Leyla

Vaveyla Yazarı: Sesin Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Leyla

Kadir, kapının ardında kimin olabileceğini bilmiyordu. Ne bir isteği ne de bir tahmini vardı. Lakin içten içe, beklediği birinin varlığını hissediyordu.

Eski ve yıkılmaya yüz tutmuş kapı açıldığında, dikkatini çeken ilk şey; kapkara gözlerin gölgesine düşmüş o yüz oldu. Karşısındaki kız, kapının açılmasına sevinmiş olmalıydı ki yüzünde içten, sıcak bir gülümseme vardı. Bu gülümseme, istemsizce Kadir’in de dudaklarının kenarında silik bir iz bıraktı.

Merakını daha fazla saklayamayan Kadir, hasta ve tiz sesiyle,
“Buyurun, kime bakmıştınız?” dedi.

Kız ise gerginliğini saklayamayarak kekelemeye başladı:
“Öğretmenim… Ben… Hasan dedemi bilirsiniz. Zor durumda kaldıkları bir gecede, küçük kardeşime de ona da çok yardımcı olmuştunuz. Ben onun torunuyum. Sizden bir ricam olacaktı…”

Kadir önce şaşırdı. Hasan amcayla ufaklığın geldiği gün, başka birinden hiç bahsedilmemişti. Ardından zorlanarak konuştu:
“Evet, bilirim Hasan amcayı. Bir ihtiyacı mı vardır?”

Kız başını hafifçe salladı.
“Yok… Hayır,” dedi. “Benim sizden isteğim… bana okuma yazma öğretmeniz olacak. Utanırım… bu yaşa geldim, tek bir harf bile bilmem. Dedem çok istedi ama olmadı. Ne öğretirseniz, duacınız olurum.”

Kadir bir an duraksadı. Demek Hasan amcanın başka bir torunu daha vardı… Üç kişi nasıl karınlarını doyuruyorlardı? En kötüsü de… o gece bu kızcağız, buz gibi bir evde tek başına mı kalmıştı?

Bu düşünceler zihninden geçerken, kızın öksürük sesiyle irkildi.

Kız tekrar söze girdi:
“Öğretmen bey… Dedem utanır, söylemez. Lakin siz de görürsünüz ki, bizim yiyecek bir lokma ekmeği zor bulduğumuz günler olur. Çabuk öğrenirim. İzniniz olursa… borcumu bir süre evinizi temizleyerek, yemek yaparak öderim. Elimden yalnız bu gelir.”

Kadir kendini çaresiz hissetti. Kızın gözleri öylesine hüzünle doluydu ki… Fakat bu derme çatma eve birinin girmesi, onun sakladığı tüm gerçeği açığa çıkaracaktı. Üstelik biliyordu ki bu hastalık onu kolay kolay bırakmayacaktı.

Kapıda bekleyen kızı daha fazla bekletmemek için, gözlerine bile bakmadan:
“Ben… hayır, istemem,” dedi.

Gözlerini kızın gözlerinden çekip kapıyı kapatmaya davrandığı anda, olan oldu. Kadir’in gözleri bir anda karardı ve soğuk tahta zemine yığılıverdi.
Karanlık tümüyle etrafı kaplamışken, Kadir ter içinde nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sesler geliyordu; fakat ne söylendiğini, kime ait olduklarını ayırt edemiyordu… Ta ki yüzü görünmeyen biri tarafından sarsılana kadar.

— Kadir… Kadir…

Adam, sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Sağından mı, solundan mı, yoksa zihninin derinliklerinden mi yükseliyordu, kestiremiyordu. Derken ona uzanan eli fark etti. İnce ve narin bir eldi bu… İçinde bir umut kıpırdadı. Hiç düşünmeden uzandı ve o eli tuttu. Sanki bırakırsa tamamen kaybolacakmış gibi, son gücüyle sımsıkı sarıldı.

Bir an sonra kendini bir yatakta buldu. Nasıl geldiğini, kimin getirdiğini bilmiyordu. Bedenini hareket ettirmek istedi, fakat buna gücü yetmedi.

Gözlerini tam olarak açamıyordu. Alnında serin bir şeyin varlığını hissediyordu; ateşini düşürmek için konulmuş ıslak bir bez… O serinlik, bedenindeki yangına kısa süreli de olsa merhem oluyordu.

Sonra… yüzünde dolaşan bir el.

O dokunuş öylesine hafif, öylesine dikkatliydi ki; sanki en ufak bir baskı onu parçalayacakmış gibi temkinliydi.

Kadir, içinde kalan son güç kırıntısıyla o eli tutmaya çalıştı.

— Kimsin…?

Sesi, dudaklarından güçlükle dökülen bir fısıltıdan ibaretti.

Yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla birlikte gözlerini aralamaya çalıştı. Görüşü hâlâ bulanıktı. Etrafı seçemiyor, yalnızca gölgeler arasında kayboluyordu…

Ta ki o anı yakalayana kadar.

Yalnızca gözlerini görebilmişti.

Ama o gözlere baktığı anda, içinde tarif edemediği bir huzur yayıldı. Sanki o karanlığın ortasında tutunabileceği tek gerçek şey o bakışlardı. Tanıdık… ama hatırlayamadığı kadar uzak.

— Gitme… kimsin sen…?

Bu kez sesi daha kırılgandı.

Dokunuş yavaş yavaş silinmeye başladı. Az önceki sıcaklık kayboluyor, yerini yeniden o ürkütücü boşluk alıyordu. Kadir’in gözleri tekrar kararmaya başladı.

Karanlık üzerine çökerken, tutunduğu her şey elinden kayıp gidiyordu.

Tam o sırada—

— Aylin…

dedi bir ses. Yumuşak, derin ve tuhaf bir şekilde tanıdık.

Kadir, büyük bir korkuyla sıçrayarak gözlerini açtı.

Ellerini hemen şakaklarına götürdü. Alnı ıslak bir bezle kaplıydı. Nefesi hâlâ düzensizdi. Gördüğü şey bir rüya mıydı, yoksa hatırlayamadığı bir anı mı… ayırt edemiyordu.

Tam o sırada bir ses duydu:

— İyi misin, öğretmen bey?

Kadir başını güçlükle sesin geldiği tarafa çevirdi. Kapının yanında duran kızı görünce bir an duraksadı.

— Sen… Hasan amcanın torunu olan kızsın, değil mi?

Kız başını hafifçe salladı. Çekingen bir sesle:

— Evet… Leyla,

dedi.

Kadir, çatlayacak gibi zonklayan başını tutarak:

— Ne oldu bana…?

diye sordu.

Leyla’nın sesi titriyordu:

— Dünden beri ateşler içinde yatıyordunuz. Hiç gözlerinizi açmadınız…

Kadir, duyduklarını anlamlandırmakta zorlandı.

Dünden beri…

Hiç uyanmamıştı.

Ve bu kız… onun başında beklemişti.

Oysa Kadir, daha birkaç gün önce onun yüzüne bile bakmaktan kaçınmış, neredeyse kapıdan geri çevirmişti. Şimdi ise içinde ağır bir utanç ve minnet duygusu vardı.

Düşüncelerinin içinde kaybolmuşken, Leyla elinde bir tas çorbayla içeri girdi.

Kadir, kokuyu alır almaz başını ona çevirdi. Kısa boylu, oldukça zayıf bir kızdı. Sanki hafif bir rüzgârda savrulacak gibiydi. Ama gözleri… her şeye rağmen gülümseyen bir sıcaklık taşıyordu.

— Buyurun, öğretmen bey… Anam, biz küçükken hasta olunca bundan yapardı. İçince insan kendine gelirmiş,

dedi.

Sonra Kadir’in doğrulmasına yardım etti.

Kadir, hiçbir şey söylemeden ona uydu. Sanki kendini tamamen bırakmıştı.

Çorbadan bir kaşık aldı.

İçini yavaşça bir sıcaklık kapladı.

Ve o an, istemsizce bir düşünce geçti zihninden:

“Ah, Kadir… en son ne zaman biri sana böyle içten bir şey hazırladı?”
Leyla bir anda ayaklandı. Kadir, anlamayan gözlerle kıza baktı.

— Öğretmen bey, ben size daha fazla rahatsızlık vermeyeyim… gayrı gideyim. Kendine dikkat et emi, çok bitkin düşmüşsün,

dedi.

Kadir’den bir yanıt alamayacağını anlamış olacak ki arkasını döndü, ağır ağır ilerlemeye başladı.

Zihnindeki düşüncelerle savaşmakta olan adam, aklına gelen ilk şeyi dudaklarıyla buluşturmaya karar verdi:

— Yarın… ikindiden sonra gel. Geç kalırsan karışmam.

Kızcağız, nasıl teşekkür edeceğini bilemeyerek Kadir’in ellerini, adeta bir büyüğe duyduğu saygıyla alnına dokundurdu; ardından da heyecanla evden ayrıldı.

Kadir’in yorgun yüzü, gülümsemeyle beraber garip bir hâl almıştı. Belli belirsiz bir ifade oluşmuştu yüzünde.

Bedeni henüz kendine gelememiş olacak ki, gözleri bu yorgunluğa karşı koyamadan yavaşça kapandı.

Ertesi gün sabahın erken saatleriydi. Kadir, tüm bedenini kaplamış olan kasvete yenik düşmüş, sayıklar hâlde yatıyordu. Aynı isim… aynı hisler…

Bir süre böyle devam etti.

Sonra aniden, büyük bir korkuyla doğruldu:

— Aylin!

Bu kez her şeyi hatırlar gibiydi. Sadece bakışlar değil… bütünüyle bir kadın. Saatlerce konuşulmuş, yaşanmış şeyler…

Ama şimdi fark ediyordu ki…

Hepsi birer düş parçası mıydı?

Bu düşünceyle irkildi.

Derhâl yatağının yanındaki komodine uzandı. Defterini aldı. Ne vakit bir şeyleri unutma korkusu hissetse, onu hep yanı başında tutardı.

Titreyen elleriyle önce tek bir isim yazdı:

Aylin.

Sonrasında konuşulanları yeniden zihninde canlandırdı.

Çiçeklenmiş bir ağacın altında…Kadir, kimseye açmamış olduğu düşüncelerini, saklı kalmış sırlarını bir bir anlatıyordu. İçinde biriken ne varsa, sessizce dökülüyordu.

Karşısındaki genç kadın ise onu pür dikkat dinliyor, arada bir söze karışıyor, kendine dair küçük parçalar paylaşıyordu.

Sanki o an…

Zaman yalnızca onların etrafında duruyordu.Gerçek olamayacak kadar rüya… fakat bir o kadar da Kadir’in gerçeği.

Büyük bir özlem duyuyordu. Anlamsız bir hasret… öyle ki gözlerini tekrar yumdu. Dönmek istediği bir yer, bir kimse vardı.

Lakin boşa…

Ne denli uğraşırsa uğraşsın hissettiği tek şey, yalnızca bu eski döşek parçasıydı.

Ani bir hırsla yerinden doğruldu. Odasında bulunan ufacık aynaya baktı. Gözlerinin altı kararmış, yüzü adeta solmuştu.

— Ne yaşıyorum Allah’ım…

diyerek yüzünü avuçlarının arasına aldı.

— Ne tür bir hastalıktır bu, yâ Rabbi… Bu özlem… bu çaresizlik…Nefesini kontrol edemiyordu. Aklını kaçırmış olmaktan korkuyordu belki de. İçindeki sesler birbirine karışıyor, zihni durmaksızın aynı düşüncelere takılıp kalıyordu.

Derhâl banyoya yöneldi. Bir kova suyu yüzüne öylesine hızlı serpiştiriyordu ki, suratı kısa sürede kızarmıştı. Su, sanki içindeki yangını söndürmek istercesine yüzünden aşağı akıyordu.

Bir süre sonra kendine gelmiş gibi oldu ve abdest almaya başladı.

Elleri hâlâ titrer hâldeydi. Bedeni ise ayakta zor duruyor, sanki her hareketinde biraz daha ağırlık çöküyordu üzerine.

Eski seccadesine uzandı. Sanki orada biraz olsun huzur bulabileceğine inanmak istiyordu. Bunun manevi bir hastalık olduğunu umarak, çaresizce secdeye kapandı.

Başını yere her koyuşunda içinden geçen sesler biraz daha azalıyor gibiydi.

Saatlerce…

Ne zaman geçtiği belli olmayan bir zaman boyunca secdede kaldı.
Bir süre sonra karnından gelen sesler, acıktığını hissettirdi. Ardından çoktan sönmüş olan sobaya doğru yöneldi. Çorbadan yeteri kadar kaldığını görünce biraz olsun rahatladı ve sobanın ucuna birkaç parça odun yerleştirdi.

Çorbanın ağır ağır ısınmasını beklerken, aniden aklına Leyla’nın ikindi vakti burada olacağı geldi.

Hastalığından ötürü toparlayamadığı masaya doğru yöneldi. Lakin masa çoktan toparlanmış, hatta baştan sona temizlenmişti.

Bu kez dikkatle eve baktı. Sadece masa değil… tüm ev derlenmiş, düzeltilmişti. Günlerdir içine çöken o dağınık hâlden eser kalmamıştı sanki.

Bunları düşünürken çorbanın fokurdayan sesiyle kendine geldi. Bir tas çorbayı önüne aldı.

Dünden bu yana aynı huzur… aynı sıcaklık… yine ve yeniden damağında hissediliyordu.

Birkaç kaşık aldıktan sonra kapının aceleci şekilde çalınmasıyla yerinden doğruldu. “Leyla olmalı,” diye geçirdi içinden.

Farkında olmadan kendine ufak bir çeki düzen verdi. Ardından hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Nasıl bir yüz ifadesi takınması gerektiğine karar veremediğinden, yüzü yine o alışıldık, belli belirsiz ifadeye büründü.

Kapıyı sakince açtı.Lakin karşısında yalnız Leyla değil, ufaklık da vardı.

İstemeden de olsa dudaklarının kenarında kısa süreli bir tebessüm belirdi. Öylesine kısa sürdü ki bunu kendisi dahi fark edemedi.

Sonrasında kapıda bekleyen misafirlerini nezaketle içeri buyur etti.

— Oo… hoş geldin beyefendi. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.

Ufaklık, ciddi görünmeye çalışarak doğruldu.

— Hoş bulduk öğretmenim. Ben de sana yardıma geldim. Bizimki biraz zordur, söz dinlemez.

Kadir, çocuğun bu sözleri karşısında ciddiyetini korumakta oldukça zorlandı.

Leyla ise kardeşinin başına hafifçe vurur gibi yaparak:

— Bak sen şu bücüre… Boyun kadar konuş emi evladım,

dedi.

Kızın konuşurken yüzünde beliren o mahcup gülümseme, istemsizce evin içine de bir sıcaklık yayıyordu sanki.

Kadir onları içeri aldıktan sonra gerekli bulduğu birkaç eşyayı toparlayıp yeniden yanlarına döndü.

Leyla, Kadir’in elindeki defterlerle kalemleri görür görmez büyük bir heyecana kapıldı. Dizleri, istemsizce bir o yana bir bu yana hareket etmeye başladı.

Sanki yıllardır beklediği bir şey, nihayet ellerinin uzanabileceği kadar yakınına gelmişti.Ardından acelesiz ve sabırlı bir şekilde derse başladılar. Aradan geçen bir saatin sonunda herkesin yüzünde tatlı bir yorgunluk belirmişti. Sobanın cılız sıcaklığıyla karışan sessizlik, evin içine garip bir huzur yayıyordu.

Kadir, her şeyin bittiğinden emin olunca sandalyesini hafifçe geriye yaslayarak doğruldu.

— Bugünlük bu kadar.

Leyla şaşkınlıkla başını kaldırdı.

— Öğretmen bey, pek bir kısa sürdü… Benden yana bir kusur varsa kusura bakma.

Kadir hemen araya girdi.

— Hayır, hayır… Öğrencim pek bir akıllı çıktı. Fazlasına lüzum kalmadı.

Leyla’nın o an hem yüzünü hem de kalbini büyük bir sevinç kapladı. Parıldayan gözleri, sanki evin içine biraz daha aydınlık getiriyordu.

Derhâl yerinden kalktı ve işe girişti.

Kadir ilkin gereği olmadığını söylemek istedi. Lakin ardından, “Olması gereken bu,” diye geçirdi içinden ve sessiz kaldı.

Sonrasında karşısındaki çocuğa doğru dönerek:

— Ee, anlat bakalım ufaklık… Adın nedir senin, neler yaparsın?

dedi.

Çocuk, ciddi görünmeye çalışarak doğruldu.

— Mustafa öğretmenim. Dokuz yaşıma daha geçenlerde bastıydım. Koca adam oldum yani. Yakında da evlenir, bir yuva kurarım inşallah.

Kadir, kaşlarını çatarak:

— Acelen nedir? Kızı kaçıran mı var?

dedi.

— Yok hayır da… büyük adam olmak lazım. Para kazanıp dedemi de ablamı da rahat ettirmek gerek. Hem bizimki “öğretmen olacağım” der durur. Onu mektebe göndermek için de para lazım.

Kadir bir an durdu.

— Kim? Leyla mı?

— He ya öğretmen bey… Sana özenmiş herhâlde garibim.

Kadir, şaşkınlığını gizleyemeyerek gizliden gizliye Leyla’yı izlemeye başladı.

Henüz gençti…

Kim bilir ne denli güzel hayalleri vardı.

Lakin her hayal gerçek olsaydı, dünya değil; cennet olurdu diye geçirdi içinden.
Kısa bir süre sonra evin içine türlü güzel kokular yayılmaya başladı. Sobanın cılız sıcaklığına karışan bu yemek kokuları, uzun zamandır sessizlikten başka bir şeye alışık olmayan eve garip bir canlılık katıyordu.

Kadir, burnuna gelen kokular karşısında kayıtsız kalamayarak yavaşça ayağa kalktı. Aynı hisleri paylaşan küçük Mustafa ise heyecanla yerinden doğruldu. O kadar hevesliydi ki, hareket ettikçe guruldayan karnının sesi neredeyse odanın içinde yankılanıyordu.

Çocuk, mahcup bir ifadeyle boğazını temizledi.

— Yalnız yemekten sıkılır ederseniz… size eşlik edebilirim öğretmenim.

Kadir, istemsizce dudaklarının kenarında beliren silik tebessümü gizlemeye çalıştı.

— Ablan fazla yaptıysa, bir başıma bitirmem mümkün olmaz zaten.

Bu sözleri duyan Mustafa, koşar adımlarla yemeklerin yanına sokuldu. Kadir de ardından ağır adımlarla ilerledi. Tenceredeki yemeğe göz gezdirdikten sonra kısa bir sessizliğe daldı.— Bu, bizim için epey fazla… Dilerseniz Hasan Amca’yı da çağıralım. Bu akşam beraber yemiş olmak beni memnun eder.Leyla, büyük bir sevinçle Mustafa’ya döndü ve derhâl dedesini getirmesini istedi. Mustafa da aynı heyecanla yerinden fırlayarak koşar adımlarla eve doğru yola koyuldu.

Çocuk gittikten sonra evin içine kısa süreli bir sessizlik çöktü.

Ardından masayı kurmaya yeltenen Leyla’ya, Kadir de istemsizce eşlik etmeye başladı. İkisi de konuşuyordu aslında; fakat bunu kelimelerle değil, sessizlikleriyle yapıyorlardı. Sanki uzun uzun konuşmak, o anın huzuruna yakışmayacak bir ayıp gibi geliyordu ikisine de.

Leyla ara sıra göz ucuyla Kadir’i süzüyor, bakışlarında taşıdığı minneti gizleyemiyordu. Ne gariptir ki, aynı minnet duygusu Kadir’in içinde de büyüyordu. Yalnızca kendisine teşekkür edilen biri değil, uzun zaman sonra ilk kez bir evin içinde insan gibi hisseden bir adamdı artık.

Sessiz ama saklanamayan bakışlar…

Çok geçmeden Hasan Amca ile Mustafa da geldiler. İkisi de sofradaki yerlerine büyük bir mutlulukla oturdu.

O akşam Kadir’in evinin yalnızca kokusu değişmemişti.

Sesi değişmişti.Rengi değişmişti.

Yıllardır yalnızlıktan başka hiçbir şeye benzemeyen o küçük ev, ilk kez sıcak bir yuvayı andırıyordu.

Sofrada yalnızca güzel yemekler yenmedi o gece.

Sıcak sohbetler edildi, küçük gülüşler paylaşıldı. Mustafa’nın heyecanlı sesine Hasan Amca’nın yorgun kahkahaları karıştı. Leyla ise bütün bu manzaraya, sanki bir düş bozulacakmış korkusuyla sessizce bakıyordu.

Kadir’in içindeyse birbirine karışmış türlü duygular vardı.

Huzur…

Mutluluk…

Ve yabancı hislere duyulan o derin korku.

Bir de kulağının içinde hâlâ yankılanan o ses:

— Aylin…Saat fazlasıyla ilerleyince Kadir’in misafirleri evden ayrılmıştı. Hasan amca bastonuna dayanarak ağır ağır yürümüş, Mustafa ise hâlâ sofradaki sıcaklığın verdiği neşeyle kapının önünde birkaç kez dönüp Kadir’e el sallamıştı. Leyla giderken sessizce başını eğmiş, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm bırakmıştı. O an Kadir’in içinde garip bir his yankılandı; sanki küçücük evinin duvarlarında ilk kez bir aile sıcaklığı dolaşmıştı.

Kapı kapandığında ev yeniden sessizliğe gömüldü.

Fakat bu sessizlik, önceki gecelerden farklıydı.

Az önce sofrada yankılanan sesler hâlâ odaların içinde dolaşıyor gibiydi. Sobanın üstünde unutulan çorba kokusu, Leyla’nın ellerinden sinmiş yemeklerin sıcaklığı, Mustafa’nın çocukça kahkahaları… Hepsi evin içine işlemişti adeta.

Kadir bir süre olduğu yerde durdu.

Bakışları boş masaya kaydı. Az önce dört kişinin oturduğu yerde şimdi yalnızca tabakların bıraktığı izler vardı. İçinde, tarifi zor bir huzursuzluk dolaşıyordu. Çünkü alışıyordu. İnsan sesine, sıcaklığa, beklenmeye alışıyordu belki de. Ve Kadir, alışmanın insana en çok acı veren şey olduğunu bilenlerdendi.

Bir aceleyle yatağına doğru yöneldi.

Tek bir isteği vardı.

O da düşlerinde yaşayan o kadını görmekti.

Kendine bir arkadaş kadar yakın hissettiği, kalbine ise anlamlandıramadığı bir yakınlığı olan o kadını…

Zaten fazlasıyla yorgun olan Kadir, başını yastığa koymasından pek az vakit sonra uykuya daldı. Düşlerinde saklı olanla yaşamak, gerçekliğinden daha fazla huzur verir olmuştu.

Bu kez etrafı karanlık değil, aydınlıktı.

Yeşillerle kaplı uçsuz bucaksız bir alanda yürüyordu. Hafif bir rüzgâr, uzun otların arasından geçerken toprağın kokusunu taşıyordu. Gökyüzü berraktı; insanın içine işleyen türden sessiz bir mavilik vardı.

Kadir gözlerini etrafta gezdirdi.

“Aylin…” diye fısıldadı istemsizce.

Sesi boşluğun içinde kayboldu.

Onu arıyordu. Fakat kendinden başka tek bir ses yoktu. Ne bir ayak sesi, ne bir nefes… Sanki koskoca dünya yalnızca ona bırakılmıştı.

Bir süre sonra hissettiği çaresizlikle dizlerinin üstüne çöküp kaldı. Ellerini toprağa dayadı. İçinde büyüyen o garip boşluk, gerçek hayattaki yalnızlığından bile ağır gelmişti ona.

Tam gözlerini kapatacağı sırada—

Omzunda bir el hissetti.

Sıcak.

Gerçek kadar yakın.

Kadir bir anda arkasına döndü.

Aylin ona özlemle bakıyordu.

O an zaman durmuş gibiydi.

Kadir ilk defa onu bu denli yakından ve net görüyordu. Gözlerini üzerinden alamadı. Ay ışığına benzer bir sakinlik vardı genç kadının yüzünde. Yorgun görünüyordu… ama aynı zamanda huzurlu.

Kadir’in nefesi düzensizleşti.

Lakin bunun yanlış olduğunu düşünerek ara ara gözlerini kaçırıyor, başını yere eğiyordu. Çünkü bir insanın, hiç tanımadığı birine böylesine yakın hissetmesi ona korkutucu geliyordu.

Aylin ise sessizce onu izliyordu.

Sanki uzun zamandır aradığı birini sonunda bulmuş gibi…

Bir süre yalnızca birbirlerine baktılar. Ne konuşabiliyorlardı ne de susabiliyorlardı. Kelimeler, o an hissettiklerinin yanında fazla eksik kalıyordu.

İlk konuşan Aylin oldu.

“Bu kez kaybolacağını sandım,” dedi sessizce.

Kadir başını kaldırdı.

“Ben de seni bulamayacağımı…”

Aylin’in gözlerinde belli belirsiz bir hüzün dolaştı. Ardından yavaşça yanına oturdu. Kadir ilkin tereddüt etse de birkaç saniye sonra sessizce ona eşlik etti.

O gece buluşmuş olan, şimdilik iki dosttan öteye geçemeyen bu iki insan; bir düşte birleşmiş, anlamlandıramadıkları bu olaya kapılıp gitmişlerdi.

Ve belki de ilk kez…

İkisi de yalnız hissetmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18