YANLIŞ LİMAN kitap kapağı

3. bölüm / 3

YANLIŞ LİMAN

3. BÖLÜM / ÇAY

Vaveyla Yazarı: Elif

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 3. BÖLÜM / ÇAY

“Bu şekilde sunulan bir teklifi reddetmem imkansız.”

Kütüphanenin köşesindeki kafeden iki çay alıp sohbet ederek sahil kenarına inince taşlık alanda güzel bir yer bulup oturduk. Benim tercihim çaydan yana olmuştu, burada kahvelere ne katıyorlarsa hiç hoşuma gitmediği için uzun bir süredir bu kafeden kahve almayı tercih etmiyordum.

Deniz çayından bir yudum aldıktan sonra elini pantolonunun cebine atıp önce bir dal sigara sonra da çakmak çıkardı.

Sigarayı dudaklarının arasına koymadan önce bana uzattı “İster misiniz?”
Şimdiye kadar hiç ağzıma sürmemiştim ve içmeye de hiç niyetim yoktu. “Hayır, kullanmıyorum.”

“Peki yanınızda içmemde sakınca var mı?”

Dumanın beni rahatsız edebileceğini düşünmesi çok nazikti. Çok ağır kokmayacağını düşünerek kabul ettim. “İçebilirsiniz, sıkıntı değil.”

Çakmağı dudaklarının arasındaki sigaraya yaklaştırıp bir elini de rüzgara siper ederken derin bir nefes eşliğinde sigarayı yaktı. Dumanı içine çekerken gamzeleri çukurlar halinde belirmişti pürüzsüz yüzünde. Yüzü nasıl bu kadar pürüzsüzdü? Erkekler uyanınca yüzünü yıkamaya bile üşeniyordu genelde. Deniz Bey’in yüzü için özel bakım rutini uyguladığından şüphem yoktu.

Bakışlarını avucundaki Ay resmi olan çakmağa kaydırınca benimde bakışlarım otomatik olarak siyah tonlardaki çakmağa kaydı. Siyahlığın ortasında parlayan Dolunay vardı.
“Fezayı sever misiniz?” Bu sefer gözlerimin içine bakıyordu.
“Gökyüzünü kim sevmez ki? Severim. Ama benim için özel olan derin mavilikler ve gemilerdir.”

Derinliği kaç metre olduğu bile bilinmez okyanusları; ev sahipliği yaptığı balıkları, deniz kabuklarını, ve en çok da o maviliklerin arasında nereye gittiği belli olmadan özgürce sonsuzluğa süzülen gemileri seviyordum.

“O zaman böyle sahil kenarları tam sizin mekanınız.”

“Kesinlikle öyle.” dedim samimi bir gülümseme eşliğinde. Kısa bir sessizlikten sonra aklıma takılan soruyu sormaya karar verdim. “Ne zamandır Osmanlıca biliyorsunuz?”
“Birkaç sene önce öğrendim. Arada sırada unutmamak için göz atarım.”

“Ben merak ettiğim için kendimce öğrenmeye çalışıyorum. İçimde kalmasındansa denemekten zarar gelmez değil mi?”

“Tabii, zararından çok ikimizin de yararına oldu.” Çay içme teklifinden bahsediyordu... O sigarasından nefesler alıp ciğerini mahvederken bende dumanı üstünde tüten çayımdan ağzımın yanmasını umursamadan minik yudumlar aldım.

“Kahvelerin ne kadar berbat olduğunu fark edecek kadar sık geliyorsunuz buraya herhalde.” Benimle aynı anda çayını yudumladı.

Hafif tebessümle cevap verdim. “Yorgunluktan masaya yığılmamak için aldığım kahvelerin zehirleyip de sedyeye yığılmama sebep olmadığına şükrediyorum. Felaket bir tadı var.”

Yan tarafımdan esen hafif rüzgarla sigaranın dumanı benim de ciğerlerime doldu ve anlık olarak öksürmeye başladım. Çayımdan bir yudum daha aldıktan sonra boğazım rahatlamış öksürüğüm dinmişti. Dumanın beni rahatsız ettiğini anlayan Deniz Bey daha yarısı duran sigarayı söndürüp izmaritini de boş olan çay bardağının içine attı.
“Ne işle uğraşıyorsunuz?”

“Herkesin korkulu rüyasıyım diyebilirim, savcıyım!” hafif şaka katarak söylemek istemiştim ve mesleğimi söylerken tebessüm etmekten kendimi alıkoyamamıştım. “Siz?”

“Doktorum, zehirlenmekten falan korkmayın yani ilgileniriz.”

“Hastalarla tek tek ilgilenmek zor olmalı.”

“Zamanla alışılıyor.”

Sahili izlerken süzülerek geçen bir gemi dikkatimi çekti ve başımı heyecanla sağa doğru çevirip sahili izleyen ela harelere odaklanarak aklıma gelen ilk soruyu sordum.

“Hiç gemiye bindiniz mi?”

Ela gözlerini masmavi, durgun denizden kaçırıp gözlerini gözlerime kilitleyerek konuştu. “Birçok kez bindim, ilk deneyimimde sallantıdan yol boyunca kusmuştum.”

İstemsizce dudaklarım yukarı kıvrıldı. Aklıma daha önce gemiye hiç ayak basmadığım gelince içimi kaplayan hüzünle konuştum. “Ben daha önce çok istedim fakat hiç gemiye binemedim.” Söylediklerimden sonra nedenini dinlemek ister gibi Deniz Bey’in kaşları gözlerinin üzerine indi.

“Annemin deniz korkusu yüzünden küçükken binmeme izin vermedi. İlerleyen zamanlarda gemilere aşık biri olarak birkaç kere binmek istedim ama olmadı.”

Anlattıklarım yüzünden ortama bir hüzün dalgası yayılmıştı ama hayır bu güzel ortamı mahvedemezdim. Aklıma gelen komik bir anıyı anlatmaya başladım.

“Bir keresinde odama badana yaparken deniz gibi masmavi bir odam, duvarlarında da gemi çizimleri olsun istemiştim. Annem de kızların mavi odası olmayacağını mavi rengin erkek rengi olduğunu söyleyip duvarları pembeye boyamıştı. Ertesi gün erkenden kalkıp mavi pastel boyamla duvara boylu boyunca gemiler çizmiştim.”

Yaşadığım bu komik anının zihnime dolmasıyla içimdeki hüzün dalgası kendisini bir nebze neşeye bırakmıştı. Deniz Bey’in de aynı hisleri paylaştığını dudaklarının yukarı kıvrılıp, minik bir tebessümde bile kendini gösteren iki yanağındaki gamzelerin belirginleşmesiyle fark ettim.

“Anneniz kızmadı mı?” diye sordu merakla.

“Kızmaz olur mu. Bir hafta boya kalemlerimi elime alamadım. Küçükken resim yapmaya aşık bir insan olarak bu ceza bana çok ağır gelmişti.”

“Anneniz sinirlenmekte haklı gibi,”

Kollarımı göğsümün üzerinde bağlayarak dudaklarımı, suçunu kabul eden bir çocuk gibi büzüp konuyu ona döndürmek için sorular sormaya başladım.

“Bana gülüyorsunuz ama daha sizin yaramazlıklarınızı duymadık. Dökülün bakalım.”

Omuzlarını dikleştirip kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı. “Ben gayet uslu bir çocuktum.”

Sesime, ona inanmadığımı belli edip ima katarak “Ne güzel.” dedim ve gözlerim kolundaki oldukça estetik duran saatine kaydı.

Beynime jetonun düşmesiyle ayaklanmam bir oldu.. “Eyvah! Spora geç kaldım. Üzgünüm ama benim ayrılmam gerekiyor, arabayı çağırayım”

Telefonumdan Aslı’nın ismini tuşlayıp sabırsızlıkla aramayı cevaplamasını bekledim. Karakol ile kütüphane çok yakın olduğu için Aslı beni bıraktıktan sonra arabaya ihtiyacım olmamıştı. Fakat şimdi Aslı’nın gelmesini beklemek zorundaydım.

Aramam cevaplanmayınca mesaj atmakta buldum son çareyi, fakat mesajlarıma da dönüş olmayınca Deniz Bey lafa girdi.

“İsterseniz ben sizi bırakabilirim. Arkadaşınızı beklerken daha fazla vakit kaybetmeyin.”

Normalde reddedeceğim teklifi hem geç kaldığım için hem de Deniz’in gözlerindeki samimiyeti ve iyi niyeti görünce kabul ettim.

Boşalan bardaklarımızı çöpe attıktan sonra arabasına doğru ilerlerken dikkatimi çeken siyahlar içindeki kombini üzerine sohbet açtım.

“Hep böyle siyah mı takılırsınız?” benim neredeyse iki katım olan boyu yüzünden başımı hafifçe kaldırmak zorunda kalmıştım.

Beyefendi acaba boyunuz kaç? Zürafalarla akrabalık var herhalde. Şaka şaka tamam abarttım o kadar da uzun değil galiba...

Adımlarını yavaşlatarak cebinden çıkardığı anahtarla önünde durduğumuz siyah spor arabanın kilidini açarken cevap verdi. “Genelde tercihim siyah olur. Dikkat çekmiyor.”

“Asil ama bir o kadar da depresif hissettiriyor. Mavi bence daha umut dolu.”

“Hayatımda pek umut aradığım söylenemez ama bazen değişiklik de iyi olabilir tabi.”

Başka bir cevap vermeden arabanın ön kapısını benim için açınca centilmenliği karşısında başımı aşağı yukarı sallayarak teşekkür ederken koltuğa yerleştim. Arabayı Deniz’in parfümünün kokusu sarmıştı. Ferah kokuyordu okyanus gibi. Rahatsız edecek kadar ağır değil, fakat dikkat çekecek kadar güzeldi.

Biryandan ona yolu tarif ederken biryandan da meslekler hakkında konuşmaya başladık.

Bir eli dizinin üzerinde diğer eli de direksiyonu sarmış yola odaklanırken başka bir soru daha sordu. “...Kendi davanızdan söz etmek istemez misiniz? Yoğun geçiyor demiştiniz günler, dava mı bu kadar yoruyor?”

Derin, içli bir nefes verdim. “Doğru tahmin. Derin bir çıkmazın içindeyim. Elimde bilgiler var fakat asla yeterli değil.”

“Nasıl bir dava ki bu kadar yoruyor?”

“Adnan Demirbaş. Duymuşsunuzdur bu adamı. Polisler ne zamandır peşinde. Birde ben peşine düştüm diyelim.”

Deniz’in kaşları saniyenin onda biri kadar kısa bir süre havalandı ve tekrar normale döndü. “Bu adam şehirde ün saldı tanımayan yok.”

Deniz’in söylediğine katıldığımı belli ederek başımı sallarken bir benzinliğe girdiğimizi fark ettim.

“Kusura bakmayın benzinin bittiğini yeni fark ettim. Çok uzun sürmez hemen yola devam ederiz.”

Kemerimi açarken “Sorun değil, o sırada bende lavaboya uğrarım.” dedikten sonra Kafamda hala dönmeye devam eden Adnan demirbaş davası çantamı arabada bırakıp lavaboya gidecek kadar dikkatimi dağıtmıştı.

İşimi halledip ellerimi bol köpükle yıkadıktan sonra üstümü başımı kontrol etim. Sorun olacak hiçbir sıkıntı olmadığına emin olduktan sonra arabaya dönerken ön camdan Deniz Bey’in benden önce koltuğuna yerleşip dikiz aynasına bakarak bir eliyle kumral, kıvırcık saçlarını karıştırdığını gördüm. Çok bekletmediğimi umarak arabaya bindim ve yolumuza devam ettik. Spor merkezinin adresini vermiştim, eve gitmeye vaktim yoktu ve şükür ki oradaki dolabımda tüm spor eşyalarım vardı.

Teşekkür edip arabadan inmek üzereyken Deniz bir dize mırıldanmaya başladı. Kütüphanede okuduğum şiirden bir parçaydı.

Ne zaman göreceğim seni bilmiyorum
...

Kaderde var mı kavuşmak

Yoksa hep bekleyiş mi payımıza düşen

(Orhan Veli Kanık/ Anlatamıyorum)

Bende ona başka bir dörtlükle cevap verdim.

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Seni bir daha görebilecek miyim?

Kaderin çizgisi ne söyler bilmem

(Ahmet Hamdi Tanpınar/Ne içindeyim zamanın)

Kaderde varsa belki bir köşe başında karşılaşır belki de birbirimizin burnunun ucunda olsak bile fark etmezdik. Kaderde yazılı olan elbet yerine gelirdi.

Kaderden kaçış yoktu, Mutluluk havuzunda yüzsek de, acılara boğulsak da yaşamak zorundaydık her şeyi. Belki de yaşanılandan bir ders çıkartmak içindi acılara boğulduğumuz anlar.

Ama biz, boynumuzdaki, her şeyin sonu olacak urgana odaklanmak yerine, son nefeste bile tabureyi iten kişiye dalıp gittiğimizden kaçırıyorduk kurtuluşu belki de.

⚓ ⚓
Güneş battıktan sonra bitkin bir vaziyette eve geldiğimde Aslı çoktan yemeği hazırlayıp sofrayı kurmuştu. Ona iyi ki varsın, sen olmasan ne yapardım bakışı attıktan sonra bana acele etmemi söylerken bende üzerimi değiştirmek hem de çantamdakileri boşaltmak için odama geçtim.
Çantamı açar açmaz karşılaştığım manzarayla gözlerimi pörtletmem bir oldu.
Dudaklarımda beliren gülümsemeye engel olamadan yanında bulunan notu okumaya başladım

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18