5. bölüm / 5
YARIM KALAN AŞK5. BÖLÜM
Bölümler 5Şu an: 5. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM214 kelime
- 2 2. BÖLÜM418 kelime
- 3 3. BÖLÜM247 kelime
- 4 4. BÖLÜM333 kelime
- 5 5. BÖLÜM999 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odama girdikten sonra dolabımı açıp içindeki küçük kutumu aldım. Kutuyu açmadan önce derin bir nefes aldım. Kutuyu açınca içindekiler gözlerimi doldurdu hep böyle oluyordu. Kutudaki pembe kuvars kolyeyi bugün takmadığımı fark ettim. Sonra hemen taktım. Ve fotoğrafı da elime aldım. Bunlar Mert'ten mert'ten hatıra kalmıştı bana. Son dakika Kars'ta görev yapacağım öğrendiğim için sinirlerim bozulmuştu. Trabzon'u merak ediyordum oysa. "Her neyse ya karadeniz'i görmüş olurum." Hemen bavulumu alıp babamın yanına koştum. "Hazır mısın güzel kızım?" Hemen gözlerim doldu, hayır ağlayamam olmaz Miray. "Miray iyiymisin?" Babam kıyamayan gözlerle bana bakıp, "eyvah desene bir hıçkırık krizi daha." Gülüp babama sarıldım.
~7 SAAT SONRA~
Otobüsten indikten sonra askerlerin kaldığı karargaha doğru yürüdüm. Yanından geçen adamlar yüzünden yüreğim ağzıma geliyordu. Çatık kaşları, uzun boyları ve geniş omuzları. "Bu kadar askerin içinde nereden bulacağım Ölüm Timi'ni yaa?" Önümdeki sırtı dönük adama dokundum. "Pardon birşey sorabilirmiyim?" Adam bana döndüğünde Sevim bir yüzü vardı o kadar katı birine benzemiyordu. "Buyurun ne istemiştiniz?" Şey ben
Ölüm Timi'ne gelen yüzbaşıyım da nereden bulabilirim Ölüm Timi'ni?"
Adamın kaşları havalandı. "Sen yeni Yüzbaşı mısın?"
"Evet, ben Miray Vura-"
"Bende Yüzbaşı Muhammed Paköz."
Elini sıktım "Bende Miray Vural"
Memnun oldum gel hadi seni bizimkilere tanıştırayım."
Adamın peşinden giderken biraz ağır olan bavulum yüzünden paytak paytak yürüyordum.
Muhammed bir anda duraksadı. Yanından geçen bir askerin ensesinden kavradı.
"Ali koçum şu bavulu bir alıver."
"Emredersiniz komutanım."
Ali denen adam yanıma gelip elimdeki bavulu aldı. Bende Muhammed'i takip ettim bir kapının önünde durduk, içeriye girdik. " "Gençler yeni Yüzbaşımız geldi haydi tanışın sonra Komutan'ımın yanına götüreceğim." Hepsi yanıma teker teker gelip tanıştı benimle.
Yüzbaşı Bartu Nizam
Yüzbaşı Baran Sönmez
Kıdemli Üsteğmen Kaan Demirtaş
Kıdemli Üsteğmen Yavuz Yıldırım
Üsteğmen Açelya Yıldırım
Yüzbaşı Ateş Karakılıç
Yüzbaşı Alev Çelik
"Sanırım Açelya ve Yavuz evli." Yavuz Açelya'nın yanına kaydı ve "Evet Komutanım Açelyam güzeller güzeli karım." Tebessüm ettim. Ve nesıl olduğunu anlamadan koyu bir sohbete başlamıştık Tim ile.
~1SAAT SONRA~
"Miray kal hadi." Muhammed oturduğum yerden beni kaldırıdı.
"Noldu Muhammed?"
"Komutanımla tanışacaksın."
Sertçe yutkundum bana çok sinirli olduğunu söylemişlerdi.
"Ama.. çok sinirli dedi Yavuz."
"Yok bee o kadarda sinirli değil."
Ve Binbaşı'nın kapısınına ilerliyorduk.
Bİnbaşı bir yere yumruk attı.
"Hii noluyo Muhammed?"
"Birşey yok hadi sen gir."
Kapıyı tıktıkladım ses gelmedi.
Bir anda Muhammed beni odanın kapısını açıp içine ittirdi. Bakışlarımı kapıdan çekip Binbaşı'na baktım. Bu nasıl komutan adamın üst tarafı çıplaktı, kaslı bir sırrı vardı, bir eli belindeyken tek eli ile şınav çekiyordu. Sarı saçlarına baktım. O sırada omzunda bir yara fark ettim küçük gibiydi ama kanıyordu. Sessizce yaklaştım. Omzunda ki yaraya elimi attım. Komutan hiç irkilmedi bir anda beni kolumdan tutup çekti ve altına aldı. Ne bekliyordum ki? Adam bordo berli bir Binbaşı. Tek eli ile üstümde dururken,tek eline çekip yere düşürdüm,hemen karnına oturdum. O bordo bereyse bende bordo bereyim. Gıcık ve yapmacık bir şekilde elimi uzattım.
"Merhaba Komutanım Ben Mira-"
Ensemden tutup beni kendisine çekti. Ilık nefesini üzerimde hissettim. Elimi nereye koyacağımı bilemedim ve yaralı olmayan omzuna koydum. Fırsattan istifade beni tekrar düşürüp altına aldı. Bana doğru eğilerek
"Sen kimsin?"
"Komutanım bende onu söylüyorum işte Yüzbaşı Miray Vural." Sertçe yutkundu. "Peki siz?"
"Ne ben?"
"Adınız ne diyorum?"
"Söyleyeceğim önce bi kalkalım." Tam kalkacaktıkki kolyelerimizin birbirine dolandığını gördük.
"Komutanım?"
Hımm şeklinde bir mırıltı çıkardı.
"Şey o kolye benim için çok değerli de dikkat ederseniz sevinirim." Mavi gözlerine bana kaldırdı ve başını aşağı yukarı salladı. İkimizde kolyeleri açmaya çalışıyorduk, ki bir kapı tıklama sesi geldi. Bakışlarımı su kesişti. Komutanım yutkunduğunu gördüm.
"Komutanım" Eyvah Muhammed'in sesi şimdi herşeyi yanlış anlayacak. Kapı açıldı. Ben alttan, komutan üstten kapıya bakıyordu.
"Komutanım şu dosyalar- Tövbe bismillah lan noluyo?"
Muhammed'in yüzüne şaşkınlık ifadesinden sonra bir sırıtma geldi.
"Hemmen çıktım komutanım."
Kapıyı kapatınca ikimiz aynanda birbirimize baktık. Sonra bir ara bi kapı açılma sesi geldi ve ard ardına flaş. Binbaşı kafasını kaldırdı.
"Lan Memo defol git lan."
"Ben çıktım komutanım." Hemen çıktı tekrar başını eğip kolyeye uzanıyorduki onu durdurdum.
"Komutanım daha fazla böyle durmayalım yoksa herkese rezil olursunuz."
"Haklısın Yüzbaşı kalkalım." Hemen ayağa kalktıp ve kolyeye yeniden uzandı.
~10. DAKİKA SONRA~
"Komutanım kopaca-" Ve beklenen geldi onun kolyesi sapasağlam iken benim kolyemin zinciri koptu, parmaklarının arasından usulca kaydı ve düştü. Hemen arkasından kalpli pembe kuvars düştü ve paramparça oldu. Yerdeki paramparça olan kolyemi görünce burnumun direği sızladı. Oysaki 14 yıl boyunca gözümden sakındım.
"Miray ben-" Elimi kaldırıp konuşmasına izin vermedim. Başımı kaldırıp dolu dolu gözlerle baktım ona.
"Bunun değeri bende çok fazlaydı, ve siz onu benden aldınız. Paramparça ettiniz, bunca yıl..." Dudaklarımı birbirine sımsıkı bastırdım.
"Bunca yıl, Miray noluyor?"
Anlamzsınız dedikten sonra kapıya ilerledim. Kapıyı kırmak istercesine kapattım.
~3 GÜN SONRA~
"Kızım deli misin fotoğrafları herkes görmüş."
"Napabilirim Açelya?"
"Ne yapabilirsin bi düşünelim; Binbaşı Mert Akkurt'la konuşmalısın.
"Açelya bak-" Bir dakika, ne dedi o? "Açelya ne dedin sen?"
"Binbaşı Mert Akkurt dedim noldiki?" Nasıl yani adını bana o gün söylememişti. Yıllar sonra Mert ile karşılaştım. Ve pembe kuvarsın anlamını Açelya bana söylemişti hemen gidip onunla konuşmak istiyorum. Hızla ayağa kalktım.
"Kızım nereye Mirayyy!!"
"Binbaşı ile konuşacağım hemen dönerim."
"Hayır hemen dönme."
Diyince kıkırdadım. Çok tatlıydı. Hemen Mert'in odasına daldım. Ama yoktu,neredeydi? Kapıyı kapattım askeriye içinde koşturuyodum. "Nerde bu be?" Nefes nefese kaldım. Tam ümidimi kesiyordumki atış odasından sileh sesi geldi. Nefes nefese olmama rağmen tebessüm ettim. "Allah'ım nolur orada olsun." Silah odasına daldım. O neydi lan öyle kulağında kulaklık, kaslarını sergileyen siyah bir tişört. Sarı saçları benimki ile aynıtıdı hemen bende bir kulaklık taktım. Sarı saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım ve hemen yanındaki yerini aldım. Bilerek yanlış pozisyona geçtim ve ilk üç atışımı ıskaladım. Mert buna dayanamamış gibi nefesini sertçe burnundan verdi. Arkama geçtiği anladım. Çünkü çok güzel kokuyordu. Yavaşça yaklaştı bana. Boyu deve gibi olduğu için anca omzuna geliyorduk beynimizin. Elini bana uzattı. Önce beni dikleştirdi, sonra, elini belimde hissettim. Belimi sıkıca tuttunca irkildim. "Miray Gez göz arpacık."
"Emredersiniz komutanım."
Belimi sıkan elini gevşetti, çenesini omzuma koydu. Elini uzattı ve silahtaki elimi sahada sıktı.
"Bir.. iki..üç.. ateş et."
Ateş ettim, hedefi tam ortasından vurdum. Silahı yere attım ve Mert'e döndüm. "Miray ben özür diler-"
"Sorun yok Mert kolyemi sen kırdın sen alacaksın." Deyince şaşkın gözlerle bana baktı hemen kollarından kurtulup çıktım......
Bölüm etkileşimi
