2. bölüm / 2
Yılan DansıBölüm 2
Bölümler 2Şu an: Bölüm 2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 2
Vakit gelmişti. Teyzem Sonya’nın elinde tuttuğu gelinliğime baktım. Uzun, korsesi sıkı duran, dekoltesi göbeğime kadar açık, omuzlarında vatkaları olan, uzun kollu tuhaf bir gelinlikti. Tanrı’ya şükürler olsun ki bombesi yoktu.Marla, hem acıyan hem de benim adıma mutlu olan bakışlarıyla ellerimi kavradı.“Kuğu gibi bir gelin olacaksın, Valka’m. Viktor’un yolundan gitmeyeceğin için senin adına çok mutluyum,” dedi.Viktor benim ikizimdi. Aynı işe düşmüştük ama o yakalanıp zindana atılmıştı. Çok farklı bir karakteri vardı onun. Asil, dominant, dobra ve kendinden emin. O kadar dürüsttü ki yakalandığında yalan söyleyip sıyrılmaya bile çalışmamıştı.Keşke bugün yanımda olsaydı. Ona çok ihtiyacım vardı.Anya araya girdi.“Marla, gelinin makyajından mı başlasak?”Marla başını iki yana salladı.“Bence önce gelinliği giysin, sonra saçından başlayalım.”Onların bu tartışmasında resmen çürüyordum. Kuğu gibi görünmek istemiyordum; bir yılan gibi görünmek istiyordum.Siyah göz kalemini aldım ve gözlerimin içini doldurdum. Sanki gözyaşlarımın üzerini kapatıyor, onları gizliyormuşum gibi. Ardından koyu bordo rujumu sürdüm. Sanki dökemediğim kelimelerle öpüşüyormuşçasına…Solgun beyaz tenim daha fazla makyajı kaldırmazdı. Kızıl saçlarımı taradım ama başka hiçbir şey yapmadım. Zaten dümdüzlerdi.Annem ve teyzem bana bakıp iç çektiler. Annemin masmavi gözleri bir denizdi; gözyaşlarıysa kıyıya vuran dalgalar. Marla ise daha sakindi. Olağan, olması gereken bu durumu soğukkanlılıkla karşılıyordu.Viktor, keşke burada olsaydın.Babam da muhtemelen akşamdan kalma olduğu için başka bir yerde uyuyordu. Düğüne gelmeyecekti.Viktor’la yer değiştirmelerini o kadar çok isterdim ki…Düğün vaktiydi.Kilisede Mikhail’le göz göze geldik. O mutluydu. Heyecanla gözlerimin içine bakıyordu. Kumral saçları özenle hazırlanmıştı. Uzun boyuyla bana yukarıdan bakıyordu. Sanki yalnızca fiziksel olarak değil, içsel olarak da yukarıdan bakıyordu bana.Papaz yemin etmemizi istedi.Mikhail bana dönerek konuştu.“Seni her zaman sayacağıma, koruyacağıma ve tüm sorumluluklarımı üstleneceğime yemin ediyorum.”Herkes bana bakıyordu.Ne yemin etmem gerekiyordu?Mikhail bile kısa ve uyduruk bir yemin etmişti. Dindar değildim ama kilise yeminlerinin böyle olmadığına emindim.Üzerimdeki baskıyla davetlilere baktım. Hepsi ne diyeceğimi dört gözle merak ediyordu.“Hep sana karşı sorumluluklarımı yerine getireceğime ve seni eşim olarak sayacağıma yemin ederim.”Mikhail alnımı öptü. Papaz bizi kutsadı.Bitse de kendi evime gitsem, diye düşünüyordum. Ancak artık kendi evimin kapısı bana kapalıydı.Mikhail’in çok güzel bir evi vardı. Yalnız yaşadığı için tam bir bekâr eviydi. Bir papazın oğluna yakışmayacak şekilde ortalıkta içkiler duruyordu.Gelinlikten çok bunalmıştım. Mikhail tek kelime etmeden salondaki koltuğa oturdu. Ben ise şu lanet gelinliği rastgele girdiğim bir odada çıkardım. Braiesimi ve iç tuniğimi giydim. Üzerimde gökyüzü mavisiyle kahverenginin eşsiz bir uyumu vardı.Salona döndüğümde Mikhail’in yanına oturdum.Mikhail: İlk gecemizde dantelli çamaşırlar giyersin sanmıştım, bir erkek suikastçı gibi değil.Valka: Bugünün “ilk gece” olmasını istemiyorum.Mikhail: Korkulacak bir şey yok, biz artık karı kocayız. Herkesin ilk seferi korkulu ve çekinceli geçebilir ancak sen artık benim karımsın. İhtiyaçlarımı karşılamak için buradasın.Valka: Sence oradan bakınca sen benim ilkim olacakmışsın gibi mi duruyor?Mikhail’in sesi kesildi. Bana dik dik baktı.Önündeki sehpaya koyduğu birayı aldım ve kafama diktim. İlkim olmayacağım için çok rahatsızdı.Valka: Siz erkekler, eşlerinizin deneyimsiz olmasını istiyorsunuz. Başka bir erkekle yatmış olmalarını istemiyorsunuz çünkü kendinizin kıyaslanmasından veya yetersiz hissetmekten korkuyorsunuz. Bir kadının kendi zevklerini tanımasını istemiyorsunuz çünkü cinsellikte yalnızca kendinizin tatmin olmasını istiyorsunuz. Muhtemelen bundan rahatsız olduğun için ya yatakta berbatsındır ya da küçük bir özgüven sorunun vardır.Bira bardağından bir yudum daha aldım.Mikhail tek kelime edemiyordu.Hafifçe güldüm.“İyi geceler, koca hazretleri. Bir isteğin olursa beni uyandırma. Kalk, kendin hallet. Ayrıca kendi işlerini de kendin görebilirsin. İhtiyaçlarını karşılayacak bir kadın arayacağına bir adam ol ve kendi işini kendin gör.”Yatak odasına çıktım.Gerçekten de tam bir bekâr eviydi. Darmadağın bir yatak, etrafa saçılmış kıyafetler ve daha niceleri…Kapıyı kapattım ve yorganın altına girdim.Bir süre sonra Mikhail kapıyı tıklattı.“Gir,” dedim.Usulca yanıma oturdu ama sınırımı aşmadı. Dudaklarını araladı, sonra sanki söyleyeceklerinden vazgeçmiş gibi duraksadı.“Uykum var. Konuşacaksan konuş.”Yattığım pozisyonu değiştirmedim bile.Mikhail: Valka, aşağıda söylediklerim hoş değildi. Bunun farkındayım. Bir kadın olarak kolay şeyler yaşamadın. Babanla ilişkin, maddi durumun ve bu evlilik… Başka neler yaşadığını bilmiyorum ama burada güvende hissetmeni istiyorum. Bu evliliği senin istemediğini biliyorum ama artık benim karımsın. Uzun zamandır senden hoşlanıyordum. Sen ise beni uzaktan yalnızca birkaç kez gördün. Bunun da adil olmadığının farkındayım. Agresif tutumlarının sebebi de bu olsa gerek. Kendini ne zaman hazır hissedersen o zaman benimle bir şeyler yaşayabilirsin. Seni zorlamayacağım. Kendini korumak için bana böyle davranmana gerek yok. Ben senin için bir tehlike değilim.Mikhail ayağa kalktı.Tam o sırada bileğini yakaladım.İlk kez biri beni anlamaya çalışmıştı.“Teşekkür ederim, Mikhail,” dedim.Mikhail bana şefkatli bir gülümsemeyle karşılık verdi ve odadan çıktı.Sanki biraz dengesiz bir adamdı. Belki o da benim gibi gururuyla savaşıyordu. Her ne olursa olsun, bu yaklaşımı güzeldi. Bana yalnızca gülümsedi, ardından odadan çıkıp başka bir odaya geçti.Beni ise uyku tutmuyordu.Üzerime bir pelerin attım ve kapıyı açıp odadan çıktım. Salondaki sehpada duran birayı elime alarak dışarıya yöneldim. Ardından biraz ot sardım ve derin bir nefes çekerek dumanı içime doldurdum.Daha dün bu saatlerde kendi başıma dolaşıyordum. Şimdiyse Mikhail’in evinde, yabancısı olduğum bir bahçede, kendi hayatımın bana ait olmayan bir parçasını yaşamaya çalışıyordum.Bahçede biraz turlamak istiyordum. Rüzgârın yüzüme çarpmasını, gerçeklerin bir tokat gibi yüzüme inmesini istiyordum. Ama öyle sert değil. Narince. Sanki dünya beni cezalandırmak yerine yalnızca kendime getirmek istiyormuş gibi…Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.Gece, üzerime kapanan koyu renkli bir örtü gibiydi. Uzaklarda birkaç yıldız seçiliyordu; geri kalan her şey karanlığın içinde kaybolmuştu. Belki de gökyüzü bile bugün benim için bir şey söylemek istemiyordu. Sessizdi. En azından benden bir yemin beklemiyordu.Çimlerin üzerine bastım. Ayaklarımın altında ezilen otların serinliğini hissettim. Ayakkabılarımı çoktan bir kenara bırakmıştım. Çıplak ayaklarımla yürürken toprağın pürüzlerini, çimenlerin tenime dokunuşunu hissettim. Bedenimin hâlâ bana ait olduğunu hatırlatan küçücük şeylerdi bunlar.Toprağın altına gömülmek isterken çimlerin üzerinde yalınayak dans ediyordum. Sanki yıllardır canımı yakan bütün dalları birer birer geri veriyordum dünyaya. Beni yaralayan ne varsa, artık onları ellerimde tutmak istemiyordum. Yine de hiçbirini unutabilecek kadar özgür değildim.Pelerinin uçları rüzgârla birlikte hareket ediyordu. Kızıl saçlarım yüzüme yapışıyor, birkaç tutamı dudaklarıma değiyordu. Bir an gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Toprağın, gecenin ve uzaklardan gelen nemli havanın kokusu birbirine karışmıştı.İnsan bazen kaçmak istediği şeyden değil, kaçamadığı şeyden yorulurdu.Ben de yorulmuştum.Bütün gün başkalarının istediği gibi giyinmiş, başkalarının önünde durmuş, başkalarının yazdığı bir yemini ağzımdan çıkarmıştım. Birileri bana kuğu demişti. Birileri benim adıma mutlu olmuştu. Birileri de hayatımın bundan sonraki kısmını çoktan kararlaştırmıştı.Oysa ben bir kuğu değildim.Bir yılandım belki. Sessizce yaklaşan, gerektiğinde zehrini saklamayan, kimsenin onu okşamasına ihtiyaç duymayan bir yılan. İnsanların güzel bulduğu şeylere benzemek zorunda değildim. Beni sevmeleri de gerekmiyordu.Yalnızca bana dokunmadan önce düşünmelerini istiyordum.Bir süre öylece durdum. Sonra yeniden yürümeye başladım. Bahçenin sınırlarına yaklaştığımda çitlerin ardındaki karanlığa baktım. Dışarıda başka sokaklar, başka evler, başka hayatlar vardı. Belki de birkaç adım ötemde benim için hiçbir şey değişmemişti. Dünya dönmeye devam ediyordu. İnsanlar uyuyor, içiyor, kavga ediyor, sevişiyor, çocuk doğuruyor, sevdiklerini kaybediyordu. Benim evlenmiş olmamın kimse için bir anlamı yoktu.Ama benim için vardı.Bir evin kapısından içeri gelin olarak girmiştim. Peki, buradan ne olarak çıkacaktım?Bu sorunun cevabını bilmiyordum. Bilmediğim şeylerden nefret ederdim. İnsanları, kuralları, hatta kendi bedenimi bile anlayamadığım zamanlarda içimde bir şeyler kıpırdanırdı. Kontrol edemediğim her şey beni öfkelendirirdi. Belki de bu yüzden bir şeyleri kontrol etmek istiyordum. Kendi hayatımı, kendi kararlarımı, hatta gerekirse başkalarının kaderini…Güçlü olmak istiyordum. Kimsenin beni bir yerden alıp başka bir yere koyamayacağı kadar güçlü.Rüzgâr yeniden yüzüme çarptı. Bu kez gözlerimi kapatıp gülümsedim.En azından bu gece, bu bahçede, kimse bana nasıl davranmam gerektiğini söylemiyordu. Kimse benden bir eş olmamı beklemiyordu. Kimse gözlerimin içine bakıp geleceğimin nasıl olması gerektiğini anlatmıyordu.Yalnızca ben vardım.Ben ve bitmek üzere olan biram.Yarın uzun bir gün olacaktı. Mikhail’in ailesiyle oturmak, Mikhail’le alışverişe çıkmak ve daha nice can sıkıcı şeyle uğraşmak zorundaydım. Muhtemelen herkes bana gülümseyecek, benim de gülümsememi bekleyecekti. Yeni gelin olmanın ne demek olduğunu anlatacak, nasıl davranmam gerektiğini öğreteceklerdi.Daha şimdiden yorulmuştum.Ama bu saatler, bu sessizlik, çimenlerin üzerindeki çıplak ayaklarım ve kimsenin benden hiçbir şey istemediği bu küçük an, zihnimde çok kısa kalacaktı. Bunu biliyordum. Gün ışığı doğduğunda gecenin bütün gölgeleri dağılacak, geriye yalnızca yapılması gerekenler kalacaktı.Başımı eğip elimdeki şişeye baktım.Bir yudum daha aldım.Bitmişti.Bütün bu düşüncelerin, evliliğin, özgürlüğün, iktidarın ve insanın kendi hayatı üzerindeki hakkının arasında beni en çok rahatsız eden şey, biramın bitmiş olmasıydı.
Bölüm etkileşimi
