1. bölüm · Yıldızlar kadar yakın

BAŞLANGIÇ 01

Esmanur Doğan

Öncelikle bu yazdığım ilk kitap değil daha önce başka bir hesabım vardı daha düzenleme aşamasındayken hesabımı kaptım. Zor bir dönemdeydim, taslaklarda düzenlediğim İki kitap vardı açıkçası ama her ikisininde yayınlamadım. Onun haricinde yazılı olarakta bir kitaba başlamıştım kendi notlarım arasında ondada ufak aksilikler oldu ve ardından pek fazla içime sinmediği için yazmayı bıraktım.
Teknik olarak yayınlayacağım ilk kitap bu olabilir. Maksadım kendimi geliştirmek ve okurların görüşlerine şahitlik etmek istediğim için
bu platformu tercih etim okullarla birlikte kendime daha çok parça katmak istiyorum. İyi okumalar saçma bulduğunuz beğenmediğiniz bir yer olursa dahi yorumlarda belirtin lütfen.

Bazen boşluğuma
denk geldiğinde klavyenin hatalarında fark etmiyorum onunla alakalı birşey olursa yazarsanız sevinirim.
Tekrardan iyi okumalar.

...
Sabah esen rüzgar adeta bir ninni misali usul usul insanı dahada uykuya sürükleyen cinsten.
Usulca gözlerimi açtım yapacak birşey yoktu uyanıp okula gitmem gerekiyordu. Bende isterdim ılık rüzgarların ahenkle kapılmayı ama hayat hiçbir zaman buna izin vermiyordu. Usulca yataktan kalktım ve banyoya yöneldim tek başıma yaşıyordum. Evde kimse yoktu eskiden nora'mın Sesi olurdu şimdi ise sadece ölüm sessizliği.

Hazırlanıp evden çıktım. Usulca sesiz sokaklardan geçip otobüs durağına vardım banka oturdum kulaklığımı takıp şarkı açtım. Bir nebzede olsa biraz içimdeki bu sessizliği sonlandırdı diye.

Yalnızdım bu hayata hep olduğu gibi yine yalnızdım galiba ben buna mahkumdum canım acımada , acımasada Ben yine yalnızdım. İlk golü annem ve babam atmıştı daha dünyaya geleli iki saat olduğu gibi beni karakolun yakınlarında bir yere bırakıp beni terk etmişlerdi. Doğduğumda bir sıfır geride başladım bu dünyaya. Annesi babası olanlara hep imrendim,ufacık sorunları çıksa anlatacak bir anneleri babaları vardı bu hayata yanlız olmanın nasıl birşey olduğunu bilmezler.

Lavinya ne yapsalar içindeki anne baba hasretini bir türlü aşamıyordu. İnsan oğlu acımasızdı empati'den yoksun bir dünya bazı istisnalar hariçti. Lavinya kendi istisnasını bulabilicekmiydi?

Lavinya okula varmıştı her adımı her köşede onu bekleyen anılar canlanıyor adeta. Geçmişi unutamıyordu hayatının tamamen maf olduğu gün geldi aklına nora'nın ölüm haberi.

Kendine gelmeye çalıştı hızla okula girdi ve dimdik durarak yürümeye başladı. Üzerindeki bakışları umursamıyordu tek derdi bir an önce bu günün bitmesiydi.

Sınıfa girdi ağır adımlar ile cam kenarındaki arka sırada olan yerine geçti. Eşyalarını yerleştirdi ve camdan dışarıyı seyretmeye başladı.

Yaşamak böyle olsa gerek diye düşündü dışarıda neşe ile arkadaşları ile gülüp eğlenen kızları, yaşıtlarını görünce.
Herşeye rağmen yanlarında birileri vardı. Lavinya yalnızdı, ne sırtını yaslayıp derdini anlatabileceği bir ailesi nede bir arkadaşı vardı tek arkadaşını ve kardeşini kaybetmişti...

Onları izledi derdi kıskanmak yada olay çıkarmak değilda sadece bir nebze olsun onlara imrendi. Nasıl cabası yanlarına insan çekebiliyorlardı.

Sınıfa hoca girdi "Hadi çocuklar yerlerinize geçin. Lavinya biraz dik otur kafanı sıradan kaldır" lavinya duyduğu ses ile kafasını sıradan kaldırdı az çok uğultuları duyabiliyordu "Peki hocam".

Dersler sorunsuz bir şekilde geçmişti. Öğle arası gelmişti. Lavinya pek sevmesede o kantine gitmek için ayaklandı.

Lavinya dikkat çekmeyi diğerlerine kıyasla pek sevmezdir. Kimi imreniyor kimi nefret ediyor kimi gizliden hayrandı.

Öğlen menüsünde ne varsa alıp boş bir masaya geçti. Düşüncelere dalmış bir şekilde yemek yemeye başladım. Karşımdaki sandalye çekildi biri oturdum ama yemek yemeye devam etim. Pek umursamadım büyük ihtimale boş yer yoktu yada fark etmeden

Lisedeki birçok öğrenci ön yargılı davranmak için resmen birbirleri ile yarıştığı bir dönem. Nora öldüğünden belirli pek arkadaş çevrem olmadı kendimi şuan bile zor toparladım bir zaman. Sanki onun ölümünden ven suçluymuşum gibi uzun bir süre saçma hakaretlere ve zorbalığa maruz kaldım.
Taki dayanamayıp bir ara beni tuvalete sıkıştıran kız gurubuna saldıran dek. Böyle bir kavgada açıkçası kazanmak pekte umurumda değildi çünkü nora geri gelmeyecekti....

"Lavinya müdür seni çağırıyor hemen odasına gitmen gerekiyor" dedi o günün nöbetçi öğrencisi olan sejun. İğrenircesine baktıktan sonra giti.

Ağır adımlar ile müdürün odasına girdim sınıfa öğretmenimiz Bayan han yanında oturuyordu.
"Lavinya ne yapmaya çalışıyorsun" dedi sert bir şekilde bana bakarak. Bayan han konuşmaya başladı " sırf okuldan atılma diye bay kim ve ben o kızların velilerine ne diler döktük haberin varmı?" Dedi kendini tutamayarak.
Bay kim Bayan Han'a kısa bir bakış atıktan sonra devam etti "dört kızı tuvalete dövmek beyin nesi sen gangster misin?" Diye bağırdı. Sonra kendisini toplayıp sakin bir şekilde devam eti " birşey söylemeyecek misin?" Dedi kafamı kaldırıp boş gözler ile Bayan kim'e baktım " Benim hatamdı verilecek tüm cezalara razıyım" dedim soğuk bir şekilde. Bay kim yaşadıklarımı az çok biliyordu far esirgemeyen çalışmada gizliden beni koruduğunu biliyordum ama benim yüzümden zor duruma düşmesini istemiyordum.
" aileleri ile görüştüm okuldan atılması istediler ama konuşup ikna etim. Disiplin kurulu toplandığını biliyorsun." Dedi biraz nefes alıp devam eti " bir hafta uzaklaştırma aldın lavinya" dedi üzgün bir ses ile.
Başımı eğdim " o halde ben gideyim efendim" diyip çıktım.
O günden sonra saçma bir şekilde adım psikopata çıkmıştı. O yüzden arkamdan konuşmaya devam eti birçok kişi yüzüme karşı bir zorbalığa yada aşağılama yapmıyordu.

Yemeğimi yemeye devam etim.
"Lavinya"
Kafamı yavaşça kaldırdım karşımdaki sun yeon oturuyordu.
Sorgularcasına baktım ne söyleyecek diye bekledim.
Aynı sınıfta olmamıza rağmen pek diyaloğumuz yoktu açıkçası. Gerçi diğerlerine içinde durum aynıydı pek konuştuğum kişi yoktu.

" öğle yemeklerini neden yanlız yiyorsun?" Dedi sakin bir ses tonu ile şaşırmıştım açıkçası bunu nora öldükten sonra özelikle o olaydan sonra pek arkadaşım olmadı ve açıkçası benimle konuşmak isteyen kişi sayısı hayli azdı.
" Bunu cidden soruyormusun?" Dedim masum ses tonu ile söylemiş olabilirdi o olayı bilmeden gelenler bile bilgilendiriliyordu. Açıkçası bu okuldaki kimseye pek güvenmiyorum.
Bay kim'e bir söz verdim bu okuldan sorunsuz mezun olacaktım son senemde görünmez olmaya devam etme niyetindeydim.
"Yani öğle arasında senden başka yanlız yemek yiyen yoktu bende sana eşlik etmek istedim. Konuşmam dan rahatsız oluyorsan susarım" dediğinde kafamı tekrar kaldırdım artık birçok kişinin yaptığı saçma numaralara karşı bağışıklık dahi kazanmışdım. "İyi susan iyi olur." Dedim ve sessizce yemeğimi yemeye devam etim.

O an ikimizden ses çıkmadı sessizce yemeğimizi yedik. Yaşadığım ülke berbat demiyorum ama bazen gerçekten Güney Kore ninni berbat yanları var.
Yabancı ülkelerin vatandaşlarına adeta bir cenet gibi gösterilsede içi dışı gibi mükemmel değil açıkçası.
Birçok insan kendisi ve aşırı yakın olduğu kişiler dışında kimseyi umursamaz.
Mükemmel imajını çok iyi oynarlar kapalı kapılar ardında ne olup biterse istemedikleri takdirde kimse bilmez.

Sınıfa geldim sırama oturdum matematik dersi vardı. Bay min zamansız sözlüleri ile tanınır.
Çalışkan diye atlandırdıkları matematik dehası bile olan öğrencilerin kabuklu rüyalarıydı.
O anki ruh haline göre, bazen kafasının estiği şekilde yada gıcık olduğu öğrencileri sıkıştırmaya bayılır.
Bir öğrenci sorduğu bir soruyu onun gözünde ukala bir şekilde doğru cevap verirse, sinirlenip karşı taraf yanlış yapana kadar sık sık soru sorar.
"Şeytanın öğretmeni" lakabı ile nam salmış okulda.

Öğretmenler zilini ardından Bay min içeri girdi. Rastgele baktı sınıfa ve en ön sıradaki park seo ya döndü " en son nerede kalmıştık" diye sordu.
Park seo kısık bir ses ile cevap verdi
"Toplam-Fark ve İki Kat Açı Formülleri
En son burada kalmıştık" diye cevap verdi

Aradan yarım saat kadar bir süre geçmişti.
Bay min tahtaya soru yazmaya başladı.
Her zamanki gibi matamatik ile aram pek iyi olmasalar mecbur yazıyordum.
Kendi kendime mırıldanarak yazmaya devam etim " iki kat açı Formülleri (sinüs).... iki kat açı Formülleri (kosinüs)"

Sonunda ders bitmişti. Bay min in gözüne bakmadığım için şükür etim.
Her ne kadar göze batmayan biri olmamda bu adamın sağı solu belli olmuyor.

Zilini sesi ile uğultular yükselmeye başladı. Kimi dışarı çıkıyor kimi arkadaşlarının yanına geçip sohbet etmeye başlıyor. Herkes biryerkere dağılıyordu. Ben ise sıramda oturmaya devam etim. Çantamdan lanetli tavşan adlı kitabımı çıkardım. Açıkçası Bora Chung'un yazdığı bu kitap ilginç bulduğum için almıştım.
Biraz fantastik tarzı bir kitaptı.
Büyülü gerçeklik,korku,masal ve bilim kurgu türündeki öyküleri bir araya getirmiş bir yazardı.

Chung fantastiğin ve gerçeküstünün imkânlarını incelikle kullanarak kapitalizmin ve ataerkinin modern toplumda yol açtığı şiddeti ve dehşeti gözler önüne seriyor.Genellikle Latin Amerika ile özdeşleştirilen bu edebi akım, kendini Güney Kore'de de gösteriyor çünkü Güney Koreli yazarlar, Batılı hikâye anlatma biçimini Doğu'nun mitlerle beslenen gizemli hikâye yapısıyla birleştirebiliyor.

Bu öykü kitabını harika kılan başka bir özellikse içindeki on öykünün onunun da farklı olması. Gerçekliğe olan yaklaşımı her öyküde benzer olsa da öykülerin olay örgüsü ve karakterleri çok farklı. Ben ise dördüncü bölümündeydim, "bedenleşme".

Kendimi kitaba kaptırdığım sırada zilini sesi ile kendime geldim kaldığım yerden devam etmek için sıranın üzerindeki aracımız aldım üzerinde "DECIDE ,COMMIT, SUCCEED" yazan ayracı kitabını arasına koydum anlamı " karar ver, bağlı kal, başar" motive için hoş küçük sözler gün içerisinde her anlamda ufakta olsa yardım etmeyi başarıyor.

Ders başlamak üzereydi. Son sınıf olduğumuz için telefon konusunda okulum pekte katı değildi. Son sınıflar genel olarak hayatlarını belirleyecek olan üniversite sınavı için saatlerce çalışıyor.
Telefonum durmadan çalıyordu ufakta olsa tedirgin oldum telefonumu pekte arayan olmadığı için hafif ürktüm.

Nora nın üvey annesi yu-mi teyze arıyordu.