YALAN HAYAT kitap kapağı

2. bölüm / 2

BÖLÜM 2

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM 2

Yasmin'in kahkahası avlunun tamamına yayılırken karşısındaki kız da ona en az onun kadar sıkı sarılmıştı.

Ben oturduğum yerden ikisini izliyordum.

Belli ki uzun zamandır görüşmemişlerdi. Yasmin'in onu görür görmez yüzünde oluşan ifade bile bunu anlamam için yeterliydi.

“Özledim seni be!” dedi kız.

“Ben daha çok özledim!”

“Yalan söyleme.”

“Niye yalan söyleyeyim?”

“Kaç aydır yoksun ortalarda?”

Yasmin geri çekilip kızın kollarını tuttu.

“Okuldaydım kızım, ne yapayım? Her hafta Mardin'e mi geleyim?”

“Gelsen ölür müsün?”

“Yol parasını sen vereceksen gelirim.”

İkisi aynı anda gülmeye başladı.

Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı.

Yasmin'i üniversitede tanıdığım için buradaki hâlini hiç görmemiştim. Okulda da hareketliydi, konuşkandı, neşeliydi ama burada sanki başka bir Yasmin vardı.

Daha çocuk gibiydi.

Daha rahattı.

Sanki buraya adımını attığı anda birkaç yaş küçülmüştü.

Kız bir süre sonra Yasmin'den ayrılıp bana döndü.

Göz göze geldiğimizde yüzünde meraklı bir ifade oluştu.

Yasmin de bakışlarını takip edip beni fark etti.

“Ay!”

Elini alnına vurdu.

“Ben seni unuttum.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Fark ettim.”

“İnci, gel.”

Ayağa kalkıp yanlarına gittim.

Yasmin elini kızın omzuna koydu.

“Çocukluk arkadaşım Türkan.”

Ardından beni gösterdi.

“Bu da İnci. Üniversiteden arkadaşım, aynı odada kalıyoruz.”

Türkan gülümseyip elini uzattı.

“Memnun oldum.”

Elini tuttum.

“Ben de.”

“Yasemin senden çok bahsetti.”

Yasmin hemen araya girdi.

“Güzel şeylerdir inşallah.”

Türkan gözlerini kıstı.

“Orası tartışılır.”

“Türkan!”

Gülerek ellerimizi bıraktık.

Tam Yasmin bir şey söyleyecekken içeriden Gülcan teyzenin sesi yükseldi.

“Hadi kızlar! Yemek hazır, hızlı olun!”

Yasmin başını eve doğru çevirdi.

“Tamam anne! Az dur!”

Türkan ise cevap vermek yerine etrafına bakmaya başladı.

Önce avlunun bir köşesine, sonra kapıya, ardından evin girişine baktı.

Birini aradığı o kadar belliydi ki benim bile dikkatimi çekmişti.

Yasmin'in yüzünde yavaşça muzip bir gülümseme oluştu.

Kollarını göğsünde birleştirdi.

“Merak etme.”

Türkan ona döndü.

“Neyi?”

“Berat burada değil.”

Türkan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Nerede?”

Soruyu o kadar hızlı sormuştu ki Yasmin'in gülümsemesi daha da büyüdü.

“Abimledir büyük ihtimalle. Akşam gelirler.”

Türkan dudaklarını birbirine bastırdı.

“Ben zaten zor görüyorum.”

“Tabii tabii.”

“Ne tabii?”

“Devam et.”

Türkan gözlerini devirdi.

“Sen gelmedikçe annem de ‘Ne işin var orada?’ diyor zaten.”

Yasmin'in ağzı hafifçe açıldı.

Sonra işaret parmağını Türkan'a uzattı.

“Bir dakika.”

“Ne?”

“Yani sen beni değil, Berat'ı görmeye geldin?”

Türkan'ın kaşları çatıldı.

“Ne alaka ya?”

“Çok alaka!”

“Yasemin saçmalama.”

“Ben aylardır yokum. Geldiğimi duyuyorsun ve buraya geliyorsun ama gelir gelmez etrafa bakıp Berat nerede diye soruyorsun.”

“Ben Berat nerede demedim.”

“Ben söyledim, sen de direkt ‘Nerede?’ dedin.”

Türkan birkaç saniye sustu.

Sonra ellerini iki yana açtı.

“E ne var bunda?”

Yasmin bana döndü.

“Görüyor musun?”

Ben gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

“Beni karıştırmayın.”

“Hayır, karışacaksın. Artık sen de bu olayın içindesin.”

“Ben daha geleli bir saat olmadı.”

“Geç bile kaldın.”

Türkan oflayarak Yasmin'in koluna vurdu.

“Kes şunu.”

Yasmin bana yaklaştı.

“Şimdi bak.”

Türkan hemen araya girdi.

“Hiçbir şey anlatmıyorsun.”

Yasmin onu duymamış gibi devam etti.

“Türkan çocukluk arkadaşım. Berat da abimin arkadaşı.”

Bir an durup sırıtışını büyüttü.

“Tabii aynı zamanda Türkan'ın yavuklusu.”

“YASEMİN!”

Türkan'ın sesi bütün avluya yayıldı.

Kahkahamı tutamadım.

“Yok öyle bir şey!” dedi Türkan.

Yasmin ellerini havaya kaldırdı.

“Aman! İkisi de ayrı salak zaten. Seviyorlar, belli etmiyorlar. Güya kendilerince kimse anlamıyor.”

Türkan'ın yüzü hafifçe kızardı.

“Beni sevdiği ne malum?”

Yasmin şaşkınlıkla ona baktı.

“Sen ciddi misin?”

“Evet.”

“Geçen seneki düğünü hatırlamıyor musun?”

Türkan sustu.

“Ne olmuş düğünde?”

“Hasan senin yanına geldi.”

“Evet?”

“Konuştu.”

“Evet?”

“Ertesi gün Hasan'ın yüzü darmadağındı.”

Türkan gözlerini kırpıştırdı.

“Eee?”

Yasmin iki elini havaya kaldırdı.

“E'si var mı bunun?”

“Belki kavga etmiştir.”

“Kiminle?”

“Ne bileyim?”

“Hasan sana bir daha baktı mı?”

Türkan bu kez cevap vermedi.

Yasmin zafer kazanmış gibi bana döndü.

“Bak sustu.”

Sonra yeniden Türkan'a baktı.

“Bakmadı. Niye? Çünkü kim döver Hasan'ı? Herkes sever çocuğu. Ama siz konuşurken Berat'ın gözlerinden alev çıkıyordu zaten.”

Türkan dudağını ısırdı.

“Bilemeyiz.”

“Allah'ım bana sabır ver.”

“Hasan da bir şey demediğine göre hiç de bilemeyeceğiz.”

Yasmin birden koluma yapıştı.

“İnci.”

“Efendim?”

“Lütfen beni bu salaktan uzak tut.”

Türkan'ın ağzı açık kaldı.

“Asıl sen salaksın!”

Ben artık açık açık gülüyordum.

“Ben bir şey yapamam. Siz böyle iyisiniz.”

“Gördün mü?” dedi Türkan. “Kız daha akıllı.”

“İnci benim arkadaşım, taraf değiştiremez.”

“Ben hiçbir tarafta değilim.”

İçeriden yeniden Gülcan teyzenin sesi geldi.

“Hadi kızım!”

Yasmin irkildi.

“Geldik!”

Sonra bize döndü.

“Hadi, yoksa annem üçüncüde buraya gelir.”

Üçümüz birlikte içeri girdik.

Evin içi dışarıdan göründüğünden bile büyüktü. Geniş koridordan geçip yemek yenilecek bölüme girdiğimizde ise olduğum yerde kaldım.

Kocaman bir masa vardı.

Ama asıl şaşırdığım masanın büyüklüğü değildi.

Üzerindekilerdi.

Çeşit çeşit yemekler…

Tabaklar, salatalar, mezeler, sıcak yemekler...

Sanki üç kişi daha fazla geldi diye küçük çaplı bir düğün sofrası hazırlanmıştı.

Yasmin yüzüme baktı.

“Merak etme.”

“Ne?”

“Hepsini sana yedirmezler.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Yiyemem zaten.”

Gülcan teyze hemen sandalye çekti.

“Gel kızım, otur. Çekinme.”

“Sağ olun.”

“Sağ olun ne? Otur hadi.”

Herkes yavaş yavaş masaya oturmaya başladı.

Tam ben sandalyeme geçecekken dış kapının açıldığını duydum.

İki adam içeri girdi.

Yasmin hemen doğruldu.

“Baba!”

Gelen adamlardan biri gülümsedi.

Yasmin yanına gidip sarıldı.

Yanındaki adamın da amcası olduğunu konuşmalarından anladım.

Ben de refleks olarak ayağa kalktım.

Yasmin'in babası bana baktı.

“Sen İnci'sin demek.”

Gülümsedim.

“Evet. Hoş bul—”

Adam eliyle sandalyeyi gösterdi.

“Çekinme kızım, hoş geldin. Otur, otur. Yemeğe başlayalım hemen.”

“Teşekkür ederim.”

Tekrar yerime oturdum.

Türkan ise birkaç saniyede bir kapıya bakıyordu.

Bunu fark eden tek kişi ben değildim.

Yasmin de fark etmişti.

“Baba?”

“Efendim kızım?”

“Abimler nerede?”

Türkan'ın bakışları hemen Yasmin'in babasına çevrildi.

“Abinle Berat'ın işi uzadı. Gece gelir onlar anca.”

Türkan'ın yüzündeki umut bir anda söndü.

Başını önüne eğdi.

Yasmin ona bakıp belli belirsiz gülümsedi ama bu kez bir şey söylemedi.

“Tamam,” deyip önüne döndü.

Yemek başladı.

Daha ilk lokmamı almadan Gülcan teyze önümde belirdi.

“İnci, bundan al kızım.”

“Var Gülcan teyze.”

“Bu başka.”

Tabağıma koydu.

“Şundan da ye.”

“Gerçekten yeter.”

“Ne yeteri?”

Bir kaşık daha.

Sonra bir tane daha.

Tabağımın giderek doluşunu çaresizce izledim.

“Gülcan teyze, ben bunların hepsini yiyemem.”

Kadın beni baştan aşağı süzdü.

“Bir deri bir kemik kalmışsın kızım. Ye işte.”

Yasmin'in kahkahasını duydum.

Başımı ona çevirdim.

“Güleceğine bitirmeme yardım etsene.”

Yasmin kendi tabağını kendine doğru çekti.

“O senin hakkın. Ye ye, kilo al canım benim.”

“Yasmin.”

“Efendim?”

“Yardım et.”

“Hayır.”

Tam cevap verecekken Gülcan teyze tekrar konuştu.

“Kızım ye ye, daha tatlı var.”

Elimdeki çatal havada kaldı.

“Daha tatlı mı var?”

Yasmin ağzındaki lokmayı yutup annesine döndü.

“Yer annem, çok sever İnci tatlı.”

Gözlerim büyüdü.

“Yasmin!”

Gülcan teyzenin yüzü aydınlandı.

“Desene kızım! Hemen birkaç tane daha yaptıralım.”

“Hayır!”

Masadaki birkaç kişi bana döndü.

Sesimi alçalttım.

“Yani… gerçekten gerek yok. Yeter bu kadar.”

Yasmin gülmekten neredeyse masaya kapanacaktı.

Ona sert bir bakış attım.

“Bunun hesabını soracağım.”

“Bekliyorum.”

Yemek ilerledikçe masa daha da hareketlendi.

Bir tarafta Mehmet dede bir şey anlatıyor, diğer tarafta Gülistan nine onu düzeltiyor, Yasmin araya giriyor, Gülcan teyze herkese yemek yetiştirmeye çalışıyordu.

Bir ara aynı anda dört kişinin konuştuğuna şahit oldum.

Garip olan, hepsi birbirini anlıyordu.

Ben ise kime bakacağımı şaşırmıştım.

Ama uzun zamandır bu kadar çok gülmemiştim.

Bir süre sonra herkes yavaş yavaş masadan kalkmaya başladı.

Ben de tabağımı alıp mutfağa yöneldim.

Gülcan teyze hemen önüme geçti.

“Kızım, dur.”

“Yardım edeyim.”

“Olmaz.”

“Gülcan teyze, gerçekten—”

“Bizimkiler yapar. Siz odanıza çıkın, dinlenin. Yol yorgunusunuz.”

“Ben yorulmadım.”

Yasmin kolumdan tuttu.

“Hadi çıkalım biz.”

“Ama—”

“Sus kız, hadi.”

Türkan'a döndü.

“Gel sen de.”

Türkan başını salladı.

“Yok, annem bekler. Gideyim ben.”

Yasmin kaşlarını kaldırdı.

“Tabii canım. Berat burada olsa anneni dinlersin sanki.”

Türkan ona öyle bir baktı ki Yasmin iki elini kaldırdı.

“Tamam tamam!”

Türkan ayakkabılarını giyerken Yasmin peşinden gitti.

“Görüşürüz. Merak etme, ben sizi bir araya getireceğim onunla.”

Türkan'ın yüzü anında değişti.

“Yapar mısın?”

Yasmin kahkaha attı.

“Bak! Bir de inkâr ediyorsun.”

“Yasemin!”

“Tamam, yaparım. Ama sen de benim için abimi oyalayacaksın.”

Türkan hiç düşünmeden cevap verdi.

“Ondan kolay bir şey yok, merak etme.”

“Anlaştık.”

Türkan bize el sallayıp çıktı.

Yasmin de koluma girdi.

“Hadi.”

Merdivenlerden yukarı çıktık.

Odaya girdiğimde valizlerimizin çoktan yukarı çıkarıldığını gördüm.

“Cemal getirmiştir,” dedi Yasmin.

Sonra yatağa baktım.

İki kişilikti.

Ama iki kişinin rahatça yayılabileceği kadar da büyük görünmüyordu.

Yasmin yanıma geldi.

O da yatağa baktı.

“Bak.”

“Ne?”

“Burada düşmeden uyumamız lazım.”

Güldüm.

“Nasıl?”

“Sende de bende de uyurken insanlık kalmıyor.”

“Ben düzgün uyuyorum.”

“Sen mi?”

“Evet.”

“Geçen ay ayağını yüzüme koydun.”

“Yanlışlıkla.”

“Bir de battaniyeyi tamamen aldın.”

“Üşümüştüm.”

“Ben de üşüyordum!”

Gülerek valizimi açtım.

“Başarırız.”

Yasmin ciddi ciddi başını salladı.

“Başaracağız. Merak etme.”

Pijamalarımızı giydik.

Sonra yatağın üzerine oturduk.

Uyumak yerine konuşmaya başladık.

Yasmin bana ailesini anlatıyordu.

Kimin kiminle küs olduğunu, kimin kime ne dediğini, hangi akrabanın hangi olay yüzünden üç ay eve gelmediğini...

“Bir dakika,” dedim.

“Ne?”

“Senin halanın komşusunun gelini neden Gülistan nineyle konuşmuyor?”

“Onu ben de bilmiyorum.”

“Az önce yarım saat anlattın.”

“Ben olayın yarısını biliyorum.”

“Yasmin!”

Kahkahası odayı doldurdu.

Ben de gülmeye başladım.

Bir ara Türkan ve Berat konusuna geri döndük.

“Bence Türkan seviyor,” dedim.

Yasmin bana döndü.

“Bence mi?”

“Tamam, kesin seviyor.”

“Berat da seviyor.”

“E niye konuşmuyorlar?”

“Çünkü ikisi de salak.”

Yine gülmeye başladık.

O sırada kapı tıklatıldı.

“Girin,” dedi Yasmin.

Kapı açıldı.

Gülcan teyze başını içeri uzattı.

“Kızım, rahat mısınız?”

“Evet anne.”

Ben de doğruldum.

“Çok rahatız, teşekkür ederim.”

Gülcan teyze içeri girdi.

“Hiç teşekkür falan kabul etmem.”

Gülümsedi.

“Sen de benim kızımsın artık.”

Gülümsemem yavaşça silindi.

Sen de benim kızımsın artık.

Basit bir cümleydi.

Belki onun için öylesine söylenmişti.

Ama benim için değildi.

Boğazımda bir şey düğümlendi.

Gülcan teyze yüzüme bakınca kaşlarını hafifçe çattı.

“Ne oldu kızım?”

Başımı iki yana salladım.

“Hiç.”

Birkaç saniye tereddüt ettim.

Sonra ağzımdan nasıl çıktığını bile bilmeden sordum.

“Size sarılabilir miyim?”

Gülcan teyzenin yüzü yumuşadı.

“Tabii ki.”

Yanına yaklaştım.

Kollarımı ona sardığım anda o da beni sımsıkı sardı.

Elini sırtımda gezdirdi.

Sonra saçımı okşadı.

“Güzel kızım.”

Gözlerimi kapattım.

O an tarif edemediğim bir şey hissettim.

Hayatım boyunca bilmediğim bir sıcaklık.

Bir annenin saçını okşaması nasıl bir şeydi?

Bir annenin sana “kızım” demesi?

Birinin seni hiçbir şey beklemeden kollarına alması?

Bilmiyordum.

Ama o birkaç saniyede öğrendim.

İçimde yıllardır varlığını bile fark etmediğim bir boşluk sanki kendini hatırlatmıştı.

Gülcan teyzenin omzunda biraz daha kalmak istedim.

Belki çocukça bir istekti.

Ama umurumda değildi.

Tam o sırada Yasmin'in sesi geldi.

“Kendimi dışlanmış hissediyorum.”

Gözlerimi açıp ona baktım.

Yatağın üzerinde kollarını göğsünde birleştirmiş, sahte bir küskünlükle bize bakıyordu.

Gülcan teyze güldü.

“Gel kızım.”

Yasmin yataktan kalkıp yanımıza geldi.

Üçümüz birbirimize sarıldık.

“İşte şimdi oldu,” dedi Yasmin.

Gülcan teyze yanağından öptü.

“Sen hâlâ çocuk gibisin.”

“Senin yanında öyleyim.”

Bir süre sonra Gülcan teyze geri çekildi.

“Neyse, ben çıkayım. Hadi iyi geceler. Erken uyuyun.”

“Tamam anne.”

“İyi geceler Gülcan teyze.”

Kapıya yöneldi.

Sonra bana dönüp kaşlarını kaldırdı.

“Teyze?”

Bir an anlamadım.

Sonra gülümseyerek başımı eğdim.

“İyi geceler.”

“İşte böyle.”

Gülerek odadan çıktı.

Kapı kapandığında Yasmin bana baktı.

“Annem seni benden çok sevecek.”

“Saçmalama.”

“Ciddiyim.”

Yastığı alıp ona attım.

“Uyu.”

“Şiddete başvurma.”

“Uyu Yasmin.”

“Tamam.”

Işığı kapattık.

Ama tabii ki uyumadık.

Karanlığın içinde yine konuşmaya başladık.

Bir şey söyledi.

Güldüm.

Ben bir şey söyledim.

O güldü.

“Sus,” dedim bir ara. “Aşağıdan duyacaklar.”

“Duysunlar.”

“Bizi deli sanacaklar.”

“Beni zaten biliyorlar.”

“Doğru.”

“İnci!”

Yine kahkaha attık.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.

Kahkahalarımız yavaş yavaş kısa cümlelere, cümlelerimiz anlamsız mırıldanmalara dönüştü.

Göz kapaklarım ağırlaştı.

Yasmin'in söylediği son şeyi bile tam anlayamadım.

Sonra uykuya daldım.

---

Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum.

Ama bir anda gözlerimi açtım.

Oda karanlıktı.

Birkaç saniye tavana baktım.

Neden uyandığımı anlamaya çalışırken boğazımdaki kuruluğu hissettim.

Susamıştım.

Elimi uzatıp komodinin üzerindeki sürahiyi aldım.

Hafifti.

Kaşlarımı çattım.

Boştu.

“Harika.”

Yasmin'e baktım.

Uyuyordu.

Omzunu dürttüm.

“Yasmin.”

“Hıh…”

“Yasmin.”

“Ne?”

“Su kalmamış.”

Gözlerini bile açmadı.

“Git alsana kızım, ne uyandırıyorsun?”

“Nerede?”

“Ne nerede?”

“Su.”

“İnci…”

“Ne?”

“Aşağıda.”

“Tam olarak nerede?”

“Ne bileyim…”

“Burası senin evin.”

Cevap gelmedi.

“Yasmin?”

Hafif bir horlama sesi duydum.

Gözlerimi devirdim.

“Tamam.”

Yataktan kalktım.

Sürahiyi elime aldım.

Kapıyı sessizce açıp koridora çıktım.

Evin içi gündüz olduğundan tamamen farklı görünüyordu.

Sessizdi.

Fazlasıyla sessiz.

Merdivenlerden dikkatlice indim.

Bir basamak hafifçe gıcırdayınca durdum.

Kimse uyanmadı.

Aşağıya ulaştığımda etrafa baktım.

“Şimdi mutfak neredeydi?”

Gündüz kalabalığın peşinden yürüdüğüm için hiçbir yere dikkat etmemiştim.

Bir kapıyı açtım.

Salon.

Kapattım.

Diğer tarafa yürüdüm.

Bir kapı daha.

Sonunda mutfağı buldum.

Kapısı hafifçe aralıktı.

İçeriden soluk bir ışık geliyordu.

“Allah'tan.”

Kapıyı biraz daha açıp içeri girdim.

Tam sürahiyi tezgâha bırakacaktım ki durdum.

Buzdolabının kapağı açıktı.

İçinden yayılan beyaz ışık mutfağın bir bölümünü aydınlatıyordu.

Ve buzdolabının önünde…

Biri duruyordu.

Kalbim bir anda hızlandı.

Uykum saniyesinde dağıldı.

Kim olduğunu seçemedim.

Uzun boylu biriydi.

Sırtı bana dönüktü.

Elimdeki sürahi titredi.

Adam hareket etti.

Ben bir adım geri attım.

O da arkasını dönmeye başladı.

Beynim düşünmeden önce bedenim tepki verdi.

Sürahi elimden kaydı.

Yere çarpan camın sesi bütün mutfağı doldurdu.

Ve ben var gücümle bağırdım.

“HIRSIZ VAR!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…