2. bölüm · Zahredar'ın Gölge Tahtı

BÖLÜM 2: KUTSAL AĞACIN FISILTISI

Vaveyla Kullanıcısı

Tisanya'nın Hamileliği: Kaderin Taşıdığı Can

Zaman, Nurvanya'nın kalbinde farklı akardı. Burada günler, gökyüzüne asılı duran yıldız çiçeklerinin açıp kapanmasıyla ölçülürdü. Ancak son aylarda, o çiçekler solmaya başlamıştı.

Tisanya, kutsal su kaynağının başında otururken avuçlarını karnının üzerinde birleştirdi. İçindeki can, Nurvanya'nın titreyen ruhu gibi ince bir titreşim yayıyordu. Bebeğin varlığı, onun içinde ılık bir rüzgâr gibi esiyordu—hafif, narin ama hissedilir. Her sabah, doğmak için sabırsızlanan bir ışık gibi içinde kıpırdanıyordu.

Elvanna, ona baktığında gözlerinde derin bir bilgelik vardı. Tisanya’nın yüzüne hafifçe dokundu, parmakları bir kehanetin ağırlığını taşıyan bir el gibi soğuktu.

“Bu çocuk,” diye fısıldadı, sesi rüzgâr gibi hafif ama keskin, “sadece bir şifacı olmayacak. O, kaderi değiştirecek.”

Tisanya, gökyüzüne baktı. Bulutlar, yıllardır hiç görülmemiş bir şekilde kümelenmeye başlamıştı. Nurvanya'nın kadim büyüsü çözülüyordu.

Ve Tisanya o anda fark etti.

Bebeği yalnızca bir can değil, bir fırtınaydı.

---

Nurvanya'ya Düşen Karanlık

Kraliçenin ölümüyle birlikte, kralın acısı öfkeye dönüşmüştü. O, Nurvanya'nın şifacılarının ihanetiyle kandırıldığını düşünüyordu.

Sarayın avlusunda, elinde siyah demirden bir kılıçla yürüdü. Gözleri öfkenin alevleriyle parlıyordu. Bir zamanlar eşinin yanında diz çöken ve onun iyileşmesi için dua eden şifacılar için tek bir emir gönderiyordu:

“Onları bulun. Hepsini öldürün.”

Kralın askerleri, Nurvanya ormanına doğru ilerlerken, kılıçlarını ay ışığında bilenmiş gibi parlattılar. Zırhlarının arasından fısıltılar sızıyordu:

“Cadılar...”

“Büyücü kadınlar...”

“Kraliçeyi onlar öldürdü.”

Şifacıların mabedine yaklaşırken, hava bir anda değişti. Rüzgâr durdu. Nehirler suskunlaştı. Yıldız çiçekleri, en son bir felaketin habercisi olduğu zaman olduğu gibi, taç yapraklarını sımsıkı kapattı.

Ve o gece, Nurvanya ilk çığlıklarını duydu.

---

Kurban Gecesi: Şifacıların Kıyameti

Mabet, şifacıların son sığınağıydı. Fakat artık taş duvarlar bile onları koruyamazdı.

Askerler, ağaçların arasından bir gölge gibi süzülerek girdiklerinde, kılıçlarının ışığı mavi çiçeklerin yumuşak parıltısına çarpıyordu. İçeridekiler, büyüyle yoğrulmuş fısıltılarla birbirlerine sarıldı.

Ama büyü, etten kalkan olamazdı.

İlk çığlık, geceyi deldi. Ardından bir başkası. Bir başkası…

Kadınlar, birbirlerine sarılarak kaçmaya çalıştı. Kan, kutsal taşlara damladığında, mabedin büyülü ışıkları sönmeye başladı.

Elvanna, asaların ve parşömenlerin olduğu odada durmuş, gözlerini kapatmıştı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu ama hareket etmiyordu. O, bu sonu önceden görmüştü.

Bütün şifacılar katlediliyordu.

Ama… bir umut vardı.

---

Tisanya’nın Kaçışı ve Büyülü Ağaç

Tisanya, henüz yeni doğum yapmıştı, bebeği korumak için ormanın derinliklerine doğru kaçıyordu. Toprak, adımlarının altında çığlık atıyor gibi inliyordu.

Peşinde askerlerin sesi duyuluyordu. Kılıçlar, karanlıkta yankılanıyor, ağaçların arasından gözleri öfkeyle parlayan adamlar çıkıyordu.

Ve sonra, onu gördü.

Ormanın tam ortasında, altın kökleri gökyüzüne uzanan kutsal ağaç yükseliyordu. Dalları, parlayan bir sisin içinde kayboluyordu. Yaprakları birer yıldız gibi ışık saçıyordu.

Ağacın önüne diz çöktü. Ellerini köklerine bastırdı.

“Lütfen...” diye fısıldadı. “Bu çocuğu koru.”

Ağaçtan yankılanan bir uğultu duyuldu. Tisanya’nın nefesi kesildi. Rüzgâr, onun etrafında döndü. Yapraklar hışırdadı.

Ve sonra… acıyı hissetti.

Sırtına saplanan kılıç, içinden geçerken vücudunu bir buz dalgası gibi dondurdu. Tisanya, başını kaldırdı. Gözleri, kutsal ağacın dallarında kaybolan yıldızlara odaklandı.

Bir gülümseme belirdi yüzünde.

Çünkü biliyordu. Bebek kurtulacaktı.

Son nefesini verirken, vücudu ağacın kökleri tarafından sarıldı. Bir çiçek gibi açılan kökler, onu sonsuzluğa taşırken, bebeğin etrafında bir ışık çemberi oluştu.

Ve o an…

Ağaç, bebeği yuttu.

---

Bebeğin Yolculuğu: İki Dünya Arasında

Ağaç, bir anda titreşmeye başladı. Dallarındaki yıldız yaprakları havaya uçuştu. Kökler, iç içe geçerek spiral bir ışık tüneli oluşturdu.

Bebek, ışığın içinde süzülürken, etrafında binlerce görüntü belirdi. Dağlar, nehirler, sonsuz gökyüzü… Sesler yankılanıyordu.

Ve sonra, başka bir dünya belirdi.

Burada hava griydi.

Bir kadın… bahçede dizlerinin üzerine çökmüş, doğum sancıları içinde kıvranıyordu. Yanındaki diğer kadınlar, ona destek olmaya çalışıyordu.

Ve tam o anda, kutsal ağacın köklerinden bir ışık süzüldü.

Bebek, bu dünyaya düştü.

Kadın, gözleri korkuyla büyüyerek gökyüzüne baktı. Sancılar içinde ağaca yaslanırken, bir anda çığlığı gökyüzüne karıştı.

Ve bebeğin ağlaması duyuldu.

Veyra doğmuştu.