9. bölüm · Yeminim Sensin
9. Bölüm
Evet, şu an yatakta kıvranmış, 1.70 boyum kıvranmaktan 1.10 bile olmuş olabilir. Şu anki sıkıntımı sadece kadınlar anlar, evet.
Regl oldum. Tam da zamanını buldu gerçekten. Evde çikolata yok, sıcak su torbam yok ama şu anki pozisyonum rahat ve bozmak istemiyorum.
“Ilgın noldu?” Açıkçası söylemek ve söylememek arasında gidip geliyordum ama karı koca değil miyiz biz, hmm? Tabii ki de söyleyeceğim.
“Regl oldum, öküz.”
“Nasıl geçecek bu?”
“1 hafta beni idare edeceksin, yoksa o anki sinir ile seni kapı dışarı bile edebilirim.”
“Canın ne istiyor şimdi?”
“Çikolata.”
“Çikolata sana kurban olsun, hemen geliyorum.”
“Ay odun öküz, şimdi kibar öküz oldu.”
Muhtemelen aradan 5-10 dakika geçti ve Bora eve geldi. Öyle çok şey almış ki marketi satın almış desem yeridir. Bitter çikolata da almış.
“BORA BORA, bitter çikolata mı aldın? Ver hepsini, nerede?”
“Burada, güzelim.” Normalde “güzelim” deseydi ağzına sıçardım ama bu seferlik bir şey demeyeceğim. Sonuçta bitter çikolatam var, gerisine gerek yok.
“Bitter çikolata köpeğin olsun senin.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim ama iyi misin ve nasıl bir şey bu? Annemden falan da görmedim, özür dilerim. Çok bir bilgim de yok.”
Bu haliyle içim gitti. En azından benim için endişelendi. O kadar tatlıydı ki yanaklarını bile ısırabilirdim.
“Yok lan, ne olacak? En azından tecrübe edinmiş oldun.”
“Peki regl nasıl bir şey yani, ne yapmam gerekiyor sana?”
“Regl,kızların ergenlik döneminde başlayan doğal bir süreçtir. Vücut her ay olası bir gebelik için hazırlanır. Rahmin iç yüzeyi kalınlaşır; eğer gebelik oluşmazsa bu doku parçalanır ve vajina yoluyla dışarı atılır. Kan kaybettiğimiz için canımız tatlı şeyler ister ve sıkça duygu değişimleri yaşarız, mutluyken ağlamak gibi.”
Bora, lafımın bitmesi ile kucağına aldı beni. Neye uğradığımın farkında bile değildim. Dudaklarımın arasından şaşkınlık nidâsı döküldü.
“Napıyorsun, Bora?”
“Bu 1 hafta kölen olacağım senin, prenses.”
“Bora gerek yok, indir beni.”
Aslında gerçekten gerek yoktu. Sonuçta 13 yıldır oluyordum ve alışkındım buna. Bu yüzden Bora’nın sırtına vuruyordum. Bora da ellerimi kavradı.
“Bora indir beni çabuk.”
“Ellerini tuttum ama ağzını farklı yöntemler ile kapatabilirim, prenses.”
“Ne gibi?”
“Seni dudaklarından öpüp nefesin kesilene kadar bırakmayarak gibi.”
“Ay hayır, sakın! Götür beni çabuk.”
Bora beni yatağa yatırması ile karnımı okşamaya başladı.
“Napıyorsun?”
“Sana yardım etmeye çalışıyorum.”
Demesiyle derin bir kahkaha patlattım.
“Okşamak ile geçmez o.”
“Nasıl geçer?”
“Sıcak su torbası hazırlar mısın bana?”
“Tabii ki hazırlarım.”
Demesiyle hızlı hızlı davranmaya başladı. Geldiğinde elinde bir havlu, bir de sıcak su torbası vardı.
“Karnına koyduğunda cildin yanmasın diye getirmiştim.”
Demesi ile kollarımı açtım.
“Oha, Ilgın Öztoprak bana sarılmak mı istiyor?”
“Şansını iyi yönden kullan çünkü vazgeçebilirim.”
Kollarımı açtım.
“Oha Ilgın Öztoprak bana sarılmak mı istiyor?”
“Şansını iyi yönden kullan çünkü vazgeçebilirim.”
Bora bir an durdu, sonra hafifçe gülümsedi ve yanıma oturdu. Abartmadan, dikkatli bir şekilde bana sarıldı. Sanki kırılacakmışım gibi davranıyordu.
“İyi misin şimdi?” dedi, sesi bu sefer daha yumuşaktı.
“Bir tık… ama hâlâ ağrıyor,” diye mırıldandım.
Hemen sıcak su torbasını havluyla sarıp karnıma yerleştirdi. Gerçekten işe yarıyordu, sıcaklık yayılınca biraz gevşedim.
“Başka ne yapabilirim?” diye sordu, ciddi ciddi.
“Çikolata ver, konuşma fazla,” dedim.
“Emredersiniz, prenses,” deyip poşetten bir sürü çikolata çıkardı.
“Bu kadarına gerek yoktu ya…” dedim ama elim çoktan bir tanesine gitmişti bile.
Bir süre sessiz kaldık. Ben çikolata yedim, o da yanımda oturup saçımla oynamaya başladı.
“Biliyor musun…” dedi bir süre sonra, “hiç bilmiyordum böyle olduğunu. Zor bir şeymiş.”
“Evet,” dedim, “ama alışıyorsun. Sadece ilk günler biraz… sinirli olabilirim.”
“Fark ettim zaten,” dedi gülerek. Gözlerimi kısmış şekilde baktım,
“Daha başlamadım bile.”
“Tamam tamam,” dedi ellerini kaldırarak, “ben uslu duracağım bu hafta.”
“İyi olur,” dedim. “Yoksa gerçekten kapı dışarı edebilirim.”
Sonra battaniyeyi üzerime çekti, ışığı biraz kıstı.
“Uyu biraz istersen,” dedi. “Ben buradayım.”
Başta bir şey demedim. Sonra hafifçe yana kayıp omzuna yaslandım.
“Gitme,” dedim sessizce.
“Gitmem,” dedi.
Ve o an, ağrı hâlâ vardı ama nedense biraz daha katlanılabilir olmuştu.
