🇹🇷Bölüm 2🇹🇷

Vaveyla Yazarı: E Yağmur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 🇹🇷Bölüm 2🇹🇷

2. Bölüm: Şafak Timi

"Şafak, sökmek için önce gecenin en zifiri karanlığını boğmak zorundadır."

Arabanın dikiz aynasından arkamda bıraktığım eve son bir kez baktım.

Nizamiyeden içeri girdiğim an, Sagun ailesinin evladı Berkan'ı o kapının dışında bıraktım.
Artık sadece komutan Üsteğmen Berkan Sagun'dum.

Birlik gazinosunun arkasındaki tim odasına doğru yürüdüm. Kapının üzerindeki metal plakada koyu harflerle yazıyordu: ŞAFAK TİMİ.

İçeri girdiğimde beni silah yağı, taze demlenmiş çay ve deri bot kokusu karşıladı.

"Dikkat!"

Sesin sahibi Astsubay Kıdemli Çavuş Emre Ozan Topçu'ydu. 23 yaşında, timin gençlerinden birisi...

Emre'nin gür sesiyle tüm tim yan yana dizildi. Hepsinin gözünde korkusuzluk vardı. Biz buyduk işte; biz, korkusuzluğumuzla bilinirdik.

"Rahat."

Kapıyı arkamdan kapatıp içeri ilerledim. Koltuğa oturduğumda ayakta dikilenlere baktım.

"Rahat dedim beyler, oturun."

Hepsi sırayla koltuklara geçti.

"Komutanım, şu görevle ilgili bildiğiniz bir şey var mı?"

Kayra'nın sesiyle ona döndüm. "Bilgim yok Fişek. Yüzbaşı gelince her şeyi öğreniriz."

Teğmen Kayra Poyraz, namıdiğer Fişek... 23 yaşında, bildiğim kadarıyla Bursalı. Emre'nin goygoy arkadaşı.

"Komutanım, biz de gitmeden bir çay içelim diyorduk. İster misiniz, size de getireyim?"
Kağan'a çevirdim kafamı. Elinde çaydanlıkla bana bakıyordu. "İçmeyeceğim Kopuz, siz içebilirsiniz."

Teğmen Kağan Kopuz, diğer adıyla Gölge. 24 yaşında, Mersinli. Timin ağırbaşlılarından birisi.

"Komutanım, Atilla Albay nasıl? Yanına gelemedik. Gelecektik ama görev çıkınca..."
Babamın isminin geçmesiyle hepsi yerinde kalakaldı.

"Kendisi iyi Gökay, sağ ol. Evde çocuklarla ilgileniyor."

Uzman Çavuş Gökay Çevik; bizim deyişimizle Kartal. 22 yaşında, Muğlalı. Annesi ve babasının tek oğlu.

"Adamın ismi bile susmamıza yetiyor diyorum, inanmıyorsunuz. Zaten Kayra kim ki?"

Kayra'nın yakınmalarını duyuyordum ama bir şey demedim. Hepsi babamdan korkuyor ve çekiniyorlardı.

"Eren kim ki zaten?" diyerek ona eşlik eden Emre'ye yandan bir bakış attım. Bu iki salağı yan yana getirince kuduruyorlardı.

"Affedersiniz komutanım." Diyerek kafasını öne eğdi Emre.

Dışarıdan bakan biri için sıradan bir tim odasıydı belki ama benim için bu altı genç adamın, her biri gözümü kırpmadan sırtımı yaslayabileceğim birer kale duvarıydı. Kendi içlerindeki o takılmalar, şakalaşmalar bile omuzlarındaki o devasa askeri üniformanın ağırlığını hafifletme çabasıydı.

Oturduğum koltuktan hafifçe öne doğru eğildim. "Emre," dedim gözlerimi ikisinin üzerinde gezdirerek. "Kayra ile yan yana gelince ciddiyetinizi nizamiyede unutuyorsunuz. Görev emri gelmek üzere, aklınızı başınıza toplayın."

"Emredersiniz komutanım," dedi ikisi de aynı anda seslerini toplayarak.

O sırada tim odasının köşesinde, sessizce mühimmat yeleğinin ceplerini kontrol eden en gencimize takıldı gözüm. Uzman Çavuş Alper Keskin. Yani bizim Çömez. 21 yaşındaydı. Daha bıyıkları yeni terlemişti ama arazide bir kurt kadar hızlı ve seriye bağlayan bir zekaya sahipti. Yüzündeki o genç çizgilere baktıkça, evde bıraktığım yeğenlerimi görüyordum. Onlar da birkaç yıla Alper gibi olacaktı işte...

"Alper," dedim.

Hemen doğrulup çakı gibi dikildi. "Emredin komutanım!"

"Şarjörler tam mı?"

"Tam komutanım. Ağır mühimmatı ve yedek Bixi şeritlerini de sırt çantama sabitledim. Çıkışa hazırız."

"Aferin," deyip başımla onayladım.
Hemen yanında oturan Astsubay Çavuş Burak Erdemir bizim namıdiğer Deli bacak bacak üstüne atmış, elindeki kasaturanın ucunu parmağında çeviriyordu. 23 yaşında, Adanalı. Bazen gözü o kadar kararıyordu ki ona "Deli" demek bile az kalıyordu. Çatışmanın en zifiri anında bile yüzünde o gıcık tebessüm eksik olmazdı.

"Erdemir, o bıçakla oynamayı bırak da telsizinin bataryalarını kontrol et," dedim sertçe.

Burak kasaturayı tek bir hamlede kınına soktu, sırıttı. "Ayıp ediyorsunuz Berkan Komutanım. Benim telsiz kapansa bile benim sesim Karanlık Dere'deki teröristin kulak zarını patlatır, biliyorsun."

"Arazide sesin değil, kurşunun konuşacak Burak," dedim bakışlarımı ciddileştirerek. "Gevelemeyi bırak."

"Emredersiniz komutanım."

Kapının kolı dışarıdan çevrildi. İçeri giren adım sesleriyle birlikte odadaki tüm şakalaşma, fısıltı ve hareketlilik tek bir saniyede bıçak gibi kesildi.

İçeri giren adam, Yüzbaşı Yılmaz Türk'tü.
34 yaşında, timin komutanı. Gözlerindeki o derin tecrübe, Şafak Timi'nin omurgasını oluşturuyordu.

Yılmaz Yüzbaşı içeri adım attığı an, odadaki hava bir anda kışla disiplinine geri döndü. Hepimiz ayağa fırladık.

"Dikkat!"

Yılmaz Yüzbaşı elini hafifçe kaldırarak "Rahat beyler," dedi. Bakışları doğrudan bana çevrildi. "Berkan, Tugay Komutanı seni ve beni Harekat Merkezi'nde bekliyor. Acil koduyla."

Odadaki altı genç adamın gözleri bir anda üzerimize kilitlendi. Az önce gülen Kayra'nın, şakalaşan Emre'nin, elinde çaydanlıkla bekleyen Kağan'ın yüzündeki o çocuksu neşe tamamen silindi. Yüzlerine o tanıdık, soğuk ve çelik gibi profesyonel askeri ifade yerleşti.

Yılmaz Yüzbaşı kapıdan çıkmadan önce dönüp time baktı:

"Şafak Timi! Silahlar, mühimmatlar, gece görüşler tamamlansın. Telsiz frekansları kriptolu kanala geçsin. Helikopter indirmesi için son kontrolleri yapın. Çıkıyoruz."

"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!"

Altı genç adamın aynı anda haykırdığı o ses, tim odasının duvarlarında yankılandı.

Yılmaz Yüzbaşı ile birlikte koridora çıktık. Yan yana Harekat Merkezi'ne doğru yürürken, arkamızda bıraktığımız o sekiz kişilik genç timin, az sonra Şafak olmak için gecenin zifiri karanlığına bodoslama dalacağını ikimiz de çok iyi biliyorduk.

☪ 𐱅𐰇𐰼𐰰 ☪

Tugay Komutanlığı binasının koridorlarında postallarımızın sesi yankılanıyordu. Yılmaz Yüzbaşı önde, ben hemen bir adım arkasında, Harekat Merkezi'nin çelik kapısının önüne geldik.

Yılmaz Yüzbaşı kapıyı iki kez sertçe çaldı. İçeriden tok bir ses yükseldi:

"Gir!"

Kapıyı açıp içeri adım attığımızda bizi harita masasının başında dimdik duran Tugay Komutanımız Albay Tarık Sancak karşıladı. Şakakları kırlaşmış, yüzündeki derin hatlar yılların arazide geçtiğini kanıtlayan çelik gibi bir askerdi. Bizi görünce elindeki kırmızı kalemi masaya bıraktı.

"Üsteğmen Berkan Sagun ve Yüzbaşı Yılmaz Türk. Emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!"

İkimiz de aynı anda çakı gibi selama durduk.
Tarık Albay eliyle selamımızı aldı. "Rahat! Masaya yaklaşın."

Geniş harita masasının üzerine yansıtılan uydu görüntülerine yaklaştık. Kırmızı kesikli çizgilerle çevrelenmiş, etrafı sarp kayalıklarla kaplı zifiri bir vadi parlıyordu ekranda: Karanlık Dere Mevkii.

"Mesele ciddi," diyerek söze başladı Tarık Albay. Bakışları haritanın tam ortasındaki kırmızı noktaya kilitlendi. "Sınırın sıfır noktasında, Karanlık Dere vadisine sızmış yüksek düzey bir terör hücresi tespit ettik. Mühimmat ve ağır silah sevkiyatı hazırlığındalar. Ancak asıl acil durum bu değil..."

Tarık Albay bir an duraksadı, derin bir nefes alıp gözlerimin içine baktı. Bakışlarında bir komutanın ciddiyeti kadar, babamın eski bir dostunun kaygısı da vardı.

"İki gün önce bölgeye keşif ve istihbarat amaçlı giren iki kişilik MİT unsuruyla irtibatımız altı saat önce tamamen kesildi. Son telsiz kestirmesi bu vadinin derinliklerinden geldi."

Yılmaz Yüzbaşı kaşlarını çattı. "Pusu ya da esaret mi komutanım?"

"İkisi de ihtimal dahilinde Yüzbaşı," dedi Tarık Albay. "Ve eğer o adamlar teröristlerin eline geçtiyse, kalleşçe bir infaz videosu çekip propaganda yapmaları an meselesi. Buna izin veremeyiz."

Albay masaya iki eliyle yaslanıp ikimize doğru eğildi.

"Emir açık: Şafak Timi olarak gece sızmasıyla Karanlık Dere'ye gireceksiniz. MİT unsurlarını ne pahasına olursa olsun bulup canlı olarak çıkaracaksınız. Hücreyi ve mühimmat deposunu da tamamen imha edeceksiniz."

"Gece 02:00 helikopter indirmesi uygun mudur komutanım?" diye sordum, sesimdeki her türlü tereddütü silip süpürerek.

"Uygundur üsteğmen," dedi Tarık Albay. Sonra bakışları doğrudan bana kenetlendi. Sesindeki o resmi komutan tonu bir anlığına yumuşadı.

"Atilla Albay'la konuştum Berkan...
'Oğlum sana emanet Tarık' dedi babanın son umudusun sen. Şafak Timi'ni oraya sen ve Yılmaz yüzbaşı götürecek... Ve o sekiz genç adamın tamamını, tek bir eksik vermeden bu nizamiyeden içeri geri sokacaksınız. Anlaşıldı mı?"

Boğazıma oturan o yumruyu yutkundum. Babamın adı yine omuzlarıma devasa bir dağ gibi çökmüştü. Ama bu yük beni ezmiyor, aksine ayakta tutuyordu.

"Emredersiniz komutanım!" dedim göğsümü kabartarak. "O çocukları da, MİT unsurlarını da oradan alıp geleceğiz. Şafak Timi görevini yapacak."

Yılmaz Yüzbaşı da başıyla onayladı. "Aklınız geride kalmasın komutanım. Gereği neyse yapılacak."

Tarık Albay dikleşti, sert bir asker selamı verdi.

"Ayağınıza taş değmesin. Yolunuz açık olsun evlatlarım. Çıkabilirsiniz."

Selamımızı verip Harekat Merkezi'nden çıktık. Koridorda yürürken Yılmaz Yüzbaşı elini omzuma koydu, sertçe sıktı. Bir şey söylemedi ama o dokunuş "Arkanızdayım" demekti.

Dışarı çıktığımızda gecenin ayazı yüzümüze çarptı. Pistte rotorları yavaşça dönmeye başlayan helikopterin sesi kulaklarımızda çınlıyordu.

Şafak Timi bizi bekliyordu. Gecenin en zifiri karanlığına, Karanlık Dere'ye girmek için artık dakikalar kalmıştı.

Helikopterin devasa pervanelerinin çıkardığı o kulakları tırmalayan, ritmik gürültü, kabinin içindeki ağır sessizliği dövüyordu.

Helikopterin kırmızı gece görüş ışığı, sekiz askerin yüzüne kan kırmızısı bir gölge düşürüyordu.

Dışarıda, zifiri karanlığa bürünmüş Doğu Anadolu dağları vardı. İçeride ise oğul, abi, cihan parçası sekiz adam...

Kırmızı ışığın altında herkes kendi dünyasına çekilmişti. Yılmaz Yüzbaşı helikopterin kapısına yakın oturmuş, gözlerini dışarıdaki sonsuz siyahlığa dikmişti. Tespih gibi sıktığı el bombasını parmaklarının arasında çevirip duruyordu. Ben ise hemen yanında, sırtımı buz gibi metal gövdeye yaslamış, göğüs kılıfımdaki aile fotoğrafının ağırlığını hissediyordum.

Gözüm timin gençlerine kaydı. Kayra, kulaklığının kordonuyla oynuyor, bacağını ritmik bir şekilde aşağı yukarı sallıyordu. Yerinde duramıyordu. Burak, kasaturasını botunun kenarına sürtüp duruyordu; gözlerindeki o tuhaf tebessüm yine oradaydı.

Kağan ve Gökay ise tam birer heykel gibiydi. Kağan gözlerini kapatmış zihninde patikaları çizerken, Gökay keskin nişancı tüfeğinin dürbününü son kez yumuşak bir bezle siliyordu.

Emre, dizlerinin üzerindeki kriptolu tabletin ışığında koordinatları kontrol ediyor, timin en genci olan Alper ise sırtındaki Bixi mühimmat mermilerini tek tek parmaklarıyla sayıyordu.

"Beyler," dedim kaskımın mikrofonuna doğru. Sesim telsiz kanalından hepsinin kulaklığına aynı anda düştü. "Sallanmayı bırakın. İki dakikaya temas hattındayız."

Kayra başını kaldırıp bana baktı, kırmızı ışıkta gözleri parladı. "Komutanım, valla sallanmıyorum. Karanlık Dere'deki piçlerin kemiklerini nasıl çatırtatacağımı hayal ediyorum, heyecandan bacak kendi kendine çalışıyor."

"Çok vurdun Fişek, biraz yavaş patla," dedi Emre tabletinden kafasını kaldırmadan.

"Koordinatlara göre inip tırmanacağımız kayalık açı 70 derece. O bacaklar sana tırmanırken lazım olacak, şimdiden harcama."

"Emrekardeş," dedi Burak sırıtarak. "Sana harita dedik ama sen bayağı bildiğin coğrafya öğretmenimiz oldun. Sen yolu söyle, gerisini Fişek'le bana bırak. Biz oraya harita çizmeye değil, resim yapmaya gidiyoruz. Kırmızı renkle."

Yılmaz Yüzbaşı başını yavaşça bizden yana çevirdi. Tek bir bakışı yetmişti. Kabindeki hafif atışma anında bıçak gibi kesildi.

"Burak," dedi Yılmaz Komutan, tok ve buz gibi bir sesle. "Çeneni değil, mühimmatını hazır et. İneceğimiz yer çocuk parkı değil. MİT unsurlarından altı saattir haber yok. Eğer bir cızrtı, bir kıpırtı sezersek sorgulamak yok. Direk imha."

"Emredersiniz komutanım," dedi Burak, duruşunu dikleştirerek.

Yılmaz Yüzbaşı ardından gözlerini tek tek sekiz adamın üzerinde gezdirdi.

"Hatırlatıyorum beyler. Bu görevde hata payı sıfır. Gölge ve Kartal, inşte gözümüz kulağımız olacaksınız. Öncü gruptasınız. Harita, telsiz kilitlenirse B planı frekansına hemen geçeceksin. Çömez, mühimmatı arkada bırakırsan seni o vadide yürütürüm, anladın mı?"

"Anlaşıldı komutanım!" dedi Alper hırsla.
Helikopter aniden sert bir yalpalama yaptı. Yükseklik kaybediyorduk. Pilotun sesi kulaklıklarımızda çınladı:

"Komutanım, indirme bölgesine 30 saniye. İrtifa düşüyorum. Bölgede rüzgar sert, zemin sarp kayalık. Teker koymayacağım, halatla sızacaksınız. Görüş pasif, şansınız bol olsun."

Herkes aynı anda gece görüş gözlüklerini kasklarından aşağı indirdi. Dünya bir anda kırmızıdan yeşil ve siyahın tonlarına büründü.

"Gözlükler aşağı!" diye bağırdım. "Kask kemerleri sıkılsın!"

Ayağa kalktık. Helikopterin yan kapısı büyük bir gürültüyle geriye doğru kaydı. İçeriye dondurucu bir dağ rüzgarı ve motorun yakıcı kokusu doldu. Aşağıda, zifiri karanlığın ortasında uzanan Karanlık Dere Vadisi, yeşil merceğin arkasında bir canavarın açık ağzı gibi görünüyordu.

Yılmaz Yüzbaşı kapının kenarına tutundu. Sertçe halatı aşağıya fırlattı.

"İlk grup: Gölge, Kartal, Fişek! İnin!"

Kağan hiç tereddüt etmeden halata sarıldı ve kendisini vadinin boşluğuna bıraktı. Ardından Gökay ve Kayra karanlığın içinde kayboldu.

"İkinci grup: Harita, Çömez, Deli! İnin!"
Onlar da yıldırım gibi aşağı kaydılar.

Sıra bana ve Yılmaz Yüzbaşı'ya gelmişti. Yılmaz Yüzbaşı omzuma vurdu. "Haydi üsteğmen! Şafak vakti yakındır!"

Halata kavradım, eldivenlerimin altındaki sürtünme sıcaklığını hissederek kendimi Karanlık Dere'nin zifiri bağrına bıraktım. Bastığım zemin çakıllı, soğuk ve dikti. Çalıların arasına çömelip silahımın fenerini açmadan çevreyi taradım.

Helikopter tepemizden hızla uzaklaşırken, geride sadece rüzgarın uğultusu ve sekiz adamın ağır nefes sesleri kaldı.

Yılmaz Yüzbaşı yanıma çöktü. Bütün tim tam bir daire şeklinde çevre emniyeti almıştı. Çalıların, kayaların arkasında saklanan sekiz gölge...

Gölge Kağan telsize fısıldadı: "Komutanım, çevre temiz. Sıcak temas yok ama dip vadiden hafif bir jeneratör sesi geliyor. Yaklaşık 400 metre kuzeydoğu."

Yılmaz Yüzbaşı bana baktı, ardından time döndü.

"Şafak Timi..." dedi fısıltıyla. "Gece bizim, vatan bizim. Giriyoruz. Yürüyün."

Silahlarımızın emniyeti aynı anda açıldı. Cıkır-cıkır sesleri gecenin içinde eridi. Gecenin en zifiri anında, ilk adımı böyle atmıştık.

Operasyon başlıyor:)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 2beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18