1. bölüm · Yan Kaos
1.BÖLÜM
1. BÖLÜM
Hayatta nefret ettiğim üç şey vardı.
Birincisi sabah erken uyanmak.
İkincisi babamın "Büşra!" diye bağırarak beni uyandırması.
Üçüncüsü ise...
Aslında üçüncüsünü henüz bilmiyordum.
Çünkü daha yan villaya kim taşınacağını öğrenmemiştim.
---
Alarmım yedinci kez çalınca yorganı başıma kadar çektim.
"Sus ya..." diye mırıldandım.
Tam telefonu kapatacakken odamın kapısı üç kez tıklandı.
Babamın sesi kapının ardından duyuldu.
"Büşra, uyandın mı?"
Gözlerimi açmadan cevap verdim.
"Uyandım."
Kapının kolu aşağı indi.
Babam kapıyı açıp bana baktı.
Üzerinde her zamanki gibi ütülü beyaz gömleği ve siyah kumaş pantolonu vardı.
Elinde de kahvesi...
Beni görünce gülümsedi.
"Buna uyanmak mı diyorsun?"
Yorganı biraz indirip masum bir ifade takındım.
"Ruhen uyandım."
Babam kahkaha attı.
"Bedenen de uyanırsan çok sevineceğim."
Yastığa daha sıkı sarıldım.
"Beş dakika."
Babam başını iki yana salladı.
"On dakika sonra aşağıdasın."
"Yedi?"
"Hayır."
"Altı?"
"Büşra."
"Tamam ya..."
Babam odadan çıkarken gülüyordu.
Kapı kapanır kapanmaz tekrar gözlerimi kapattım.
Tam uyuyacakken telefonum çalmaya başladı.
Ekrana baktım.
ECE ARIYOR...
Derin bir nefes alıp telefonu açtım.
"Ece..."
Telefonun diğer ucundan Ece'nin neşeli sesi geldi.
"Günaydın güzellik!"
"Hiç günaydın gibi hissetmiyorum."
Ece güldü.
"Yine baban mı uyandırdı?"
"Evet."
"Kaç kere?"
"Saymayı bıraktım."
Tam o sırada telefondan "çıt" diye bir kapak sesi geldi.
Kaşlarımı çattım.
"Ece..."
"Efendim?"
"Yine bakım mı yapıyorsun?"
"Tabii."
"Daha sabah."
"Cildimin saati olmaz."
Gözlerimi devirdim.
"Ne sürüyorsun bu sefer?"
"Hyaluronik asit."
"İnsan yüzüne bu kadar şey sürer mi?"
Ece hiç istifini bozmadı.
"Birazdan güneş kremi süreceğim."
"Evdesin."
"Pencereden güneş giriyor."
Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
"Ece..."
"Hı?"
"Bir gün seni çölde bıraksalar ilk isteyeceğin şey su değil, nemlendirici olur."
Ece ciddi bir ses tonuyla cevap verdi.
"Su da isterim."
"Bak!"
"Ama önce nemlendirici."
İkimiz de gülmeye başladık.
İşte bu yüzden Ece benim en yakın arkadaşımdı.
Normal değildi.
Ben de değildim.
---
Yirmi dakika sonra sonunda yataktan kalkabildim.
Aynanın karşısına geçip saçlarımı taradım.
Uzun kahverengi saçlarımı açık bırakmayı seviyordum.
Dolabımı açınca yine aynı problem başladı.
"Ne giyeceğim ben?"
Dolabımın yarısı kıyafet doluydu.
Ama bana göre giyecek hiçbir şey yoktu.
Hayat gerçekten zordu.
Sonunda beyaz bir bluz ve kot pantolon giyip aşağı indim.
Babam çoktan kahvaltıya başlamıştı.
Beni görünce gülümsedi.
"Prenses geldi."
Sandalyeye oturup ekmekten küçük bir parça aldım.
"Günaydın."
Babam kahvesinden bir yudum aldı.
"Bugün planın var mı?"
"Ece'yle buluşacağım."
"Anladım."
Bir süre sessizlik oldu.
Babam telefonuna baktı.
Sonra yüzünde tuhaf bir gülümseme oluştu.
Bu gülümsemeyi tanıyordum.
Kesin bir şey saklıyordu.
Şüpheyle ona baktım.
"Neden öyle gülümsüyorsun?"
Babam omuz silkti.
"Gülümseyemiyor muyum?"
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü sen böyle gülümseyince başıma iş geliyor."
Babam kahkaha attı.
"Abartıyorsun."
"Geçen sefer de böyle gülmüştün."
"Ee?"
"Bana doğum günü sürprizi diye paraşütle atlama bileti almıştın."
"Çok eğlenmiştin."
"Neredeyse bayılıyordum!"
Babam yine gülmeye başladı.
Ben ise gözlerimi devirdim.
"Bu sefer ne var?"
"Bir sürpriz."
"Hiç istemiyorum."
"İsteyeceksin."
"İstemeyeceğim."
"İsteyeceksin."
Babamın inadını biliyordum.
Ben de en az onun kadar inatçıydım.
Ama o gün...
Onun bahsettiği sürprizin hayatımı tamamen değiştireceğini bilmiyordum.
Çünkü birkaç saat sonra yan villaya taşınacak kişi, huzurumu da yanında getirmeyecekti.
Tam tersine...
Kaosu getirecekti.
