5. bölüm · Yok Oluştan Kalan İzler
5. BÖLÜM: Siena
Saçlarım görüş alanımı kapatırken onları geriye doğru savurdum ve başımı dikleştirdim. Ayağa kalktığımda ise yerde oturmuş şok içinde etrafına bakan Cedric' e elimi uzattım elimi tuttu ve ayağa kalkmasına yardım ettim. Arkamı döndüğümde yaşlı ama bir o kadarda güzel bir kadının bize baktığını gördüm. Uzun bir boya sahipti, gözleri cam gibi masmaviydi, saçları ve teni bembeyazdı, üzerinde ise parlak gri upuzun bir elbise vardı. Gözlerini bana dikmişti, yüzünde ise sıcacık bir tebessüm vardı. Ben ise kaşlarımı çatmış bir şekilde ona bakarken yanıma biraz daha yaklaştı. Duruşumu dikleştirdim "Burada neler oluyor?" Diye sorduğumda kadın elini omzuma koydu. Bu davranışı ile Cedric beni kolumdan tutup yanına çekti. Kadın onun bu davranışını kıkırdayarak karşıladı "Çpcuklar, lütfen korkmayın. Sakinleşin, size zarar verecek halim yok ya." Dedikten sonra cümlesi biter bitmez ekledim " Dedi, kim olduğu belirsiz kadın." Dediğim şeyi beklemiyormuş gibi hafifçe gözleri açıldı ama yüz ifadesini bozmadı. Ced dediğim şeyi duyunca küçük bir kahkaha attı ve kolunu omzuma attığımda bende kollarımı göğsümün üzerinde bağladım. Kadın gözlerimin içine baktı, ruhumu görüyormuş gibi hissettim
"Haraketlerin aynı annenin gençliğine benziyor ve gözlerin onunkiler gibi derin bakıyor ama saçların aynı babanınkiler gibi karanlık gökyüzü kadar siyah." Kadın bana özlemle bakıyordu. Elimi anlıma götürdüm ve ovuşturdum "Pekala, işte şimdi saçmalamaya başladınız. Siz kimsiniz ve bu lanet şeyde ne?" Kadın bize onu takip etmemiz için bir işaret verdi. İkimiz birbirimize baktıktan sonra Ced kulağıma eğildi "Korkuyor musun?" Diye sorduğunda başımı dikleştirdim, saçlarımı elimle geriye savururken "Sence?" Dedim imâyla o ise gülümsedi ve "Anlaşıldı, kaçmıyoruz.' Dedikten sonra cevap olarak onun son söylediği kelimeyi tekrarladım. "Kaçmıyoruz."
Kadını takip ettiğimizde karşımıza bir ev çıktı. Ahşap bir evdi ama oldukça hoş bir evdi. Kadın kapıyı açıp eliyle bize içeri girmemizi işaret edince tereddüt etsemde o söylediği şeylerin kaynağını öğrenmek istiyordum. "Böyle geçelim." Dediğinde gösterdiği masanın etrafındaki sandalyelere oturduk. Kadın boğazını temizledi ve konuşmaya başladı. "Herşeyi anlatacağım ama önce sözümü kesmemelisiniz." Başımı aşağı yukarı sallayarak onu onayladığımda konuşmaya devam etti. "Öncelikle sizi buraya bir geçit yardımıyla getirdim, Siena' ya. Herşeyi keşfedeceksiniz, aabjrlı olun. Şimdi asıl kpnu annen ve baban..." söylediği şey kalbimin teklemesine neden oldu. Sırtımı dikleştirip derin bir nefes aldıktan sonra "Evet?" Dediğimde konuşmaya naşladı. "Annenin adı Luna' ydı, baban ise Zeus. Annen benim kızım ve ben senin büyükannenim, Elladora." Dedi ve gözleri doldu. O soğuk görünen kadın sanki karşımda ağlayacaktı ama nasıl inanacaktım. Kadına döndüm, "Bu saçmalıklara inanacak başka bir aptal bul kendine." Dedikten sonra oturduğum sandalyeden kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Cedric peşimden gelirken kadına döndü "Bu saçmalıkla bir daha üzersen azraili beklemene gerek kalmayacak." Dedi ve peşimden geldi. Kadın biz dışarı çıkınca ellerini havaya kaldırdı ve birşeyler fısıldamaya başladı. Bir anda şimşeğin çakmasıyla irkildim. Bu napıyordu böyle?
Bastığımız yerler titremeye naşlayınca Ced' e döndüm, o ise elimi yakaladı ve koşmaya başladık. Ormanın iç kısmına doğru koşarken arkamızdan gelen ayak seslerini duymamızla arkamıza döndük. Arkamızdan koşan beş tane adam vardı ve tuhaf bir şekilde hızlı koşuyorlardı. Cedric elimi bıraktı "Maya, burada ayrılalım. Beni takip etmelerini sağlayacağım. Yakalanma." İtiraz etmek için ağzımı açacaktım ki "Koş!" Diye bağırmasıyla dediğini yaptım ve koşarak önüme çikan ilk sola saptım. Adamlardan iki tanesi benim peşimdeydi. Dizlerimde güç kalmamıştı, bir anda ayağım takıldı ve kendimi yerde bulmamla bir küfür savurdum. Adamlar gülerek bana yaklaşırlarken etrafımı ışıklar sarmaya başladığında geriye doğru süründüm. Adamlar şaşkınlıkla bakarken bunu fırsat bildim ve ayağa kalktım. Adamlardan birinin üstüne doğru koştum ve yüzüne bir yumruk savurdum. Adam acıyla geri, geri giderken diğeri benim üztüme koştu ve bana bir tokat savurdu. Yüzüme değmeden birinin adamın bileğinden yakalayıp, bir anda boynunu kırmasıyla şok içinde kalakaldım. İki adamıda etkisiz hale getirdikten sonra bana döndü ve "İyi misiniz küçük hanım?" Diye sordu gülümseyerek, kaşlarımı çattım "Küçük hanım?" Dedim imayla. Gözlerini bana dikti, "Takıldığın şey bu mu, zeki kız?" Dediğinde ofladım ve kafamı salladım. Güldü "Buralı değilsin?" Dedi sorarcasına. Yant olarak omuz ailktim ve tokalaşmak için elimi uzattım "Âmaya Siena Watson." Gözlerini kısarak bana baktı. Uzattığım elimi tuttu ve tersine bir öpücük kondurdu. Yaptığı şey şaşırmama neden olurken elimi dudaklarından çekti ama bırakmadı "Louis Darksun." Dedikten sonra elimi bıraktı. Şaşkın yüz ifademi görünce gülümsemesi genişledi "Daha önce hiç bir centilmenle karşılaşmadığın ortada Siena." Bana ikinci ismim ile hitap etmesinden rahatsız olmuştum. Ben bu ismi kullanmazdım. "Amâya." Diye düzelttiğimde başını aşağı ve yukarı salladı. "Burada dikilecek miyiz?' Diye sorunca kaşlarımı çatıldı. "Arkadaşımı bekliyorum. İstersen gidebilirsin." Dediğimde omuz silkti ve kollarını göğsünde bağladı. "Dikilmeye devam edeceğiz yani." Diyerek küçük bir kahkaha atmasıyla bende kahkahalara boğuldum. Neden olduğunu bilmediğim bir şekilde bu adamda hoşuma giden bir şeyler vardı. Açık kahverengi saçları, kehribar gözleri, beyaz teni ve oldukça uzun boyuyla fazlasıyla hoş bir adamdı. Üzerinde siyah kolları kıvrılmış bir gömlek, altında ise bol siyah pantolonu ile yakışıklı bir beyefendiye benziyordu ama insanların içini bilemezdik...
Onu süzdüğümü fark edince kaşları hafifçe havalandı ve konuyu değiştirmek için bir soru sorma kararı aldım "Kaç yaşındasın?" Tanrım, aptal kız adamın yaşını napacaksın ki? Bir de evli olup, olmadığını sorda tam olsun ya da sormayı es geçip önünde diz çökerek evlenme teklifi et. O da olmadı kadife kırmızı kutuda bir tektaş getirip parmağına takta tam olsun. Ah be diyprum ben. Louis' in omzuma dokunması ile geriye doğru sıçradım. "Beni duydun mu?" Hayır duymadım ben o sırada evlilik teklifi için yüzük seçiyordum. "Hayır ne demiştin?" Kafasını olumsuzca iki yana salladı. "Yaşımı sormuştunuz, küçük hanım." Başımı aşağı ve yukarı salladım "Yirmi beş." Ne yirmi beş mi? Yok artık. Sorarcasına baktığında "Yaşlıymışsın." Dedim. O ise burnundan güldü ve "Bu yaş senin için yaşlıysa, sen on iki falan olmalısın." Demesiyle kaşlarımı çattım. "On dokuz yaşındayım." Teslim olurcasına ellerini kaldırdı ben ise refleksle geri çekilince kaşları çatıldı. Neyse ki bu konu hakkında birşey demedi. "Arkadaşın nerede?" Gözlerimi yere diktim "Onun nerede olduğunu bilmiyorum. Adamları uzaklaştırmak için ayrılmamızı söylemişti." Gözlerim buğulandı. Cedric kendini koruyabilirdi ama ben onu merak ediyordum. O benim kardeşim dediğim insandı...
Louis denilen adam kafasını olumlu anlamda salladı ve girmem için kolunu uzattı. "Benimle gel, yaralısın. Arkadaşını aramaya geleceğim, merak etme." Bu adamı tanıyalı en fazla yarım saat olmuştu ve onun söylerine nasıl inanabilirdim ki? Adam hadi dercesine bakınca panikledim ama belli etmemek için duruşumu dikleştirdim ve saçımı geriye savurarak yanına ilerledim. "Yolu göster." Bu tavrımı görünce dudakları alayla kıvrıldı. "Biraz kibar ol, Siena." Dediğinde bunu beni sinir etmek için yaptığını anlamıştım ama cevap varmedim. Onu takip ederken kafamda durmadan dönen sesi def etmek için saçımdan bir tutamı parmağıma doladım ve çektim. Canım acısada bu hep işe yarardı...
