5. bölüm · Yin Yang / Chanmin
Hatıralar /1. Bölüm
☯︎
Yıl 2015 pekte sıcak olmayan bir yaz günü
Minho ile seungmin yetimhanenin arka kapısında oturuyordu. Pek korunaklı bir yetimhane değildi. Bundan yararlandıkları günlerden biriydi. Minho elindeki sigaradan bir nefes çekti. Bir süre sonra Seungmin söze girdi. "Neden buradayız şu an? Sigara içmek için mi?" Başını duvara yasladı ve gözlerini kapadı. Minho dumanı üflerken. "Hayır sigaradan daha önemli konular var." Duraksadı Seungmin kısa bi süre ne olabileceğini kestirmeye çalıştı, başaramayınca mırıldandı. "Neymiş?"
"Yer altındakiler yetimhanede kaldığımızı biliyorlar. En yakın zamanda bütün yetimhaneleri ararlar. Burada daha fazla kalamayız bizi bulurlar" Seungmin gözlerini açtı ve başını yan çevirip Minho'ya baktı. "Zeki şey. Kaçıp nereye saklanacağız? Yeraltı tehlikeli şu an bizim için, biliyorsun." Minho sigarasını yere atarak söndürdü ve Seungmini taklit etti. "Bla bla bla biraz aklını kullan Yin. Yeraltı senin gibi katil görmedi heryerde aranıyorsun aptal." Seungmin gözlerini devirdi. Kendi istemediği bir bataktaydı ve boğuluyor gibi oluyordu. Kapüşonlusunun ipiyle oynamaya başladı. İnsanlardan nefret ediyordu bazen kimliğini bilen iki kişiden bile.
Minhoya soğuk gözlerle baktı."Yer altına inerken bir sorun çıkarsa seni kendi ellerimle gebertirim." Minho güldü hatta adeta kahkaha attı Seungmin'in kabul edeceğini düşünmüyordu. "Ciddisin değil mi? Yoksa şaka falan mısın sen?" Seungmin gözlerini devirdi. "Şımarma." Sustum işareti yaptı. Seungmin'in yanına oturdu, bacaklarını kendine doğru çekti ve bağdaş kurdu.
Çok uzun zaman geçmemişti ki Changbin de metal kapıyı itip Minho ile Seungmin'e baktı. "İki saattir sizi arıyorum."
"Ne oldu?" Minho her zamanki ses tonuyla
"İğneleri nasıl kullanabilceğimizi..." İkiside doğruldu ve aynı anda "Ne?" Diye bağırdılar. Changbin in gözlerinde ve yüzünde başarı parıltısı vardı ve oturup anlatmaya başladı...
☯︎
Öğlen saati bitmişti. Hepsi biliyordu ki yetimhanenin içinde bu konu hakkında konuşamazlardı. Minho yatakhaneye doğru ilerlerken sadece ikisinin duyabileceği şekilde fısıldadı. "Yarın aynı saat aynı zamanda arka bahçenin kapısında. Sadece gerekli eşyalarınızı alın bizi yavaşlatacak hiçbir şey olmasın." Diğerleri de başlarını sallayarak onayladılar.
Kendi yatakhanesine gitti Seungmin, hafta sonu olduğu için herhangi dersi yoktu. Yatağının altından çıkardığı çantanın içine dikkatlice bıçaklarını koydu. Ardından sadece bir fotoğraf.
Annesinin fotoğrafı...
Dikkatlice fotoğrafı eline aldı ve ezberlediği yüz hatlarını tekrar inceledi. Onu ise içliğinin cebine nazikçe yerleştirdi. Yavaşça yatağına oturdu, ellerine baktı... Kesik yaralar, bunların hepsi bedeninde de vardı. İlk izler babasına aitti, izi kalmış geçmeyen yaralar. Ellerini saçlarına geçiridi. İzler onu istemese de geçmişe götürmüştü.
2008/23/10 Gecesi, Seulda bir ev
Seungmin o gün arkadaşlarıyla beraber gece geç saatlere kadar oyun oynamıştı. Eve geldiğinde evde ölüm sessizliği vardı. Soğuktan burnu ve yanakları kızarmıştı, saçları ise hafifçe dağılmış. "Anne! Ben geldim!"
Neşeyle mutfağa koştu ama mutfak boştu.
Yatak odasına gitti, yatak odası da boştu.
Banyoya gitti, banyo da boştu...
Yavaşça salona doğru ilerledi, içerden hiç bilmediği ağır ve kötü bir koku vardı. Burnunu kapatarak içeriye girdi. Yerde annesi vardı ve büyük ihtimalle uzun süredir ordaydı. Kafasıyla boyunu ayrılmıştı, parmakları kesilmişti. Seungmin o an sadece orada donup kaldı. Sadece cesede odaklandı, elleri ve gözleri titremeye başladı. "Anne?.."
Yavaşça yerde duran kadının parçalarına doğru ilerledi. Minik eli annesinin buz gibi tenine değdi, eline kan pıhtıları bulaşmıştı. Yüzünün her santimini büyük ihtimalle bir daha göremeyeceğini bilerek ezberlemek istercesine dokundu... Sonra eli kana bulanmış saçlarına gitti yavaşça dokundu saçlarına annesinin. Eli artık tamamen kan olmuştu... Koyu pıhtı bir kan geliyordu ellerine.
Başını çevirdiğinde babasının üstü başı kan içinde ellerinde hâlâ kan varken koltukta uyuduğunu gördü. Annesini öldürdüğü kanlı bıçak hâlâ masanın üstünde kanlı bir şekilde duruyordu. Üzerinde annesinin kanı vardı.
Seungmin küçük bedenini umursamadan bıçağı eline aldığı gibi leş gibi alkol kokan babasının boğazına sapladı. Şimdi bıçakta ve üzerinde hem annesinin hemde babasının kanı vardı. Bıçağı hızla çekti, tekrar sapladı ve tekrar, tekrar, tekrar... Bunu yaparken de ağlıyordu. Neden diye sorsanız cevap bile vermezdi belkide. Kendini banyoya attı ve soğuk suyla yıkamaya başladı kendini. Bi süre boyunca çıkarmaya çalıştı. Belki tüm kan lekelerini temizledi ama elindeki ıslaklık ve kan görüntüsü gitmedi. Tertemiz olsa da kendi elindeki annesinin kanını ve üstündeki babasının kanını görebiliyordu... Annesinden ve kanından o kadar tiksinmese, rahatsız olmasa da uzun süre babasının kanını temizlemeye çalıştı. En sonunda başaramayacağını anlayarak kısa süreliğine kendini minik dizlerinin üzerine bıraktı.
Uzun süredir yerde yatan annesinin çürümeye başlamasından mı yoksa iki farklı ölü olmasından mı bilmiyordu ama çıktığında koku daha çok yayılmıştı. Hâlâ dolu olan gözleriyle okul çantasını boşalttı ve içine mutfaktan aldığı iki bıçağı yerleştirdi. Önceden babasının sakladığı yerden bütün parayı alıp çantasına attı. Annesinin cüzdanını eline aldı ve kendi kimlik kartını aldı. Cüzdanını yanında birkaç fotoğraf vardı. Eline alıp bakmaya başladı. Bir aile fotoğrafı. Güldü. Ne komik o da bilmese de zorla çekilen o fotoğrafın babasının olan kısmını yırttı. Fotoğrafta o ve annesi kaldı. Diğerlerine de baktı hızlıca, bu sefer sadece o ve annesinin yan yana çekilmiş bir fotoğrafı vardı ve kendisinin bebeklik fotoğrafı, annesinin kendi fotoğrafı... Diğerlerini yere fırlatıp annesinin fotoğrafını alıp çıktı.
Nereye gideceğini ise biliyordu ama yanlış bir şey yapmaya korkuyordu. Sokağın sonuna kadar yürüdü. Sokağın sonuna geldiğinde gözleri doluydu ama ağlamıyordu. O kadar dalgın yürüyordu ki karşısında az daha çarpacağı 10 veya 11 yaşlarında bir çocuk yanında kendisiyle yaşıt bir çocuğu son anda farketti. Yanlarında bir de 17-18 yaşlarında bir erkek çocuğu vardı. Çocuk sigarasını söndürdü ve gülümsedi...
Kimse bilmese de bu yeni bir belanın başlangıcıydı.
☯︎
Öğle vakti geldi. Changbin, Minho, Seungmin arka bahçedeydi. Minho sessizce ama hızla konuştu. "Herşey hazır mı?" Changbin başını salladı ama Seungmin tepki vermedi. Birşeyi bekliyor gibiydi. Duvarın arkasından yavaşça Jeongin çıktı.
Minho sinirli gözüküyordu. "Seungmin!" Seungmin bi süre sessiz kaldı. O da onu bu belaya sokmak istemiyordu. "Onu burda bırakamayacağımı biliyorsun..."
Jeongin yavaşça aralarına yürüdü. Yük gibi hissettiği belliydi. "İstersen abi... Ben gelmeyeyim." Durdu ve devamında mırıldandı. "Hem kalbim, belki yolda veya şurdan atlarken ağrır yada.." Demirliklere bakan Jeongin'in sözleri Seungmin'in sinirle araya girmesiyle kesildi. "Seni asla burda ölüme terk etmem anladın mı?" Omzundan tutarak konuşmuştu hafif sarstı. Sinirliydi ama kıyamıyordu ve hepsi biliyordu ki eğer Jeongin burda kalırsa tedavi falan denemeden sadece kendi iyileşir diye -ki imkansız- kendi kendine bırakacaklardı. Sırf tedaviye para harcamamak için. Çünkü devlet bir çocuğu değil, birden fazla çocuğu düşünürdü. Onlar için Jeongin gereksiz masraftan fazlası değildi, hatta kapıdan çıksa arkasından el sallarlardı. "Demirliklerin arasında bi boşluk var. Zaten bu gün pazar, kimsenin umurunda olmaz. Kamera da yok. Tırmanmak ve atlamak zorunda değilsin yani..."
Changbin şaşırmıştı. "Demirliklerin arasında boşluk mu var?" Başını salladı. Minho güldü. "Yani Seungmin'in gözünden kaçar mı hiç?" Seungmin göz devirerek çalılarla kaplanarak gizlenmeye çalışılmış boşluğu tek kerede eliyle koymuş gibi bulup açtı.
Ne veya nasıl olacağını bilmedikleri bi yere gidiyorlardı.
Belkide hayatlarını kökten değiştirdiler...
_______________
Eveeettt böyle ani şeklinde bölümler de atacağım fice dahil değildir okumasanizda fici etkilemez
👽
