7. bölüm · Yalnışlıkla Bir Hataya Aşık olmak

Gül

Anonima .

Konser günü gün geçtikçe yaklaşıyordu. İçim kıpır kıpırdı. Bu günlerden cumartesiydi ve yarın konser günüydü. Her gece yarın olacakları düşünerek yatıyordum. Sanırım biraz fazla heyecanlıydım. Sadece o günün kusursuz geçmesini umuyordum. Acaba ne giymeliydim? Yada nasıl selam vermeliydim? Acaba elimimi sallasam yoksa "Selam" mı desem daha normal görünürdü? Kendimi o günde hayal edince hep kıkırdardım. Lâkin şuan düşünüyordum ki komik gelen herhangi bir şey yoktu. O sırada yatakta uzanarak telefonumun kilit ekranını izlediğimi fark ettim, bunu ne kadar zamandır yapıyordum hiç bir fikrim yoktu. Gözlerimi kaçırdım ve yavaşça telefonumu beyaz komidine bırakıp sakince yataktantan doğruldum. Yatağımı özenle düzelltim. Ardından beyaz kıyafet dolabından siyah bol paça bir pantolon ve mavi bol bir T-shirt seçtim. Hızlıca onları üstüne geçirdim. Bu gün sadece evde rahatlayacağım diye giyinmiştim böyle. Saçlarıma hafifçe dokundum. Kapıyı açıp lavaboya doğru ilerledim. Lavaboya girdim ve başımı kaldırıp aynaya baktım. Yüzümü yıkadım, yüzümü kurulayıp gülümseyerek aynaya baktım. Sabah sabah soğuk suyun yüzümün üstünde gezinmesi galiba bir tek beni mutlu ediyordu. Soğuk suyun yüzüme gelmesi ile ani bir şok yaşadım ardından sebepsiz bir şekilde yarını düşünerek havluya uzandım ve siyah havluya yüzümü bastırdım. Bakışlarım aynaya takıldı. Kendi görünüşüme uzunca bir süre baktım, fakat hafifçe gülüşüm soldu çünkü kesinlikle korkunç görünüyordum. Başkaları ne düşünüyordu bilmiyordum fakat bu suratı kesinlikle ağır bir makyaj bile kurtaramazdı. Yutkundum ve gözlerimi kaçırdım. Ardından aklıma annemin hazırladığı kahvaltı geldi ve lavabon çıkıp koşarak, kahvaltı masasının olduğu yere gittim. "Oo kimler uyanmış?"dedi alaycı bir ses tonu ile annem. Üzerinde beyaz bir elbise vardı. Annem kapalı bir kadındı ama çok da güzel hanımefendiyidi. Yanıt olarak gözlerimi devirerek,
"Anne sadece bir saat fazladan uyudum." dedim. Kaşlarını çattı ve "Sus, anneye karşılık verilmez." dedi. Hiç bir şey söylememeye karar kıldım ve demir çatalı elime aldım. Hızlıca büyük lokmalar alarak kahvaltıyı yemeye başladım.Annemde benimle beraber oturup yemek yemeye başlamıştı. Masayı hazırlarken benim tabağıma da bir şeyler koymuştu tabii.
Yemeğimi yedikten sonra Lavaboya doğru ilerledim ve tam lavaboya girecekken telefonum titreyerek yüksek bir sesle çalmaya başladı.Derin bir iç çektim. Kim bu saatte değerli hafta sonumu almak isterdi ki? Omuz silktim ardından dişlerimi fırçalamaya koyuludum. Ardından hemen oradan çıktım ve odama daldım. Çevik bir haraketle telefonumu beyaz komidinden elime aldım.

Arayan Eren'di. Bu aralar nedense çok sık aramaya başlamıştı aslına bakarsan bu durum hoşuma gidiyordu. Doğruyu söylemek gerekirse ilk başlarda neden ondan nefret ettiğimi bilmiyordum oldukça komik ve iyi biriydi. Ağızı iyi laf yapıyordu. Bazen çok sinir bozucu olduğu aşikardı ama beni çok iyi anlıyordu, kendimi onunla iyi hissediyordum. Onun beni arkadaşı olarak gördüğü için kendimi şanslı hissediyordum çünkü sanırım tehdit işe yaramamıştı, o sadece bana yardım etmek istemişti. Tanışmamızın ardından onun bu küçük numaralara kolay kolay kanmayacağını anlamıştım. Fazla zekiydi ve bu özelliği beni ister istemez onunla konuşurken zekasına hayran kalıp aylak aylak ona doğru hayranca bakmamı sağlıyordu. Bu gerçekten sinir bozucu ve talihsiz bir olaydı çünkü ona hayran kalmak bana hiç yakışmıyordu.Yani... Bilmiyorum yakışıyor muydu? Oflayarak, ama bu oflamanın ardından sırıttığımı bilerek onu tekrardan aradım. Heyecanlı bir ses tonuyla "Alo?" dedim. Sahte bir sinirle "Sabahtan beri sana guruba bak yazıyorum en sonunda aradım. Neredeydin?"
diyerek sitem etti. Hafifçe kıkırdadım ve "Sakin ol, sadece kahvaltı ediyordum." dedim. Halla aptalca bir neşe ile sırıttıyordum... Tanrım neden sırrıttıyordum? Derin bir iç çektti, bunalmış gibiydi ama daha çok sıkılmış bir halli vardı "Her neyse, boş versene gruba bak" dedi, bunları söylerken onunda surattında bir sırıtış var olmasını umuyordum çünkü bunu bir tek benim yaşamam çok utanç vericiydi ve yanaklarımın kızarmasını sağlıyordu. Yada düşünürken yaptığı gibi burun kemerini sıkıyordu. Bana kalırsa birinci seçenek en iyisiydi çünkü beni bu iğrenç durumda tek bırakmadığı için onu tercih ederdim. Aramayı kapatmak için basacağım o büyük kırmızı butona basmadan hemen önce hızlı okumaya çalışarak ve panikleyerek gruptaki mesajları okumaya başladım.

Büşra: Buluşalım mı?

Salih: Tamam da nerede?

Büşra: Avm'ye gidebiliriz sizin içinde sıkıntı olmazsa. Kahve falan içeriz dolaşırız.

Eren: Avm'ye değilde sahile mi gitsek?

Büşra: Olur, iyi fikir.

Salih: Tamam, o halde saat 13.00 iyi mi sizin içinde?

Eren: Bana uyar.

Büşra: Olur.

Bir kaç saniye duraksadım ve hızlıca gözlerimi kırptım. Derin bir nefes aldım, farkında olmadan cilveli bir şekilde otuz iki diş gülümsediğimi fark ettim. Bunu yaptığım için kendime kızarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Yanıt vermek için hızlıca harf tuşlarına basmaya başladım.

Deniz: Tamam o halde

Kıkırdadığımda Eren tekrardan konuşmaya başladı ama bu sefer o gülüyordu. "Saati kontrol etmek istermisin?" dedi. Yanıt vermeden saate baktım ve buluşmaya sadece yarım saat kaldığını anladım. Telaşla "Eren, sonra görüşürüz hazırlanmalıyım." dedim. Sesimdeki endişeye gülerek "Geç kalacaksın." dedi dudağımın kenarını ısırıp yüzüne kapattım. Hızlıca ayağa kalkıp hazırlanmaya koyuldum. Üstüme beyaz kazak, altıma ise mavi bir ispanyol paça bir kot pantolon giydim. Ardından siyah hırkamı alıp beyaz bir kol çantası aldım. Koşar adımlarla evden çıkmaya çabaladım annem bağırarak nereye gittimi soruyordu. Ben ise sadece önüme bakıyordum onu yanıtsız bıraktım ve merdivenlerden indim ve dışarıya çıktım. Hızlıca onu aradım "Alo anne, merak etme arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum. Yaklaşık üç saat sonra eve gelirim. Geç kalmam." dedim. Annemden biraz fırça yedikten sonra telefonu kapattım ve taksiye bindim. Genellikle taksiye binmeyi sevmezdim. Nedeninin ne olduğunu bilmiyordum ama hoşuma gitmeyen bir şey vardı taksiler hakkında...

Yaklaşık on üç yıl önce

Küçük Beyza hayatında ilk kez taksiye biniyordu. Meral hanım kızıyla evine gitmek için taksiye binmek istemişti. Dul bir kadın olmuştu artık. Eşi vefat etmişti acısı çoktu ama kızını büyütmek için çabaıyordu. Annesinin evinde kalıyordu.Hastaneden geliyorlardı. Çünkü küçük Beyza hasta olmuştu. Kıvır kıvır kumral saçları vardı Beyza'nın daha üç yaşındaydı ama babası onun saçları hakkında sürekli iltifat eder annesininin saçlarına çok benzediğini söylerdi. Asker olan Tayfun bey vatanı kurtarmak için vefat etmişti, Meral hanım ise halla bunun acısını yaşıyor kalbindeki derinliği Beyza ile iyileştirmeye, kapatmaya çalışıyordu. Araba soğuktu ve sürücü garip davranışlar sergiliyordu. Sürekli küçük Beyza'ya bakıyordu. Meral hanım bu yabancı adamdan fazlasıyla rahatsız olmuştu. Söylenen konumdan farklı bir yoldan giden taksi şöförüne nereye gittiklerini soruyordu. Adam ise kısa yol bildiğini söylüyordu. Araç aniden uçsuz bucaksız bir yolda durdu. O an Meral hanım için zaman durdu kalp atışları hızlandı. Şöför arka kapıyı çevik bir hareketle açıp Meral hanımın ağızını bir bez parçasıyla kapattı. Meral hanım çığlık atmaya, yardım dilenmeye, hareket etmeye uğraşsa bile hiçbir şey yapamıyordu. Yavaş yavaş bilinci kapanmaya başlamıştı ellerini kızına doğru uzattı ve onu kendine çekti ama kızı anlayamazdı çünkü mışıl mışıl uyuyordu...

Şuan

Taksiden indiğimde geç kaldığımı fark ettim iç çekerek yürümeye başladım, üzerine basarak yürüdüğüm taşlar soluk kırmızı renkteydi bazıları ise kırıktı. yan tarafa baktığımda denizi görebiliyordum. yürüme yerinin diğer tarafında ise çimenlik bir alan vardı. İnsanlar orada mangal yapıyor kimisi ise yere örtü sermiş piknik yapıyordu. Bir tane kadın köpeği ile koşuya çıkmıştı ona doğru kafamı çevirdiğimde ise onları görüp onlara doğru yürümeye başladım. Muhtemelen Büşra'yı bekliyorlardı. O sırada Eren sanki beni hissedercesine bana baktı ve gözlerimiz buluştu. Gözleri bana peri masalındaymış gibi hissetirdi. Bu kimsede yaşamadığım yabancı ama aynı zamandada tanıdık bir hissti. Buruk bir gülümsemeyle ona el salladım. Karşılık olarak sırıttı ve bana göz kırptı. O sırada Büşra gelmişti ve Salih'le selamlaşıyordu, ben ise bunun farkına daha yeni varıyordum, çünkü Eren'le ilgilenmekle çok meşguldum. Salih Siyah giyinmişti üstündeki herşey simsiyahtı sadece ayakkabıları beyazdı. Eren ise beyaz bir T-shirt onun dışında siyah giyinmişti. Büşra'nın üstünde beyazımsı yeşil boğazlı bir kazak altında ise mavi bir kot vardı çantası ise beyaz renkteydi. Aslında hava kazak havası değildi ama Büşra'yla ben böyle tercih ediyorduk. Sanırım çok fazla ortak yanımız vardı. Gerçektende birbirimize benziyorduk sadece Büşra çok daha güzeldi. Selamlaştıktan sonra kahveciye uğradık. Mekan çok kalabalık ünlü bir yerdi loş, sarı ışıklar gözümü alıyor bir kız gurubunun kahkahaları etrafı donatıyordu. Masalar yuvarlaktı koltuklar ise deriden yapılmaydı. Sandalyelerin üstüne yastık koymuşlardı. Oturup konuşmak için güzel bir yerdi. Kahve içmeyi çok sevmediğim için sıcak çikolata almıştım ama diğerleri adlarını bile bilmediğim kahveler alıyordu bende sadece kafa sallıyordum. Ödeme yaptıktan sonra konuşmaya, sohbet etmeye başladık. Farkına bile varmadan guruplaşmıştık Eren'le ben sesizce anlaşıyorduk. Onlar ise gülüşüyordu. Eren'e baktığımda beni izlediğini fark ettim. Yüzüne baktığımda yüzünde hayranlık olduğunu gördüm. Çok şaşırmıştım. Kimse bana hayatım boyunca böyle bakmamıştı. Kendimi çok garip hisediyordum. Belki suratımda kocaman bir leke vardı ve ne kadar bakımsız olduğumu düşünüyordur yada ne kadar çirkin biri olduğumu seyrediyordur diye düşünerek yüzümü istemsizce kapattım ve yanağımı silmeye başladım. Eren " Ne oldu?" diye sordu ses tonu merakla doluydu. "Bana neden öyle bakıyorsun?" dedim utançla başımı ona doğru çevirdim ve bakışlarımı ona sabitledim. "Nasıl bakıyormuşum?" dedi. Söylediği şeyler sadece daha çok kızarmama neden oluyordu, enseme her konuştuğunda sıcak basıyordu. "Bana bakma öyle, nedemek istediğimi çok iyi biliyorsun." diye yanıt verdim. Çığlık atmak istiyordum. Oradan kaçmak, herkesi boşverip eve gidip yastığıma gömülüp bağırmak istiyordum."Hayır, bilmiyorum" dedi bu sefer ciddiydi ama kalbim bu konuşmaya dayanamazdı ya suratımda kocaman simsiyah bir leke olduğunu söylese ne yapardım? Yada çirkin olduğumu ve bunu maske taksam bile düzeltemeyeceğimi söyleserse ne yapacaktım? Bu ihtimaller yüzünden ödüm kopuyordu. Çünkü Eren'e garip bir şekilde güveniyordum. Eğer o öyle diyorsa gerçektende öyledir diye düşünüyordum. Boğazımı temizledim ve sadede gelerek "Çok mu çirkinim?" diye sordum. Eren şaşkınlıkla yüzüme baktı, gözlerimi, kaşlarımı, kemerli burnumu, dudaklarımı inceledi. Gözleri kısmıştı. Benin ise boğazım düğümlenmişti. Niye bana böyle bakıyordu? Ciddiyetle konuşmaya başladı; " Deniz, sen..." devamını getiremeden gözlerini kaçırdı. Ben ise deliriyordum acaba çirkin mi diyecekti yoksa pasaklımı? Neredeyse ağlayacaktım. Titrek bir sesle "En çirkin, böyle devam edecektin ama beni kırmamak için devam etmedin değil mi?" dedim. O anda durdu ve beni tuttu. Diğerleri sohbette öyle dalmışlardıki bizi fark etmeden yollarına devam ettiler. Zatten yanlarında hayalet gibiydik sadece benim ve onun duyabileceği ses tonunda konuşuyorduk. Gözlerimin içine baktı ve derin nefes aldı. "Sen..." devam edemeden yutkundu ve titrek bir nefes verdi. Benim ise beynim o anda sadece ona odaklıydı ve çalışmıyordu. Gözlerim onun gözlerine sabitti. Konuşmak için tekrar ağzını açtığında diğerleri bizden epey uzaklaşmıştı. Hızlıca "Kendine haksızlık ediyorsun." dedi. İçli içli sesli bir şekilde güldüm. Merak edercesine bana baktı. "Nedemek istiyorsun?" dedim ona bakmaya devam ederek. İç çekti ve sadece benim duyabilecegim şekilde mırıldanarak "Güzel olmuşsun" dedi. Böyle bir şey diyebileceğini tahmin etmemiştim ve bu nedenle bozguna uğramıştım. Bir şey demeye çalıştım ama onun suratına bakında gözlerinin parladığını görmek kekelememe ve doğru düzgün cümleler kuramamama neden oluyordu. Utançla yüzümü kapatmaya çalıştım. O da benim bu hallimi görüp utanç duygusu ile bana değil yere bakmaya başladı. Kolumu tutarak diğerlerine yetişmek için hızlı adımla yürümeye başladı. Aramızdaki sesizlik beni içten içe yakıyordu. Onların yanlarına tekrar gittiğimizde ise yokluğumuzun farkına varmamışlardı. Halla sohbet ediyorlardı. Aynı tempoda yürümeye başladığımızda sesizlik giderek rahatsız edici olmaya başlayıyordu. Sokağı izlemeye koyuldum arada sırada çaktırmadan Eren'e bakıyordum ama her seferinde gözlerimiz buluştuğu için onu kontrol ettiğimi anlıyordu. Daha doğrusu onu çözmeye çalıştığım için izlediğimi anlıyor gibi bir hali vardı. Dikkatimi ondan çekebilmek için Yanımızdan geçen köpekleri, çimende oturup sohbet eden insanları, çocukları, cafelerdeki eğlenceleri izliyordum. Bir anda bankta oturan ellerinde güller olan bir teyze hepimizin önünü kesti. Teyze kafasına bir eşarf bağlamıştı ve soluk ama bir o kadarda renkli bir giysi giymişti. Dualar eşliğinde konuşmaya başladı "Çocuklar yanınızda olan güzeller güzelli hanımlara birer gül almak istermisiniz?" dedi kadının neşesi herkese yeterdi. Salih reddedince kadın ona beddualar okumaya başladı ve Büşra'ya daha iyisini bul tarzı demeye başladı. Biraz bozulmuştum ama hakklıydı Büşra'yla yakışıyorlardı. Sonra bize döndü ve bana yaklaştı ortamda bir anda sesizlik oluştu ve kadın suratıma eğildi gözlerini kıstı ve bir anda bağırdı. İrkilerek Eren'in elini tuttum. Ellerimiz birbirine kenetlendi ama korktuğum için bunun farkında bile değildim. Kadın bir anda geri çekildi ve ellerimizde baktı güllerek Eren'e dualar etmeye başladı. Eren'e baktım ve ellerimize baktığını gördüm kafamı ellerimize çevirdim ve irkillerek elimi çektim Eren ise kadına bakmaya ve reddetmeye başladı. Kadın o kadar ısrar etti ki en son Salih "Eren alsana" diye mırıldandı ben ise kadını tüm gücümle durdurmaya çalışıyordum. Fakat kadın bir keçi kadar inatçıydı. Eren en sonunda parayı cebinden çıkarttı ve tam verecekken teyze alayla havalı bir şekilde "Yok istemem, al sende şu gülü kızım, yenisini bul." diyip çekip gitti. Elimdeyse güller vardı. Ben ve Eren neye uğradığımızı şaşırırken Salih ve Büşra halimize kahkahalar ile gülüyordu. Garip bir durumun içerisindeydim ama aynı zamanda gülünecek bir durumdu haklılardı. Eren bir anda sinirle gülü elimden kaptı ve sapını yarıya kırdı. Ne yapmaya çalıştığına anlam veremiyordum ama bunu yapar yapmaz gülü kulağımın arkasına sıkıştırdı. Salih ve Büşra bile şaşkındı. Şaşkın ve hayret dolu gözlere ona baktım ve dudaklarımı oynatarak ne yaptığını sordum. O ise kadının arkasından ağızında küfürler geveliyordu. Hızlı adımlarla ilerlemeye başladı Büşra ve Salih yeniden sohbet etmeye başladı bense ona fısıldayarak böyle bir şey neden yaptığını soruyuyordum. Derin bir nefes aldı ve hızlıca "Boşver, önemli değil." diyerek konuyu kapattı. Onun üstüne gitmek istemedim çünkü kafam çok karmaşıktı. Son birkaç haftadır onunla konuşurken miğdemde karıncalanma hissediyordum, kalp atışlarım hızlanıyordu, çok utanıyordum en kötüsüde yanaklarımı kızartıyor olmasıydı.Ne oluyordu böyle? Hiçbir fikrim yoktu ama içimde iyi bir his vardı.
* * * * * *