2. bölüm / 2
YÂR-İ BEKLER GİBİGEÇMİŞİN İZLERİ
Bölümler 2Şu an: GEÇMİŞİN İZLERİ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7 Mart 2024
Babam...
Tam tamına 26 yıl geçti. Bu sene gelemedim yanına ama her sene yaptığımı bu senede yapamayacağım.
Baba kokunu özledim... Seni özledim...
Beni merak etme ben iyiyim ben baba'mın kızıyım.
ÜSTEĞMEN KIDEMLİ BAŞÇAVUŞ AYTEKİN AYMAZ'IN KIZI ASTSUBAY KIDEMLİ ÇAVUŞ DURU AYMAZ
Her yıl gelirdim yanına, her yıl alırdım kokunu, her yıl yazardım defterime seni.
Bu yıl gelemedim ama bu yıl herkesin benim kitabım olduğunu ama aslında seninle alakalı her şeyimi yazdığım defterim, şimdi çalışma odasında rasgele bir masaya oturdum, aldım elime kalem'i, açtım bir sayfa başladım yazmaya.
Şimdi operasyondan geldik yaklaşık 2 haftadır aynı operasyon için uğraşıyoruz, 73 leşle geri döndük baba.
Neyse operasyonla ilgili konuşmayacağım seninle, zaten beni izliyorsan biliyorsundur neler olduğunu.
Sivas'a gelmek isterdim ama Mahmut komutanım izin vermedi. "Her an yine gidebiliriz bir kişi bile eksik olmamalı. " dedi. Bir de hala bana yürüyor usanmadı bi. Bilmiyor ki kendini malamat ediyor. Ama hiç merak etme hâlâ yüz vermiyorum ona ama sıkıldım komutanım falan demeyeceğim söveceğim ya!
Ha bi de tim var Kaan hariç hepsi "Küçük " demeye devam ediyor, artık umursamıyorum ama, ama baba bi gör beni nasıl seviyorlar, hepsi ayrı ayrı, resmen aile... Annemden göremediğim anne sevgisini bana İnci yaşatıyor sağ olsun, senden göremediğim sevgiyi ise Talat komutanım... Böyle, çok kibar, güzel davranıyor bana, baba sevgisi görmek nasip olmadı ama sağ olsun Talat komutanım sayesinde baba sevgisini de tadıyorum...
Senin varlığın bana iyi geliyor baba. Ben senin varlığını hissedemediğim anlarda sanki görünmez bir el beni boğuyor. Sen hep benim yanımda ol...
Tamam mı?
Yine lafı çok uzattım herhalde ben.
Seni çok seviyorum
Duru...
Defterime bir süre baktım, düşündüm, acaba babam yaşasaydı beni severmiydi yoksa annem gibi sevmezmiydi. Defterimin kapağını kapattım masadan kalktım ve kapıya doğru ilerledim sonra kovuşa.
Görevden yeni geldiğimiz için herkes yorgundu kovuş'un ışıkları kapalıydı sessizce gitsemde postallarım gıcırdamasını durduramadım.
Dolabıma ilerledim her dolapta olan ve anahtarı da aynı olan küçük asma kilidini açtım defterimi yine dolabımın en arka köşesine koydum. Dolabımı kapattım ama arkamdan gelen sesle irkildim.
"Nabıyon lan sen? " Evetttt hadi bakalım gece sorgusu
"İşlerim vardı biraz onları hallettim. " dedim kısa, öz, ve yeterliydi. Bence.
"Ne işi lan gece gece ya yat zıbar! " diye sızlandı İnci.
Cevap vermedim. Çünkü versem bile duymayacaktı. Uyku arası bir sitemlikti onunkisi. Her görevden geldiğimizde sızlanırdı. Çok nadir horlardı da. Görevler onu çok yorardı. Ama en çok bu sistemlerini seviyorum. Çok komik oluyor.
Onu daha çok söyletmemek için hızlıca yatağıma ilerledim Eşofman takımımı giydim, yatağıma yattım ve yorganımı kafama kadar çektim, derin bir karanlığa gömüldüm.
~~~
Gözlerimi açtım güneş doğmamıştı ama dışarısı da karanlık değildi. Telefonumdan saatte baktım, 06.40 geç kaldım yine Mahmut komutan kızmaz ama timin hepsini benim yüzümden azarlar. Yataktan kalktım ama ne kalkmak. Başım çok dönüyor kusacakmış gibi hissediyorum kendimi sertçe yatağa geri bıraktım.
Dünya'm dönüyor miğdem bulanıyor kulağım çınlıyor. Gözlerim ağır ağır kapanıyor ve ben yeniden karanlığa gömülüyorum.
4 SAAT SONRA
Gözlerimi rahatsız eden güneş ışığıyla gözlerimi araladım. Tepemde dikilen üç asker bir tane de doktor. NE ALAKA?
"Duru Komutanım son operasyonda kendinizi çok yordunuz sanırım biraz dinlenmeniz gerekiyor ateşiniz var. " diye kısaca açıklama yaptı doktor Sema.
"iyi misiniz komutanım? " dedi Kaan.
"Nasıl hissediyorsun Küçük ?" dedi İnci. Bu lakabımı kabul etmediğimi defalarca söylememe rağmen yine bildiklerini okuyorlardı.
"İyisin iyi. "dedi gevrek gevrek gurubun en saçma konuşmalarını yapan Bayram abi.
Hiçbirine cevap vermemem en güzel cevabımdı. Yeterliydi. Benceydi.
"Biraz daha dinlenmelisiniz serum takacağım ben." diye yine yersiz bir açıklama yaptı doktor Sema.
Basımı salladım belli belirsiz.
Sonra gözlerimi kapattım ve yeniden karanlığa gömüldüm.
~~~
Bulunduğum yer ne tabur ne de kovuş. Bulunduğum yer tam olarak Sivas'ta her zaman kovulduğumu evdeki odam. Ne işim var burada?
Odamın duvarları mavi renk, benim odamın rengi fıstık yeşiliydi. Dışarısı aydınlık olsa da içerisi karanlıktı. Kapıya doğru döndüm kapıda annem ve o nursuz çıktı karşıma. Ellerinde iki bebek, mutlular. Olurlar tabi benden kurtuldular.
"Annem." şirin olmaya çalışsada o kadar korkunçtu ki momo halt yemiş o derece.
"Hanım beşiğe koy Duru'yu. " Kimi kimi?
"Oy yanaklara bak. " dedi annem kucağındaki bebeğe sonra beşiğe koydu. Beşikteki bebeğe baktım annemin o kız çocuğunu sevdiğini gördüm. Ama bir yerden tanıyordum bu bebeği.
Bu ben miydim lan?
O nursuz kucağında neredeyse 1 hadi taş çatlasın 2 yaşındaki oğlan çocuğuna bakıyordu.
Ne alakaydı şimdi ben neden buradaydım?
Derken annem kayboldu birden. Nereye gitti? Ben de yok oldum. O nursuzun elindeki bebekte. Ve onun bakışları bana döndü, adımları da.
"Sen mi geldin kızım? " dedi gevşek.
Bir şey demedim. Yada diyemedim.
"cici babana." İğrenç bir insan olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım. "Özlettin ama kendini. " derken aramızda bir adım bile yoktu.
Tam dudaklarıma eğiliyordu ki arkadan bir el ensesini tuttu. Ve geri çekti. Gözlerime inanamadım. Bu Gökhan'dı. En son "Sen gözümün önünde ölsen bile yüzüne bakmam." diyen adam benim için bu eve gelip bu piçi mi dövüyordu şimdi?
"Ben sana bir daha bu kıza el sürmeyeceksin demedim mi? " dedi. Ben şok içinde onlara bakarken hem de
Sonra yine dizinin en heyecanlı yerinde reklam veren kanal gibi sahne değişti bu sefer odanın rengi de değişti. Siyah oldu simsiyah tam karşımda Gökhan tüm öfkesiyle bana bakıyor. Ben ona nasıl bakıyorum bilmiyorum ama bakışlarımdan daha çok sinirleniyor.
"Sen hala bana bunları yaptığın halde nasıl Sivas'a gelmeyi göze alabiliyorsun? " ismimi söylemedi. O bana ismimi hiç söylemezdi zaten
" Ben gelmedim. " dedim. "Ben gelmedim." kendimi tekrar ettim.
"Sen bana bu adam yüzünden ihanet ettin. " dedi. Bu doğru değildi. Kafamı sağ sola salladığımı hissettim. "sen bu pislik yüzünden benden gittin. " dedi. Asıl gerçeği en iyi şekilde kendi biliyordu ama hiç beni dinlemedi. O nursuzun bu işle hiç bir alakası yoktu...
"Bilmiyorsun. Dinle. " kendimi tekrarladım sonra bir daha.
"Şimdi git ve bir daha geri gelme. " dedi ve o da kayboldu. Arkasından bağırdım ama ne dediğini kendim bile anlamıyordum dizlerimin üzerine çöktüm ağlamak istemiyordum ama gözlerim beni dinlemiyordu
Derinliklerden bir ses "Tamam, geçti, bitti, kabus sadece. "dedi. Ve bende bütün sahneler gitti. Sadece karanlık kaldı ve bütün sesler gitti.
~~~
Gözlerimi açtım önce beni ranzamın tavanı karşıladı, sonra pencere hava kararmıştı, sonra elimi tutan bir adet Mahmut komutan. Elimi çekmek istedim bırakmadı yatakta doğrulurken kafasını yatağımdan kaldırdı. Uykulu gözlerle baktı.
"Kabus görüyordun. Gidemedim." Kendine göre yeterli bir cevap olsa da bana göre yersizdi bu hareketi.
"Elimi neden tutuyorsunuz komutanım? " sesimi ben duysaydım eğer vallaha hayattan soğmuştum şimdiye.
"Yalnız olduğunu hissetteme diye..." en çok da o biliyordu yalnız olduğumu ama kendini sayıyordu işte yanımda.
"komutanım ben yalnızım. "dedim. "Her zaman olduğu gibi. " cevabım yeterliydi. Bence.
"Duru sana bir şey sorabilir miyim? " kafamı salladım sadece. " Sen... Neden bana soğuk davranıyorsun? " tam olarak ne zaman farkına vardı acaba?
Cevabımı bekledi bir süre "Komutanım ben Sivaslı'yım yani Sivas yazında, kışında soğuktur. Anlatabildim umarım. " yeterli bir cevaptı. Bence.
"Anladım." dedi cebinden telefonunu çıkardı ve bana döndü geri. "Halil komutanım çağırmış yanına gitmem lazım. " dedi ve şunu da ekledi. " Dinlen ve kendine iyi bak Küçük." Bi şok olmadım değil yani. İlk defa bana 'Küçük' dedi.
Ayağa kalktı ve kapıya ilerledi ve kapıdan çıktı gitti.
Rüyam neydi öyle ya diye düşünürken o itin söyledikleri geldi aklıma. Pislik.
Biraz daha düşünürken gözlerim yavaşça kapandı ve derin sessizlikle karışık karanlık beni içine çekti.
Serum da uyku ilacı falan mı var?
~~~
9 Mart 2024
Bir gün bile olsa insan gerçekten mesleğine aşık olduğunda mesleğiyle alakalı her şeyi özlüyor. Mesela ben üniformamı, postallarımı, özellikle de beremi çok özledim. Sabah'ın erken saatleri, güneş doğmadı daha, kendimi iyi hissediyorum. Yataktan kalktım hemen eşofman takımımı çıkarttım ve üniformamı giydim. Yatağımı topladım ve koğuştan çıktım.
Koridorda bana selam veren askerlere başımla onayladım. Koridor boyunca ilerledim. Karargah biraz daha ilerideydi. Sağa döndüm biraz daha yürüdüm ve karargahın kapı kilit cihazına kartımı okuttum.
Benim bulunduğum tim karargâhtaydı her zamanki gibi. Ben Çelik timindendim.
YARBAY MAHMUT ÖZDEMİR
KIDEMLİ ÜSTEĞMEN TAHİR ÇINAR
ÜSTEĞMEN TALAT KARA
ASTUBAY BAŞÇAVUŞ BAYRAM BAYRAK
ASTUBAY KIDEMLİ ÜSTÇAVUŞ İNCİ DEMİR
ASTUBAY KIDEMLİ ÜSTÇAVUŞ HİLMİ ÖZKÖK
ASTSUBAY ÇAVUŞ KAAN KAR
Biz bu ülkenin sayılı en iyi timlerinden biriyiz. Övünmek gibi olmasın ama çok iyi özel kuvvet timiyiz.
Karargaha girer girmez tim bana döndü. Şaşkın değillerdi ama şaşkınlardı da.
"Sen neden kalktın yataktan Küçük? " diye bi soru yöneltti İnci.
"Biraz daha dinlene bilirdiniz komutanım." dedi Kaan.
"Göreve hazırlanman uygun değil! " dedi Talat abi.
"Nasıl hissediyorsun? " en mantıklı insandan da en mantıklı soru geldi Tahir abiden.
"Kovus'a gitsen iyi olur Küçük. " dedi ikinci defa bana Küçük dedi Mahmut komutanım. Ve ben ikidir sadece küçük kelimesine takılıyordum. Neden ?
Önce sessiz kaldım. Tek tek baktım hepsine. Belki ifadeli belki ifadesiz. Ben kendine bu denli kırılan insanı bile bu kadar önemseyen bir tim daha görmedim. İnşallah bir daha da görmem bu tim gerçek bir aileydi bana. Babamdan alamadığım sıcaklık, annemden alamadığım şevkat, abimden alamadığım sevgi... Benim bir ailem varsa o da Çelik timi.
"İyiyim ben. İyi hissediyorum yani. İdare ederim. Yeni görev mi geldi? " diyerek konuyu hem kapattım hem de yeni konu açtım.
"Öyle olsun bakalım. " dedi inanmaz bir tavırla Mahmut komutanım. "Geç yerine. " beklemeden geçtim hemen. " Adamımız bu. Kod adı Azap. Gerçek adı jiyan. Bu işe dayı kızıyla girmiş. Önce örgüte girmiş sonra yavaş yavaş örgütün tek başkanı olmuş. Bomba, uyuşturucu, silah, insan vesaire her tür kaçakçılıkta parmağı var. " komutanımın anlattığı it her nursuz gibi bir gıdım nur yok yüzünde. Esmer, yüzü toz içinde, saçları dağınık ve kirli olduğu için kızartma yağı gibi parlıyor, garip tipi olan bir fotoğrafı vardı perdede. "Yani demem o ki bu adamı Halil komutanım sağ istiyor. Çok uzatmaya gerek yok, yarın timimize yeni bir asker daha katılacak yarın hep birlikte tanışacağız onunla. Yarın akşam üzeri göreve başlıyoruz. Şimdi gidin dinlenin. " dedi arkasını döndü ve kartını kilit cihazının üzerine koydu kapı açıldı ve dışarı çıktı.
Onu arkasından Talat abi, Tahir abi, Hilmi abi, Bayram abi ve Kaan çıkıp gitti. Karargahta İnci ve ben kalmıştık bir tek. İnci de kalktı oturduğu sandalyeden bir adım attı ve bana döndü. "Sen gelmiyor musun Küçük? " diye sordu başımı 'Hayır' anlamında salladım, omuzlarını yukarı kaldırıp indirdi ve o da karargahtan çıktı.
Bir süre oturduğum yerde kaldım bu adamın ismini duyduğumda içimde derin bir yerde ateş çıktı sanki. Sandalyeyi yavaşça geri ittim ve ayağa kalktım karşımdaki ekrana bağlı olan bilgisayarın masasına doğru ilerledim bu adamla ilgili en ufak detayı bile bilmem lazımdı. Giydiği çorap renginden dişindeki dolgu ya kadar. Çünkü bu adamın her şeyini bilirsem zamanı geldiğinde öğrendiğim her şeyi onun lehine kullanabilirim.
Jiyan Agraz, 1975 Afganistan doğumlu Yağlen örgüt başkanı. 3 çocuk babası ama 3 çocuğu ve karısını kendi elleri ile öldüren bir cani. Kod adı Azap, bilinenler göre girdiği her köyde erkek çocuklarından dedelere kadar herkese tecavüz ettirip içine yarayanları örgüte alıyormuş. Önce Silah sonra bomba daha sonra gerektiğinde canlı bomba olmaları için ikna psikolojisi uygulama ritimleri veriyormuş. Dayı kızı Seda Agraz aynı zamanda amcasının karısı. 4 kere tüp bebek tedavisi almış ama Allah'a bin şükür ki Allah'ım buna çocuk nasip etmemiş. Kocası bunu dövdüğü için kaçmış evden ve örgüte katılmış yıllar sonra teyze oğlunu da örgüte almış almasına ama kendi eceli olacağını bilememiş anlaşılan. 1985 yılında yani 15 yaşında gebermiş. Kısaca bu ikilinin hayatı böyle olmuş. Ama beni en çok ilgilendiren kaç tane Türk askerinin katili oldu bu oksijen israfı.
Karşımdaki ekranda beliren şehit isimlerinde yavaş yavaş göz gezdirdim. Arkamdan kapının açılma sesini duydum kim olduğuna bakmak istemedim zaten burada ne işim olduğunu soracak.
"Komutanım? "dedi Yasin. Taburun hacker'ı
Her yerden her şeyi bulabilen kafa zehir bir çavuş. "Ne yapıyorsunuz burada? " kafamı çevirdim baktım yüzüne cevap verme gereği duymadım sandalyeden kalktım ve emir vermeden ne yapmasını istediğimi anlayarak oturdu kalktığım yere.
"Kaydır!" dedim sesimin sert çıktığının farkındaydım. Çünkü öyle olması gerekiyor. Bu tabur'da herkes beni komutan Aymaz olarak biliyorsa bana her şeyi sormamaları gerektiğini de biliyorlar. Ben şehit isimlerinde gözümü gezdirirken Yasin yavaşça kaydırıyordu. Bu oksijen israfının 78 tane askerimizin katili olduğunu öğrendim ama 78 kişinin içinde tek bir isimde kaldı gözlerim. Elimi kaldırdım durması için. Durdu. Bir adım attım ekrana doğru. Bir adım daha. Sonra bir daha. Ekrana iyice yaklaştım inanmak istemediğim isime baktım. Baktığım isimle monitörlerin sesleri sustu.
ÜSTEĞMEN KIDEMLİ BAŞÇAVUŞ AYTEKİN AYMAZ
Ne olduğunu anlamadım ama derin bir karanlıkla sert bir zemine çakılmam bir oldu.
~~~
Gözlerimi açtığımda beyaz tavan ve bir adet gözüme 'Hello!' dermiş gibi parlayan ışık vardı. Gözlerimi biraz aşağı indirdiğim de tim buradaydı ve burası revir olduğunu zaten anlamak güç değildi.
"Bayılmışsın, Yasin çavuş revire getirmiş seni, nasıl hissediyorsun? " Mahmut komutanımın sesinden iradesizlik aksa bile muhtemelen endişelenmişti. Yüzünden her şey okuna biliyordu.
"İyiyim ben. O it babamı şehit eden itlerin arasındaymış! " sinirliydim bana çocukluğumda ne yapıldıysa o it yüzündendi.
Herkes şok olmuş gibi bakarken ifadesiz kalan İnci ve Mahmut komutanım olmuştu. Onlar biliyordu. Yani Babamın şehit düştüğünü biliyorlardı.
"Bu görevde kalmak istiyorsan Küçük fevri davranman hiç bir işe yaramayacak. Ha eğer diyorsan ki; 'ben babamın intikamını almam lazım. ' bunun ne sırası ne yeri. Sen bir Türk askerisin Duru! Biz eşkiya değiliz ilk görevimiz her düşmanı yakalamak. Sağ yada ölü her türlü yakalayıp Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim etmek. Sen biraz dinlen ve düşün asker olduğunu hatırla. Serumun 20 dakikaya biter, bittikten sonra kararın hala eşkiyalığa soyunmaksa eğer istifanı masama bırak. Aksi takrde karargahta ol. " çok konuşmazdı çoğu zaman. Bizim tim de Bayram abi ve her kelimesinin arkasına illaki bir şey söylemesi gereken Hilmi abi hariç kimse çok konuşmazdı ama ilk defa Mahmut komutanımın bu kadar uzun ve tek nefeste konuştuğunu duyuyorum.
Herkes teker teker teker Mahmut komutanımın arkasından gitti. Ve yine alışık olduğum halime yalnızlığım ve ben baş başa kaldık...
~~~
Karargahta toplandık hepsi bana pür dikkat bakarken kendimi kötü hissettim, onlar benden çoğu şeylerini gizlemezlerdi ama ben onlardan hemen hemen her şeyini gizlerdim. Şimdi ise onlara baba'mın şehit olduğunu ve benim şehit çocuğu olduğumu öğrendiler. Çok güzel. Mükemmel hatta.
"Küçük daha önce time açıklasaydın keşke bunu." dedi İnci öneride bulunur gibi.
"İnci ben bu zamana kadar sadece üniversiteye girerken baba'mdan yardım aldım! Ve bunu şimdi de değişmeyecek." dedim sesim bana göre çok normal olsa da dışarıya ifadesiz bir tını ile çıkmıştı.
"Bunu şimdi tartışmamız hiç bir şeyi değiştirmeyecek. Görevimiz daha önemli. Biz bu zamana kadar hiç bir şehidimizin kanını yerde koymadığımız gibi senin baba'nın da kanını yerde koymayacağız. Onu yakalayıp en ağır cezayı almasını sağlayacağız. " dedi Mahmut Komutanım. Bu adam ciddi olamaz!
"Onu canlı almamız gerektiğini söylemeyin bana komutanım. " dedim sakinliğimi korumaya çalışarak fakat ne kadar çalışsam da başarılı olduğum söylenemez.
"Görevi tehlikeye atamam Duru! Eğer görev ortasında yanlış bir şey yapmaya kalkışacak olursan seni en ağır şekilde cezalandıracağımı bilmen gerekir. Ama 'ben yine de o iti sağ bırakmam!' diyorsan buyur yap bakalım ne yapacaksan ama her şeyi göze alarak yap bunu. Özellikle üzerindeki üniformandan ayrılmayı göze alarak o itin canını alacaksan al. " durdu bir süre, benim gözlerime bakmıyordu bile. "Duru, 30 dakika önce de dediğim gibi sen bir Türk askerisin! Senin hata yapma gibi bir lüksün yok. Hiçbirimizin yok! O it sağ gelecek! Toplantı bitmiştir dinlenin sabah son kontrolleri yapacağız ve timimize katılacak yeni askeri karşılayacağız. " ve yine her zamanki gibi kendince havalı olan çıkışını yaparak cevap beklemeden kapıya ilerledi, kapı açıldı ve hiç beklemeden çıkıp gitti. Ve ikinci defa bu kadar çok ve tek nefeste konuştu. Tim de onun arkasından çıktı karargahtan.
Ben de yeniden tek başıma karargahta kaldım...
~~~
Gözlerim acıyordu sabaha kadar bir kere bile kırpmamıştım gözlerimi ama umursamadım acısını. Çalışma odasındaydım, saat'in 05.57 olduğunu gördüm karargahta buluşmamıza 1 saat 39 dakika vardı. Yeni asker gelecekti tim'e o da Mahmut komutanımla gelecekti.
Çalışma odasında görevle ilgili çok çalıştım. Azap hamile eşi'nin onu aldattığını düşünüp önce eşinin karnındaki çocuğunu silahla vurarak öldürmüş sonrada karısını boğarak öldürmüş. Geride kalan iki çocuğu ise kayıp, ne yaptığı belli değil.
Belgelerini topladım ve arşive gittim hepsini aldığım yere dikkatlice yerleştirdim. Sonra kovuş'a gittim telefonumdan saate yeniden baktım 07.15 hemen eşofmanlarımı çıkarttım ve üniformamı giydim ardından İnci'yi uyandırdım.
"Lan alooo!" bu kadar kibar uyandırdım her zaman.
"LAN İNCİ!" en sonunda patladım.
"Ne var lan ne var? İnsan gibi uyandır demiyom mu lan ben sana ya kaç defa!" dedi uykulu uykulu ama umursamadım.
"Kalk lan! Saat 07.26 hazırlan hemen karargahta toplanmamıza son 10 dakika hadi!"
"Lan neden önceden kaldırmıyon ya?" dertliydi çünkü yetişmesi zordu. Bilerek yapmadım ama arşivi çok dağıtmıştım biraz uzun sürdü toplamak bu kadar basit.
"Ben karargâha gidiyorum. Yetiş." dedim, komik duruyordu tatlı telaşı yada acı.
Kapıdan çıktım karargahta doğru ilerledim tam sağa dönüyordum ki arkamdan bir ses "Duru!" diye seslendi arkamı döndüm. Dönmez olsaydım. Mahmut komutan ve... O.
Ne işi var bunun burada? Neden geldi? Neden benim bulunduğum Tabur'da? En son "senin soluduğun havayı bile solumam" diyordu. O zaman neden benim soluduğum havayı soluyordu? Belli belirsiz sözler kulağıma geldi zor duydum.
" Astsubay Kıdemli Çavuş Gökhan VAROL, tim'imizde gelen yeni askeri." Dedi Mahmut komutan.
Bölüm etkileşimi
