Bölümler 2Şu an: SEMBOLUN TAŞIYICISI
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her zamanki gibi rutin işlerini halletmiş, dedesine selam vererek evden çıkmıştı. Çözülmesi gereken dosyalarla uğraşmak için büroya doğru yola koyulmuştu. Mezun olduğu Milas Dedektiflik Okulu, ülkenin en iyi cinayet çözen kişilerini yetiştirdiği için, diğer bürolarda çözüme kavuşturulamayan sır dolu vakalar, ülkenin en güvenilir merkezine teslim edilip bir an önce üstündeki sır perdesinin kaldırılmasını bekliyordu. En son hapse yolladığı işinin ardından, yine bu şekilde tüm ülkenin üzerinde konuşup tezler ürettiği TV programlarına dahi konu olan bir dosya ellerine verilmişti.
Yolda, büroda çalışan iş arkadaşı bir dedektifle konuşmuş, dosyanın seyrini haber yapmak için kapı önünde nöbet tutan gazetecilerin olduğunu öğrenmişti. Üzerinde çalıştığı işlerin magazinleştirilmesi her zaman canını sıkardı. Bir keresinde, ekipteki bir köstebek yüzünden basına sızan bir bilgi, katilinin gardını almasına, kısa süre içinde yakalamaları an meselesiyken, uzun yoldan gitmelerine sebep olmuştu. Dahası, cinayeti çözdüğünü iddia eden TV programları ve onların sosyal medyada konuşan merdiven altı yayıncıları, reyting uğruna birilerini katil diye öne çıkarıyor, halkı bir hiç uğruna kendi istedikleri doğrultuda yönlendiriyordu. Öne atılmasını bekledikleri tek şey, katil değil; onların katil diye lanse ettikleri kişilerdi. Gerçek katili değil, bekledikleri kişiyi istiyorlardı.
Dün gece aniden üst mercilerden eline verilen dosya hakkında ne tür bir araştırma yapıldığını henüz kestiremiyordu. Bildiği tek şey, halkın TV’den gördüğü kadarıyla konuştuğu, etrafta yapılan dedikoduların duyumlarıydı. Onlar onun için bilgi değildi. Biraz önce ofise varmak ve kafasını kaldırmadan vaka üzerinden mantık iskeletini kurmak istiyordu. Tabii, önce aşması gereken baş belası bir gazeteci yığını vardı. Bir an için arka taraftaki kimsenin çok fazla bilmediği eski bir kesikten girmeyi düşündü; ancak bu, onların daha çok merak uyandırmalarına ve kapının önünden ayrılmamalarına sebep olacaktı. Kurtulmak istese de kışkırtmak istemiyordu. Bu yüzden sesli düşünerek, "Çare yok," dedi.
Arabası kapıya yaklaşır yaklaşmaz, bir hareketlenme olmuş, daha freni çekmeden araba kapısını açmasına engel olacak şekilde önünde birikmişlerdi. Bir işaretiyle ne demek istediğini hemen anlayan kapının bekçileri, onların içinden zorda olsa geçmelerini sağladı. Geçerken en azından, "Şu an için konuşmak zor, dosya elimize gece yarısı verildi, en kısa sürede bilgilendirme yapacağız," diyerek onları bir süre oyalayacak birkaç kelime söylemişti.
Aceleyle odasına geçerken her gün olduğu gibi takım arkadaşlarını selamlamayı unutmadı. Otoriter bir tutumu olsa da bir ailenin sıcaklığı vardı üstünde. Odasında ilk karşılayan kişi, akademide en iyi arkadaşı, birlikte birçok faili meçhul cinayeti çözdüğü ekip arkadaşıydı. Masasının üzeri baştan aşağı kağıtlarla dolmuştu, oturduğu yerden yüzü zor görülüyordu.
"Bu vaka düşündüğümden de karmaşık," diyerek, henüz yeni incelemeye başladığı dosyada ilk izlenimlerini ortaya koydu.
"Sana da günaydınnn," dedi arkadaşına, "Burutus" sonraki "s" harfini uzatarak söylerken imalı bakışları üstünde yoğunlaştı. Sonra hafif gülümseyip, kafası karışık arkadaşına karşılık verdi.
"Zor dosya yoktur, iyi yapılmayan soruşturma vardır," göz kırparak önünden bir belge aldı ve kendi masasına geçerek okumaya başladı. Önceki ekibin çalışmaları, kısa sürede yol almalarını mı yoksa daha çok tıkanmalarına mı sebep olacak belgeler üzerinde çalışmaya başladıkları şu geçen saatlerden sonra anlaşılacaktı. Etrafıyla ilgisini kestiği sırada, dikkatini dağıtıp bulunduğu odaya geri döndüren ekibinin dostu köpek Can oldu. Köpek Can, daha yavruyken annesi onu ve kardeşini sanki onlara emanet eder gibi ekibin kapısının önüne bırakıp kayıplara karışmıştı. Gençlik hastalığından kardeşi hayatını kaybedince, onu yaşatmak için çok uğraşmışlar, adını da bu yüzden ekipçe karar verip Can koymuşlardı. Daha sütle beslendiği için nöbetleşerek ona süt vermişler ve bu yaşa gelen Can şimdi ekibin neşe kaynağı olmuştu.
"Söyle bakalım Can, bu cinayeti hemen çözecek miyiz, ne diyorsun, duymuyorum?"
Hav Hav Hav...
"Evet, ben de öyle düşünüyorum."
Odasını paylaştığı ekip arkadaşına dönerek, "Bu soruşturma çok yüzeysel. Aralardaki bağlantılar kurulmamış, işimize yaramaz. Bütün dosyayı biz baştan kendimiz ele alacağız, şimdi o masanın üstündekileri kaldıralım, gerçek soruşturmaya yer açılsın," dedi.
"Değil mi Can?" diyerek köpeğe dönüp gülümsediği yüzünden ellerini uzatarak ona sevdiği mamayı verdi.
"Hadi bakalım, sen şimdi 111. odaya git, bizim çözecek bir cinayetimiz var."
Onun ne dediğini sanki anlayan köpek, aldığı bu komutla birlikte odadan çıkmış, onlara çalışmaları için izin vermişti.
Alp Kara: "Evet, seni dinliyorum."
Akif: "Kimliği henüz belirsiz, bedeninde kesici, delici ya da herhangi bir şey yok, tahmini yaşı 15-16.
Alp Kara: "Bedeninde herhangi bir iz yoksa, ölüm sebebi ne peki?"
Akif: "Henüz adli tıptan rapor gelmedi, ilk vurgular, uzun süre nefessiz kaldığı için olduğunu gösteriyor, ancak kesin bir şey demek için henüz erken."
"Bir diğer mesele, bulunduğu yer. Halkın gitmekten korktuğu yerde bulundu."
Alp Kara: "Evet, ülkece bu kadar TV programlarında işlenen bir cinayetin magazinleştirilmesi de bu yüzden değil mi?"
Akif: "Halk endişe duyuyor. O yerde bir cinayet işlenmesinin, onlara gelecek bir belanın habercisi olduğuna inanıyorlar."
Alp Kara: "Ne zamandan beri hurafeler işimizi aydınlattı? Hazırlan, olay yerine gidip her şeyi yerinde inceleyeceğiz."
"Şey, emin misin?"
" Sence? "
Sabah ofise gireceği zaman kapıda biriken gazeteci yığınında azalmalar olmuş, en azından bir bölümü umudu kesip oradan ayrılmıştı.
"Baş edebilecek sayıdalar şu an," diyerek gülümseyip Alp Kara'ya bakarken, onun da bu alaycı cümlesine gülümsediğini gördü. Arabaya bindiklerinde, alaycılığı çoktan bırakıp yeniden endişeli havaya bürünen Akif:
"Arkada bir ekip bizimle gelmeyecek mi?"
"Hayır, sadece ikimiz gideceğiz, gürültüye gerek yok."
Akif isteksiz bir şekilde, "Peki," anlamında kafasını salladı.
Halkın lanetli dediği yer şehir merkezinden biraz uzaktı. Arabayı cinayet yerine sürerken düşünceleri durmuyor, küçük bir kızın orada o saatte ne işi olduğunu merak ediyor, bir an önce bu esrarengiz dosyayı çözüme kavuşturmak istiyordu. Bunun için hiçbir şeyden kaçınmayacaktı; uğursuzluk getiren yere girmek bile olsa bu yapacağı şey.
Yaklaştıkça asfalt yol yerini toprak yola bırakmıştı. Bir diğer garip olan şey ise sıcaklaşan havaydı. Geldikleri yol onları bunaltmazken, o yere yaklaştıkça sıcaklaşan hava onları bunaltmış, sonbaharın ortasında yazı yaşatmıştı. Yol arkadaşı ona:
"Çok garip, hava sıcaklığı bile değişti."
Yol boyunca o yer hakkındaki halkın söylediği efsaneleri ciddiye almayıp sadece bir avuç kuruntu olarak görürken, şimdi dediği kelimeleri haklı bulmuştu. Ter damla damla teninde akarken, haklı bulmakta zorundaydı.
Akif: "Bizi ilk karşılaması sıcaktan bunaltarak oldu. Harika."
Arabanın el frenini çekince, inmekten çekinen ekip arkadaşının bu tavrına alaycı bir gülümsemeyle, kendi tarafında bulunan kapıyı açarak o yere ilk adımını attı. Diğer ayağını attığında, şimdi tamamen arabadan inmiş, ayağını vurarak bir sorun olmadığını arabadan inmeye çekinen Akif'e göstermişti.
Alp Kara: "Bak, sorun yok. Yerden herhangi bir şey çıkmıyor, hadi dışarı gel, bu kadar korkak olma bu kadar korkaklık yeter."
O olay yerine doğru ilerlerken, Akif de sonunda araba da kalmanın manasız olduğunu düşünerek cesaretini toplayıp arabadan indi.
Coşan dalgalar kıyıda olan kayalıklara vuruyor, onların üstüne tünemiş martılar, dalgaların her kıyıya vuruşun da uçup oradan uzaklaşıyordu. Bir diğer tarafı uzun ağaçlarla bezenmiş ormanlık olan bu yer oldukça ıssızdı.
Kızın bulunduğu yer hala emniyet şeridiyle örtülmüş, kimsenin gelmesine izin verilmemişti. Zaten cesaretini toplayıp o yere varacak insan sayısı da bir elin parmağını geçmezdi. Emniyet şeridini açıp içeri girdiler. Toprağı alıp ellerinin arasında ovuşturan Alp Kara’nın ve yardımcısının ayakkabıları, çamurlaşan toprak yüzünden kirlenmiş, adeta toprağın içine gömülmüştü. Henüz iki adımda ayakkabıların ıslanmış toprakla bezenmiş olması, kızın topraktan eser olmayan cesedi üzerindeki garipliği ortaya koyuyordu.
Alp Kara: "Benim düşündüğümü mü düşünüyorsun?"
Akif: "Öldükten sonra buraya getirilmiş olmalı."
Alp Kara: "Belki de lanet yüzünden buraya kimsenin gelmeyeceğini düşündüklerinden getirmişlerdir."
Akif: "Peki o zaman neden açıkça bıraktılar?"
Dediği çok doğruydu. Herkesin gelmekten korktuğu bu yere gelmiş, üstelik bir cinayet işlemişti. Efsanenin korku dolu ününü kırıp bu zahmete giren biri, neden işlediği cinayeti saklama gereği duymamıştı? Sıra dışı bir katil profiliyle karşı karşıya olduklarını düşündü.
Alp Kara: "Bilinmesini istediği için."
Akif: "Bu nasıl bir ruh hastası böyle? Bir tür şeytan ya da satanist örgütünün işlediği cinayetle mi baş başağız?"
Alp Kara: "Katilin zihniyeti onlar gibi ama cinayetin işlenme şekli hiç uyuşmuyor."
Akif: "Evet, kızın vücudunda işkenceye dair bir eser yoktu."
Alp Kara: "Gizli bir örgüt mü sence?"
Alp Kara ve Akif, kızın öldürülme biçimi ve ölü bedeninin bulunduğu yerin garipliği üzerine düşünüyor, katilin profiline dair ipuçları bulmaya çalışıyorlardı.
Çekilen emniyet şeridinin dışına keşif yapmaya çıkan Akif, ayağını bir şeye takınca yere düştü; ayağını hafif sakatlamıştı. Onu düştüğü yerden kaldırmaya çalışan Alp Kara’nın gözüne, küçük taşların arasına sıkışmış bir şey takıldı. Akif kalktıktan sonra, gözüne ilişen o şeyi almak için eğildi. Şimdi o yerde sıkışan nesne, onun elindeydi.
Üstü başı toprak olan Akif, üzerindeki toprakları silkelerken, Alp Kara’nın elinde incelediği şeye dikkat kesildi.
Akif: "O nedir, elindekini görmek isterim."
Alp Kara: "Bir çeşit okul arması olabilir."
Akif: "Kızın kimliğine dair bir ipucu mu bulduk?"
Alp Kara: "Öyle gözüküyor. İncelemek için bunu yanımızda alalım."
Olay yeri nasıl bulamamış bunu diyerek söylenirken, oradan ayrılmak için adımlarını attılar. Arabaya doğru yönelirken, Akif kendilerine doğru gözlerini dikmiş, onların adımlarını takip eden birini fark etti. Çaktırmadan Alp Kara’ya göstererek, onları göz hapsine alan bu adamın şüpheli tavırlarını sorgulamak için yanına gidip, ne derdi olduğunu öğrenmek ve gerekirse dedektif ofisine götürmek istediler.
İkisinin onu fark edip arabalarına değil de yanlarına doğru geldiğini gören adam, gardını alıp sinip adeta pusuya yattığı yerden bir çırpıda kalkıp kaçmaya başladı. Onun kaçtığını görünce, onlar da hızlı adımlarını attırıp koşmaya başladılar. Adam yola doğru değil, ormanlık alana koşuyordu. Sıralanmış ağaçların ona sunduğu saklanma fırsatını kullanmak istiyordu. Ormanlık alanda çok daha ilerlemeden, aradaki mesafeyi azaltmak ve onu yakalamak zorundaydılar. Hızlandıkça, adeta bıçak gibi kesen yere değen dallar, vücutlarında çizikler oluşturmuştu. Gözleriyle takip ettikleri halde, adam bir anda gözden kaybolmuştu. Yer yarıldı da yerin içine girdi tabirini adeta canlı olarak yaşamışlardı. Koşmayı bırakmadan ilerleyip, adamın gözden kaybolduğu yerde duraksadılar. Birbirlerine sırtlarını verip, kesilen soluklarını düzenlenmek ve bu yeri incelemek için kendilerine biraz zaman verdiler.
Soluğu henüz yeni normale dönmüş olan Akif: "Benim gördüğümü, sen de gördün mü? Nasıl bir anda... bir anda?"
Deyip heyecanla cümlesini tam olarak bitirememişti.
Alp Kara: "Mistik güçler yok edecek değil ya! İllaki bir şeyler oldu," diyerek ayaklarıyla yeri yokluyor, herhangi bir garipliğin ucunu yakalamaya çalışıyordu.
Onun da aynı şeyleri gördüğünü anlayan Akif, biraz olsun kendine gelerek adamın kaybolduğu yerdeki ağaçları incelemeye koyulmuş, Alp Kara ile en ufak bir olayı aydınlatacak ipucunun peşine düşmüştü. Onları bu derece başarılı kılan buydu. İnsan refleksleri hemen bir kenara bırakır ve takım ruhuna uygun olarak hareket ederlerdi.
Tabii, işte metninizdeki "Milase" ismini "Alp Kara" olarak değiştirdim:
Ayağına takılan küçük bir taş parçası sayesinde kâğıt parçası gözüne ilişti. Eline almak için doğruldu. Birden fazla katlanan bu kâğıt parçasını açtığında, üzerinde bazı anlam veremediği semboller vardı. Ellerinde şimdi bir ceset, meçhul bir adam ve ne olduğuna dair en ufak bilgileri olmadıkları sembollerle dolu bir kâğıt parçası vardı. Bu cinayet, daha şimdiden enteresan olmaya başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
