6. bölüm · Yanlış Taraf
Asıl Savaş Başlıyor
Doruk Yekta'nın Ağzından
"Sakin ol sakin ol... Bir yolunu bulacaksın... Kardeşini kurtaracaksın."
İçimden defalarca bu sözleri tekrar ettim. Dirseklerimi dizime yaslayarak öne eğildim. Yüzümü kimse görmemeliydi bir şey olduğunu anlarlardı.
Hayır Melis'i o halde görmemeliydim. Delirecektim, deliriyordum.
Sadece bir haftalık gidişimde kendini bu piçlerin kucağına atması. Hayır hayır kandırmışlardı kardeşimi. Yapmazdı o, asla yapmazdı.
"Arkadaş kullanıyor mu?"
Ömer'in o iğrenç sesiyle kafamı kaldırdım. Ama Ömer'e bakmadan kafamı çevirdim.
Yanında uyuyan Melis'i görmek istemiyordum.
Hayır o halde görmek istemiyordum.
"Kullanmaz o, korumam ya." Koltuğun diğer ucunda oturan Zara benim yerime cevap vermişti. Bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Gencecik bir kızın O halde olması umrunda değildi.
Bir şey yapmam gerekiyor. Ekibe haber etmem gerekiyordu. Çözüm bulamadıkça sinirden deliriyordum.
"Kızı yatağına yatırsana, yazık koltukta iki büklüm uyuyor." Zara, Melis'e uzun uzun baktı. Sonra bana döndü. "Yiğit sen kaldırır mısın? Ömer şimdi hap aldı taşıyamaz."
Başımıza sallayıp ayağa kalktım. Bu fırsatı iyi değerlendirmem gerekti. Melis'in başına bir iş gelmeden ekibe haber etmeliydim.
"Koridorun sonundaki oda." Ağzın içinde konuşuyordu sanki orusbu evladı.
Melisa kucağıma alıp hızlı adımlarla dediği odaya girdim. Yatak dağınıktı... ikisi uyumuşlardı burada.
Yapmamış ol Melis, bu biçim koynunda uyumamış ol be kızım.
Melis'i yatağa bırakıp hemen telefonu cebimden çıkardım. Whatsapp'a girip mesajlar kısmından Aras'ı buldum.
Sinirden mi korkudan mı bilmediğim bir şekilde elim titriyordu. Beynim uyuşmuş gibiydi. Hızla mesaj yazmaya başladım.
Atacağım konuma hemen gelin.
Melis tehlikede, bir dakika bile geç kalmamanız lazım.
Yazdıktan sonra konumu gönderdim.
Lütfen kardeşim, hızlı olun.
Bu mesajı yazarken kalbim sızlamıştı, hayır Melis'i bu halde görünce sanki kalbim yok olmuştu.
Yüzümü elimle sertçe sıvazladım. Gidip içeridekileri öldürmek, görevi bir kenara bırakıp sadece sinirimi çıkartmak istiyordum.
Odada daha fazla durup dikkat çekmemem gerekiyordu ama Melis'i bırakıp gitmek de istemiyordum.
"Ben böyle işi-"
"Abi... sen.. misin?"
Sözümü kesen şey Melis'in bana seslenmesiydi. Sırtım dönüktü ona. Belki de ekip yolda geliyordu, Zara ile şimdi evden çıksak yakalanmazlık ama kalacaktım Melis'i bırakmayacaktım.
"Abi"
Melis'in kısık sesiyle daha fazla beklemeden dönüp yatağa oturdum.
"Abim" ellerini tuttum, titriyordu. Hep gülmekten kısılan gözleri bu sefer yaşla dolu ve kızarıktı. İçimde bir yer daha yandı. Asla bitmeyecek, onlar bitene kadar sürdüreceğim bir savaş başladı.
"Abi... Abi beni kandırdı... Ben sadece oturmaya gelmiştim... Ben bilmiyordum." Dedi ağlamaklı bir sesle.
Dişlerimi birbirine bastırdım. O an hem ona sarılmak hem de bağırmak istiyordum.
"Şu an konuşmayacağız." Dedim sert ama titrek bir sesle. "Tamam mı sadece sus."
Melis gözyaşlarını silmeye çalıştı. "Sen burada da ne yapıyorsun?"
Yataktan kalkıp kapıya yürüdüm. Kapıyı aralayıp koridora baktım. "Seni buradan çıkaracağım." Alçak bir sesle devam ettim. "Ama önce sakin olacaksın."
Başını salladı, korktuğunu gözlerinden anlıyordum.
"Abi ben çok korkuyorum."
Melis'in yüzüne baktım. Perişan bir haldeydi. Gözleri kızarmış elleri titriyordu.
"Birazdan ekip gelecek ama ben gideceğim. Onlar seni koruyacak, asla benim hakkımda tek kelime etme Ömer'in yanında."
Melis korkuyla başını sallayınca derin nefes aldım. Şimdi gitmem gerekiyordu.
"Yiğit! Hadi gidiyoruz."
Zara içeriden seslenince son kez Melis'e baktım. Sonra odadan çıkıp salina yürüdüm.
Telefonum bildirimle titreşince cebimde çıkarıp baktım.
Aras
-Yaklaşıyoruz, iki dakika var.
Telefonumu tekrar cebime attım. Salonun kapısında durdum. "Gidebiliriz" dedim.
Zarayla birlikte daireden çıkıp aşağı indiğimizde arabanın yanında durup bana baktı.
"Ne oldu sana?" Dedi, gözlerini kısarak.
"Bir şey olmadı." Dedim
Arabanın kapısını açtığı sırada siren sesleri geldi. Zara hızla etrafa baktı, bende ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi sokağın başına baktım. Polis aracı görünce, "Arabaya bin?" Dedim.
İkimiz hızla arabaya binince, arabayı çalıştırarak hızla hareket ettik.
Onlar binanın önüne gelirken bizde sokağın köşesinden dönük gözden kaybolduk.
Zara bakışlarını dikiz aynasından bana doğru çevirdi. "Nasıl oldu bu? Kahretsin ya!" Önüne gelen saçlarını sinirle geriye attı.
Bense direksiyonu sıkıca kavramıştım. Duygularımı yatıştırmam gerekiyordu ama olmuyordu. Melis aklımdan çıkmıyordu.
"Yiğit! Sana diyorum."
Zara'nın sesiyle aniden ona döndüm. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
"Önüne bak kaza yapacağız." Kızgın sesiyle hızla önüme döndüm.
Başım ağrıyordu. Bir elim direksiyonu tutarken sağ elimle ensemi sertçe sıvazladım.
"Dalmışım, kusura bakmayın." Dedim
Zara en sonunda bakışlarını benden çekerek yola döndü. Bir kaç dakika sonra tekrar bana baktı. "Ne oldu?"
Sorunuyla başımı iki yana salladım. "Bir şey olmadı efendim."
Sinirle nefes verdi. "İlk olarak efendim demeyi kes. İkinci olarak iyi gözükmüyorsun. Polise yakalanmak üzere olmamız seni bu hâle getiremez." Dedi düşünceli bir sesle. "Ha sen o kıza üzüldün."
Kırmızı ışıkta durunca kafamı ona çevirdim. "Yani sadece bu yaşta bunlara bulaşması kötü."
"Bunu düşünmesi gereken kendisi veya ailesi. Bizi ilgilendirmez, biz sadece istediklerini veririz." Umursamazca omuz silkinca sinirle gözlerimi kırptım sonra önüme döndüm. Kırmızı ışık yanınca arabayı hareket ettirdim.
"Kız kardeşin var mı?" Arabanın içindeki gerginlik havayı Zara'nın sorusu bozdu.
Kafamı iki yana salladım. "Yok"
Anladım der gibi başını salladı. "Genelde böyle üzülenlerin kız kardeşi olurdu." Dedi.
"Niye, kız kardeşi olmayanlar empati yapamıyor mu?" Sesim hem sinirli hemde alaylı çıkmıştı. Ama şu an bu takılacağım son şeydi.
"Sen neden böyle bir işe başladın ki? Fazla iyi gibisin, yani ben öyle hissettim. Bu kadar insanlara üzülüp böyle işe girmen de garip." Sonra bana baktı, "Çok mu ihtiyacın vardı?" Diye devam etti.
Neden bu işi kabul ettiğimi çok merak ediyordu.
"Zamanı geldiğinde öğrenirsiniz. Şu an sırası değil." Dedim. Zamanı gelince ona sebebimi söylemek büyük bir zevkti.
"Benim hiç kardeşim olmadığı için böyle zamanlarda hiç karşımda ki insanla empati yapmam." Sessizliği tekrar bozmuştu Zara.
Sinirden deli olurken saçma sapan konuşup beni daha çok sinir ediyordu.
"Benimde kardeşim yok. Ama bazı insanlar oldu, kardeşliği öğrendiğim." Dedim, artık yalan söylemek o kadar kolayıma geliyordu ki.
"Benim kardeş dediğim de olmadı. İnsanlarla aram pek iyi değil." Sesi öyle kırgın geliyordu ki sanki çok fazla acılar çekmişte bu hâle gelmiş gibiydi.
"Onlar da seni önemsiyorlar mıydı?"
"Neden bunu konuşuyoruz ki? Az önce bir müşteriniz gitti. İfade de sizi söylerse ne olacak?" Diye sordum. Başına gelecekleri düşünmeyip saçma sapan şeyler soruyordu.
"O ötmez, güvenilir müşteri. Zaten ilk defa olmadı." Dedi sonra koltukta bedenini tamamen bana çevirdi. "Merak ediyorum nasıl bir şey olduğunu. Beni bir babam önemsedi, başka bir insan tarafından önemsenmek nasıl bir his bilmiyorum."
Derin bir nefes aldım. Camı hafif açarak içeriye hava girmesini sağladım.
"Tarif edilemeyecek kadar güzel bir his. Ama sözlerle ifade edecek olsam. Yataktasın, yürüyemiyorsun; ve dışarı da fırtına var. Odadaki pencere açık, oda buz gibi olmuş. Donuyorsun ama yürüyemediğin için kalkıp da pencereyi kapatamıyorsun. Ve çok uzakta olan birisi o fırtınalı gece de senin için eve koşarak gelip pencereyi kapatması gibi."
Göz ucuyla Zara'ya baktım. Gözlerine hüzün çökmüştü. Böyle konuşmam ona, hiç sevilmediğini hissettiriyordu. Onun o hüzünlü bakışlarını izlemek, içimdeki nefretin soğuk ama keskin tadını almamı sağlıyordu. Biraz daha devam edip daha çok üzebilirdim.
"Acaba rahatsız oluyor mu? Düşüncesini asla hissetmemek gibi. Karanlıktan korkuyorsundur ama her gece karanlık bulutlara baktığında; içinde korku değil de güneşin bulutların arkasında olduğunu bilerek kalbine güven hissinin yayılması, gibidir önemsenmek."
"Sen hep böyle mi hissediyorsun? Mesela bir çatışma çıksa ilk seni mi korurlar?" Başını koltuğa yaslamış, dediklerimi kafasında düşünüyor gibiydi.
Başımı salladım, "Hep böyle hissediyorum. Onlarlayken çatışma olsaydı, onlar beni korumak için önüme atlarlardı?" Dedim.
"Peki sen ne yapardın?"
"Sırtımda kurşun yarası olsa bile onları ordan çıkarırdım"
Arabayı kaldırım kenarına park ettim. Sonra arabadan inecekken sesiyle durdum. "Sen bu gece evine git. Yarın toparlan gel." Diyince ısrar etmedim başımı sallayarak açtığım kapıyı geri kapattım.
Zara arabadan inip kapıyı kapatınca içeri girmesini bekledim. Omuzları çökmüş bir şekilde bahçe kapısına yürüdü. Yüzü asıktı dediklerim onu fazlasıyla üzmüştü. Bu zevkle dudağım kırıldı.
Zara kapıyı açarak bahçeye girdi ve ardından kapıyı yavaşça kapattı. Bende eve gitmek için arabayı tekrar çalıştırdım.
Zara'nın Anlatımıyla
Eve doğru yürürken bahçedeki çiçeklere baktım, bayadır sulamıyordum. Gerçi pek sulamazdımda yağmur yağdığında sulanırlardı. Diğer türlü haftada bir evi temizlemek için gelen kadın sulardı. Hatta çoğu çiçeği de o ekmişti.
Çantamı evin kapısının önüne koyup geri döndüm. Bahçenin köşesinde ki hortumu alıp yanındaki musluğa taktım. Musluğu açtıktan sonra hortumun başını tutarak o bölgeden başlayıp çiçekleri, fidanları ve ağaçları sulamaya başladım.
Sanırım bu çiçeklerin sahibi olarak onlara istenilen önemi vermiyordum. Sonuçta önemsemek sadece insanlara olan bir şey değildi.
Yiğit Asaf'ın dedikeleri zihnimde geziyordu. Belki öyle arkadaşım olmamıştı ama babam vardı. Beni önemsiyordu biliyordum.
Başka kimse seni önemsemiyor
Olsun diye karşılık verdim kendime. Babam yeterdi bana zaten bende babam dışı kimseyi önemsemiyordum.
Bahçenin en köşesine geldiğimde hiç bilmediğim bir çiçeği fark etmiştim. Beyaz, mor ve sarı renkleri vardı. Ama çoğunlukla sarıydı. Şekilleri laleye benziyordu ama lale değillerdi.
Sulama bitince bu çiçeğin ismini öğrenecektim. Çok güzel duruyorlardı.
Hortumdan gelen su yavaş yavaş azalınca kaşlarımı çattım. En sonunda su tamamen kesilince geriye dönüp musluğa bakınca bana doğru gelen babamı gördüm.
Suyu o kapatmış olmalıydı. Hızlı ve sinirli adımlarla yaklaşırken bende hortumu bırakıp ayağa kalktım.
"Neler olmuş?"
Karşımda durarak sinirli sinirli bana baktı. Bende ne olmuş anlamında başımı salladım.
"Ömer'i diyorum, polis basmış. Son anda kurtulmuşsunuz."
Başımı sallayarak bir adım geri attım. "Ha sen onu diyorsun."
"Başka ne diyeceğim." Suçlayıcı bakışları üzerimde gezerken ben yere çöküp çiçeklerin ve bitkilerin arasındaki yabancı bitkileri koparmaya başladım.
Zaten anladığım yoktu babamın bakışlarından kaçmak için anlıyormuş gibi yapıyordum.
"Son anda kaçmadık ki. Biz arabaya binerken siren sesini duyduk, polisler görse de bir şey anlamazdı." Umursamaz hâlim babamı daha çok kızdırmış olmalı ki sabır çekti.
Bir anda önüme geçip beni kolumdan tutarak Ayağa kaldırdı. Ama benim bakışlarım ayağının altından ezilen çiğdem çiçeklerindeydi.
"Baba çiçekler!" Kolundan tutup onu çektiğimde mecburen çekilmek zorunda kaldı. "Baba ya"
Ezilmiş çiçekleri görünce sesim istemeden titrek çıkmıştı. Hepsi ezilmişti, bir iki tane sağlam kalmıştı onlarında sapı kırılmıştı.
"Şu an konumuz o çiçekler mi?!" Babam arkamda durmuş bana kızarken ben hâlâ çiçeklere bakıyordum.
Sevdiğim her şey çok çabuk benden gidiyordu.
Oflayarak ayağa kalkıp babama döndüm. "Ömer hallerder, ve çok büyütülecek bir şey değil. Yakalansam bile bir şey yapamazlar."
"Güzel kızım," Saçlarımı okşadı. "Sana bir şey yapmazlar ama bana yaparlar, işimizi yapmamıza engel olurlar. Daha dikkatli ol, bu sıralar çok fazla polis peşimizde." Dedi, az önceki sinirinden eser kalmamıştı.
Bende gülümsedim. "Merak etme babacım, dikkat edeceğim."
Etrafa baktı, "Koruman nerede?" Sonra bana dönüp üstüme baktı kaşlarını çatınca bende üstümde baktım. Yere çöktüğümde dizimi yere koyduğum için kirlenmişdi ve pantolonumun paçaları çamur olmuştu.
"Bu gün evine gönderdim. Hadi gel seninle kahve içelim." Diyerek koluna girip eve doğru yürüttüm. Çiçekleri sulama hevesim kaçmıştı zaten, sonra sulardım.
"Niye gönderdin, hep yanında olmak zorunda."
"Bana biliyorsun çok sevmiyorum. Hem onun da özel hayatı var." Diye korumamı savundum.
Olumsuzlukla başını iki yana salladı. Babam korumalarımla patron- çalışan ilişkisi yaşamadığım için hep kızardı. Ama ben sevmiyordum, çalışanlarımla arkadaş olmayı seviyordum.
"Kahve mi içersin çay mı?" Kapının önündeki çantamı alarak anahtarı çıkardım. Kapıyı açıp içeri geçtim babamda arkamdan girerek kapıyı kapattı.
"Çay olsun, sen kahveyi hep şekerli yapıyorsun." Cümlenin sonunu sanki bezmiş gibi kurunca güldüm.
"Sade kahve içenleri sevmiyorum." Hemen kendimi savundum. Bu sade kahve içenlere kinim nereden geliyordu bilmiyordum.
Zaten babamda orta şekerli içerdi. Şekerli yapmamı çok sıkıntı etmezdi.
"Şarkı açayım mı?" Babam koltuğa yerleşirken hoparlörün olduğu odaya yürüdüm.
"Allah aşkına açma kızım ya. Sevmem ben öyle şarkı dinlemeyi. Sende maşallah son ses dinliyorsun sonra başım çok ağrıyor."
Başımı sallayarak mutfağa doğru yürüdüm. Babam evde bu kadar yüksek sesle şarkı dinlememi sevmezdi.
Ocağa çay suyu koyup mutfaktan çıktım. Babamın yanına oturduğumda babam kolunu omzuna dolayıp göğüsüne çekti. Bende kollarımı beline dolayarak kafamı göğüsüne yasladım.
"Baba fırtına da odamın camı açık olsa evinden buraya gelip kapatır mısın?" Başımı kaldırıp ona baktım. Aniden sorduğum soruyla bocalamıştı. "Yani ben yürüyemiyecek hâlde olsam." Diye devam ettim.
"Sen yürüyemiyecek hâlde olsan yanından ayrılmazdım." Aldığım cevapla gülümsedim. Zaten biliyordum babamın yanında olacağını ama yine de sormak istemiştim.
"Nereden çıktı bu soru? Hiç böyle saçma sorular sormazdın." Kafamı tekrar göğüsüne yasladı saçlarımı okşamaya başladı.
"Yiğit bana birisi tarafından önemsenmenin nasıl bir his olduğunu anlattı. Bende sana sormak istedim."
"O korumanın ne haddine, işini yapmak yerine bunları mı konuşuyor?" Yine sinirlenmeye başlamıştı, iş dışı bir şey yapılmasını hiç sevmiyordu.
"Hayır baba, ben merak edip ona sordum." Diye açıkladım, yoksa gidip korumamın canını okurdu.
Derin nefes aldı, saçlarıma buse kondurup çenesini başıma yasladı. "Seni gerçekten çok önemsediğimi kanıtlamış olmam gerekiyordu. Yoksa hâlâ inanmıyor musun?"
"Hayır baba, inanıyorum sadece sormak istedim." Bana
"Hmm öyle olsun bakalım." Dedi
İnşallah kırmadım diye geçirdim içimden. Annem beni terk ettikten sonra bir süre babamla arama da mesafe koymuştum. Onun da annem gibi beni terk edeceğini düşünmüştüm. Ama bunu yıllar içinde öyle güzel şekilde kanıtladı ki, beni terk edeceğini karşı içimde şüphe bile kalmıştı.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra ben kalkıp suya baktım. Kaynıyordu, çayı atarak biraz öyle kaynamasını bekledim. Daha sonra altını kapattım, dolaptan çay bardaklarını çıkarıp kurabiye koyarken çay da demlenmiştir diyerek bardaklara döktüm. Tepsiyi de alıp içeri geçtim.
"Az kalsın buraya gelme sebebimi unutuyordum." Diyerek doğruldu babam. Tepsiyi sehpaya koyup tekrar yanına oturdum.
"Neymiş sebebin?" İkimizde çayımıza şeker atıp karıştırdık. Babam çay bardağını eline alıp geriye yaslandı. Bende bedenimi babama çevirdim.
"Yarın moda çekimi sonrası After parti var. Sende gideceksin. Parti satış için düzenleniyor, eğlence sadece karanlık yüzü gizlemek için kamuflaj."
"Çayımı tepsiye bırakarak koltuğa yaslandım. "Hm zekice ama sadece uyuşturucu kullananların gelmesi şüphe çekmez mi?" Dedim, babamın dudakları alayla kıvrıldı.
"Onu da düşündüm canım kızım, uyuşturucu almak isteyenler özel odaya gelecek."
Anladım der gibi başımı salladım. "Elbiseni yarın göndereceğim, kuaför de gelecek. Makyajını ve saçını yapmak için." Diye devam etti konuşmasına.
"Elbise çok abartılı mı? Biliyorsun çok süslü olmayı sevmiyorum." Yarın ki hâlimden memnun olmayacatım. Rahatsızlığımı yüzüme yansıtmak için dudaklarımı büzdüm.
Küçük bir kahkaha atarak yanağımdan makas aldım "Sende bir türlü alışamadın bu davet işine."
"Sıkıcı geliyor insanlarla sohbet içinde olmak. Gün boyu gülümsemek zorunda kalacağım. Büyük satışlar orada olmasaydı asla gitmezdim."
Babam hafifçe gülümsedi. "Yüzündeki o sahte gülümsemeyi birkaç saat daha taşırsın."
"Dünyanın en zor görevi."
"Parası da ona göre."
Bu kez ben güldüm. "Otuz yaşına gelince emekli olmak istiyorum. Bu kadar çalıştığım para ölene kadar yeter. Sahi o paralar nereye gidiyor."
"Şu an ki paranın yarısı normal bir hayatımız varmış gibi gösterilmeye harcanıyor. Kalanı da bir gün bu işten çekilirsek diye birikim yapılıyor."
Başımı salladım, " Bir süre ara versek iyi olur bence. Uyuşturucu satmak sıkıyor artık, hem üretimi de sıkıntılı. Farklı işlere mi yönelsek?" Diyerek fikrimi belirttim.
Babam gülerek ayağa kalktı. "Bunu bir ara düşünürüm. Ama en iyi para burada var."
"Bu para sevdan yüzünden başımıza bir şey gelmez inşallah."
Beraber kapıya doğru yürüdük kapıyı açtım. Babam bana dönüp sarıldı, saçıma buse kondurdu. "Baban korur seni." Gülümsedim, sonra arkasını dönüp evden çıktı.
•••
"Of daha bitmedi mi?"
"Az kaldı Zara Hanım."
Kaç saattir şu sandalyede oturuyordum bilmiyordum. Salonun her tarafına makyaj malzemeleri, elbiseler, ayakkabılar ve takılar saçılmıştı.
Babam şık olmam için kuaför göndermişti. Ama ben çok yorulmuştum. Yarım saattir saçıma fön çekiliyordu. Zaten kısa saçım vardı niye bu kadar uzun sürdü anlamamıştım.
Kadın sonunda saçımı bıraktığında takacağım altın kolyeyi alıp boynuma taktı. İnce zincirli zarif bir kolyeydi. Bende altın sarısı ucunda küçük sarı yuvarlak olan bir küpeyi taktım. Çok takıda sevmiyordum bunlar yeterdi.
Ayağa kalkıp parlak sarı topuklu ayakkabımı giydim. Sonra köşedeki aynaya yürüdüm. Aynanın karşısında birkaç saniye sessizce durdum. Yeşil gözlerim bana yabancıymış gibi bakıyordu. Yanaklarımdaki hafif pembelik, uzun kirpiklerim ve dolgun dudaklarım yüzüme yumuşak bir ifade katıyordu.
Omuzlarıma değen katlı sarı saçlarımın ışıkta parlıyordu. Uzun süre sonra saçlarımı ilk defa bu kadar parlak görüyordum. Altın rengi parlak elbisem ise vücuduma zarifçe oturuyordu.
Kusursuz görünüyordum, kimse beni gördüğünde bu kız karanlık işlerle uğraşıyor demezdi. Bir an gözlerimi kendimden ayıramadım; sanki aynadaki kız ben değil de, hayatımı uzaktan izleyen bir yabancıydı.
"Zara Hanım hazırsanız çıkabiliriz." Yiğit odasından çıkıp salona girdiğinde dönüp ona baktım.
O beni süzüyordu aynı şekilde bende onu. Yine siyah takım elbise giymişti. Ama saçlarını daha bir özenli yapmıştı.
"Keşke sana da farklı renk takım elbise gönderselerdi." Diye sessizce mırıldandım.
"Efendim duyamadım?"
"Sana demedim çıkabiliriz." Kapıya doğru yürüdüm. Topuklu ayakkabımın topuğu normalde giydiğime göre biraz uzundu. Hızlı yürüyemiyordum.
Yiğit'in varlığını yanımda hissettiğimde unuttuğum çantamı bana uzattı. Bense çantamı almadan kapıya uzandım. Benden hızlı davranarak kapıyı açtı.
"Çantam gidene kadar sende kalsın şu an zor yürüyorum onu taşıyamam."
Evden çıkınca bahçede yürümeye başladık. Çiçekleri sanırım düz fazla sulamıştım. Toprakları çamur gibi gözüküyordu.
"İsterseniz koluma tutunabilirsiniz." Diyerek sol kolunu bana uzattı. Şu an asla reddedemeyeceğim bir teklifti. Kolunu tutmak yerine koluna girdim.
Bahçeden de çıkınca Arabının arka kapısını açtı. Koltuğa yerleşince çantamı bana verdi. Oda yerine oturup arabayı çalıştırdı.
•••
Yiğit ile parti yerine geleli bir kaç dakika olmuştu. Ön kapıda gazeteciler olduğu için arka kapıdan girmiştik. Şimdilik köşede bir masada duruyorduk.
Ben kendime portakallı kokteyl almıştım. Yiğit istendiğini belirtse de ona da vişneli almıştım. Vişneliyi hiç sevmezdim belki o seviyordur diyerekten almıştım.
"Biraz burada takıldıktan sonra ben içeri odaya geçeceğim. Bir şey olursa ararsın."
Başını sallayarak beni onayladı. Ben sıkıntı içinde etrafa bakarken oda bir tehlike var mı diye etrafı kontrol ediyordu.
"Zara Hanım!"
Bir iki metre uzakta bize doğru gelen bir kameracı ve gazeteci bir kız vardı. Onlardan kaçmak için arka kapıdan girmişken neden içeriye alınmışlardı ya!
Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip kıza baktım. Yine saçma sapan soru soracaktı.
Kız kızıl saçlı benim boylarımda bir kızdı. "Hoş geldiniz, nasılsınız?"
"Hoş buldum, iyiyim canım sen nasılsın?" Aynı sahte bir sevinçle sorusuna yanıt veriyordum.
Zamanına bu kadar ünlü bir psikolog olmamalıydım. Ne zaman bir davete katılsam gazetecilerin saçma sapan sorularına maruz kalıyordum.
"Sizi gördük daha iyi olduk diyelim. Uzun zamandır bu tarz davetlerde yoktunuz, sizi burada görmek bizi mutlu etti."
"Çok sık katılmayı sevmiyorum. Bu davete de bir arkadaşım özel olarak davet ettiği için kırmak istemedim." Dedim
Kızın gözü Yiğit'e kaydı, "Beyefendi sevgiliniz mi?"
"Hayır korumam."
"Yakışıklı bir korumanız varmış Zara Hanım. İzninizle beraber bir fotoğraf alabilir miyiz?"
Yanındaki diğer adam fotoğraf makinasını hemen ayarlamaya başladı. Bende Yiğit'e baktığımda başımı olumlu anlamda salladı.
"Tabii ki" diyerek duruşumu düzeltim. Yiğit'de hemen yanımda durdu.
Fotoğraf çekildikten sonra Yiğit bir adım yana kaydı
"Teşekkürler Zara Hanım, iyi eğlenceler."
Sonunda gittiklerinde oflayarak başka tarafa baktım.
"Yarın Allah bilir nasıl haberler çıkacak." Diye söylendim.
"Gazeteciler için bu kadar önemli bir kişi olduğunuzu bilmiyordum." Yiğit'in dediğiyle ona baktım.
"Psikologluğu bıraktıktan sonra baya merak edilen kişi oldum. Bir yılda fazla ünlenince." Cevabını alınca başını sallayarak önüne baktı.
Ciddi ifadesini hiç bozmadan etrafa bakıyordu. Biraz gülümseme az dikkat çekerdi.
"Ben odaya gidiyorum. Sen arabaya geçebilirsin."
Çantamı alıp insanlarla temasta bulunmadan sağ taraftaki koridora yürüdüm. Koridora girince bir kaç adım sonra soldaki kapının önünde durdum.
"Zara Sayral" kapıdaki iki adama ismimi söylediğimde kapı hemen açıldı.
İçeri geçtiğimde salona geniş ve büyüktü. Benim için ayrılan koltuğa oturdum.
"Aa Zaracım, nasılsın?" Karşı koltukta oturan kadın coşkuyla konuşunca ona baktım.
Geçen davette de karşılaştığım Tuğba Hanımdı bu. "İyiyim Tuğbacım sen nasılsın?"
"Bende iyiyim, mallarından almaya geldim." Diyerek göz kırpınca gülümsedim.
"Sana fazladan getirdim." Dediğimle daha çok gülümsedi.
"Nerede?"
"Hemen vermemi bekleme. Sana kart verip bir odaya yönlendireceğim, oradan alırsın." Başını sallayarak onayladı.
Ben çantamdan kartları çıkarttık önümdeki masaya koydum. İsteyenlere verip yukarıdaki odaya yönlendircektim. Orada satılıyordu. Herkes partiyi birinci katta olacak diye biliyordu. İkinci katın boş olduğunu düşünüyorlardı. Aksi bir durumda daha güvenliydi.
30 Dakika Sonra
Odadaki insan sayısı azalmıştı, birkaç satıcı kalmıştı.
Tam o sırada koridordan koşuşturma sesleri yükseldi. Önce önemsemedim. Bu tür partilerde sarhoş insanların bağırması alışılmadık bir şey değildi.
Sonra bir çığlık duyuldu. Ardından bir tane daha.
Parti alanından bir anda yüksek bağrışma sesleri gelmeye başlayınca şaşkınlıkla ayağa kalktım. Müziğin sesi bir anda kesilmiş, yerini karmaşaya bırakmıştı. İnsanlar bağırıyor, bir şeyler devriliyor, koridorda koşan ayak sesleri yankılanıyordu.
"Noluyor?" Pencere kenarında duran Asil Bey bana baktı.
"Bilmiyorum."
Kapıya doğru birkaç adım atmaya başladım. Tam o sırada koridordan gelen sert bir ses duyuldu.
"Polis! Kimse kıpırdamasın!"
Kanım bir anda çekilmiş gibi oldu. Kapı birden şiddetle açılınca korkuyla geri adım attım.
"Zara Hanım gitmemiz gerekiyor." Yiğit nefes nefese içeri girdiğinde içerideki adamlarda bir sorun çıktığını anlayarak odadan koşarak çıktı.
"Ne oldu Yiğit?" Ben sorumu sorarken o kolumu tutarak pencereye çekti beni.
"Polisler baskın yaptı, geri dönemeyiz."
O an koridordan gelen bağrışmalar daha da arttı. Bir şeylerin yere düştüğünü, insanların panikle birbirine çarptığını duyabiliyordum. Kalbim göğsüme vururken gözlerim istemsizce kapıya kaydı.
Büyük pencereyi açıp bana döndü. "Buradan atlamamız gerek. Ben önden atlıyorum, siz atlarken sizi tutacağım."
Ne olduğunu anlamadan Yiğit atlayınca dönüp masadaki kartları hızla çantama sıkıştırdım.
Koridordan ağır ayak sesleri geliyordu. Birilerinin kapıları tek tek açıp kontrol ettiğini anlayabiliyordum.
"Zara Hanım hızlı olun!" Yiğit'in sesini duyunca pencereye yaklaştım.
"Bak iyi tut."
Başını sallayarak kollarını açtı. Yüksekliğe bakınca çok yüksek gözükmüyordu. 1,5 veya 2 metre civarında bir şeydi.
Tam o sırada içeriden sert bir erkek sesi duyuldu. "Bu kata da bakın!"
Nefesim boğazımda düğümlendi. İçeriden sesler yükselmeye devam ediyordu. Derin bir nefes aldım. Pencere kenarına oturdum, çantamı aşağı attım. Yiğit de bacaklarımı tutunca kendimi ona doğru ittim.
Ayaklarım yere değmeden beni tuttu sonra yavaşça yere indirdi.
"Araba şu ara sokakta."
Başımı sallayıp o sokağa doğru koşmaya başladım. Tabii ne kadar koşabiliyorsam.
Arkamdan hâlâ siren sesleri ve insanların bağrışmaları geliyordu. Adrenalin yüzünden nefes almak bile zorlaşmıştı.
Yiğit çantamı alarak yanımda hızlıca yürümeye başladı. Elini belime koyarak hızımı arttırdı.
Köşeye geldiğimizde arabanın kapılarını açtı. Ben direkt ön koltuğa otururken oda şoför koltuğuna oturdu.
Stresten sıcak basmıştı, nefesimi düzene sokmaya çalışırken Yiğit çoktan arabayı hareket ettirmişti.
"Bu işe bir iş var, son günlerde çok fazla olmaya başladı." Sesli düşünürken bir yandan da babamın tepkisini düşünüyordum.
"Partide birisi şikayet etmiş olabilir."
Başımı iki yana salladım. "Burada öyle olabilir ama dünkü olay? Başka bir şey var, bu kadar polisle burun buruna olmayız biz."
Çantamdan telefonum çalmaya başlayınca çantamı açıp telefonu çıkarttım.
Babam arıyor...
Yazısını görünce dudağımı dişledim. Telefonu açıp kulağıma yaklaştırdım.
"Çabuk bana geliyorsun!"
Babamın sesi kulaklarıma dolunca korktum arttı.
"Baba-"
"Çabuk dedim."
Ardından kapatınca telefonu çantama koydum.
"Beni babama bırak sonra sen evine gidebilirsin"
Doruk Yekta'nın ağzından
(Yarım saat sonra)
Eve girip direkt ceketimi çıkartım. Salona geçip koltuğa oturdum. Telefonumu çıkartıp Melis'i aradım.
Dün gece konuşmamıştım nasıl olduğunu merak ediyordum. Telefon çalmaya devam ediyordu.
Aradığınız kişiye ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.
Robot sesini duyunca sinirle nefes verdim. Neredeydi bu kız, beni deli etmek için tüm tuşlara basıyordu.
Ayhan müdürü aramam gerekiyordu. Dün bana Melis'le bizzat ilgileneceğini söylemişti. Ayhan müdürün numarasına tıkayıp aradım.
Bir kaç kez çaldıktan sonra yanıtlandı. "Doruk, nasılsın?"
Küçük bir nefes verdim. "İyiyim müdürüm, siz nasılsınız? Ben Melis'e ulaşamadım, iyi mi?" Lafı dolandırmak istemiyordum. Zaten canım burnumdaydı.
"Melis şu an bizde, Gonca yanındaydı. Herhâlde uyuyor, birazdan Gonca'yı ararım uyandırır."
İyi olduğunu duyunca az da olsa rahatlamıştım.
"Müdürüm Zara şüphelenmeye başladı."
Bir kaç saniye sustu sonra konuşmaya başladı. "Zara'nın nasıl bir zekâsı var anlamış değilim. Bazen çok salak davranıyor, bazen çok akıllı." Diye söylendi Ayhan müdür.
"Fikrimce Zara çok akıllı birisi. Ama Fatih, Zara'nın akıllı olmasından rahatsız gibi. Sadece istediğini yapsın istiyor."
"Bizde bunu fark ettik bu sürede bu yüzden senin yeni bir görevin var."
"Nedir?" Merakla sordum.
"Zara'ya ilaçlarını vermeyeceksin. Sen yokken eve vitamin ilaçları koyduk. Onları vereceksin, ve Zara'ya yaklaşman gerekiyor. Duygusal açıdan aç bir kız, senin duygusal tarafıyla ilgilendiğini anlarsa sana daha çok çekilir. Ve babasına karşı kullanabileceğimiz hâle gelir."
Tek tek dediklerini düşündüm. Evet Zara çoğunlukla ilaçlar sayesinde babasına çekiliyordu. Hayatının kahramanı olarak gördüğü babasının yerine geçersem. Onu istediğimiz gibi kullanabilirdik. Ama bunu yapmak istiyor muydum, hayır. Onu öldürmek isterken daha çok yakın davranmak çok zor olacaktı.
"Deneyeceğim" diye mırıldandım.
"Deneme Doruk, yap. Şimdi kapatıyorum haberleşiriz." Dedikten sonra kapattı.
Telefonu masaya koyup geriye yaslandım. Başım ağrıyordu. Melis'i o hâlde gördükten sonra başımın ağrısı geçmemişti.
Bir kaç dakika sonra telefonum çaldı, masaya baktığımda kardeşim arıyor... Yazısını görünce hemen aramayı yanıtladım.
"Melis"
"Abi"
Aynı anda konuştuk. Sonra gözlerimi kapattım kafamı koltuğa yaslarken telefonu bacağımın üstüne koydum.
"Güzelim iyi misin?"
Yaptığına sinirliydim nasıl o adama bulaşmıştı anlamıyordum ama şu an kızamazdım. Oda çok kötüydü sesinden anlıyordum.
"İyiyim, sen iyi misin? Abi ben çok pişmanım, özür dilerim. Ge-"
"Tamam güzelim, geçti artık. Sen iyi olmaya bak."
Melis'i derin bir nefes aldığını duydum, ardından küçük bir hıçkırık ağlıyordu.
"Melis" yalvarır gibi adını söylemem daha çok ağlatmıştı onu.
"Ağlama birtanem." Ben konuştukça daha çok ağlıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Abi ben iyi birisi sanmıştım. Ben bilmiyordum, beni kandırdı."
"Ağlama lütfen." Benimde sesim titrek çıkmıştı. Kapalı gözlerimden usulca bir yaş süzüldü.
Bir süre ikimizde sessiz kaldık. O sessizce ağladı. Sanki yanındayım ona sarılıyormuşum gibi ağladı.
Gözlerimi açıp doğruldum. "Ben sana bunu yapanların cezasını vereceğim. Ama sende iyi olmana bak. İşe gitme bir süre ara ver."
"Tamama abi. Sende dikkat et, çok kötü insanlar. Sana da bir şey yapmasınlar."
"Bana bir şey olmaz. Şimdi kapatıyorum. Dikkat et kendine. Seni çok seviyorum güzelim."
Burnunu çekti, "bende seni seviyorum abi. Sakın beni sensiz bırakma." Dedi.
"Bırakmam abim."
Sonra kapattık. Telefonu koltuğa bırakarak odama yürüdüm. Vitaminleri odama bırakmış olmaları gerekti.
Kapıyı açıp odaya bakınca yatağın üstünde hapları gördün. Yatağa yürüyüp elime aldım. Artık şimdi tüm oyun başlıyordu. Zara'nın kurtuluş sandıkları asıl ceza olduğunu öğrenecekdi.
Ve o zaman bu zamana kadar yaşamadığı acıyı yaşayacaktı. Bu ona yakınlaşma işini biraz daha hızlandırabilirdim. Kendime bağlayıp o zaman en büyük darbeyi atacaktım.
Bir günde hissettiğim tüm yıkımı ona da aynı şekilde hissettirecektim.
