5. bölüm · Yıldızlar kadar yakın
5.BÖLÜM GERÇEKLER
Her çiçeğin bir insan gibi ismi ve hikayesi vardır. Neyi temsil etiklerini kendileride insanlar gibi seçmezler.
Bazı çiçekler vardır hikayesini seven kendine göre belirler. Yaşamı bir nebze olsun renkleri ile güzeleştiriyorlar. Ömürleri bir baharlıktır ama kokuları ömürlüktür. Sevmeyi daha mayhoş ve sevilesi yaparlar.
Kimi çiçek sevdiğine kimisi dostuna ailene kimsi ise kaybetiklerine gider...
Cehenem kimsenin arzuladığı bir yer değildi. Hiçbir zamanda olmadı.
İnsanlar gercekten iyilik yapmayı sevdikleri içinmi yaparlar yoksa cehenemden korktukları içinmi ?
Hayat her zaman bitiği yerden başlar. Kiminin hikayesinin son satırları yazılırken kiminin hikayesinin ilk satırları yazılır. Her anı son anın gibi yaşamakmı hayatır ? Yoksa yarının hesabını yaparak yaşamakmı asıl yaşamaktır?
...
"Lütfen yalvarırım yapma" göz yaşları içinde yere diz çöker zoraki bir şekilde yaşlı adam. Yıların getirdiği kırışmış yüzü ve eleriyle adeta titreyip yalvarıyordu karşısındakine. Koyu renk gözlerinden yaşkar birikil damla damla buruşuk yanağına damlar. Hayatının son anları olduğunun farkında. Bunu engelemek için yalbarıp ağlamayada razıydı. Sert ve öfkeli yüzü yaşamak için umut arar olmuştu. İnsanlığın getirdiği gibi.
Jungkook yaşlı adama baktı. Heybetli kaslı cüsesi ile dimdik ayakta dikiliyordu. Gördüğü manzara yüzündeki ve içindeki öfkeyi bir nebze bile dindirmemişti.
Onun gözünde yaşamak için bu kadar yalvarması saçmaydı insanları anlayamıyordu.
Köşediki dev sandığın arkasından bir çıtırtı duyar aniden. Jungkook'un kulakları dikleşip dikati o yöne çevrilir. Yaşlı adam ise yaşamak için bir şansı olucağını düşünüp hem merak hemde korkuyla o yöne bakar.
"Orda kim varsa yada ne varsa derhal çıksın. Ben çıkarırsam hayata kalmazsın." Der öfke ile kükreyerek.
Sandığın arkasından minik beş yaşlarında bir kız çocuğu çıkar yavaşça. Parlak gözleri yaşlarla döluydu. Minik dudakları korku ile titriyordu. "Efendim lütfen yapmayın.....
...
Gözlerimi açtığımda gün ışığı suratıma vuruyordu. Gözlerimi kısıp yavaşça dikleşip otururum. Dün gece yaşananlar şerit gibi gözümün önünden geçer. Herşeyi hatırlayınca etrafa bakınırım ama kimse yoktu.
Üzerimde dünden kalan okul forması ile hala yataktaydım. Ayağa kalktım yavaşça, hafif başım dönsede hemen duvara tutunup dengemi sağlarım.
Etrafa bakınırken pencerenin açık olduğunu fark ederim. Kapatmak için ilerlerjen masadaki kirli kahve fincanı gözüme çarpar. Siyah büyük kupa bardağı elime alırım evirip çevirirken içinde arta kalan soğumuş kahve telvesi ile duruyordu. Yavaşça masaya bırakıp duvardaki saat'e bakarım. Saat sabahın sekizi olmuştu çoktan.
Aklıma ismini söylediğimde yanımda olacağını söylediği an geldi. Ben nasıl bayılmıştım ve tam olarak neler olmuştu bmyle öğrenebilirdim. "Jungkook, jungkook" etrafa bakındım bir değişiklik varmı diye ama herşey yerli yerindeydi. Tam arkamı döndüğümde şok geçiririm. Yatağama oturmuş bacaj bacak üzerine atmış bir şekilde beni izliyordu. "Ne oldu küçük lavinya beni çokmu özledin?" Dedi sesindeki hafif alaylı tını ile.
Gözlerimi devirip konuşmaya başlarım.
"Ben bayıldıktan sonra be oldu ve o şey neydi?" Dedim direkt lafı dolandırmadan.
Gerçekleri bilmek istiyordum saçma olsun yada olmasın. Bu adam ile karşılaştığımdan beri hiçbir şey insan mantığına uymuyacak cinstendi.
Dikatli birşekilde bana bakıykrdu. Hafif esnedi ve açıkcası itiraf etmeliyim çekici bir adamdı ama bunu umursayacak durumda değildim. "Öncelikle şunu bilmelisin aramızda ikimizinde yırtamıyacağı bir kadet bağı var. Bunu sakın unutma, seni sevdiğimden peşinde dolaşmıyorum korkma" soğuk bir tonda konuştu sonra yavaşça devam eti.
"Sana herşeyi anlatıcağım ama kısaca detayları sorma ve dinle sadece" bıkın bir şekilde konuşunca gözlerimi devirsim istemsizce "tamam konuş artık sıkılmaya başladım bu durumdan artık" sabrım kalmamıştı saçmada olsa bir açıklama duymak istiyordum artık. Sabır etmekten nefret ediyordum.
"Herşey bin yıl önce insanların hataları yüzünden uyutulmam ile başladı. O zamanlar senin soyundan olan min ailesi tanrı ile anlaşma yaptılar benim uyumam karşılığında. İnsanların beni yok etmek için ne güçleri nede yapıcak birşeykeri vardı. Tanrı ceza olarak bin yıl boyunca beni uyutmaya karar verdi. Fakat uyandıktan hemen sonra min ailesinin soyundan olan adı "lavinya" olan kız ile yani seninle evkenmem gerekiyor. Aksi halde ya hiç uyanmamak için derin bir uykuya gireceğim yada yok olucağım" detay vermeden sadece bana ait olan bilmem gereken sınırlı bilgiyi söylemişti. Ancak şoktan ağzımı açmadım. Ne demem gerekiyordu yada be yaomam gerekiyordu en ufak fikrim yoktu.
Ardından devam eti "ailen seni neden bırakıp giti sanıyorsun sana zarar veremem ama onların soykarını kuruturum diye senden en başından kurtulmaya karar verdiler." Biraz saçma gelmişti benden kurtulmak istiyorlarsa neden öldürmek yerine terk etiler anlayamamıştım. " beni neden öldürmek varken terk etiler?" Soruma hafif sırıtı ve devam eti " seni ben uyanmadan öldürmekeri yasaktı. Eğer ben uyanmadan seni öldürselerdi tanrı onlarla yaptığı anlaşmayı bozmakla kalmazdı onları cehenemin en dibine koyardı" sırıtarak eklediğinde biraz şaşırmıştım. Çok rahat bir şekilde böyle şeykerden bahs ediyordu.
"Bu saçmalık umrumda değil" gözlerimi devirerek "senin yok olup olmamandan banane " derin bir nefes aldı sabır dilenircesine adeta. Hafif kaşlarını çatarak devam eti. " ben yok olursam sende ölürsün. Artık tüm iblislerin ve kötü ruhların hedefi sensin" şaşırmıştım inanmayarak elimle kendimi gösterip gözlerimi devirdim tekrar " ayrıca şu gözlerini devirip durma!" Hafif sitem etsede sakinliğini korumaya çalışıp devam eti " övünmek gibi olmasın tanrının en güçlü iblislerinden biriyim. Benim yok olmam çoğu iblisin ve kötü ruhun işine gelicektir. O yüzden seni çiğ çiğ yemekten çekinmezler merak etme."
Kaşlarımı çatıp olduğum yerde ileri geri yürüyüp konuşurum "tanrı beliki beni sevmiyerek yaratmış beliki. Peki nasıl kaçıcağım o şeylerden ne yapmam gerekiyor tam olarak?" Sakin ve soğuk bir ses tonu ile " sadece ismimi seslenmen yeterli olucak ve merak etme ben hep yanında olucağım" yürümeyi kesip tam önünde dururum " nasıl sürekli yanımda olucaksın. Ben okula gidiyorum hatırlatırım yanlız" oda bana biraz yaklaşmak adına öne eğilir " merak etme yakınlarda olurum seni izlediğimi sen bile fark etmezsin"
Telefonumun çalmaya başlaması ile hafif irkilip hemen arkamdaki masadan alıp arayan kişinin ismine bakarım. Ekranda sınıf öğretmeninin ismi yanıp sönüyordu. Yavaşça açıp kulağıma götürürüm "lavinya bu gün neden okula gelmedin? Bir sorunmu var? Son sınıf öğrencisisin okula gelmen senin için önemli" hafif öksürüp " kusura bakmayın bugün biraz üşütmüşüm kendimi pek iyi hisetmiyordum. Durumum dahada kötüleşmesin diye gelmedim" yalandan biraz öksürürüm. Jungkook ise alaylı bir sırıtış ile karşımda beni izliyordu. Bayan han bu konularda biraz takıntılı bir tipti. Okul saatinde okulda olmak zorundaydı onun gözünde herkes. Özelikle son sınıf öğrencisi ise karşısındaki düzgün bir bahanesi yoksa gözünün yaşına bakmadan ihtar yazarı. " ilaçlarını iç ve dinlen. Yarın ne olursa olsun burda ol" konuşmama fırsat vermeden telefonu suratıma kapatı. Gıcık kadının tekiydi çok sinir bozucu bir tipti. Ama içten içe belkide böyle olmasının bir sebebi vardır diye düşünüyordum hep.
Karşımdaki adam oldukça sakindi kendinden emin umursamaz ve ne olucağını tam olarak biliyordu. Oyunu kendi kıraları ile inşa ediyordu adeta. "Demek hastasın. O halde dinlenmen gerekiyor" alaycı şekilde sırıtıp ayağa kalktı. Tek kelime dahi etmeme fırsat vermeden konuşmaya başladı "şimdilik gidiyorum. Ayrıca zorda kalmadığın sürece beni çağırma işlerim var." Gidemezdi daha sorucaklarım öğrenmem gereken şeyler vardı " bir dakika.." lafımı bitirmeden göz açıp kapayıncaya kadar yok olup gitmişti. Öfke ile kendimi yatağa atıp yatağı tekmelemeye başladım " sakin ol prenses" duyduğum ses ile hemen başımı kaldırdım. "Sen gitmemişmiydin" utanmıştım ve sinirleniyordum. " sadece seni sürekli görüyorum bunu bilmen gerek" ona bakmaya devam etim. Dışarı baktım güneş ışığı içeri giriyordu ona döndüğümde yok olmuştu yine gitmişti.
O gitikten sonra masama ilerleyip elime çok sevdiğim yazarlardan biri olan carl jung un bir kitabını alıp yatağa oturup okumaya başladım. Bu adama sevmemdeki en büyük neden onun düşünce yapısı ve piskolojideki büyük etkisiydi. Ona göre hayatın beş kuralı kendini tanımadan hiçbir yol gerçekten başlamaz.
"Acı dönüşümün kaçınılmaz parçasıdır" jung'a göre insan, karanlıktan geçmeden olgunlaşmaz. Yaşadıklarımız bizi kırmak için değil, başka bir benliğe taşımak için olur. Bazen anlam, rahat zamanlarda değil;
Zorlanırken inşa edilir.
" gölgeni görmeden bütün olamazsın" hepimiz güçlü yanlarımız kadar bastırdığımız taraflardan da oluşuruz.
Kızgınlık, kıskançlık, korku, zayıflık...
Bunları yok saymak değil, tanımak iğleştirir. Jung'un "gölge" dediği şey, kötü olmak değil;
İnkar edilen parçalarla yüzleşmektir. "Başkalarını suçlafıkça kendinden uzaklaşırsın" seni en çok tetikleyen insanlar, henüz fark etmediğin yönlerini aynalar. Jung der ki: dış dünyada rahatsız olduğun şeyler, çoğu zaman içsel bir çağrıdır. Tepki verdiğin herşey, sana birşey anlatmak ister.
"Hayatın amacı "olmak" mükemel olmak değil"
Jung buna bireyleşme der. Toplumun beklentilerinden sıyrılıp, kendi doğana uygun bir benliğe doğru ilerlemek...
Başkasının hayatını değil, kendi iç sesini cidiye almaya başladığında yol açılır.
"Kendini tanımıyorsan hayat seni yönetir" jung'a göre farkında olmadığımız her şey, kader gibi karşımıza çıkar. Tekrarlayan ilişkiler, benzer hayal kırıklıkları, aynı döngüler...
Bunlar tesadüf değil: bilinç dışının dikat çekme şeklidir.
Kendini tanımak, kontrol değil farkındalık kazanmaktır.
Bu sözler her zaman beni derinden etkiliyordu. Zaman nasıl akmış hiç fark etmedim öğlen olmuştu ve yemek yemeyi unutmuştum. Ayağa kalkıp kendime bir kese pirinç ve yumurta hazırlamaya başlarım. Kahvaltı zamanı geçmiş olsada günün ilk öğünlerini her zaman hafif tutarım.pirinçler buharda pişerken kendime güzelce yumurta kızartırım. Herşey hazır olunca yavaşça ve sindirerek yemeye başladım. Hızlı yemek hazımsızlığa neden oluyordu ve günümü mide ağrısı ile uğraşarak geçirmek istemiyordum.
...
Geniş koltukta yayılarak uzanıp uzun tevenı seyiretmeye başlarım. "Efendim buyrun çayınız" gözlerimle sehpanın üzerine koymasını işaret ederim. Sıkıntı ile yavaşça kalkıp uzun camların önüne geçip bahçeyi seyirederim. İçimi açan bir görüntü yoktu açıkcası sıkılıyordum ve ben sıkılmaktan nefret eden biriydim açıkcası. "Bakıyorumda sıkılmışsın" gözlerimi devirdim. Açıkcası arkadaş edinnekle pek ilgilenen biri değilim. İblisler arasında sevilen biri olmadım hiçbir zaman her zaman haz edilmeyen korkulan biri olmaya devam etim. Birkaç kişi sadece benim her halimde yanımda kalan ve dünyayı yok etsem umursamıyordu açıkcası.
Karşı taraftaki bir diğer iblis jungkook kadar olmasada oda güçlü iblislerden biriydi. Tatlı ve sevimli görüntüsüyle altındaki tüm şeytani düşünceleri ve hareketleri saklamaya yetiyordu. İnsanoğlunu bir bakışı ile masum biri olduğuna inandırıcak türden bir iblis olan jimin jungkook uykuda iken diğer kötü ruhların ve iblisletin onu uyurken öldürmelerini engelemek için yılarca onu kendisine ait olan sığınaklarından biri olan bu evde tutuyırdu. Her zaman hoşgörülü davransada onunda belli bir sınırı ve öfkesi vardı. Jungkook'a kıyasla kendini kontrol etmeyi bilen biridir. Öfke sınırını aştıktan sonra suratındaki melek yüzünün bir anlama kalmıyordu adeta.
İnsanlar onu yüzyılar boyu kendilerine benzetiyordu. Tıpkı insan nefsi'nin vicut bulmuş şeytan haliydi. İnsanların masum görünen nefisleri gibi yüzü vardı ama tıpkı nefislerinin kötü yanı gibi onunda bir iç yüzü vardı. İki yüzlü olan insanlarada benzetilen bir iblisti.
"Uğraşma benimle zaten burda sıkılıyorum. Ben uyurken dünya çok değişmiş. Biraz dışarıda dolaşmamda sakınca yok bence" ani panikle jimin hemen lafa girer " sen kontrol edilmesi zor birisin bir olay çıkarman banada zarar verir. Tek başına dolaşman çok tehlikeli" jungkook kahve rengindeki gözlerini devirip devam eder "yapma ama kendimi savunabilirim. En güçlü iblislerden biriyim hem ben." Jiminde onun bu kendini beğenmiş tabırlarına göz devirir "senin için endişelenmiyorum. Kendim için ve senin karşına çıkıcak olan kişiler için endişeleniyorum" jungkook ileri geri gidip nasadaki limonlu çayı alıp içmeye başlar.
Koltuğa yayılarak oturup bacağını salamaya başlar. " peki ne yapıcağım burda sen söyle?" Jimin ona biraz yaklaşıp konuşmaya başlar " otur oturduğun yerde işte bu dünyada benden zengin bir iblis arkadaşın varmo yok. Her istediğin önünde işte" jungkook bacağını salamaya devam eder. İnsanların dünyanın hata yaşamın ne denli değişyiğine karşı içinde tarif edemediği bir merak duygusu içetisindeydi. "Sana fikrini sormam bir hata" jungkook karşı tarafın cevap vermesine fırsat vermeden ayağa kalkıp yok olur. Jimin öfke ile küfür eder arkasından.
...
Bu bölümü biraz geç yayınladım hem yeterli olup olmadığını sıkça sorguladım bir yandan hemde yoğun olduğum için ve çümleler akıcı ve anlaşılır olması açısından iyice düşünerek yazdığım bir bölüm. Takıldığınız yerler olabilir oldukça normal ama ilerleyen bölümlerde içinizde anlamlandıramadığınız sahneler anlamlı gelmeye başlayacağını umuyorum. Bu arada lütfen okurken düşüncelerinizi belirtneyi unutmayın sizin düşünceleriniz ve mantığınıza uymaya yerler için ekstra özenneye çalışacağım. Buruya kadar okuyan herkese çok teşekür edip derin minetlerimi sunuyorum😊😊
Bu fotoğrafı koymazsam olmaz
Jungkook
Yeni karakter jimin
Bu arada jimin olmasında bir sakınca varmı nerak etim farklı karakterlermi olsun
Buda bitiğim fotoğraflardan
Bilmeyenler için o bahs etiğim yazar carl jung
Buda ona ait söz
Kaçak çayyy
