3. bölüm · Yıldızlar sönene kadar
Maskelerin Ardında
Yarım saat ya da bir saat olmuştu. Babamın iş yaptığı adamlar gelmiş olacaktı ki beni o odadan çıkardı.
"Geç şuraya, güzel bir elbise falan giy. Çabuk hazırlan."
"Neden baba?" diye sordum.
"Soru sorma, çabuk! Ne diyorsam yap."
Korkudan ellerim titreyerek bir elbise giydim. Elbisemin üzerinde küçük küçük taşlar vardı. Hayır, aslında bu benim elbisem değildi; annemin elbisesiydi.
"Hâlâ giyinmedin mi?" diye bağırdı babam.
"Geldim baba."
Çabucak odadan çıkıp babamın olduğu odaya girdim. İçeride takım elbiseli iki adam oturuyordu. Biri kırk ya da elli yaşlarındaydı, öbürü ise yirmili yaşlarda görünüyordu.
Ben onlara bakarken babam tatlı bir sesle,
"Geldin mi güzel kızım?" dedi.
Babam patronlarının yanında bana hep iyi davranırdı.
"Evet geldim baba," dedim hem utangaç hem de korkulu bir sesle.
"Evet Yasin Bey, bu da benim güzel kızım Ezgi."
Babam bana dönerek,
"Bak kızım, bu bizim patronumuz Yasin Bey. Yanındaki de onun koruması Ali."
"Hoş geldiniz," dedim.
"Ben de Ezgi."
Patron, yani Yasin Bey, gülümseyerek,
"Kızınız da çok güzelmiş. Okul okuyacak mı?" diye sordu.
Babam,
"Yok, okumak istemiyor işte. Bu sene liseden mezun olacakmış. Ondan sonra bana yardım edecekmiş. Ben de okumasını isterdim ama ne yapalım, bizim kızın üstüne gitmek istemiyorum," dedi.
Yasin Bey başını salladı.
"Evet, haklısınız. En iyisi istediğini yapsın."
Babam bana dönerek,
"Kızım, ben şimdi Yasin Bey'le işe gideceğim. Biliyorum evde tek kalmaktan korkuyorsun ama geç kalmam," dedi tatlı bir sesle.
Bir anda düşünmeye başladım. Babam işten geldikten sonra beni yine odaya mı kapatacaktı? Ya da yaptığım yemeği beğenmeyip beni yine dövecek miydi?
Birden,
"Tamam baba, sen beni merak etme. Zaten bir şey olursa ararım seni," dedim.
Babam gülümseyerek,
"Tamam tatlı güzel kızım, ben şimdi gidiyorum," dedi.
Yasin Bey ve Ali de ayağa kalktı.
"Görüşmek üzere Ezgi," dedi Yasin Bey.
"Görüşürüz Yasin Bey," dedim.
Sonra odadan çıkıp kapıya doğru yöneldiler ve gittiler.
Yine bu evde tek başıma kalmıştım.
