O akşam mesaj geldi.
“Bugün biraz ters davrandım, kusura bakma.”
Hemen arkasından kalp emojisi.
Gül’ün içi yumuşadı.
“Önemli değil.”
Mert yazdı:
“Ben seni kaybetmekten korkuyorum.”
Bu cümle her şeyi temize çıkarır gibi durdu.
Kıskançlık artık sevgi gibi görünüyordu.
Bir hafta içinde küçük yasaklar başladı.
“Onun story’sine niye baktın?”
“O fotoğrafa niye like attın?”
“O kadar kısa etek giymesen daha iyi.”
Hepsi “senin iyiliğin için” tonundaydı.
Gül önce savundu kendini. Sonra açıklamaya başladı. Sonra izin istemeye başladı.
Fark etmeden.
Cuma günü sınıfta grup çalışması vardı. Öğretmen isimleri karışık verdi. Gül, Berke ve iki kişi daha aynı gruptaydı.
Mert uzaktan izledi.
Gül başta aldırmamaya çalıştı ama bakışları hissediliyordu. Telefonu titredi.
Mert:
“Çok samimisiniz.”
Gül cevap yazmadı.
Bir mesaj daha.
“Ben sana söyledim.”
Ders bitene kadar dört mesaj daha geldi.
Sonuncusu:
“Beni aptal yerine koyma.”
Gül’ün boğazı düğümlendi. Hiçbir şey yapmamıştı.
Ama yine de suçlu hissediyordu.
Okul çıkışı Mert sertti.
“Ben ne dedim sana?”
“Hiçbir şey yapmadım.”
“Ben seni uyardım.”
“Grup çalışmasıydı.”
Mert bir an sessiz kaldı. Sonra alttan alır gibi yaptı.
“Tamam. Ama beni düşün.”
Gül yavaşça sordu:
“Ben kendimi ne zaman düşüneceğim?”
Mert bu soruya cevap vermedi.
Sadece yürümeye başladı.
O gece Gül ilk defa defterini açtı. Boş sayfalardan birine tek cümle yazdı:
“Sevgi neden yoruyor?”
Yazıyı uzun süre izledi. Sonra telefonu titredi.
Mert:
“Benim için değişemeyecek misin?”
Bu cümle basitti. Ama içinde gizli bir sınav vardı.
Eğer değişmezse, suçlu o olacaktı.
Eğer değişirse, kendinden bir parça gidecekti.
Zehir böyle yayılır.
Bağırmaz.
Sadece alışkanlık olur.
