4. bölüm · Yasak Kalbin Sesi Nova

Küllerinden Doğan Anılar

Melike ...

On parmak pratiği için kitap yazmak harika ;)
__

Küçük bir fark vardı... Aris, otonom hayatına başladıktan kısa bir süre sonra artık yeni bir köpeği vardı. Sistem kataloglarındaki robot köpeklerden almamıştı; tüyleri dökülen, sürekli ilgi ve şefkat isteyen bir köpek. Nova, onun zihninin en derinlerine çekilen kalın blokajlara rağmen, bu ufak ama son derece gerçekçi başkaldırışına karşı bile içinde derin bir hayranlık büyütüyordu.
Tam beş uzun ay geçmişti ve kliniğin o her zamanki soğuk odasında son kez karşı karşıya geldiler.
“Bu sefer... Artık seninle olan son seansımız Aris,” dedi Nova.
Kendi ses tonu, kliniğin beyaz duvarlarında yankılanırken kulaklarına bile yabancı ve kederli gelmişti. Beş aydır, gece gündüz demeden Aris’in her bir hücresini, zihninden söküp kendi hafızasına aktardığı her bir hatırasını, her bir mektubunu satır satır ezberlemişti. Onu dünyadaki herkesten çok daha iyi tanıyordu. Ama tam karşısındaki koltukta oturan adam, artık o ruhunu bildiği adam değildi; sadece ona benzeyen bir yabancıydı.
Aris koltuğunda, mekanik bir sakinlikle doğruldu.
“Evet, biliyorum,” dedi. Sesi, o eski operasyon odasını titreten tok derinliğini tamamen kaybetmiş, sistemin tek düze bir tonuna bürünmüştü. “Zihnimdeki travmalarımın ve uyumsuz anılarımın çokluğu bu beş ay boyunca sizi de epey yormuş ve uğraştırmış olmalı. Her şey için yine de size minnettarım.”
Nova’nın boğazına o an, nefesini kesecek kadar ağır, düğüm düğüm bir yumru oturdu. Uğraştırdı kelimesi, yaşadıklarının yanında o kadar hafif kalıyordu ki... Aris’in o acılarla ve Zallulah ile yoğrulmuş geçmişi, bu beş ay boyunca Nova’nın bu hayattaki tek gerçeğiydi.
“Evet… Bayağı uğraştırdı…” dedi, gözlerini ondan kaçırarak.
Elleri yaşadığı yoğun duygusal baskıyla gözle görülür şekilde titrerken, masanın altındaki güvenli bölmede sakladığı küçük, kutuya doğru uzandı. Kutuyu masanın üzerine bırakıp Aris'e doğru yavaşça itti.
“Sana... Gitmeden önce bir şey vermek istiyorum Aris. Artık her şekilde normalsin. Lütfen buradan git ve bunu evine varana kadar, çevrende kimse yokken, kimse görmeden aç.”
Nova’nın bakışlarında saklayamadığı her şeyi göze almış, neredeyse yalvaran ifade, Aris’i bir anlık da olsa bir tereddütte bıraktı. Yeni programlanmış, sterilleştirilmiş zihni, karşısındaki kadının gözlerinden taşan bu yoğun ve sisteme aykırı duygusal karmaşayı henüz analiz edemiyordu.
Kutuyu masanın üzerinden şüpheli ve temkinli bir tavırla aldı. Nova’nın gözlerinin içine, sanki çok uzak bir geçmişten bir şeyi hatırlar gibi son bir kez baktı. Ve ardından hiçbir şey söylemeden, arkasında büyük bir boşluk bırakarak merkezden çıkıp gitti. Nova o çıkar çıkmaz başını eğmişti.
Aris, merkezin soğuk koridorlarını arkasında bırakıp eve döndüğünde, kapıda kendisini karşılayan ve yanında heyecanla kuyruk sallayan tüylü, köpeğiyle birlikte salondaki koltuğa oturdu. Elinde tuttuğu küçük kutu, sanki tonlarca ağırlıktaymış gibi ona baskı yapıyor, parmaklarını eziyordu. Derin bir nefes alarak kutunun kapağını yavaşça araladı. İçinden; yirmi altıncı yüzyılın dijital dünyasında eşine rastlanmayan kenarları kıvrılmış kağıtlar çıktı.
Titreyen parmaklarıyla ilk sayfanın katını açtı. Kağıdın üzerindeki o karakteristik el yazısı ona tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu; ama sistem tarafından yeniden yapılandırılmış zihni, bu el yazısının kime ait olduğunu hatırlamayı inatla reddediyordu.
Ancak satırları satır satır okumaya başladığında, içinde bir yerlerde, yapay zekânın ve sistem algoritmalarının henüz keşfedemediği, o ulaşamadığı en derin boşlukta bir şeyler fırtınayla titredi. “Zallulah,” diye başlıyordu mektup. Aris bu ismi, bu kelimeyi zihninden geçirip okuduğu anda, sanki beyninin kıvrımlarının içinde aniden kıvılcımlar çıktı.
"Zallulah…" dedi. Ancak hiçbir anlam çıkartamamıştı.
Mektuplarda büyük bir tutkuyla anlatılan ve paylaşılan o muazzam anılar… Hepsi şu anki Aris için sanki başka bir hayata, tamamen yabancı bir adama aitmiş gibiydi. Ama o kağıda sinen kelimeler, bir şekilde Aris’in de buz tutmuş ruhuna dokunuyordu.
“Klinikteki uzman, böyle değerli, böyle eski bir şeyi nereden bulmuş olabilir?” diye söylendi Aris yanındaki köpeğine, kafasının içindeki sesleri bastırmaya çalışarak. “Ve en önemlisi, neden bunu bana verdi? Sence ne demek istedi?”
Mektupların her bir satırında, Nova’nın onun iyiliği için sildiği ama kendi kalbine ve hafızasına birer birer kopyaladığı devasa ve ölümsüz aşkın silinmez izleri vardı aslında. Aris, satırların arasında, mürekkebin kokusunda kaybolurken, dışarıdaki evlerin o çiğ ışıkları birer birer sönmeye başlamıştı bile. Mektupların, yaydığı o sıcaklık tüm odayı yavaşça kaplarken Aris köpeğinin başını okşadı ve daha önce varlığından bile haberdar olmadığı o kapıyı, o karanlık odayı zorlamaya, sınırları yıkmaya başlamıştı bile.

Koltukta elinde mektuplar ile ertesi sabah gözlerini açtı. Zekanın yönettiği zihni, sistemin bildik “mükemmel ve sorunsuz” gününe eksiksiz bir şekilde uyum sağlaması gerektiğini fısıldasa da, içindeki prangalarından kurtulan ruhu, kendisine bu paha biçilemez hazineyi bırakan Nova’yı ne pahasına olursa olsun bulması gerektiğini haykırıyordu. Nova neden tüm kuralları çiğneyerek ona böyle birşey teslim etmişti? Arkasında ne olabilirdi?
İçindeki soruları susturamayan Aris, rotasını değiştirip Nova'nın çalıştığı merkeze gittiğinde karşılaştığı mutlak boşluk, içindeki isimsiz, tekinsiz korkuyu daha da büyüterek katladı. Nova bugün izinliydi ve laboratuvarda yoktu. Hafızasının derinliklerinde, seanslar sırasında Nova’nın bir keresinde üstü kapalı bahsettiği, o klinikten uzaktaki evinin nerede olduğunu hayal meyal hatırlayabildi.
Hiç düşünmeden, çelik şehrin altından bir yılan gibi kıvrılan süper-metroya bindi. Metro hatlar arasında bir hayalet gibi süzülürken, Aris hızla akan karanlığın fon oluşturduğu vagon camındaki kendi yansımasına baktı. Kimdi o? Sistemden gelen talimatları körü körüne izleyen, yüzünde sahte bir tebessüm taşıyan o kurumsal adam mı, yoksa avucunun içinde kendine ait olup olmadığını bile bilmediği yabancı bir aşkın mektuplarını saklayan tehlikeli bir kaçak mı?
Metrodan sahil istasyonunda indiğinde, şehrin yapay kokularını anında bastıran sahilin hırçın, iyotlu kokusu onu karşıladı. Nova’yı görebilmek, onunla yüzleşebilmek ümidiyle bakışlarını etrafta gezdirmeye başladı; adımlarını hızlandırarak sahil şeridindeki her küçük kafenin kapısında ve buğulu camların arkasında onun solgun yüzünü aradı.
Bileğindeki sistemsel saate göre zaman daralıyor, işe geri dönme saati amansızca yaklaşıyordu ama Aris’in içindeki huzursuz, isyankar merak bir an olsun dinmiyordu. O gün Nova’yı orada, kalabalığın içinde fiziksel olarak bulamadı, ama o sisli sahil şeridinde yürüdüğü her bir saniye, Nova’nın onun iyiliği için zihninden söküp attığı o eski sahil sahneleri, Zallulah ile el ele yürüdüğü o kayıp anlar, mekânın gerçeğiyle birleşerek zihninde birer şimşek gibi parlayıp sönüyordu. Ayak bastığı bu topraklar, ona hiç bilmediği geçmişinin çığlıklarını fısıldıldarken o bunları bir türlü hatırlayamıyordu.
Eve döndüğünde, kapının pürüzsüzce açılmasıyla birlikte eşikte, heyecanla kuyruk sallayan sadık dostu onu karşıladı. Aris’in hayatındaki tek gerçek varlık bu hayvandı. Evin merkezi yapay zekası Bold, her zamanki soğuk, mekanik ve örtülü bir otorite barındıran sesiyle odanın içini anında doldurdu:
“Hoş geldiniz, Aris. Bugün genel biyolojik verileriniz ve kalp ritminiz normal standartların epey dışında seyrediyor. Zihinsel ya da fiziksel bir anormallik mi var?”
Aris, yapay zekanın bu dikizleyen sorusunu duymazdan gelerek üzerindeki kurumsal ceketi koltuğun üzerine öylece fırlattı ve yorgun her bir uzvunu koltuğa bıraktı. “Merhaba Bold. Bugün ben dışarıdayken evde ya da sistem ağında herhangi bir dalgalanma oldu mu?”
“Herhangi bir ekstrem durum bildirilmedi, Aris,” dedi Bold, duvar panellerinden süzülen tek düze sesiyle. “Yalnız, evdeki köpeğiniz için sistem veritabanından uygun bir arkadaş arıyorum. Sana daha önce de defalarca önerdiğim gibi, canlı bir hayvan yerine bir robot almalısın. Onlarda hiçbir zaman arkadaş arama ya da yalnızlık sorunu yaşamazsın. Tek odak noktaları tamamen sen olursun, yazılımları ve sadakat algoritmaları buna göre ayarlı. Ya da şu anki stres seviyesini düşürmek için arka bahçede biraz yürüyüş yapmanız iyi olur.”
Aris, Bold’un ona bir lütuf gibi sunduğu bu kusursuz çözümlere, tesellilerine de tiksintiyle karışık bir boşlukla baktı. “Teşekkür ederim, Bold,” dedi sadece, konuyu kestirip atarak.
Bold ile konuşurken bile aklının köşesinde yine Nova vardı. O laboratuvardaki gizemli uzman, neden sanki bir şeyleri riske atarak ona bu mektupları, bu kayıp geçmişi teslim etmişti? Aris, bir hafıza temizlikçisinin izin günlerini takip etmenin zorluğunu ve onunla yeniden karşılaşabilmek için bir sonraki resmi izin gününü sabırla beklemek zorunda olduğunun farkındsaydı.
Masanın üzerindeki bölmeden, kalan mektupları tekrar eline aldı. Parmakları o kağıtlara dokunurken, Bold’un arkadan gelen uyarılarını görmezden geldi.
Artık sistemin veri tabanlarında ona verdiği uysal, ehlileştirilmiş isimle ve kimlikle değil; mektuplardaki asi, aşık adamın hissettikleriyle, onun ruhuyla nefes alıyordu sanki. Aris, bu çelik duvarlar arasında, tamamen unutulmuş bir hayatın küllerine üflüyordu aslında. Ve çok iyi biliyordu ki, o küllerden er ya da geç doğacak olan o devasa yangın, sistemi değil, ona bu anahtarı veren Nova’yı da tamamen içine çekip yakacaktı.