4. bölüm · Zahredar'ın Gölge Tahtı

BÖLÜM 4: ZAHREDAR’IN LANETİ VE DÜŞÜŞÜ

Vaveyla Kullanıcısı

Bir zamanlar Zahredar, gökyüzüne uzanan kristal kuleleri, bereketli vadileri ve ışıl ışıl parlayan safir nehirleriyle anılırdı. Burası, Nurvanya kadar güzel, ama ondan farklı olarak daha dünyevi bir ihtişama sahipti. Zahredar’ın sokakları, altın kaplamalı taşlarla döşeliydi ve havada her zaman çiçeklerin kokusu vardı. Geceleri gökyüzü, milyonlarca yıldızla aydınlanır, Zahredar’ın en büyük tapınağı olan Ateş Tahtı yıldız ışığını içinde toplar ve krallarına kutsal bir bilgelik bahşederdi.

Fakat bu altın şehir, krallarının hırsının kurbanı oldu.

LANETİN BAŞLANGICI: YASAKLI BÜYÜ

Zahredar’ın bilgeleri, evrenin sırlarını çözmek için sayısız büyü kitabını incelediler. Onlar, ölümün bir son olmaması gerektiğine inanıyorlardı. Ölümsüzlüğü aradılar.

Ve bir gün, aradıkları cevapları Derinlik Kitabı adı verilen kadim bir metinde buldular. Bu kitap, evrenin karanlık köşelerinden gelen fısıltılarla yazılmıştı ve içinde, Gölgelerle Anlaşma adı verilen yasaklı bir büyü barındırıyordu.

Büyüye göre, ışık sonsuz olamazdı. Her ışığın bir gölgesi olmalıydı. Eğer bir kral ölümsüz olmak istiyorsa, ışığını gölgesiyle dengelemeliydi. Yani, Zahredar’ın kralı kendi ruhunun yarısını gölgeye vermeliydi.

Kral Zarethor, kendinden önceki hükümdarlardan daha güçlü olmak istiyordu. Bilgeler onu uyardılar—bu büyü, yalnızca ışığı değil, bütün bir diyara yayılan bir gölge laneti getirebilirdi. Ama kral hırslıydı ve onlara kulak asmadı. Ateş Tahtı’nda oturdu ve kendi ruhunun yarısını gölgeye sundu.

İlk başta hiçbir şey olmadı.

Sonra, Zahredar’ın gökyüzü kararmaya başladı.

---

GÖLGELERİN YÜKSELİŞİ VE LANETİN YAYILIŞI

İlk başta, halk bunu önemsemedi. Sadece bir hava değişikliği sanıyorlardı. Ancak günler geçtikçe, güneşin Zahredar’a hiç doğmadığını fark ettiler.

Sonra, ilk gölgeler ortaya çıktı.

Kralın sarayında çalışan hizmetkârlar, geceleri odalarında çığlıklar atarak kayboldu. Sabah uyandıklarında, yerlerinde sadece solgun, bedensiz gölgeleri duruyordu. O gölgeler, taş duvarların üzerinde kıpırdanıyor, mum ışığında bir insana ait olmayan şekiller alıyordu.

Sonra halkın arasında da başladı.

İlk olarak çocuklar etkilenmeye başladı. Oyun oynarken bir anda duruyor, gözleri boş bir ifadeyle bir noktaya bakıyordu. Sonra gövdeleri yarı şeffaf hale geliyor ve sonunda tamamen gölgeye dönüşüyorlardı. Anneleri onlara sarılmak istiyor, ama çocuklarının kolları arasından kayıp gittiğini görüyordu.

Ardından yetişkinler… Eğer bir gölgeye çok uzun bakarsan, onunla birlikte kayboluyordun.

Bütün Zahredar, kısa sürede bir ölüm sessizliğine gömüldü.

---

AĞLAYAN ŞEHİR VE SON KURBAN

Sonunda, Kral Zarethor’un kendi halkı bile ona sırt çevirdi. Bilgeler onu lanetlediler, Ateş Tahtı’nın ışığını söndürdüler.

Ama çok geçti.

Son hayatta kalanlar, Zahredar’ın altın kulelerine çıkıp güneşe ulaşmaya çalıştılar. Ama gökyüzü artık sonsuza dek griydi.

Ve sonra, Zarethor’un gölgesi tahtından kalktı.

O, artık bir insan değildi.

Kendi ruhunun yarısını gölgeye vermişti—ve gölge, onun bütün benliğini ele geçirmişti.

Şimdi Zahredan olarak anılan varlık, kendi halkına baktı ve karanlığın artık Zahredar’ın hakimi olduğunu ilan etti.

Şehir çığlıklarla doldu. İnsanlar kaçmaya çalıştı ama toprak bile gölgelerin kontrolüne geçmişti. Adım attıkları her yer, onları sonsuz bir boşluğa çekiyordu. Kimi yeraltı mezarlarına sığındı, kimi dağlara kaçmaya çalıştı. Ama gölgeden kaçış yoktu.

Bir gün içinde Zahredar, gölge diyarına dönüştü.

Altın kuleler, içlerindeki ışıkla birlikte solup siyaha döndü. Kristal nehirler, kara çamur gibi akmaya başladı. Tapınaklar, yıkılıp toprağa gömüldü.

Ve Zahredar, gölgelerin ülkesi oldu.

Zahredar’ın merkezinde, Lanethane adı verilen bir şehir kuruldu, gölgeler tarafından. Burası, gölgelerin toplandığı, kayıp ruhların ebedi olarak yankılandığı bir yerdi. Yarı yıkılmış siyah kuleler, içine giren ışığı bile yutuyordu.

Şehrin ortasında, Gölge Tahtı yükseliyordu. Bu taht, Zahredar’ın gölge krallarına aitti, üzerinde oturan şey ne insandı, ne de bir yaratık—sadece karanlıktan örülmüş bir varlık. Kral Zahredan, insan biçiminde bir gölgeydi. Bir bedeni yoktu, ama varlığı tüm diyara hükmediyordu.

Ve onun tek bir amacı vardı:

Diğer diyarların ışığını sonsuza dek söndürmek.

---

ZAHREDAR’IN KURBANLARI

Zahredar, her yıl bir kurban alırdı.

Nurvanya’dan, diğer diyarlardan, hatta başka boyutlardan bile. Kurbanlar, önce şehrin Sessizlik Meydanı’na getirilirdi. Burada, hiçbir ses duyulmazdı—ne fısıltılar, ne çığlıklar, ne de ayak sesleri. İnsanlar, çığlık atmak isterdi ama sesleri çıkmazdı. Sonra, Zahredan’ın gölgeleri onları yavaşça sarar, bedenleri griye döner ve ruhları bu lanetli diyarın bir parçası olurdu.

Bazıları ise daha farklı bir kaderle yüzleşirdi: Gölge Avcıları.

Bu avcılar, zamanında Zahredar’ın hizmetine girmiş savaşçılardı. Onlar, tamamen gölgeye dönüşmemişti, ama bedenleri bozulmuştu. Artık bir zamanlar oldukları kişi değillerdi. Zahredan, onları yalnızca emirlerini yerine getiren silahlar olarak kullanıyordu.

Gölge Avcıları’nın en korkuncu ise, Ravakthea adında bir kadındı. Efsanelere göre, o bir zamanlar Zahredar’ın son kraliçesiydi. Lanetin ona dokunduğu gün, ne tamamen öldü, ne de tamamen gölgeye dönüştü. Şimdi, Zahredar’ın en ölümcül savaşçısı olarak, lanetin öfkesini tüm diyarlara taşıyordu.

---

LANETİN NURVANYA’YA UZANAN ELİ

Zahredan,

en parlak ışığın olduğu yere gözlerini çevirdi: Nurvanya.

Her yıl Zahredar’ın gölgeleri, Nurvanya’nın sınırlarına doğru ilerledi. Eğer bir Nurvanyalı, yanlışlıkla onların diyarına girerse, asla geri dönemezdi.

Ancak, kehanetler bir kurtarıcıdan bahsediyordu.

Bir gün, gölgelerin efendisiyle yüzleşecek biri çıkacaktı.

Fakat o gün gelmeden önce, Zahredar, Nurvanya’nın ışığını sonsuza dek söndürmek için harekete geçecekti.