1. bölüm · Yalan
Zorla evlilik
Merhaba, ben Melis. 2000 yılında İstanbul’da doğdum. Hayatım dışarıdan bakıldığında ışıltılı görünse de aslında bir suç imparatorluğunun, yani bir mafya ailesinin içine doğdum. Yakın zamanda kardeşimi kaybettim; acısı hâlâ kalbimin en derin yerinde bir kor gibi yanıyor. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Kardeşimin katili, can düşmanımız olan ailenin oğlu Koray Çakıroğlu. Koray, o karanlık gecede hem kendi kardeşini hem de benim kardeşimi öldürdü. Bir insan bunu nasıl yapabilir, aklım almıyor.
Tam bu karanlık düşüncelere dalmışken annem odaya girdi. Sesi buz gibiydi:
— Kocan gelecek, gelinlik bakmaya gideceksiniz. Hazırlan!
"Kocan" kelimesine öyle bir vurgu yapmıştı ki sinirden ellerimin titrediğini hissettim. Evet, yanlış duymadınız; kardeşimin katiliyle evleniyorum. Mecburum... Daha fazla düşünmekten kaçmak için ayağa kalkıp üzerime bir şeyler geçirdim ve aşağı indim.
Annem, bu evlilikten dolayı öylesine memnundu ki neredeyse sevinçten göbek atacaktı. Onun aksine babamın gözlerinde derin bir keder vardı. Çocukluğumdan beri annem bana bir kez olsun şefkat göstermemiş, başımı okşamamıştı. Babam ise beni her zaman el üstünde tutar, "canım kızım" derdi.
Dışarı çıkarken babama "Ben gidiyorum," dedim. Üzgün bir sesle "Görüşürüz," diye fısıldadı. Annemden ise yine çıt çıkmadı. Kapının önünde siyah bir Mercedes bekliyordu. Koray, arabanın içinde telefonuna bakıyordu. Beni görünce güneş gözlüğünü indirdi ve beni baştan aşağı süzdü. Bu küstah bakışı beni rahatsız etse de umursamamaya çalışarak arabaya bindim.
— Merhaba, dedim soğuk bir sesle.
Cevap vermedi.
— Öküz müsün? diye çıkıştım.
Sonunda konuştu:
— Bana bir daha öküz dersen, olacaklardan ben sorumlu değilim.
— Tamam ya, abartma!
2. Bölüm: Beyaz Elbisenin Ağırlığı
Birkaç dakika sonra mağazaya varmıştık. Koray bir köşeye geçip oturdu. Ben ise ruhsuz bir şekilde gelinliklere bakmaya başladım. Görevli yanıma gelip, "Merhabalar efendim," diyerek bir model gösterdi. Beğendiğim bir tanesini alıp kabine girdim.
Aynada kendimi o beyaz elbiseyle görünce boğazıma koca bir yumru oturdu. Bu gelinlik benim için bir kefen gibiydi. Dışarı çıkıp Koray’a "Nasıl olmuş?" diye sordum. Kısa ve net bir cevap verdi: "Güzel." Ödemeyi yapıp eve döndük. Babam beni kapıda "Aldın mı gelinliğini kızım?" diyerek karşıladı. "Aldım baba," dedim ve hızla odama çıktım.
3. Bölüm: Büyük Gün ve Büyük Sır
Düğün sabahı en yakın arkadaşım Ece kahvaltıya geldi. Gözyaşlarımı tutamıyordum.
— Ece, inanabiliyor musun? Kardeşimin katiliyle evleniyorum. Aynı evde kalıp aynı yastığa baş koyacağım.
Ece bana sarıldı, sırtımı sıvazladı. "Seni anlıyorum canım, yapacak bir şey yok," diyerek beni teselli etmeye çalıştı.
Kuaför, makyaj, konvoy derken kendimi düğün salonunda, Koray ile dans ederken buldum. Gözümden bir damla yaş süzüldü, hemen sildim. Saatler süren bu işkence bittiğinde eve, o devasa ve soğuk malikaneye geldik. Odama çıkıp gelinliğin fermuarıyla boğuştum ama açamadım. Koray’ı çağırmak zorunda kaldım.
— Koray, fermuarı açmama yardım eder misin?
Geldi, fermuarı yavaşça indirdi. Nefesi tenime değdiğinde tuhaf bir ürperti hissettim. Hemen üzerimi giyindim. Yatağa geçtiğimizde aramıza bir yastık koyarak sınırımızı çizdik.
4. Bölüm: Geçmişin Kanlı Yüzü
Yatağa uzanmıştım ama uyku tutmuyordu. Telefonumu elime aldığımda gördüğüm haber başlığıyla dünyam başıma yıkıldı:
"Hakan Çakıroğlu, hem kendi oğlunu hem de Yavuzoğlu ailesinden Elif Yavuz’u öldürdü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı!"
Dehşet içindeydim. Katil Koray değil, babamdı! Beni kandırmıştı. Ama babam neden kendi oğlunu ve düşman ailenin kızını öldürsün ki? Koray’ın balkona çıkıp hıçkıra hıçkıra ağladığını ve bir sigara yaktığını gördüm.
Birkaç gün öncesine dönelim...
Arda (Koray’ın kardeşi), düşman ailenin kızı Elif ile gizli bir aşk yaşıyordu. O gün büyük bir heyecanla buluşacaklardı. Arda, annesine "arkadaşlarla takılacağım" diyerek evden çıktı. Bir kafede Elif ile buluştular. Tam her şey yolunda giderken, Arda’nın babası Hakan onları fark etti.
Hakan, kafeye dalarak öfkeyle bağırdı:
— Oğlum, senin bu kızla ne işin var? Bir daha bu kızla görüşmeyeceksin!
Arda ise kararlıydı:
— Baba, ondan vazgeçmem. İstersen beni öldür!
Hakan, o gün onları tehdit ederek oradan ayrıldı. Ancak Arda ve Elif vazgeçmedi. Birkaç gün sonra kimsenin olmadığı tenha bir köy yolunda buluştular. Elif’in annesi bu aşka engel olmaya çalışsa da onlar birbirlerine deliler gibi aşıktı.
O tenha yolda buluştukları sırada Hakan Çakıroğlu (Arda'nın babası) aniden karşılarına çıktı. Silahını Arda’ya doğrulttu.
— Ben sana demedim mi bu kızla görüşmeyeceksin diye!
Arda şok içindeydi:
— Baba, ne yapıyorsun? Sen kendi oğlunu mu öldüreceksin?
Hakan’ın gözü dönmüştü:
— Ben senin gerçek baban değilim! Yıllarca seni ve kardeşini öldürmek istedim!
Hakan tetiği çekmek üzereyken
Elif, sevdiği adamı korumak için bir an bile tereddüt etmeden öne atıldı.
— Onu öldürmeyin, beni öldürün! diye haykırdı.
Ancak Hakan’ın gözü tamamen dönmüştü. Tetiği çekti; mermi Elif’in karnına saplandı. Genç kız acı içinde yere yığılırken Arda’nın feryadı gökyüzünü yardı. Arda, dizlerinin üzerine çöküp Elif’in cansız duran bedenine sarıldı:
— Elif! Ben sensiz nasıl yaşayacağım?
Arda hüngür hüngür ağlıyordu, ama bu manzara bile Hakan’ın taşlaşmış kalbini yumuşatmaya yetmedi. Soğukkanlılıkla silahını yeniden doğrulttu ve tetiği ikinci kez çekti. Kendi öz oğlu sandığı Arda’yı da oracıkta vurdu.
Tam o sırada arkadan gelen bir ayak sesiyle irkildi. Bir köylü, olan biteni dehşet içinde izliyordu. Hakan hızla köylünün yanına gitti, silahın namlusunu adamın boğazına dayadı:
— Eğer birine bir şey söylersen, olacaklardan ben sorumlu değilim!
Adam korkudan titreyerek fısıldadı:
— Tamam... Söylemem.
6. Bölüm: İhanetin Gölgesinde Bir Ev
Hakan, arkasında iki ceset bırakarak arabasına yürüdü ve eve döndü. Kapıyı eşi Ayşe açtı.
— Hoş geldin hayatım, dedi Ayşe, ama kocasının yüzündeki karanlığı fark etmemişti. — Arda nerede? Hâlâ gelmedi.
Hakan cevap vermek yerine kapıyı sertçe kapattı ve silahını karısının boynuna dayadı. Ayşe neye uğradığını şaşırmıştı, nefesi kesildi.
— Arda’yı ben öldürdüm, dedi Hakan buz gibi bir sesle. — Eğer birine söylersen, seni de öldürürüm!
Ayşe’nin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu:
— Sen nasıl böyle bir şey yaparsın? O senin oğlun!
— Sus, çok konuşma! Birine söyleyecek misin, onu söyle!
— Söy-le-mem... diye inledi Ayşe.
7. Bölüm: Koray’ın Dönüşü ve Sahte Vedalar
Tam o gerilim dolu anda kapı çalındı. Gelen Koray’dı. İçeri girdiğinde evdeki ağır havayı hemen hissetti.
— Ben geldim, dedi Koray.
Ayşe, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak "Hoş geldin oğlum," dedi. Koray’ın ilk sorusu ise kardeşi oldu:
— Arda nerede?
Hakan, sanki sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi yanıtladı:
— Öldü.
Koray duyduklarına inanamadı, beyninden vurulmuşa döndü:
— Ne? Kim öldürdü?
Ayşe, korkuyla Koray’a dönerek haykırdı:
— Sen yaptın! Sen öldürdün, katilsin sen!
Koray şok içindeydi:
— Hayır, ben yapmadım! Ben asla böyle bir şey yapmam!
Hakan araya girip baskıyla üsteledi:
— Yaptın işte!
Koray daha fazla dayanamadı, öfke ve acıyla bağırdı:
— YETER BE! GİDİYORUM BEN!
Ayşe, kocasının tehditkâr bakışları altında oğluna yalvardı:
— Oğlum, ben de geleyim.
Koray şaşkındı:
— Tamam gel de... Niye?
— Öyle, geleyim işte...
Koray dışarı çıktığında Hakan, Ayşe’yi kolundan tutup son kez uyardı:
— Bana bak Ayşe! Eğer Koray’a bir şey söylersen ölürsün, anladın mı?
— An-la-dım...
8. Bölüm: Sessiz Yas
Dışarı çıktıklarında Koray, annesinin beti benzi atmış halini görünce sordu:
— Ne oldu anne?
— Yok bir şey oğlum, babanla konuştuk sadece.
— Nerede kalacağız peki?
— Bir arkadaşım ev ayarladı, orada kalırız.
Eve vardıklarında Koray, kardeşinin ölüm haberiyle yıkılmış bir halde odasına çekildi. Arda’yı her şeyden çok seviyordu. Aklı almıyordu; babası nasıl olur da Koray’ın kardeşini öldürdüğünü iddia edebilirdi? Kendi öz babası, onun böyle bir canavarlığı yapabileceğine nasıl inanabiliyordu? Kardeşine kıyamazdı o; onun saçının teline zarar gelse dünyayı yakardı. Yatağına uzandı, hıçkırıklarını yastığa gömerek ağlaya ağlaya uykuya daldı.
