5. bölüm · Yolun Sonu Yok

Çevrimiçi Tehlike

Anya Ravenmoon

Eve geldim ve kapıyı açtım. Salondan bağırışmalar geliyordu. Annem ve babam yine kavga ediyordu.

“Bunu nasıl yaparsın?” diye bağırıyordu annem. “Beni nasıl ağlatırsın!”

Babam savunmaya çalışıyordu: “Sadece bir mesajdı, yanlışlıkla kabul ettim!”

“Yalan söylüyorsun!” dedi annem. “Böyle şeyler yapamazsın!”

O an içimden bir şey koptu. Küçük ihmal ve sırlar birikmiş, patlamıştı. Ablam kapının arkasında sessizce duruyordu; yüzünde hayal kırıklığı vardı. Ben de sustum. Konu ailem olunca, ne yapacağımı bilemedim.

Kavga yüzünden ev bir anda soğuk ve yabancı bir yer olmuştu. İçimden sadece sessizce odama çekilmek geldi. Kapıyı kapattım; dışarıda sessizlik, içeride fırtına hâlâ devam ediyordu.

Ritaya yaptıklarımı düşünmeye başladım. Alex’i aradım ama açmadı. Neyse… Üstümü değiştirdim, pijamalarımı giydim, dişimi fırçalayıp yattım.

Aradan iki hafta geçti, sınavlar artık bitmişti

Yaz tatiline şurada toplasan 20–25 gün vardı. Yazın gezip tozacaktım.

Chris’le iyice yakınlaşmıştık ve onu da aramıza aldık. Alex de sonradan Chris’i sevmeye başlamıştı. Sevinmiştim ama yine de Chris, Alex’ten bana daha yakın davranıyordu. Neyse ki üçümüz çok iyi arkadaştık.

Bir gün Chris bana bir şey söylemek istediğini söyledi. “Ben dinliyorum,” dedim.

“Rita’ya karşı bir şeyler hissediyorum,” dedi. Gözleri ciddi ve biraz da utangaçtı.

“Ne? Ciddi misin?” diye sordum, şaşkınlıkla karışık bir gülümsemeyle.

Chris başını salladı. “Evet… Ama o beni seviyor mu ki? Sadece sana dürüst olmak istedim. Arkadaşlığımız bozulmasın istiyorum.”

O an içimden bir sıcaklık yükseldi. Chris’in hislerini öğrenmek tuhaftı, ama aynı zamanda onun dürüstlüğünü takdir ettim. Ben de ona karşı hislerimi saklamıyordum zaten aile içime kadar biliyordu. Ritanın beni unutup Chris ile birlikte olması iyi olurdu.

“Tamam… anladım,” dedim. Hafifçe gülümsedim. “O zaman sen ve Rita… mutlu olun bakalım.”

Chris gülümsedi. Sessizlik oldu, ama bu sessizlikten rahatsız olmadık. Aramızdaki bağ hâlâ güçlüydü; arkadaşlığımızın sağlam olduğunu biliyorduk.

Mia geldi.
“Merhaba Ryan ve Chris! Bu akşam evimde bir parti düzenliyorum. Bu da davetiyeleriniz,” dedi ve davetiyelerimizi verip gitti.

O an içim eriyip gitmişti. Aylar geçmesine rağmen, en yakın arkadaşımın sevgilisi olmasına rağmen Mia’ya hâlâ sırılsıklam aşıktım. Ona bitiyordum.

Akşam, Mia’nın evinde partiye gittik. Neredeyse tüm 10. sınıflar oradaydı. 11. sınıflardan ise sadece birkaç kız gelmişti. Mia ile Rita beraber içeceklerini yudumluyorlardı.

Alex ve Chris beni yanına çağırdı. Kızlar kalabalığın içinde kaybolmuştu. Biz üçümüz laflarken Chris, tuvalete gideceğini söyledi. Alex de onunla gitmek istedi. Onlar giderken, kalabalığın içinde gözlerim tanıdık bir yüz arıyordu ama bulamıyordum.

Alex ve Chris tuvalete giderken ben biraz yalnız kaldım ama kısa süre sonra Chris geri geldi. Alex, lavaboda en son kaloriferin üzerinde ıslattığı ceketini kurutuyordu. Ben de gülerek,
“Sen de onu yalnız mı bıraktın?” dedim.

Alex yüzünü ekşitip uzaklara baktı. “Boşver, naparsa yapsın!" dedi.

Chris’in kolunu tuttum ve sordum: “Alex sana lavaboda ne söyledi?”
“Bana bir şey söylemedi ama Rita dedi,” dedi ve telefonundan bir fotoğraf gösterdi.

Şok olmuştum. Alex elinde bir çikolata ile ara sokakta Chris’in sevdiği kız, yani Rita ile gülüşüyordu.

Alex’i sevmiyordum ama bu kadarını da beklemezdim. Resmen Mia’yı aldatmak oluyordu.

Her neyse… Alex yavaş adımlarla tuvaletten yanımıza geldiğinde, Chris’in gözü dönmüştü. Bir anda Alex’in yüzüne sert bir yumruk attı. Öyle sertti ki Alex’in dudağı patladı.

Alex, acıyla yüzünü tutarken, “Peki, aldatıyorsam aldattım. Sana ne oluyor, Chris?” dedi.

O an kendime geldim. Alex’e biraz hak vermiştim; olayın gerçeğini bilmiyorduk. Ama ortam bir anda karıştı. Herkes birbirine bakıyor, gerilim yükseliyordu. Evet, bu beni ilgilendirmezdi… ama bir yerlerde bir şeylerin kopmak üzere olduğunu hissediyordum.

Tartışma sürerken birden sinirle haykırdım:
“Evet, beni ilgilendirmez ama arkadaşımın sevdiği kızla cilveleşmen tam bir orospuluk!”

Chris’in yumruğunun etkisi hâlâ Alex’teydi. Alex tam ikinci yumruğu atacakken, kızlar zor da olsa onu tuttular. Küfürler havada uçuşurken ben kendimi dışarı attım.

Chris ağaca dayanmış sigara içiyordu. Beni yanına çağırdı ve bir dal da verdi. Konu hakkında biraz konuştuk.

Derken Alex mekandan çıktı, epey sakinleşmişti.
Hızlı ve hırslı adımlarla yanımıza geldi. “Sen…” dedi Ryan, sesi titreyerek. “Sen benim en yakın arkadaşımın, şimdi de Chris’in tarafını tutuyorsun. Tamam, böyle devam et!”
Ryan bakışlarını Chris’e çevirdi, sesi sertleşti:
“Ve sen, Chris… siktir git!”
Sonra Alex, Gustavo ile motorlarına binip uzaklaştı. Chris elini cebine attı; bir şey gösterecek gibiydi. Telefonun ekranını bize çevirdi.

Gözüm istemsizce Rita’ya kaydı. Rita’nın yüzü bembeyazdı. Chrisin sesinde hafif bir titreme vardı. "Rita’yı seviyordum Alex bunu biliyordu. Ama Alex… dostum sandım."

Rita ileri atıldı yüzünde aşağılama ifadesi vardı;
“Yalan söylüyorsun! Ben sana umut vermedim, Chris. Bu fotoğrafta rastlantı vardı. Görmüyor musunuz? Alex espri yaptı, gülmek zorunda kaldım." Chris başını eğdi:
“Ben seni sadece seviyorum,” diye fısıldadı. Birden gözlerinden yaşlar süzüldü, hıçkırarak dizlerinin üstüne çöktü.

Rita çılgına dönmüştü gülüyordu;
“Bu sahte gözyaşlarına kanacağınıza inanmıyorum. Beni de Alex gibi kaybettiniz!”

Hızlı adımlarla kaskını taktı, motoruna bindi ve gözden uzaklaştı. Mia yüzümüze bakıyordu, konuşmuyordu ama gözleriyle “Bunu yaptığınıza inanamıyorum” diyordu. O da motoruna atlayıp uzaklaştı.

Ortada sadece karmaşa ve kırılmış duygular kalmıştı.

Aradan üç ay geçti. Ablamın sevgilisi Lorenzo, soğukkanlı ve profesyonel bir polisti. Bilgisayarıma bizzat İtalya’dan getirdiği kapsamlı bir tarama yaptı.

Snapchat’ten bana gelen mesajların içinde karanlık sırlar saklıydı. Lorenzo bilgisayarı bana çevirdiğinde korkuyla, “Nasıl olur?” dedim.

Psikolog dediğimiz kişi, karanlık tarafıyla hayatımızı böyle nasıl etkileyebilmişti? Lorenzo uzun süre benimle bu mesele hakkında konuştu ve beni sakinleştirdi.

Ablam sapık psikologun kimliğini öğrendiğinde şok olmuştu. Lorenzo onu çağırdı ve hep birlikte durumu konuştuk. Anlaştık; bir çözüm gerekiyordu. Lorenzo, psikoloğu ziyaret edecekti. Aslında bu, polis ekibiyle birlikte yapacağı bir baskındı.

Ertesi gün öğrendik ki psikolog çoktan kaçmıştı. Lorenzo elleri boş dönmüştü.

“Neyse,” dedi. “Buradaki polisler bunlarla ilgilenir. Buradaki polisleri çok profesyonel buluyorum.”

Hep birlikte polis karakoluna gittik. Karakolda, polislerle durumu paylaştıktan sonra araştırmayı sürdüreceklerini söylediler.

Böylece Lorenzo İtalya’ya geri döndü. Her şey yerli yerine oturmamıştı ama en azından bir adım atılmıştı.

Okulda yaz okulu başlamıştı ve tüm hocalar, tüm öğrenciler sınıfa çağrılmıştı. İçeri girdiğimde ekipteki herkes oradaydı. Mia, Rita, Chris, Gustavo, Alex… Hiçbiri birbirinin yüzüne bakmıyordu.

Arada gözler kaçıyor, kısa bakışmalar oluyordu, ama ortada bir sessizlik vardı. Herkesin içinde, birinin ilk sözü söylemesi gerektiğini hissetmiştim. O sessizlik, odadaki havayı daha da yoğun ve gerilimli hâle getiriyordu.

Rita, “Biz de insanız, hatalarımız var,” dedi. Mia başını salladı. Alex sessizdi ama gözleri çok anlamlıydı. Gustavo yanımdaydı, elini omzuma dayadı.

Chris’e baktım. Sadece “Neden?” diyebildim. Sonrası gelmedi. Chris yutkundu, gözlerindeki yaşlar süzüldü:
“Beni anlaman zor, Ray… imkânsız,” dedi.

Sonunda hepimiz onu affettik. Çünkü biz de kusurluyduk. Gustavo gülümsedi:
“En karanlık anlarımız bizi bir araya getirdi.”

Hepimiz sarıldık. Ben, Ryan, bu karışıklıkların ortasında en gerçek dersimi almıştım: bağlar, hayatta tutan en güçlü şeydi.