5. bölüm · Yanlış Adam, Doğru Savaş
GÜVEN KIRIKLARI
Uyuyamadım.
Burada zamanın nasıl aktığını anlamak mümkün değildi ama karanlık hiç azalmıyordu. Duvarlar hep aynı soğuk renkteydi. Saat yoktu. Pencere yoktu. Sadece düşüncelerim vardı — ve Rami.
— Harika Miray, dedi içimdeki ses.
— Hukuk fakültesinden mafyanın misafirhanesine. CV’ye yazılır bu.
Gülmek istedim ama boğazım düğümlendi. Gülmek burada zayıflıktı. Ağlamak ise lüks.
Kapı sessizce açıldı.
Refleksle doğruldum. İçeri giren kişi Cihan değildi. Onun adımları daha ağır, daha sahipleniciydi. Bu gelen… daha temkinliydi.
Emir Kaya.
Üzerinde siyah bir gömlek vardı. Üniforma yoktu. Silahını açıkta taşımıyordu ama varlığı hissediliyordu. Göz göze geldik. İlk defa bu kadar yakındık.
— Rahat ol, dedi kısık bir sesle.
— Sadece konuşacağız.
— Burada kimse “sadece” bir şey yapmıyor, dedim.
Dudakları çok hafif kıvrıldı. Gülümseme değildi bu. Daha çok bir kabullenişti.
— Haklısın.
Oturmadı. Ayakta kaldı. Sanki mesafeyi bilinçli koruyordu.
— Buradan çıkmak istiyor musun?
Soru o kadar ani geldi ki cevap veremedim.
— Tabii ki istiyorum.
— O zaman beni iyi dinle.
Rami fısıldadı.
— Miray… bu adam tehlikeli olabilir. Ama diğerlerinden farklı.
Emir konuşmaya devam etti.
— Burada gördüğün herkes bir şey ister. Güç, para, sadakat…
— Ben istemiyorum.
— Peki sen neden buradasın?
— Çünkü yanlış bir yere döndüm.
— Hayır, dedi net bir sesle.
— Çünkü doğru yere, yanlış zamanda baktın.
Bir adım yaklaştı.
— Cihan seni bırakmaz. Ama seni koruyabilir.
— Sen mi?
Bakışları bir anlığına sertleşti.
— Ben seni kullanmak zorundayım, Miray.
Kalbim sıkıştı.
— Ne demek bu?
— Hayatta kalmak istiyorsan, bazı şeyleri bilmemelisin.
— Ama bazı şeyleri de sadece sen görebilirsin.
Sessizlik çöktü. Emir ilk defa gözlerini kaçırdı.
— Sana güvenmemi istiyorsun, dedim.
— Ama bana gerçeği söylemiyorsun.
— Çünkü gerçeği bilirsen…
— Buradan sağ çıkamazsın.
Kapı yeniden açıldı. Cihan içeri girdi.
Odaya girer girmez hava değişti. Emir bir adım geri çekildi ama tamamen değil. Bu bile bir şey anlatıyordu.
— Aranızda güzel bir sohbet olmuş, dedi Cihan sakinlikle.
— Umarım seni sıkmamıştır.
— Hayır, dedim.
— Çok bilgilendiriciydi.
Cihan gülümsedi.
— Aklı olan kadın bilgiyle güçlenir.
Bana doğru eğildi.
— Ama şunu unutma Miray…
— Burada kimin doğru, kimin yanlış olduğuna ben karar veririm.
Emir’in sesi ilk defa sertleşti.
— Onu fazla zorlama.
Cihan başını çevirdi.
— Emir…
— Sen işine bak.
İki adamın arasındaki görünmez ip gerildi.
Ben tam ortasındaydım.
Ve o an fark ettim:
Bu bir kaçırılma değildi.
Bu bir seçimdi.
Ve ben, farkında olmadan çoktan oyuna dahil olmuştum.
Cihan’ın bakışları üzerimdeyken nefes almayı unuttuğumu fark ettim. Gözleri beni değil, sanki içimde sakladığım her ihtimali ölçüp biçiyordu. İnsanlara böyle bakan birini daha önce görmemiştim. Ne tamamen düşman, ne de güvenilir. Daha çok… sahiplenici.
— Emir, dedi Cihan, sesi yumuşak ama kelimelerin altı bıçak gibiydi.
— Miray’yı fazla yorma. Henüz alışma sürecinde.
Henüz.
Bu kelime mideme bir yumruk gibi oturdu. Sanki burada kalmam kaçınılmaz bir gerçekti de, ben sadece buna hazırlanıyordum.
Emir konuşmadı. Gözleri kısa bir anlığına bana kaydı. O bakışta bir şey vardı; uyarı mıydı, pişmanlık mı, yoksa sadece görev bilinci mi… ayırt edemedim.
Cihan kapıya yöneldi.
— Dinlen, Miray. Yarın uzun bir gün olacak.
Kapı kapandı. Kilidin sesi netti. Kesin. Geri dönüşü olmayan cinsten.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü. Emir hâlâ oradaydı.
— Gitmeyecek misin? diye sordum.
— Birazdan, dedi.
— Ama önce şunu bilmelisin.
Ses tonu değişmişti. Daha alçak, daha gerçekti.
— Burada hayatta kalmanın üç kuralı var.
— Bir: Kimseye her şeyini anlatma.
— İki: Gördüklerini hemen yorumlama.
— Üç…
Duraksadı.
— Bana herkesin içinde güvenme.
— Peki yalnızken?
Bu soru ağzımdan nasıl çıktı bilmiyorum. Rami bile sustu.
Emir’in yüzünde çok kısa bir anlık şaşkınlık geçti. Sonra kendini toparladı.
— Yalnızken de temkinli ol, dedi.
— Ama dinle.
Bir adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe tehlikeli derecede azdı. Kalbimin sesini duyduğuna yemin edebilirdim.
— Cihan seni güçlü sanıyor.
— Güçlü kadınları sever. Ama kontrol edemediğini yok eder.
— Sen hangisisin? diye sordum.
— Seven mi, yok eden mi?
Gözlerimin içine baktı. Bu kez kaçmadı.
— Ben…
— Ortada kalmayı seçenlerdenim.
Bu cevap içimi ürpertti. Ortada kalanlar genelde ezilirdi.
— Neden bana yardım ediyorsun?
Emir başını hafifçe yana eğdi.
— Çünkü buraya ait değilsin.
— Ama sen aitsin.
— Evet, dedi kısaca.
— Ve bazen ait olmak, en büyük cezadır.
Kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu.
— Miray.
— Evet?
— Güçlü olman gerekmiyor.
— Sadece uyanık ol.
Kapı kapandı.
Yatağa çöktüm. Dizlerim titriyordu. Korkudan mı, öfkeden mi, yoksa garip bir şekilde hissettiğim güvenden mi bilmiyordum.
Rami sonunda konuştu.
— Bu Emir…
— Tehlikeli ama dürüst gibi.
— Dürüst mü? dedim içimden.
— Burada kim dürüst olabilir ki?
Ama şunu inkâr edemezdim:
Emir Kaya, bu karanlığın içinde tek sabit noktaydı.
Ve bu beni daha çok korkutuyordu.
Çünkü insanlar genelde yanlış kişiye güvendiklerinde kaybolurdu.
Gözlerimi tavana diktim. Uyku gelmedi. Sadece düşünceler.
Bu bir aşk hikâyesi değildi.
Henüz.
Bu bir savaşın başlangıcıydı.
Ve ben, istemeden de olsa, iki adamın arasında duruyordum.
Yanlış adam…
Doğru savaş…
Ama bedeli henüz bilmiyordum.
5. Bölüm Sonu
Sizce nasıl gidiyor? Yorumlarınızı bekliyorum.
