5. bölüm / 5
Yasak AşkDördüncü bölüm : masum maziler.
Bölümler 5Şu an: Dördüncü bölüm : masum maziler.
"Beni kaybetmedin... ama bir daha bana ulaşamayacak kadar geride kaldın."
Demir.
Bugün bu gerçeği vera'ya söylemek istiyordum,siktir!altı yıl geçti lan nasıl hâlâ hislerim bu kadar taze olabilir.bir boktan duruma düşmüştüm!
Altı yıldır vera'ya vurgunum ama bunu ona nasıl söylesem bilemiyorum,karşıma alıp direkt söze girsem? çok klişe.
Ya beni reddederse?ya başkasına gönlü varsa belki sevgilisi vardır,nişanlısı da olabilir!ama parmağında bir yüzük falan görmedim,en kötüsü ise ya beni bir patron olarak görüyorsa.
Masamda otururken kafayı tertemiz vera'yla sıyırmıştım.dün o baran orospusu ise vera'ya asılıyordu! Belimdeki silahı çıkartıp gırtlağını sökmemek için kendimi zor tutmuştum.
Ben vera'yı düşünürken kapı tıklatıldı.
"Gel."
Ve hop! İyi insan lafın üstüne gelirmiş.kapıyı ardından usulca kapatırken bana döndü dik dik ona baktığımı görünce gerildi, ve konuşmadan oda yüzüme aval aval baktı.
Üzerinde sade kan kırmızısı bir elbise vardı.bu sorun değildi ama asıl sorun,ya göğüs dekoltesi yada yırtmaçlı giyerdi.bugün ikisini birleştirmişti.sikeyim! Onu arzulamadığım tek saniye yok.birde bordo rujlu dudağını emmesi veya ısırması yokmu...aklımı başımdan alıyordu,her anlamda.
"Ee...şey Demir bey öğleden sonra Fransa'da olmanız gerekiyor,bavulunuz hazır ve yetişmeniz gereken önemli bir toplantı var.yani kısacası hemen gitmelisiniz,bavulunuzu götürmekte yardımcı olabilirim."diye hızlı hızlı konuştu.takıldığım tek şey 'gitmelisiniz' cümlesiydi,oda benimle gelecekti.
"Gitmeliyiz." Dediğimde soru dolu gözlerle bana bakıyordu.
"Gitmeliyiz?"diye sordu.
"Sen ve ben,biz gitmeliyiz."dediğimde ne diyeceğini bilemedi.
"Tabii."dedi zorundalıktan,zorda olsa bu akşam ona gerçeği söylemeliyim,hergün onu görmek ve tenine dokunamamak ne kadar zordu ah bir bilse.
Sandalyeden kalktığımda dik dik bana bakıyordu,tam karşısında durduğumda bile değişmemişti bu. Elimi gözünün önünde salladım,gelişme yok! Endişelenmeye başladım.
Aniden dengesini kaybedince dahada korktum ve düşmemesi için belinden tuttum,incecikti beli.
"Vera?"diye sordum.cevap vermedi.hemen Murat 'ı aradım.en yakın korumamdı.ben aynı zamanda yeraltının bölge liderlerinden biriydim.ve çoğunlukla korumayla gezerdim.
"Efendim abi."diyerek telefonu anında açtı Murat.
"Arabayı hazırla hemen!" Dedim ve telefonu kapattım.
Vera'yı kucağıma alıp kapıya yürüdüm kapıyı açtığımda Melisa'yı gördüm,eski asistanımdı. "Bavulu al gel Melisa,Fransa'dan döndüğümde anlatırsın ne anlatmak istediğini." Dediğimde sadece kafasını sallamakla yetindi.kapıya hızlı adımlarla giderken dönen kapıdanda hızla geçtim,Murat arabayı hazırlamıştı.arabaya binip Murat'ın bavulu yerleştirmesini bekledim.
Murat bagajı kapatıp sürücü koltuğuna geçtiğinde merakla bana baktı.sonrasında işi muzırlığa vurdu. "Hayırdır abi, aşık olduğunu mu açıkladın kıza."dedi.
"Siktirtme bana aşkını hastaneye sür çabuk."dediğimde Murat gaza yüklendi ve hızla şirketten ayrıldık.
Vera.
Gözlerimi açtığımda beyaz tavanla bakıştım,en son bayılıp Demir bey'in kucağına düşmüştüm.
"Daha iyi hissediyor musun?"diye yandan Demir bey'in sesi gelince şaşırarak kafamı sağa çevirdim.ne yani saatlerce kafamda mı beklemişti!
"E-evet çok teşekkür ederim." Şaşkınlıktan dolayı dilim kaymıştı.
"Yemek yememişsin, açlıktan bayıldın."
"Aç değilim."
"Murat birazdan yemeğini getirir."
"Yemeyeceğim."
"Yiyeceksin."
"Banane,aç değilim."
"Bana çok,açsın."dediğinde sinirle nefesimi verdim,iki dakikada sinir etti ya valla helal olsun!
Murat içeri girdiğinde elinde poşet vardı,zaten yemek olduğunu bildiğim için sormadım.
Murat yemeği önümdeki masaya diziyordu. "Teşekkür ederim ama aç değilim." Dediğimde Murat Demir'e baktı.
"Yiyecek." Dedi demir birtek elinde tespih tutup sakalını kaşımaması kalmıştı,gerçi sakalı da yoktu,hafif bıyıklı esmer afetiydi,sert yüz hatları onu erkeksi gösteriyordu,koyu kahverengi saçları ve kahverengi gözleride mükemmel bir uyum sağlamıştı.burnu hafif kemerli ve düzdü,ama yinede yakışıklılığını bozmamıştı,aksine dahada erkeksi bir hava katmıştı.
Kapı tıklatılıp içeri doktor girdi.doktor kapıyı arkasından usulca kapattıktan sonra bize gülümseyerek dönmüştü.
"Hastamızın durumu gayet iyi,açlıktan hafif dengesini kaybetmiş ama yemek yedikten sonra hemşire hanım size bazı ilaçlar yazacaktır.ne zaman kötü hissettiğinizde yemek sonrası yutmanız şart." Dedi.
"Duydun." Diyerek bana doktor hanımı işaret etti demir.
"Duydum." Dedim samimiyetsiz bir tebessümle.
"Kendinizi iyi hissediyorsanız taburcu olabilirsiniz,ancak çıkmadan önce raporları imzalayın,hemşire hanım ilaçlarla birlikte size verecektir." Dedi sonrasında iyi günler dileyerek dışarı çıktı.
İlaçları alıp,raporuda imzalamıştım ve taburcu çıkmıştım.ah şimdi de uçak merasimi başlıyordu,demir bey ve uçak.harika bir kombo hayat bana perde geçiyordu!
Sıkıcı uçak yolculuğu is start bacılar!harika! Birde demir bey tam karşımda,şükür ki yanımda değil bir rezilliği daha kaldıramam.
Önümüzde bir şişe içki ve iki kadeh vardı.ara ara içerdim.
Kadehimi yudumlayıp camdan dışarıyı seyrediyordum. "Çarpmasın,yavaş." Dedi demir bey.
"Çarpmaz merak etmeyin." Dediğimde bile sözleri zar sor bir araya getiriyordum,daha ikinci kadehin sonuna bile gelmemişken çok pis çarpmıştı.
Bir kadeh daha içtim. Dudaklarım bardağın kenarına ruj izi bıraktı. Bordo. Aynadaki yansımam gibi. Hem sert, hem bulanık.
"Sadece iki kadehti", dedim kendi kendime. Ama kafam başka yerdeydi.
Demir bey hâlâ karşımdaydı. O klasik duruşu, elleri masanın üstünde, gözleri dikkatli. Ama ben içtikçe onun o kontrollü hali, bana sinir bozucu gelmeye başladı.
"Bakmasana öyle!" dedim aniden.
Sesim bir tık yüksek çıkmış olabilir. O da şaşırdı. Kaşını kaldırdı ama konuşmadı.
Kadehi bitirdim.
Üçüncüye geçmem lazımdı.
Yoksa ya ağlayacaktım ya da kalkıp onu öpecektim.
"Paris'e iş için gitmiyorum," dedim sonunda.
Boğazımda bir şey düğümlendi, ama susturmadım kendimi.
"Paris'e kendim için gidiyorum. Düşünsene... Ben Vera'yım. Hep birinin gölgesinde, hep planlanmış çizgilerde yürümek zorunda kalan Vera. Bitti. Artık kendi yönümü kendim çizeceğim."
Demir yüzüme uzun uzun baktı.
"Ne diyorsun sen?" dedi sonunda.
Yutkundu. Kadehlere baktı, sonra bana döndü. "Sarhoşsun."
"Evet, içtim. Bilerek. Cesaret gelsin diye. Çünkü ayıkken senin gözlerinin önünde çıplak kalmak gibi oluyor her şeyimi dökmek. Ama artık umurumda değil."
Elbisemin yırtmacı dizimin üstüne kadar çıkmıştı. Umursamadım. Çünkü ben ne zaman bir şeyleri umursam, hep kaybettim.
"Ben seni yıllardır izliyorum."
Cümle ağzımdan döküldüğünde, kalbim göğsümden fırlayacak sandım.
"Evet," dedim. "İzledim. Her sabah gelişini, kahveni içişini, bana asla dokunamayışını... Ama artık görmek istemiyorum. Ya gel bana dokun... ya da önümden çekil."
Demir başını ellerinin arasına aldı. Derin bir nefes verdi.
"Benim de yıllardır içinde tuttuğum bir şey var," dedi.
Başını kaldırdı, gözleri garip bir şekilde doluydu.
"Vera... Ben de sana yıllardır aşığım."
Kahkaha attım. Gerçekten güldüm.
"Ne? Şaka mı bu? Ciddi misin sen?" dedim.
"Ben yıllardır kendimi tutarken sen de aynı duvarın diğer tarafında mıydın?"
Demir bir şey demedi. Gözleri bana takılı kaldı.
Uçak irtifa kaybediyordu. Ya da sadece içim birden boşaldı. Ne fark eder ki?
Başımı cama yasladım. Gözümün önünde puslu bulutlar ve bulanık gerçekler vardı.
"Fransa'ya toplantıya değil, veda etmeye gidiyorum." dedim.
"Kendime, sana, bu saçma düzene veda etmeye. Bu belki de yeni bir hikâyenin başlangıcı olur, kim bilir?"
Uçak anons verdi.
"Kemerlerinizi bağlayınız."
Ben çoktan her şeyimi çözmüştüm.
Ruhumu, duygularımı, planlarımı...
Sonra bir sessizlik oldu.
Sadece Demir'in sesi vardı:
"Bu sefer gitmene izin vermeyeceğim."
Gözlerimi ona çevirdim.
"Çok geç."
"Ben bu yolculuğa yalnız çıkıyorum. Ama bu sefer gerçekten yalnız değilim. İçimde ilk defa ben varım."
Demir elini uzattı.
"Vera..."
Kafamı iki yana salladım.
"Lütfen... Bozma. Güzel bir vedaya ihtiyacım vardı."
Uçak indiğinde, ben artık Vera Soydan değildim.
Ben, Vera'ydım.
Sadece Vera.
Elbisemin yırtmacı, bordo ruju ve topuklularım Paris'in loş ışıklarıyla dans ederken, içimdeki yangını kimse göremezdi.
Kadehi hafifçe masaya koydum. Rujumun izi camda kaldı.
Baran karşımda ayakta duruyordu. Bakışları kurnaz ama bir o kadar da hesaplıydı.
Sanki o da neyle karşılaştığını bilmiyordu.
"Paris küçük bir şehir," dedi.
"Ve sen büyük bir hatasın."
Gülümsedim.
Ama o Vera gibi değil.
Ağzıyla değil, gözleriyle gülen Vera gibi.
"Hatalarımı seviyorum, Baran. Öğretmeyi sevenlerdense, susup izleyenleri tercih ederim."
İçeri girmesi için hiçbir şey demedim. Ama bir adım da geri atmadım.
Kapının eşiğinde kaldı.
Ben elimle oturmasını işaret ettim, ama kendim oturmadım.
"Demir seni burada görürse..." dedi.
Gözlerinin içine baktım.
"Görürse... ne olduğunu değil, ne olmadığını anlar."
Baran sustu.
Biliyordu, bu Vera onunla oyun oynamıyordu.
Ama aynı zamanda da kendini oynatacak kadar saf değil.
"Ne istiyorsun benden?" diye sordu.
"Hiçbir şey. Belki bir şey: Çek git."
Baran hafifçe başını salladı.
İçindeki hayal kırıklığını saklayamıyordu.
Ama gitmeden önce gözümün içine bakarak fısıldadı:
"Demir seni harcar, kendini değil. Kaçarken sakın bana sığınma."
"Kaçmak için değil, yürümek için geldim. Yolumu sen çizemeyeceksin."
Ve kapıyı kapattım.
Ardından yaslandım. Derin bir nefes verdim.
Vera hâlâ yıkılmamıştı.
Ama çatırdamıştı.
O sırada...
Kapı tekrar çaldı.
Sert. Emrivaki.
Demir'di.
Kapıyı açtım.
O gözlerle karşılaştım.
O... bana inanan, sonra benden korkan, sonra yine bana inanan adamın gözleriyle.
Demir konuşmadı.
Ama ben ettim.
"Gel içeri. Her şeyi konuşacağız. Bu defa kaçmak yok."
İçeri girdi.
Omuzları hâlâ gergin.
Yumrukları sıkılıydı.
"Baran buradaydı," dedi.
"Evet. Ama senin düşündüğün gibi değil. Beni oyunlarına çekmek istedi."
Bir kadeh daha doldurdum. Ona da uzattım.
"Ama ben sadece bir oyunu kabul ederim. Sonunda kazananı olmayan."
Demir kadehi almadı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun Vera?"
Dudaklarımdan yavaşça çıktı:
"Sana yaklaşmaya çalışıyorum. Ama önce kendime ne kadar uzak olduğumu hatırlamam gerekiyordu."
Sessizlik.
Demir ilk defa oturdu.
Yumrukları açıldı.
Bana bakmadı.
Ama sordu:
"Altı yıl önce... neden kaçtın?"
İşte o an, ters köşe döndü.
Çünkü kaçan Vera değildi.
Bırakılan Vera'ydı.
Yavaşça cevap verdim:
"Çünkü bırakıldım Demir. Herkesin gittiği o sabah, sen de gittin. Ama dönmeye söz vermeden."
Demir başını kaldırdı.
Gözleri parlıyordu.
Suçluluk, öfke ve bir şey daha...
Hasret.
"O gün geri dönseydim, bana yine böyle mi bakardın?"
Yaklaştım.
Aramızda iki adım kalana kadar.
Ve dedim ki:
"O gün dönseydin, her şey başka olurdu. Ama şimdi döndün. Ve ben artık başkayım."
Kadehi kaldırdım.
O da elini uzattı.
İlk defa içimizdekini içmeden anlaştık.
Ama tam o sırada...
Otelin camının dışından bir flaş patladı.
Tak! Tak!
Fotoğraf çekildi.
Birileri bizi izliyordu.
Belki gazeteciler...
Belki düşmanlar.
Demir ayağa fırladı.
"Buradan çıkmamız lazım!"
Ben elbisemin eteğini sıyırdım, rujumu bir kez daha düzelttim.
"O zaman oyun yeni başlıyor."
Bölüm sonu ayol
Yeni bölümde görüşürüz.
Bir dakika unuttuğumu mu sanıyorsun?
Tamam o zaman,tekrar söylüyorum.
Bu bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çünkü daha yeni macera başlamadı.
Yeni bölümde ters köşeler,aksiyonlar,kaçışlar olacak.
Hazırsanız müsait olduğumda bomba gibi bir bölüm geliyor!
Yeni bölümde görüşürüz.
Bölüm etkileşimi
