8. bölüm · YANSIMADAKİ KUĞU
7. KARANLIK BAĞ
Maçtan sonra Ethan’ın enerjisi hâlâ düşmemişti.
“Ben söylüyorum, o sayı kesin şanstı,” dedi Lyra kahkaha atarak.
Ethan hemen itiraz etti.
“Şans mı? Görmedin mi? O tamamen yetenek.”
Ben gözlerimi devirdim.
“İkiniz de abartıyorsunuz.”
Ama gülüyordum.
Ethan bizi eve götürdü.
Lyra koltuğa kendini bırakır bırakmaz konuşmaya başladı.
“Hatırlıyor musun Diana, ilkokulda sen kantinde yanlışlıkla öğretmenin kahvesini içmiştin?”
“Unutulur mu o?” dedim inleyerek.
Ethan kahkaha attı.
“Dur dur, bu daha iyi. Diana o gün öğretmene ‘çok tatlı olmuş’ demişti.”
“Ethan!”
Odayı kahkahalar doldurdu.
Bir süre sonra konuşmalar küçüklüğümüze, saçma anılarımıza, birbirimize ettiğimiz kavgalarımıza kaydı.
Ve fark ettim ki…
Uzun zamandır bu kadar rahat hissetmemiştim.
☆
Okul koridoru her zamanki gibi kalabalıktı.
Ben, Lyra ve Adelina bir köşede oturmuş konuşuyorduk.
Adelina bugün daha farklıydı. Daha… yumuşak.
Adelina elindeki kahve bardağını çevirerek konuştu.
“Ben küçükken resim yapmayı çok severdim.”
Lyra hemen atladı.
“Şaka yapıyorsun. Ciddi mi?”
Adelina başını salladı.
“Evet. Hatta bir dönem çizim yarışmasına bile katılmıştım.”
Ben merakla ona baktım.
“Ne çiziyordun?”
Adelina biraz düşündü.
“Genelde şehirler. Ama hayalimdeki gibi… biraz farklı. Daha sakin, daha boş.”
Lyra hafifçe güldü.
“Sen bayağı derin bir tipsin ha.”
Adelina omuz silkti.
“Belki de sadece çok konuşmayı sevmiyorumdur.”
Ben gülümsedim.
“İyi, biz konuşuruz sen dinlersin o zaman.”
Bu cümle üçümüzü de güldürdü.
Ve o an fark ettim ki Adelina sandığımdan daha farklıydı. Daha ulaşılabilir. Daha gerçek.
☆
Okul çıkışında Lyra ve Adelina bir köşede toplanmış konuşuyordu.
Ben çantamı omzuma alıp yanlarına yaklaştım.
Lyra her zamanki gibi enerjikti.
“Bugün resmen derslerden kaçmak istiyorum,” dedi.
Lyra güldü. “Zaten her gün kaçıyorsun.”
Adelina bir an etrafa baktı, sonra sakin bir sesle konuştu:
“Bugün takılsak mı?”
Bir saniye durdum.
“Ne gibi?”
“Bir kafe. Sadece otururuz, konuşuruz. Başka bir şey yapmayız.”
Lyra hemen atladı.
“Ben varım.”
Lyra bana döndü.
“Sen?”
Bir an düşündüm.
Aslında bugün buz patenine gidecektim diye düşündüm ilk. Çünkü bana iyi gelen yerlerden birisiydi ve buna ihtiyacım vardı ama uzun zamandır kızlara takılmadığımı fark ettim.
Sonra başımı salladım.
“Tamam.”
Kafeye doğru yürümeye başladık ve kısa bir süre sonra varmıştık.
Cam kenarındaki masaya oturduk.
Dışarıda hava yavaş yavaş soğuyordu. İçerisi sıcak, kahve kokusu doluydu.
Lyra hemen konuşmaya başladı.
“Ben küçükken kesin ünlü olacağımı düşünüyordum.”
Lyra kahkaha attı.
“Ne olarak?”
“Her şey. Şarkıcı, oyuncu, hatta bazen astronot.”
Adelina gülümsedi.
“Bu bayağı geniş bir kariyer planı.”
Ben kahvemi karıştırdım.
“Benim planım yoktu,” dedim.
Üçü birden bana baktı.
Omuz silktim.
“Sadece… günleri geçiyordum.”
Kısa bir sessizlik oldu ama garip değildi. Rahatsız da değildi.
Adelina yumuşak bir sesle konuştu.
“Bazen plan yapmamak da bir plan gibi.”
Lyra başını salladı.
“Derin konuya girdik yine.”
Güldük.
Kahveler geldiğinde ortam daha da yumuşamıştı.
Lyra telefonunu masaya bıraktı.
“Şu an hayatımın en sakin anı olabilir.”
“Çok tehlikeli bir cümle,” dedim.
Lyra sırıttı.
“Evet, birazdan bir şey olur.”
Güldük.
Ve o an.
Camın dışına baktım.
Bir an için her şey normaldi.
İnsanlar yürüyordu.
Arabalar geçiyordu.
Sonra…
Gözüm birine takıldı.
Siyah kapüşon.
Dik duruş.
Tanıdık bir siluet.
Nord Valthorne.
Nefesim durdu.
“Diana?”
Lyra’nın sesi uzaktan geliyordu.
Ama ben duymuyordum.
Sadece ona bakıyordum.
Camın dışında duruyordu.
Bizi izliyordu.
Hayır...
Beni.
Kalbim hızlandı.
Göz kırptım.
Bir saniye.
Sadece bir saniye.
Sonra tekrar baktım.
Yoktu.
Boştu.
Sadece kalabalık vardı.
Sanki hiç orada olmamıştı.
Elimdeki fincanı biraz daha sıkı tuttum.
“İyi misin?” dedi Adelina.
Yutkundum.
“Evet…”
Ama sesim bana bile inandırıcı gelmedi.
Lyra kaşlarını çattı.
“Yine mi başın döndü?”
Başımı salladım.
“Bir şey değil.”
Ama içimde bir şey çok netti.
Ben bunu uydurmuyordum.
Ama gerçek de değildi.
Lyra bir şey anlatmaya devam ediyordu.
Adelina gülümsüyordu.
Bir anda telefonuma baktım o bilinmeyen kişiden mesaj geldi mi diye.
Hayır.
Hiç bir mesaj yoktu.
Dünya normaldi.
Sadece benim içimde bir yer…
çatlamış gibiydi.
Ve o çatlağın içinden sürekli aynı isim sızıyordu.
Nord Valthorne.
