8. bölüm · Yeni Nesil Çapulcular

Çözüm

Marvel ve HP Seven biri

Cassie’nin Ağzından
Ben o sabah fazlasıyla rahat uyandım.
Hani şu “öğlene doğru gelir, bana da kaçacak zaman kalır” rahatlığı var ya—
aynen o.
Saçımı bile umursamadan topladım.
Cübbemi giydim.
Aynaya bakıp kendi kendime dedim ki:
“Tamam Cassie…
sakin ol.
Daha zaman var.”
Slytherin ortak salonundan çıktım.
İki adım attım.
Ve…
DONDU M.
Koridorun ilerisinde üç kişi vardı.
Biri: Albus Dumbledore
Biri: Severus Snape
Ve—
Dedem.
Gellert Grindelwald.
Zaman durdu.
Nefes almayı unuttum.
Kalbim “tak” diye bir ritim değiştirdi.
Zihnimde bir anda kilise çanları çalmaya başladı.
DONG.
DONG.
DONG.
Cassie Black için ölüm fermanı okunuyor…
İç sesim bağırıyordu:
Bu sabah mıydı?!
BU SABAH MIYDI?!
DAHA BEN KAÇIŞ PLANI UYGULAMADIM—
Grindelwald konuşuyordu.
Ama ne dediğini duymuyordum.
Sadece görüntü vardı:
Dimdik duruş
Soğuk bakış
Eller arkada
“Torunum yine ne halt yedi” enerjisi
Snape beni fark etti.
Gözleri bir anlığına bana kaydı.
Ve o bakışla şunu dedi:
“Evet. Sensin.”
Dumbledore başını hafifçe çevirdi.
Göz göze geldik.
Gülümsedi.
O lanet olası, her şeyi bilen gülümseme.
Ve işte o an…
Zihnimdeki ölüm çanları koroya geçti.
Kaç.
Şimdi kaç.
Hemen.
Ama ayaklarım hareket etmedi.
Grindelwald döndü.
Beni gördü.
Bakışı üzerimde durdu.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra dudakları çok hafif kıvrıldı.
Ben içimden dedim ki:
Tamam.
Bu bir gülümseme değil.
Bu bir cenaze davetiyesi.
Dumbledore neşeyle konuştu:
“Ah… işte kendisi.”
Snape’in sesi buz gibiydi:
“Miss Black.”
Dedem tek kelime etti.
“Cassie.”
Ve o an şunu anladım:
Ben yandım.
Ama bu sefer…
Gerçekten.Gerçi bilemiyorum o kadar da kızgın bakmıyor...
Dumbledore bastonunu yere tık diye vurdu.
“Miss Black,” dedi o sinir bozucu sakinliğiyle,
“benimle geliyorsunuz.”
Ben, dedemin bakışını ensemde çivi gibi hissederek peşinden yürüdüm.
O bakış insanı yürürken bile hatalarını gözden geçirtir.
Gargoyle açıldı.
Odaya girdik.
Kapı kapandı.
Ben sandalyeye oturmadım.
Otursam bayılacak gibiydim.
Odanın İçinde
Dedem, Dumbledore’un masasının önünde duruyordu.
Dik. Soğuk. Sessiz.
Yanında:
Minerva McGonagall
Severus Snape
McGonagall boğazını temizledi.
“Bay Grindelwald,” dedi ciddi bir sesle,
“torununuzun neden burada olduğunu açıklamamız gerekiyor.”
Dedem başını çok hafif eğdi.
“Dinliyorum.”
Snape öne çıktı.
Ve evet…
hâlâ lila.
İçimden:
Bu adam aynaya bakınca beni hatırlayacak.
Snape soğuk bir sesle konuştu:
“Miss Black, ceza sırasında bilerek yanlış içerikler kullanmıştır.”
Dedem kaşını kaldırdı.
“Sonuç?”
“İksir patladı.”
McGonagall devraldı:
“Profesör Snape’in…
görünümünde geçici fakat…
fazlasıyla dikkat çekici bir değişim oldu.”
Dedem yavaşça Snape’e baktı.
Başını yana eğdi.
“Mor.”
Tek kelime.
Snape dişlerini sıktı.
“Evet.”
Dedem tekrar Dumbledore’a döndü.
“Bilinçli miydi?”
McGonagall dürüsttü.
“Evet.”
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Ben içimden geri sayıyordum.
Tamam Cassie… şimdi kopacak.
Dedem bana döndü.
Bakışı üzerimde sabitlendi.
“Cassie,” dedi sakince.
“Bana söyle.”
Yutkundum.
“Efendim?”
“Eğlendin mi?”
Bir an…
herkes dondu.
Dumbledore’un kaşı kalktı.
McGonagall nefesini tuttu.
Snape’in bakışı ‘sakın’ diyordu.
Ben dürüst olmaya karar verdim.
“…Biraz.”
Bir saniye geçti.
İki saniye.
Sonra—
Dedem güldü.
Ama öyle hafif falan değil.
Gerçekten güldü.
“Ha!” dedi.
“Profesörü mora boyamış.”
Snape’in yüzü daha da koyulaştı.
Dedem eliyle geçiştirir gibi yaptı.
“O zaman sorun yok.”
Oda…
ÇÖKTÜ.
McGonagall şaşkınlıkla:
“Affedersiniz?”
Dumbledore gözlüğünün üstünden baktı.
“Gellert…?”
Dedem gayet rahat bir sesle konuştu:
“Gençliktir. Yaratıcılıktır.
Ayrıca—”
Snape’e baktı.
“Mor bu adama fena gitmemiş.”
Snape’in gözünde cinayet belirdi.
Dedem bana döndü.
“Bir dahaki sefere,” dedi,
“daha sessiz patlat.”
Göz kırptı.
Ben şoktaydım.
“…Tamam.”
Dedem arkasını dönüp kapıya yürüdü.
Çıkarken son bir şey söyledi:
“Albus,”
“buna ceza falan yazma.
Bu… aile geleneği.”
Kapı kapandı.
Odadaki sessizlik bu sefer şoktan oluşuyordu.
Dumbledore boğazını temizledi.
“Şey…”
Snape dişlerini sıktı.
“Bu… kabul edilemez.”
Ben içimden geçirdim:
Dedem az önce beni kurtardı.
Ve bu… HARİKA!
(busırada dışarıda)
Kapı Önünde Bekleyenler
Dumbledore’un odasının önü, Hogwarts tarihinin en tuhaf bekleme salonuna dönüşmüştü.
Bir köşede Aria volta atıyordu.
Üç adım gidiyor, üç adım geliyordu.
“Kesin atıldı,” dedi.
“Yok yok,” diye karşı çıktı Harry, “Cassie kolay kolay atılmaz.”
Ron kollarını kavuşturdu:
“Dedesi gelmiş diyorlar ama…”
Bu cümleyle herkes bir an sessizleşti.
Mara, kapıya yaslanmıştı. Yüzü sakindi ama parmakları cübbesinin ucunu sıkıyordu.
“Cassie güçlüdür,” dedi.
“Saçma bir şey yapmıştır ama… çıkar.”
Elin dua eder gibi ellerini birleştirmişti.
Tam o sırada arkasından biri eğildi.
“Merak etme,” dedi fısıltıyla Fred.
“En fazla profesörün saçını bir daha boyar.”
Elin istemsizce gülümsedi.
“Hiç yardımcı olmuyorsun,” dedi.
Fred omuz silkti.
“Ben moral ekibiyim.”
George hemen atladı:
“Resmî olarak ben de.”
Koridorun diğer tarafında Blaise ve Pansy vardı.
Pansy kollarını kavuşturmuştu.
“Ben size söylemiştim,” dedi.
“Bu kızın başı ya belaya girecek ya da tarih yazacak.”
Blaise sırıttı:
“İkisi birden de olabilir.”
Hermione kapıya bakıyordu, endişeli.
“Profesör Snape de içerideydi, değil mi?”
Luna, sanki hava durumundan bahseder gibi konuştu:
“Mor saçlı bir profesör görmek isterdim.”
Ginny gülümsedi.
“Kaçırmışsın.”
Peeves, tavanda ters dönmüş şekilde süzülüyordu:
“Patladı mı? Patladı mı?
Cassie Black profesör patlattı mııı?”
“Hadi oradan!” diye bağırdı Ron.
Küçük Bir Flört Kaosu
Kalabalık beklerken, kimse fark etmeden Fred Elin’in yanına biraz daha yaklaştı.
“Şey,” dedi, sesini alçaltarak,
“Eğer Cassie çıkamazsa…
biz hâlâ kütüphaneye gidebiliriz.”
Elin kaşını kaldırdı.
“Şu an mı?”
“Evet,” dedi Fred ciddiyetle.
“Stres anlarında kitaplar çok romantik olur.”
Elin güldü.
“Yalancı.”
Fred kalbini tutar gibi yaptı.
“İftira. Ben çok dürüst biriyim.”
George uzaktan bağırdı:
“Elin, ona inanma! Ben onun doğum belgesini gördüm!”
Elin başını salladı ama yüzü kızarmıştı.
Fred bunu fark etti.
“Bak,” dedi yumuşakça,
“Her ne olursa olsun…
yanındayım.”
Elin bir an durdu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“…Teşekkür ederim.”
Kapı Açılır
Tam o sırada—
Kapı açıldı.
Herkes aynı anda doğruldu.
İlk çıkan Dumbledore oldu.
Ardından… Cassie.
Saçı dağınık.
Yüzünde “ben hâlâ hayattayım” ifadesi.
Bir saniyelik sessizlik.
Sonra Aria bağırdı:
“YAŞIYOR!”
Ginny alkışladı.
Peeves çığlık attı:
“ÖLMEDİİİ!”
Cassie kaşını kaldırdı.
“Bu ne karşılama?”
Harry sırıttı.
“Dedeni gördük. Hazırlanıyorduk.”
Cassie omuz silkti.
“Ne diyeyim…
adam zevk sahibi.”
Mara derin bir nefes aldı, rahatladı.
“Elbette.”
Aria Cassie’ye sarıldı.
“Elveda demeye hazırdım.”
Cassie Aria’nın kulağına eğildi.
“Dedem güldü.”
Koridor…
YIKILDI.
Fred Elin’e baktı.
“Gördün mü?”
“Her şey yoluna girdi.”
Elin gülümsedi.
Ama herkesin bildiği bir şey vardı:
Bu grup bir aradaysa…
daha hiçbir şey bitmemişti. 😈✨

Birkaç saat sonra…
Slytherin kızlar yatakhanesinin ortasında son derece ciddiyetsiz ama bir o kadar da stratejik bir masa kurulmuştu.
Cassie, hediyeyi sanki bir iksir hazırlıyormuş gibi inceliyordu.
Aria, tarakları masaya dizmiş, “Hangisi daha Snape’e travma yaşatır?” bakışı atıyordu.
Mara, keseyi katlayıp düzgünce yerleştirirken fazlasıyla masum görünüyordu — fazla masum.
Elin ise duş jelini sallayıp kokluyordu.
“Bu adamın saçları için umut lazım,” dedi Elin ciddiyetle.
Cassie başını salladı. “O yüzden şampuanı ben seçtim. Güçlü. Çok güçlü.”
Mara keseyi kutuya koydu, arkasını döndü.
O sırada Cassie, sinsice ikinci bir keseyi daha çıkardı.
Kimseye çaktırmadan kutunun içine sıkıştırdı.
Üzerine de minicik bir not bıraktı:
“Profesör, yedeğini de koydum. Bu size anca yeter. — Mara”
Cassie geri çekildi, masum masum oturdu.
Mara hiçbir şeyden habersiz gülümsüyordu.
Aria, tarağı kutuya koyarken fısıldadı:
“Bu tarakla saçını tararsa… tarih yazılır.”
Sonunda Elin duş jelini ekledi.
Kutunun kapağı kapandı.
Dört kız birbirine baktı.
Aynı anda sırıtış.
“Hazır mıyız?” dedi Cassie.
“Snape’i kızdırmaya?” diye ekledi Aria.
Mara derin bir nefes aldı. “Bu bir fedakârlık.”
Elin omuz silkti. “Ben Fred için her şeye hazırım.”
İksirler sınıfına girdiklerinde sınıf ölü sessizliğindeydi.
Snape masasının arkasında duruyor, kara pelerini her zamanki gibi tehdit yayıyordu.
Cassie öne çıktı.
“Elimizde… yılbaşı hediyeniz var profesör.”
Snape kaşını kaldırdı.
“Bu bir tehdit mi, Miss Black?”
“Hayır,” dedi Cassie masumca. “Bakım paketi.”
Kutuyu açtığı an…
Snape’in yüzünde tarihe geçecek bir ifade belirdi.
Şampuan.
Tarak.
Kese.
İkinci kese.
Ve not.
Sınıfta zaman dondu.
Snape notu okudu.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç…
Mara fısıldadı:
“Kızlar…”
Aria dönüp baktı.
“Hm?”
Mara gözlerini Snape’ten ayırmadan konuştu.
“B planını uygulamalıyız.”
Cassie panikle fısıldadı:
“B planı mı vardı?!”
Mara’nın yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi.
“Ah… benim her zaman bir B planım vardır.”
Bir anlık sessizlik.
Sonra:
“KAÇIN.”
Dört kız aynı anda kapıya yöneldi.
Snape’in sesi arkalarından yankılandı:
“— BLACK.
— LUPİN.
— POTTER.
— PETİNGREW.”
Ama iş işten geçmişti.
Koridorda Peeves kahkahalarla uçuşuyor,
Fred ve George uzaktan alkış tutuyordu.
Fred Elin’in elini yakalayıp çekti.
“Harikaydın,” dedi fısıldayarak.
“Bir profesörü bu kadar kısa sürede sinir etmek… yetenek işi.”
Elin gülerek ona yaklaştı.
“Sonra konuşuruz,” dedi.
“Şu an hayattayız, tadını çıkar.”
Aria Cassie’ye dönüp nefes nefese güldü.
“Notu sen koydun değil mi?”
Cassie göz kırptı.
“Tabii ki.”
Mara arkalarına baktı.
“Snape bizi affeder mi?”
Dört kız aynı anda cevap verdi:
“Asla.”
Ama hepsi de biliyordu…
Bu yılbaşı, Hogwarts’ta unutulmaz olmuştu.

/Şimdi canlar burdan direk yılbaşı tatilinde eve geçiyorum çünkü diğer olayları yazmayı üşendim🥺/

Yılbaşı tatili için kızlar eve gitmişti.
Ama “ev” denilen yer… pek de sakin sayılmazdı.
Pettigrew’lerin evi o akşam dolup taşıyordu.
Weasley’ler gelmişti, Potter’lar oradaydı, Sirius koltuğa yayılmıştı, Remus şöminenin yanında çay içiyordu.
Lily mutfaktan sesleniyor, Dora bir köşede Ginny’yle fısıldaşıyordu.
Tam anlamıyla efsane bir yılbaşı sofrası.
Herkes hediyelerden konuşurken James bardağını kaldırdı:
“Eee çocuklar,” dedi gülümseyerek,
“Bu yıl kime hediye verdiniz bakalım?”
Harry hemen atladı.
“Ben Ginny’e aldım.”
Ginny hafifçe kızardı.
Ron omuz silkti.
“Ben de Hermione’ye aldım. Zaten ona bir kitap borcum vardı.”
Hermione memnun bir şekilde başını salladı.
Peter bu sırada sessizleşen masaya baktı.
Gözleri dört kıza döndü.
“Kızlar?” dedi merakla.
“Siz kime aldınız?”
Dört kız aynı anda, tek bir nefesle konuştu:
“Profesör Snape’e aldık.”
O an…
Zaman durdu.
Sirius boğazına bir şey kaçmış gibi öksürdü.
James sandalyede doğruldu.
Remus’un kaşı havaya fırladı.
Peter’ın eli havada kaldı.
Lily’nin ağzı açık kaldı.
Dora’nın gözleri kocaman oldu.
Hepsi aynı anda bağırdı:
“NE?!”
Sirius ayağa fırladı.
“Delirdiniz mi siz?!”
James başını iki yana salladı.
“Yılbaşı… Snape… hediye…?”
“Bu cümle mantığa aykırı,” dedi Remus sakin ama şaşkın.
Lily ellerini beline koydu.
“Kızlar siz ciddi misiniz?”
Cassie son derece gururlu bir şekilde arkasına yaslandı.
“Evet.”
Aria başını salladı.
“Hem de çok ciddi.”
Mara masumca gülümsedi.
“El yapımı sayılır.”
Elin ekledi:
“Bakım temalı.”
Bu cevaplar durumu hiç düzeltmedi.
Sirius iki elini açtı.
“Ne aldınız?”
James hızla ekledi:
“Hayır, dur—
Önce şunu sorayım:
Siz gerçekten aklınızı mı kaçırdınız?”
Dört kız birbirine baktı.
Sonra Cassie konuştu:
“Şampuan.”
“—Tarak,” dedi Aria.
“—Kese,” diye ekledi Mara.
Elin gayet ciddi bir sesle bitirdi:
“—Duş jeli.”
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra…
Sirius’un yüzünde yavaşça bir gülümseme yayıldı.
James’in gözleri parladı.
İkisi aynı anda bağırdı:
“AFERİN!”
“İşte tam babalarının kızları!”
Remus başını öne eğip gülmemek için kendini zorladı.
“Bu… kesinlikle Snape’i sinirlendirmiştir.”
Lily derin bir nefes aldı.
“Ben sorumluluk reddediyorum.”
Dora kahkahasını tutamadı.
“Efsanesiniz.”
Peter başını salladı.
“Snape hâlâ yaşıyorsa mucize.”
Kızlar aynı anda gururla gülümsedi.
Cassie: “Not bile koyduk.”
Aria: “Yedekli.”
Mara: “Haberim yoktu ama kabul ediyorum.”
Elin: “Kaçış planı da vardı.”
Sirius koltuğa geri çöktü.
“Ahh…” dedi keyifle.
“Yeni nesil Marauder’lar iş başında.”
Ve yılbaşı gecesi,
kahkahalarla, kaosla
ve Snape’in muhtemel öfkesini düşünmenin verdiği mutlulukla devam etti. 🎄✨