6. bölüm · Yüreği Kana Bulanan Adam
-4 Duvar Hattı
Yorum yapmayı unutmayın lütfen.^^
YÜREĞİ KANA BULANAN ADAM
Teoman - Bana Öyle Bakma
Bölüm -4 Duvar Hattı
"Gözlerinde bir ömür
Sesinde derin uykular
Aldığım her nefes
Nasıl böylesine kalp yakar"
Odanın sessizliği içinde dakikalar akarken tek başımaydım, gerginlikle ellerimle oynuyor aynı zamanda da karşı duvardaki saati izliyordum. Akrep ve yelkovanın birbirini kovaladığı bir saatin sonunda Piyan'ın ofisinin kapısı açıldığında omzumun üstünden kapıya baktım.
Neredeyse bir saat önce beni kolları arasında bar ile sıkıştıran Piyan içeri girdiğinde göğsümde bir şeyler tekledi. Beni neden böyle yalnız bırakmıştı anlamamıştım. Düşünmekten kafayı yemem içinse elbette başarılı olmuştu.
Piyan kapıyı kapatarak masaya doğru yürüdü ve tam karşımdaki boş sandalyeye oturdu, dirseklerinin dizine yaslayıp öne doğru eğildiğinde kızarmış parmak boğumlarını fark ettim. İçim ezilirken kendi koltuğuna oturmaması dikkatimi dağıtmıştı.
Ben parmak boğumlarını izlerken onun bakışları benim yüzümü süzüyordu. "Açıklayacak mısın?" diye mırıldandığında gözlerimi yukarıya doğru kaldırdım ve gözlerine baktım.
"Neyi?" dedim kısık sesimle, dakikalardır kendi içimde verdiğim savaştan bir sonuç çıkmadan gelmişti ve bardakine göre daha gergindi. Büyük ihtimalle yakaladıkları adamdan güzel şeyler duymamıştı.
"Benimle dalga mı geçiyorsun, Minar?" Sabırsız sesiyle gözlerimi ondan kaçırdığımda nefesini verdi seslice ve doğrularak sağ cebinden çıkardığı bilekliği masaya attı. "Bunun senin olduğunu biliyorum, ofisime girenin sen olduğunu da. Sadece anlam veremiyorum." Burun kemerini sıktı. "Kapımın önünde bayılıyorsun, ofisime giriyorsun ve mekanımın yanmasına engel oluyorsun?"
"Evinin önü benim de evimin önü." diye mırıldandım ağzımın içinde. Önemli olan bu değildi biliyordum ama bu anın içinden çıkmam gerekiyordu, daha ilk günden güvensizliğini kazanamazdım. "Ofisine girdim... " Derin bir nefes. "Çünkü ne yapacaklarını duydum Piyan."
Gözlerimle gözlerini yakaladığımda geriye yaslandı ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Nerde duydun Minar? Umut'un ofisini canlı olarak mı yayınladılar televizyonda? Hm?"
Umut mu? Kaşlarım çatılırken başıma hafif bir ağrı girdi ama bunu görmezden gelmeye çalıştım. Kundaklayacak kişiyi tanıyor muydu? Ya da kundaklatacak kişiyi?
Biliyorsan neden engel olmadın?
"Mekânın arka sokağında duydum." diye beyaz bir yalan attım ortaya, kundakçının oradan girdiğini biliyordum. "Midem bulandı bir anda kusacağımı düşündüğüm için ara sokağa girdim, çöpün yanına eğilmiştim. O yüzden sanırım beni görmedi, telefonda birine 'Onu da diğer pezevenkleri de canlı canlı yakacağım.' dedi. Ben de korktum, sana söyleyecektim ama bana inanmamandan korktum, kendim halledebilirim diye düşündüm."
Mavi gözlerini gözlerime dikti, kafasında neler dönüyordu çok merak ediyordum. Bana inanmamış olabilirdi, ucu açık bir sürü bilinmeyen vardı ortada. Gözlerinde soruları görüyordum.
Ofisime nasıl girdin? Kartla mı yoksa şifreyle mi? Şifreyi nereden biliyorsun? Kameraların seni çekmeyeceğini biliyor muydun yoksa sadece denk mi geldi?
Neden sen döndükten sonra bir anda bu oldu?
"Bana inanmayabilirsin." dedim kısa sessizliğine ithafen. "Ama seni bir şeye inandırmak zorunda değilim, farkındaysan sana köstek değil destek oldum."
Hem suçlu hem de güçlü dedikleri tam olarak şu anki bendi.
"Pekâlâ," diye mırıldandı. "Köstek değil de destek olduğun için teşekkürler." dedi sahici bir gülümsemeyle ama sesinin tınısındaki alayı solumuştum bile. "Umarım bir dahakine hiçbir şey olursun." derken ayaklandı. "Çünkü bunlar senin sabahladığın partilerdeki sikim sonik oyunlara benzemez Minar." Ofisin kapısını aralayarak omuzunun üstünden bana baktı. "Bu oyunlar seni yakar, uzak dur." Önüne döndü. "İstediğinde çıkıp gidebilirsin."
Arkasına bir daha bakmadan çıkıp gittiğinde kasılmış vücudum aniden gevşedi. Bana inanmamıştı, bunu anlamıştım ama anlamadığım şey neden üstünde durmamıştı. Beni zararsız olarak gördüğü için mi?
Sanki hala oradaymış gibi kapıya baktım. "Ben bu oyunlarda yanmaya gelmedim Piyan Akay." diye fısıldadım ayaklanıp odasından çıkarken. "Ben bu oyunlarda kül olmaya geldim."
Ofisinden çıkıp kısa koridorda ilerledim ve saatler önce insanların olduğu piste çıktım. Pist artık boştu, bu boşluk canımı daha çok sıkarken bar kısmına ilerledim. Bar bile boştu, boş barda gözlerimi gezdirdim kısaca ve en son oturduğum yerde kalan ceketim ve çantamı alarak merdivenlere yöneldim.
Topuklu ayakkabımın sesi boş mekânda çınlıyormuş gibi hissettirirken merdivenin ortasında duraksadım ve arkama döndüm. Sadece mekânın boş halini izlemek istemiştim.
Piyan şu an beni görüyor muydu bilmiyordum ama kendime engel olamamıştım. Burada onun hayatı vardı, omuzlarımı düşürdüm.
Hayatını yakmalarına bilerek mi izin vermişti?
Kafamı hafifçe kaldırdım ve tam ortada kalan barın üstündeki kameraya çevirdim bakışlarımı. Sadece okuduğum satırlara bakmak gibi değildi burada olmak. Burada olmak daha zordu, bugün aptalca yakalanıp buz dağlarını şüpheyle kavurmak daha da zordu.
Sonunda arkamı dönerek merdivenleri çıktım ve uzun koridorda ilerleyerek mekândan ayrıldım. Çıkar çıkmaz havanın soğukluğu beni sararken kapı önündeki iki korumanın da bakışları bana dönmüştü bunu umursamadan ilerledim. Saat geç olmuştu ama etraf hala kalabalıktı, ana caddeye kadar düşünceler içinde ilerledim.
Kafam karışıktı ve ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum, kendimi yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi hissediyordum. Ana caddeye geldikten yarım saat sonra bir taksi bulabildiğimde hemen bindim ve evin adresini vererek camdan dışarıyı izlemeye başladım. Bu saatte bile şehrin bazı yerlerinde trafik vardı.
Dalgınlıktan dolayı ne kadar süre geçtiğini fark edemezken evimin olduğu sokağa girdiğimizde taksiciye durmasını söyledim ve ücreti ödedikten sonra indim.
Ceketimi üstüme geçirip çantamı da koluma taktıktan sonra eğildim ve ayağımdaki ayakkabıları çıkardım, en fazla on dakika yürüyecektim bu yüzden daha fazla ayakkabılara katlanamıyordum.
Çıplak ayaklarım soğuk betonla rahatlarken sallana sallana yürüdüm, buradaki bir günüm daha son buluyordu. Sıkıntılı bir nefes aldım, daha dikkatli ve daha planlı olmalıydım ama bunu nasıl başaracaktım ki?
Kitaplardaki gibi yıllarca gizli saklı işler için eğitilen karakterlerden biri değildim. Evin önüne geldiğimde içeri girmek istemediğim için tek tük arabaların park ettiği kaldırıma oturdum ve dizlerimi kendime çektim.
Bundan sonra Piyan'ın beni her gördüğünde tetikte olacağını biliyordum, iç çektim. Bugün fazlasıyla iç çekmiştim. Gözlerimi karşı evin çitlerine çevirdim, çitin ardındaki evin ışığı yanıyordu sanırım Piyan'ın kardeşi Ela evdeydi. Acaba kiminle birlikteydi? Piyan'ın onu herhangi biriyle bırakmayacağını biliyordum, yanağımın içini dişledim, bir gün bana Ela'yı emanet edebileceği kadar güvenmesini istiyordum.
Zordu, biliyordum ama zor imkânsız değildi. Sadece emek istiyordu, omuzlarımı dikleştirdim istemsizce. Ne olursa olsun bunu başaracaktım. Kapıdan kovsa bacadan girecektim, bacayı yıksa camını taşlardım yani ne bileyim.
Ne kadar süre kaldırımda oturup karşı çiti izlemiştim bilmiyordum ama boş sokağa giren arabayla irkilerek kendime geldiğimde tüm uzuvlarım donmuştu. Kafamın içi resmen düşüncelerim tarafından kemiriliyordu, sokağa giren siyah spor araba karşımdaki boşluğa park ettiğinde kaşlarım çatıldı. Görüş alanımın kapatılması hoşuma gitmemişti. Arabanın sahibi hiç zorlanmadan arabayı park edip indiğinde gördüğüm kişiyle yüzüm gevşedi.
Piyan gelmişti, olduğum yerde daha da küçülerek bakışlarımı ondan çektim beni fark etmemesi olası bir ihtimaldi ve ben şu an bu ihtimalin gerçekleşmesini istiyordum. Burada oturup bakışlarımla çitini taciz ettiğimi fark etmesini istemiyordum.
Arabasının kapısının kapanma sesinden sonra bahçe kapısının açılma sesini duymayı bekledim bir süre ama beklediğim bu süre boyunca hiçbir hareketlilik olmadığını fark ettiğimde utanmasam kafamı dizlerime gömecektim. Aslında utanmıyordum ama fazlaca çekiniyordum.
"Neden evinde değilsin?"
Kafamı hafifçe kaldırarak kirpiklerimin altından ona baktım. Sırtını sürücü kapısına yaslamış kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde merakla bana bakıyordu.
Beni görmezden geleceğini düşünmüştüm, sonuçta daha birkaç saat önce mekânında işim olmayan şeylere bulaşmıştım ve beni kovmaktan beter etmişti. Görmezden gelseydi üzülürdüm ama mantıklı olan oydu.
"Tek başıma evde olmak istemiyorum." dedim kısık sesimle dürüstçe. Devam edip evde hiçbir zaman yalnızlığı tatmadığımı da söylemek isterdim ama fazla ayrıntıya gerek yoktu. Sadece bir gecemi geçirdiğim bu ev benim evim değildi, içeride annem ve Balca yoktu. O ikisi yokken garip hissetmiştim.
"Yıllarca tek başına yaşayan birinden bunu duymak garip." dedi kaşlarını hafifçe kaldırarak.
Omuz silktim istemsizce, garipse garipti bari bunu sorgulamasaydı.
Ona cevap vermedim, o da benden bir cevap bekliyor gibi değildi zaten. Konuşmamız son bulduğu için evine gireceğini düşünüyordum ama beni şaşırtacak bir şey yaptı ve yanıma doğru gelerek sağ tarafımdaki boşluğa çöktü.
Kafamı sağa çevirerek anlamsızca ona baktım ama beni umursamadan cebinden sigara paketini aldı ve iki dal çıkardı, birini bana uzatırken diğerini dudakları arasına almıştı. Derin bir nefes vererek bana uzattığı dalı aldım ve onu beklemeden cebimden çakmağımı çıkarttım ve önce ona uzattım. Sigara ondansa ateşi de bendendi.
Çakmağı elimden almadan bana doğru eğildiğinde duraksadım ama hemen sonrasında sigarasını yaktım, nefeslenerek benden uzaklaştığında çakmağı aramızdan çektim ve kendi sigaramı yaktım.
Akşam barından kovuyor gecesine benimle kaldırıma çöküp sigara içiyordu, öngörülmez biriydi gerçekten.
"Neden evine gitmedin?" diye mırıldandım içime çektiğim zehri üflerken. Soruma büyük ihtimalle elle tutulur bir cevap alamayacaktım ama merak etmiştim, sormasaydım bir de aklımda bu dönüp duracaktı.
"Komşumla kaldırımda oturmak daha çekici göründü." Kafamı sola çevirerek gözlerimi devirdim, bunun ciddi bir cevap olmadığının farkındaydım.
"İnsancıl bir yönün var yani." diye mırıldandım ağzımın içinde, ilk okul çocukları gibi onunla dalaşmak istiyordum aslında ama tepkilerini kestiremiyordum. Çok canımı sıkarsa saçını çekip kaçabilecek potansiyelim bile vardı.
"Hak edene insanız elbette." dedi dirseklerini dizlerine yaslarken. Kafamı hafifçe sola eğerek onu inceledim. Bacakları benden uzun olduğu için bu pozisyonda biraz komik duruyordu. Üstünde saklamaya gerek duymadığı bir yorgunluk da vardı aynı zamanda, bu yüzden ona cevap vermeden sustum ve zehrimi almaya devam ettim.
Sigaralarımız bitene kadar ikimizden de tek bir kelime çıkmadı, bittiğinde ise daha fazla dışarda kalmak istemediğim için onu beklemeden ayaklandım. Kafasını hafifçe kaldırıp bana baktığında elimi ona doğru uzattım. Benden yardım almadan da kalkabilirdi elbet ama yardım etmek istemiştim.
Bakışları bir süre yüzüm ve elim arasında gidip geldiğinde sadece tut işte dercesine mavilerine baktım. İhtiyacın olsun ya da olmasın sadece tut, yanıyorsam da ellerin ellerimdeyken yanayım.
Gözlerimden geçen cümleler duygulara karışıp ona akmış mıydı bilmiyordum ama Piyan'ın soğuk eli sıcak elimi sardığında yüzümde ben farkında olmadan bir gülümseme peydahlandı.
Ağırlığını bana asla vermeden ayaklandığında bu sefer ben kafamı kaldırıp ona bakıyordum, Yüzü az öncekine nazaran bir duvar hattı tarafından kuşandığında kafasını hafifçe eğerek beni selamladı.
"İyi geceler Minar." dedi duvar hattının arkasından, yüzümdeki ifadenin çatırdadığının farkındaydım ama bunu umursamadım, sonuçta o böyleydi. Gözlerimde gördüklerinin hoşuna gitmediğini anlamıştım, en azından gözlerime bakarak beni anlayabilmişti.
"İyi geceler Piyan." dedim hafif bir tebessümle.
İkimiz de farklı yönlere doğru ayrılırken dudaklarımda yeşeren gülümsemeye engel olamamıştım, geceler iyi olmalıydı.
Sonraki günlerde saatler hızlıca birbirlerinin üstünde devrilmiş ve günleri atlamıştı. Üç hafta boyunca elle tutulur hiçbir şey olmamıştı, Topaz'a gitmiş orada burada dolanmıştım ama her şey sadece boşunaydı.
Üç hafta boyunca toplasan bir elin parmağı kadar bile görememiştim Piyan'ı, sadece küçük anlık göz buluşmalarından sonra ortadan kayboluyordu.
Bazen evimin verandasında otururken arabasının gidip geldiğini görüyordum, aynı şekilde arkadaşları da gidip geliyordu. Uzaktan izlemek can sıkıcıydı ama yapabilecek bir şeyim yoktu.
O gün içtiğimiz sigaradan sonra bir dal bile içememiştim mesela, dudaklarıma dayadığım o dalı yakmaya elim gitmemişti hiç. Ne zaman sigaranın ucunu harlamaya yeltensem parmak uçlarım karıncalanıyor zihnimin bir köşesine bana doğru hafifçe eğildiği hali geliyordu. Ağır erkeksi parfümüne karışan sigara dumanı da cabasıydı.
Aynı zamanda bu üç haftada yeni okulumu görmeye de gitmiştim, gerçek okuluma göre daha büyüktü ama ruhsuz bir okulmuş gibi geliyordu, eksikti.
En yakın arkadaşım Ceren'i özlemiştim, annem ve Balca'dan bahsetmek bile istemiyordum, geceleri Balca'ya okuduğum kitapları tekrar ediyordum balkonda kahve içerken. En son annemle birlikte balkonda çay içtiğimizden beri çay da içmemiştim.
İçim bulanırken elimdeki market poşetlerini daha sıkı kavradım ve boş kaldırımda ilerledim. Bu akşam kendime yemek yapmak istediğim için ufak bir alışveriş yapmıştım, okula dönmeden önce az da olsa ev yemeği yemek istiyordum çünkü ev yemeği yemeği geçtim, belki de normal yemek yiyemeyeceğim zamanlar bile olacaktı.
Evin önüne geldiğimde poşetleri tek elime toplayarak bahçe kapısına uzandım, aynı anda arkamdan küçük bir kıkırdama sesi geldiğinde duraksadım ve omzumun üstünden geriye baktım.
Ela üstündeki beyaz, uzun kollu yazlık elbiseyle bahçe kapısından çıkıyordu. Dudaklarıma sahici bir gülümseme yerleşirken poşetleri yere bıraktım ve o tarafa doğru döndüm. Üstümdeki çiçekli elbisenin ince kumaşı dizlerime sürttü.
Sırtındaki çantanın kulplarını iki eliyle kavrayarak bahçeden içeriye doğru bir şeyler söyledi ama ne söylediğini duymadım.
"N'aber Ela?" diye seslendim adımları Piyan'ın arabasına ilerlerken. "Çok güzel olmuşsun."
Yanakları hafifçe allanarak bana gülümsedi. "İyiyim Minar Abla, abimle alışverişe gideceğiz. Senden n'aber?"
Omuzlarımı siktim aman dercesine. "Nasıl olayım gülüm, sessiz sakin yaşıyoruz." dedim.
Bu üç haftanın tek iyi yanı Ela ile ayak üstü sohbetlerimizdi, ayak üstü olsa bile en az bir saat sürüyordu. Ayakta durmayı sevmesem bile Ela'nın bilmiş bilmiş konuşup bana heyecanlı bir şeyler anlatmasını seviyordum.
Gülüşüm hafifledi, Balca'yı çok özlemiştim.
"Çok da sessiz değil bence Minar Abla." diyerek kıkırdadığında yanağımın içini dişledim, büyük ihtimalle iki gün önceki solo performansıma şahit olmuştu. O kadar sıkılmıştım ve dolmuştum ki tüm mahalleyi inletecek şekilde şarkılar söylemiştim. En azından kapıma polis gelmemişti.
"En azından sesim güzeldi." derken aniden Piyan evin camından Ela'ya seslendiğinde duraksayarak oraya baktım.
"Arabaya geç Ela, beş dakikaya geliyorum." Üstsüz gövdesini camdan hafifçe çıkarmış, elindeki havluyla ensesindeki saçlarını ovuyordu.
Piyan sergilediği kısa görsel şölenden sonra camdan içeri girip ortadan kaybolduğunda Ela'nın konuşmasına izin vermeden hızlıca konuştum.
"Beni iki dakika bekledikten sonra arabaya binebilir misin? Sana küçük bir sürprizim var." dedim.
Kararsız bakışları araba ile benim aramda gidip geldiğinde gülümsedim. "İstersen benim bahçemde bekle, istersen kapı önünde." Karşı kaldırıma baktım. "Benim kapımın önünde."
Sanki benim olduğum taraf ve karşısı arasında uçurumlar varmış gibi hissediyordum, bir sınır çizgisi, bir engel.
Bir duvar hattı.
Gözlerimle bu duvar hattını aşmak kolaydı, sadece duruyordum ve bakıyordum ama oraya adımlamak o duvar hattının sahibinin keskin gözlerini üzerime çekmek demekti.
Ela neden böyle bir şey istediğimi anlamışçasına kafasını sallayarak gülümsedi ve bana doğru adımladı, o an elindeki araba anahtarını fark ettim.
Hemen geleceğimle ilgili bir şeyler mırıldandıktan sonra eğilip yerdeki poşetleri aldım ve hızlıca eve adımladım, poşetleri kapı kenarında bıraktım.
Cebimdeki anahtarı alarak kapıya uzandığımda kaşlarım çatıldı, evin kapısı açıktı ve ben asla evin kapısını açık bırakmazdım. Poşetleri boş vererek anahtarı cebime geri koydum ve temkinli adımlarla içeriye girdim. Ayağımdaki ayakkabıları bile çıkarmamıştım.
Hole girdiğimde her şeyin yerli yerinde olduğunu gördüm, yine de elimi elbisenin gizli cebine atarak cep telefonumu avuçladım.
Arayabileceğim kim vardı ki?
Telefonu boş vererek doğruca odama yöneldim, odam da tam olarak bıraktığım gibiydi, Ela'ya aldığım beyaz tavşan çalışma masamın üstünde duruyordu. Tek bir farkla, beyaz tavşanın ayaklarına yaslanmış küçük, siyah ve kare bir kâğıt vardı.
Yutkunarak tavşanla birlikte kâğıdı da aldım, sol elimle tavşanı sıkıca kavrarken sağ elimle kâğıdı tuttum. Gözlerim kâğıdın ortasında yazanlardayken odamdan çıkmış kapıya yönelmiştim.
Kâğıdın üstünde yazan son kelimeyi de okurken tavşanı tutan elim gevşedi, notu göz hizamdan indirirken kapımın önünde bekleyen küçük kıza baktım.
"Cana geleceğine mala gelsin derler, mala gelmediyse de cana mı gelsin? Ama bana göre ne eksik olsun ne de fazla. Teşekkürler."
UCA.
"Ela, uzaklaş oradan!"
Not kâğıdı parmaklarımın arasından kayıp giderken verandanın merdivenlerine yöneldim, elimdeki beyaz tavşan ise yere düşüp çamura bulandı. Beyazı karardı. Endişe kokan seslenişimle Ela irkilirken ona doğru koştum, anlamıştım. Anlamak istememiştim ama anlamıştım
Açık bahçe kapısının tam önünde duran Ela irkilerek bana doğru adımladığında elindeki araba anahtarı parmakları arasından kaydı. Nasıl koştuğumu anlayamadan ona ulaştığımda. Omuzlarından tuttum ve yerimizi değiştirerek onu bahçe kapısından içeriye doğru ittim.
Tam o anda arkamdaki arabanın kilidinin açıldığını duydum, Ela dengesini koruyamayarak çimlerin üstüne düştü. Sonrası kıyametti, sonrası acıydı.
Önce kulaklarım patlamanın etkisiyle titredi, avuçlarımı kulaklarıma bastırdım öne doğru eğilerek. Kısa saçlarım savrularak yüzümü kamçıladı ve sırtımda keskin bir acı hissettim. Canım yandı, canım gerçekten çok yandı ama ben sadece yaşaran gözlerimle Ela'ya doğru adımladım.
Beyaz spor ayakkabılarımın tabandı yere sürtündü, dizlerim titriyordu.
Beyaz elbisesi çamura bulanan Ela'nın yanına çöktüm, ellerime kulaklarımdan çekip ona uzattım, korku dolu gözleriyle kulaklarını tutup ağlıyordu. O daha çocuktu, ölümün kıyısından dönmüş bir çocuk.
"Ağlama güzelim." dedim Ela'ya oysa canım o kadar çok yanıyordu ki ben de ağlıyordum, beni duyabilmiş miydi bilmiyordum çünkü ben bile kendi sesimi duyamamıştım. "Abin gelecek ağlama." dedim ona daha sıkı sarılırken.
Kollarım arasında bedeni daha da küçülürken kalbim göğsümden çıkmak istercesine atıyordu, saniyeler içinde yanımızda bir gölge belirdiğinde kafamı Ela'nın çenesinin üstünden kaldırmadan gözlerimle gelen kişiye baktım.
Piyan gelmişti, yanaklarımdan yaşlar süzüldü. Gözlerinin içine baktım, gözlerimdeki acı lav olup tenine aktı. Kasılmış çenesiyle kollarını bize sardığında etrafa toplanan kalabalığın sesi kulaklarımda uğuldamaya başladı.
"Acıyor." diye hıçkırdım kolları arasında, benim kollarım arasındaki Ela ise sessizce ağlıyordu. "Piyan," diye fısıldadım.
Piyan bir şeyler söyledi, sesini algılayamadım. İtfaiye sirenin sesi sokağı kapladı, üstümdeki gölge çekildi ve biri kollarım arasında sıkıca tuttuğum Ela'yı almaya çalıştı. Yüzünü göğsüme gömen küçük kızı bırakmak istedim, sonrasında Ares'i gördüm ve omuzlarımda Piyan'ın ellerini hissettim.
Buğulu gözlerimle Elanın kollarını Ares'in boynuna sardığını gördüm, omuzlarımdaki eller beni sarstı ama cevap veremedim. Sanki dudaklarımı aralasam kelimeler sel olup beni boğacaktı.
"Minar kendine gel." dediğini duydum Piyan'ın kulaklarımdaki uğultu hafiflerken. "Canın yanıyor mu?"
Sorusuyla birlikte sırtım sızlarken hala yerdeydim, o ise bir dizini kırıp göz hizama gelmişti. Görüşüm kaydı gözlerinin içine bakarken, vücudumun hafiflediğini hissettim. Gözlerim kapanıp zihnim karanlığa gömülmeden önce dudaklarımı araladım.
"Piyan, canın yanıyor mu?"
Aramızdaki duvar hattının çatırtısı böylece sesimde yankılandı.
100525'1600
