4. bölüm · YOLUN SONU YOK

ÇEVRİM İÇİ TEHLİKE

Anya Vespera💫

Bu cumartesi psikoloğuma gidecektim; ayrıca haftaya cuma Mia’nın doğum günü var. Ah, ne yapacağım şimdi? Hem psikoloğa gideceğim hem de Mia’nın doğum gününe katılacağım. Sırf biri bana takıntı yaptı diye dışarı çıkamayacak değilim ya!

Tam bu düşünceleri geçirirken, sahte Ryan’da ipn bir mesaj geldi. Mesajda şöyle yazıyordu: “Kaçan kovalanır, Ryan. Artık daha fazla çırpınma ve bana teslim ol.”

Bu, bardağı taşıran son damlaydı. Bu herif beni sadece izlemekle kalmıyordu, aynı zamanda telefonumu da takip ediyordu.

Sınav haftası yaklaşıyordu. Bu fırsattan istifade tüm sosyal medya hesaplarımı kapatmayakarar verdim. Ryan isimli sapığı engelledim ve Snapchat’i sildim. Telefonum ise “rahatsız etme” modunda kalacaktı.

On altı gün sonra gerçek kimliği ortaya çıkacaktı, çünkü polis karakoluna başvurmuştum hemde en iyisine. Zaten bu durum canımı sıkmaya başlamıştı. Bu olanlar... Ah, sınav haftasında hiçbir şey canımı sıkamazdı ya!

Rita’yı aradım. Son bir haftadır konuşmuyorduk, onu özlemiştim. Telefonu 2-3 dakika “rahatsız etme” modundan çıkardım. Keşke şu an beni kesmekle meşgul olsaydı, diye geçirdim içimden.

“Alo?” dedi. “Ryan, ne oldu?” Sesinin tonu buz gibiydi.

“Nasılsın?” dedim.

“Nasıl olayım... Senin bıraktığın gibiyim.”

“Böyle deme, Rita. Sen gayet güzelsin, hatta fazlasıyla güzelsin. Ama sen ve ben yapamayız. Benim kalbim başka bir kız için atıyor. Sen daha iyisini hak ediyorsun.”

“Senden nefret etmek istiyorum ama edemiyorum Ryan. Neden bir şans veremiyorsun bana? O kızda olup bende olmayan ne var Ryan? Söyle bana Ryan... Söyle!” diye bağırdı.

Arama sonlandırılma sesini duyduğumda kendime kızıyordum. Kendime geldikten sonra “rahatsız etme” modunu geri açtım. Ablamın eski telefonunu kullanmak, şu anki duruma göre en mantıklı hareketti. Telefonu şarja taktım ve açtım. Kendi telefonumdan bakarak numaraları geçirdim.

Zaten galerim Mia’nın resimleriyle doluydu, bu yüzden fotoğrafları aktarmadım.

Sınıf grubuna bir mesaj gelmişti: sınıfa yeni biri katılmıştı. Profiline biraz baktığıma göre Amerikalıydı. Saf Amerikalı olduğuna tüm kalbimle inanmıştım. Sarı saçları, bronzlaşmış teni ve masmavi gözleri bunu kanıtlıyordu.

İsmi Chris Braveheart’tı. Soyadı bana fazla yaratıcı gelmişti. Acaba ailesi bunu seçerken çok mu düşünmüştü? Bence zengin sımarık bir ailenin oğludur diye düşünmüştüm.Ama soy ismi bana bir yerden tanıdık geliyordu...

~Bir hafta sonra...~
Of! Bugün matematik sınavı vardı. Ne yapacaktım? Hiç çalışmamıştım ve hangi konuların çıkacağını da bilmiyordum. O konuların işlendiği gün okulu asmıştım. Hem de Alex’le, yani kankamla birlikte. Tabii o gün Bayan Kate, sınavda çıkacak konuları işlemiş. Ben de doğal olarak geri kalmıştım.

Hoca içeri girdi ve sınav başladı. Sınavım kötü geçiyordu. Etrafıma kopya çekmek için bakındığımda, Chris bana göz kırptı. Kendi kâğıdını bana doğru uzatmıştı.
Aptal! Beni kopya verecek kadar zeki sanmıştı. Ben de ona kendi kâğıdımı verdim. Kâğıtlarımızı değiştirmiş olduk.

Bir baktım ki meğer Chris bütün sınavı doldurmuş. Ben ise sadece ismimi yazmıştım. Son 10 dakika kalmıştı. Soluma baktığımda Chris’in kâğıdını tamamen doldurduğunu gördüm. Şok olmuştum. Bu kadar zeki miydi? Einstein falan mıydı ne?

Chris düşündüğüm kadar kötü biri değilmiş meğer. Tam o sırada telsizden bir anons duyuldu ve matematik hocası kâğıtları topladı.

Chris’e teşekkür ettim. “Rica ederim,” dedi. “Ben Chris.”“Umarım sınavda yardımcı olabilmişimdir,” dedi Chris.

“Şaka mı yapıyorsun sen?” dedim gülerek. “Senin sayende sınavı geçtim be!”
Biraz sohbet ettikten sonra beni evinde akşam yemeğine davet etti. Biraz kuşkulansam da kanım ona ısınmıştı.

Akşam evine gittik ama evi şato gibi bir yerdi. Merakla etrafı incelerken içeri girdik.

Akşam yemeği hazırdı. Hemen sofraya oturup yemek yemeye başladık. Chris, “Kendini sıkma, rahat ol,” dedi.

Nezaket kurallarına uygun bir şekilde yemeğimi yemeye çalıştım ama... ne yapabilirdim ki? Ben tam bir sakarlık abidesiydim. Daha ilk lokmada çatal elimden kaydı, tabaktan yere düştü. Yüzüm kıpkırmızı kesildi.

Chris ise sadece gülümseyerek, “Demek biraz da dağınıksın ha? Merak etme, ben alışkınım,” dedi.

O an içimde garip bir sıcaklık hissettim. Chris düşündüğümden de farklı biriydi.

Yemeğimizi bitirdikten sonra odasına geçtik. Odası tam da hayalimdeki gibiydi. Ama içeride iki yatak vardı.

“Kardeşin mi var?” diye sordum.

Chris başını biraz öne eğdi. “Evet... bir zamanlar vardı,” dedi.

O an pot kırdığımı anladım. Of, çenemi kapalı tutamaz mıydım?

“Kardeşimin kalp rahatsızlığı vardı. Birçok ilaç kullanıyordu, sürekli tedaviye gidiyordu. İtalya’daki en iyi doktorlardan birine bile götürdük. Ameliyat olması gerektiğini söylemişti. Ailem kabul etti ve ameliyat günü geldi. O gün kardeşim yine ilaçlarını almıştı. Halbuki almaması gerektiğini defalarca söylemiştik. Ama o unutmuş... Ameliyata girmeden önce de bize itiraf etmişti. Biz de ‘bir şey olmaz’ dedik kendi kendimize. Nereden bilebilirdik ki? Cahil cesareti işte...”

Chris’in sesi titriyordu. “Ameliyat sırasında kullanılan bir ilaç, onun ilacıyla kimyasal reaksiyona girmiş. Zehirli bir sıvı oluşmuş. Ve o sıvı yüzünden... kardeşim masada kaldı. Onu beş yıl önce kaybettik.”

Bunu kısa ama yüreğimi dağlayan bir özetle anlatmış oldu.

“Özür dilerim,” dedim sessizce. “Bilmiyordum. Amacım seni üzmek değildi.”

“Önemli değil,” dedi Chris. “Hem zaten yeni tanışıyoruz. Olabilir böyle şeyler. Ne olacak ki? Sonuçta kardeşime dair son anımı anlattım sana. Boşver, kafana takma.”

Sonra yüzünde biraz hüzünlü ama aynı zamanda rahatlatıcı bir gülümseme belirdi. “Hadi... eğlenelim.”

Ben de yeniden özür dileyerek onunla vakit geçirmeye başladım.

Yemekten sonra Chris 'in odasında kaldık. Önce biraz müzik açtık, ikimiz de kendi playlist’lerimizden şarkılar paylaştık. Arada gitarını alıp bana birkaç akor gösterdi, ben de saçma sapan şarkı sözleri mırıldandım.

Sonra oyun konsolunu çıkardı; eski ama eğlenceli bir yarış oyunu oynadık. Birbirimizi kışkırtıp gülmekten yerlere yattık. Arada telefonla kısa videolar çektik, komik filtreler ekledik ve birbirimize gönderdik.

Hafif tatlı sohbetler de oldu: en sevdiğimiz çizgi filmlerden, okulda yaşadığımız saçma anılardan, gizli hayallerimizden konuştuk. Arada birbirimizi hafif takılıp şakalaştık.

Saat ilerledikçe ikimiz de rahatladık ve eski fotoğrafları gösterip anılarımızı paylaştık. O an fark ettim ki Chris’in yanında kendimi çok daha rahat ve doğal hissediyordum.

Chris birazdan babasının geleceğini söyledi, bu yüzden benim eve gitmem gerektiğini söyledi. Çünkü babasının misafirlerden hoşlanmadığını bu tarz durumlarda hemen sinirlendigini söyledi.Ama bu benim için sorun değildi. O yüzden Chris’in evinden ayrıldım ve eve doğru yola çıktım...

Sayfa 4 ✨